15 Temmuz UOK


Osman Temiz

Osman Temiz

18 Ağustos 2016, 12:19

Uluslararası Olimpiyat Komitesi, kısaca UOK…

UOK, topyekûn dünyada tatbik edilen Modern Sporun çatı organizasyonudur.

Aynı zamanda Modern Olimpiyat Oyunlarının kurucu hamisi ve organizatörü olan UOK, dünya sporuna ülkelerde adına “milli” dedikleri Milli Olimpiyat Komiteleri ve yine adına “milli” dedikleri Milli Spor Federasyonları vasıtasıyla hükmetmektedir.

Evet; UOK, bütün dünya sporuna, diğer bir ifadeyle de modern spora iki koldan hükmetmektedir. Bunlardan biri Uluslararası Spor Federasyonları (USF), diğeri ise Millî Olimpiyat Komiteleridir (MOK).

UOK, USF’ler vasıtasıyla Millî Spor Federasyonlarına (MSF), MSF’ler vasıtasıyla da Spor Kulüplerine hükmetmektedir.

Bu arada, topyekûn dünyada sporunun Modern Spor anlayışına göre ele alınıp icra edildiğini, modern sporun ise ruhî ve fikrî temellendirmesinin Hristiyan-Yahudi Batı fikir ve yaşayışına göre şekillendirildiğini, Hristiyan-Yahudi Batı fikir ve yaşayışının ise, “Eski Yunan Kültürü, Roma nizâmı ve Hristiyan Ahlâkı”ndan müteşekkil bir medeniyetin çağımıza bir yansıması olduğunu söyleyelim.

Kurthan Fişek, Spor Yönetimi isimli eserinde, diktatoryal yapısından ötürü UOK’yı bir “Dünya Devleti”ne benzetir. Topyekûn dünya sporuna hükmettiği ve bunu da ülkelerden bağımsız olarak yönettiği düşünüldüğünde bu yakıştırmanın yersiz olmadığı anlaşılır. Bu tesbite doğrudan katılmakla birlikte, aslında UOK’nın Kristal Krallık hayali güden ve merkezinde Yahudi olan Şeytan elçilerinin bir “rol model” olarak benimseyip tatbik ettikleri büyük bir organizasyon olduğu söylenebilir. Hâlihazırda topyekûn dünyada yapılmak istenen, UOK’nın yaptığının bir benzerine ulaşmaktır. MOK’ların ve MSF’lerin yerine Ülkelerin varlığı düşünüldüğünde bu mevzu daha da netlik kazanır.

UOK, ülkelerdeki üyeliklerini bizzat kendisi temsilci/maşa olarak seçmektedir. UOK’nın ferdî üyelikleri, söz konusu Komite tarafından tanınan ülkelerden birinin yurttaşı olmak şartıyla, UOK’yı o ülkede temsil etmek üzere Uluslararası Jüri Konseyi tarafından seçilmektedir. Temsilci/maşa olarak seçilen üye kişi, mensubu olduğu ülkenin UOK’daki temsilcisi değil, UOK’nın o ülkedeki elçisi/maşası ve sözcüsüdür. UOK temsilcileri/maşaları, kendi ülkelerinin hükümetlerinden talimat al(a)mazlar. Bundan dolayıdır ki, üye ülkelerdeki Komite üyelerine, yani temsilci olarak adlandırılan maşalara “sömürge valisi” yakıştırması yapılmaktadır… Kurthan Fişek’in Spor Yönetimi isimli eserinden:

“Görüldüğü gibi, Uluslararası spor hiyerarşisi, yapının belli basamaklarını netleştirmek için kullanılan idarî–siyasî kavramların (Ör: federasyon, millî) uyandırabilecekleri ilk izlenimin aksine, millî birimlerin kendi hür iradeleriyle bir araya gelerek yine kendi hür iradeleri doğrultusunda bazı yetkilerini bir üst organa aktarmalarıyla oluşan ‘federatif’ bir yapı değil, özel kişilerce kurulduğu, yaşatıldığı, yenilendiği ve işleyiş kurallarına bağlandığı için ‘millî’ nitelikli üyelerinin etki ve iradelerini en azda tutan ve kural olarak yukarıdan aşağıya işleyen “tek parçalı” bir gövdedir. Hatta bir adım öteye giderek, beliren bu idarî yapının, üyeliğe alınma ön şartı olarak aday ülkelerin karşısına belirlenmelerinde söz haklarının olmadığı bir ilke ve kurallar bütünü çıkaran, seçicileri seçileceklere seçtirdiği için aşağıdan yukarıya işleyecek bir denetime büyük ölçüde kapalı olan, kendi kurallarını kendisi koyan (yasama), koyduğu kuralları uygulayan (yürütme) ve kurallara uymayanları da yaptırımcı bir biçimde denetleyen (yargı), üyelerinin iradesinden tamamen bağımsız bir ‘toplu irade’, bir ‘dünya devleti’ görünümü taşıdığı bile söylenebilir.”

Merkezinde Yahudi olup, Kristal Krallık hayali güden ve yeni bir “Dünya Devleti”nin kurucu hamisi olmak isteyen “Vatansızlar” da diyebileceğimiz bir uluslararası güç, seçtikleri temsilciler/maşalar vasıtasıyla ülkeleri kurdukları sisteme dâhil etmek arzusundadırlar. Aksi düşüncede olanları veya karşı tavır takınanları, yani milli iradeyi temsil eden sahici insan soyunun temsilcilerini ise tasfiye etmek istemektedirler. Ülkemizde gerçekleştirilen 15 Temmuz Darbesini bir de bu yönüyle okumak gerekir.

Hiç şüphe yok ki Fettoş, Kristal Krallık hayalini gerçekleştirmek isteyen ve merkezinde Yahudi olan bir uluslararası örgüt tarafından seçilmiş bir maşadır. İBDA Mimarı’nın Fettoş yakıştırması bir yana, onun hakkında Yahudi şeyi tabirini kullanması boşuna değildir.

Evet; merkezinde Yahudi olan bir uluslararası güç, UOK vesilesiyle sporda gerçekleştirdikleri “Dünya Devleti” hâkimiyetlerini bütün dünya devletleri sathında gerçekleştirmek istiyorlar. Topyekûn dünya devletlerine, özellikle de karşı duruş sergileme potansiyeli taşıyan halkı Müslüman devletlere büyük bir saldırı başlatmış bulunmaktadırlar. Bu saldırıyı geri püskürtme potansiyelinin sadece halkı Müslüman olan ülkelerde olduğuna hiç şüphe yoktur. Nitekim 15 Temmuz’da bunun merkezî direnç noktasının Türkiye’deki Müslümanlar olduğu çok açık bir şekilde görülmüştür. Denebilir ki, taraflar 15 Temmuzda netleşmiş olup, büyük kıyıma yol vermek potansiyeli olan Büyük Savaş (buna Melhame-i Kübra denir mi bilemiyorum, ama Üstad Necip Fazıl’ın, mealen, “leşlerin azametini göreceğiz!” tabiri hatırda!) başlamıştır. Ya Kristal Krallık hayali güden ve Şeytanın elçileri olan Yahudi şeyleri, ya da İstikbâl İslâm’ındır mânâsının zuhuruna yataklık eden Müslümanlar kazanacak! Allah büyüktür!

Evet; tarafları netleşmiş olan büyük bir savaşın tam ortasındayız. Saldırı altında olan bütün bir dünyanın kendisini bu saldırıdan nasıl kurtaracak sorusu hâlihazırda cevabını henüz bulabilmiş değildir. Daha doğrusu, bu cevabın nerede yuvalandığı, bunun da Büyük Doğu-İBDA ruh ve fikir sisteminde mündemiç olduğu henüz görülebilmiş değildir. Yahudi şeyi veya şeytanın elçileri biliyorlardır ki, bu savaşta Müslümanların bertaraf edilmesi kendilerine Kristal Krallık yolunu açacaktır. Ama Müslümanlar da biliyor ve inanıyorlardır ki, bu savaşta vaadinden dönmeyen Allah, vaadini gerçekleştirecek ve de nurunu tamamlayacaktır.

Sonuç: “Rol model” olarak seçilen modern sporda “Dünya Devleti” hâkimiyetlerini gerçekleştirenlere karşı topyekûn bir savaş verilmesi gerektiği aşikâr olduğuna göre, bize düşen düşmanın kazanımlarına karşı esaslı bir savaş başlatmak olmalıdır. Yani kazanılmış mevzi olarak gördükleri modern sporu işlemez duruma getirmek ve sistemlerini ayağı yere basar olmaktan çıkarmaktır. Modern sporu işlemez duruma getirebilmek için, ilk yapılması gereken modern sporların en üst kuruluşu veya çatı organizasyonu olan UOK’yı tanımamak ve onun dünya sporuna hükmettiğinin en bariz göstergesi olan başta Modern Olimpiyat Oyunlarını ve diğer Uluslararası Spor organizasyonlarını reddetmek olmalıdır. Ülke olarak böyle bir hamleyi yapmaktan imtina edenler olabilir, ancak yine de ferdî olarak, yani olimpik sporcu statüsünde olan sporcuların bu tür organizasyonlara katılmamak haklarını kullanmaları gerekmektedir. Böyle bir hamle, söz konusu savaşta büyük bir kazanım olarak belirebilir. Özellikle ben Müslümanım diyen sporcuların böyle bir davete kulak vermeleri gerekmektedir. Müslüman sporcular! Büyük Doğu-İBDA’da birleşin!.. 

Baran Dergisi 501. Sayı
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.