15 Temmuz’un Sene-i Devriyesi Vesilesiyle


Baran Demir

Baran Demir

19 Temmuz 2017, 23:35

Kahraman Anadolu insanının, girdiği her yerde milletleri kanla sindiren emperyalist deccal Amerika’nın Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) yapılanmasını birkaç saatte kahr-ı perişan eylediği gecenin adıdır 15 Temmuz. 15 Temmuz Halk İhtilâli ile Müslümanlar ve Türkiye, yeni bir aşamaya girmiş oldu; milletimize özgüven geldi ve bunun getirdiği halet-i ruhiye ile devlet de biran önce kendine çekidüzen vermek durumda kaldı. 15 Temmuz Halk İhtilâli, Allah nizamının Anadolu’da tesis edilmesinin ön aşamasıdır. Bu aşamadan itibaren her şey çok hızlı seyredeceğine dair bir kanaat var içimizde. Yaşananlar da bunu doğrulamaktadır. “Kazanılmış zaferin kumandanı çok olur” demişler, 15 Temmuz zaferini tezatsız küfür ocakları hariç, farklı ideolocya mensupları kendilerine yontmaya çalıştılar. Her zaman “gerçekçilik”ten dem vuran bu fraksiyonların düştüğü bu komik vaziyet, kendi hayal ve vehimlerine boğulmuş bir şizofrenin, kendi kendine hesap kitap yapa yapa konuşmayı unutmuş bir manilinin durumundan daha vahim bir ruh hastalığının eseridir. 15 Temmuz, ortak İslâm ruhunun zaferidir ve İbda Mimarı’nın “her şey galibine tabidir” hikmeti mucibince tarih tarafından nihayetinde BD-İbda’nın hanesine tescil edilecektir.

Ben ve yanımdaki iki gönüldaş saat 18.00 civarında Altunizade’den Şehitler Köprüsü yoluna giriş yaptık. Burada insan yoğunluğu seyrekti, ta ki Altunizade Köprüsü’ne ayak bastığımızda solumuzda Şehitler Köprüsü’nün girişine uzanan yaklaşık 2 km’lik mahşerî kalabalığı gördük; birkaç dakika yürüdükten sonra biz de o kalabalığı oluşturan bireylerden biriydik. Yolda bariyerlere şehidlerin resimleri sıralanmıştı. Yanımda getirdiğim idealimiz Başyücelik Devleti’nin bayrağını yol tarifettiğim bir vatandaştan rica ile aldığım çubuğa takarak dalgalandırdım. Yol boyunca insanlar bayrağa merakla baktı, tek farklı bayrak bizdeydi lâkin kırmızı-beyaz Türk bayrağıyla mânâ birlikteliği vardı. Biraz daha ilerledik ve polis arama noktasını geçerek şenlik alanına vardık. İnsanlar kıpır kıpır, hep bir ağızdan gür sesle tekbirler yükseliyor… Bir anlık arkamızda yaklaşık 30 kişilik bir grubun taşıdığı büyük bir bayrak belirdi, biz de bayrağın en önüne geçerek bir miktar mesafeyi o şekilde kat ettik. Grup aralıksız tekbirler getiriyordu, o sırada platforma yakın yerlerde kurulan dev ekranlarda ayetler gözüküyor ve ses kaydından Kur’an okunuyordu, birkaç ayet okunduktan sonra bir süre de marş dinletildi, platformda ise görevli bir ajitatör millete güya coşku verecek konuşmalar yapıyordu, bir anlık gafletle ağzından şu cümleler döküldü: “249 şehid verdiğimiz bu hüzünlü günümüzde…” hemen insanlar müdahale ederek seslerini yetirebildiğince bağırdılar: “Hüzün günü de nedir, bugün zafer kutlamaya geldik!” Bir an birkaç saniyelik sessizlik çöktü alana, tam o anda yanımdaki bir gönüldaş şimşek gibi atılarak “Fetullah gelecek hesap verecek!” diye slogan atmaya başladı ve kitle büyük bir coşkuyla eşlik etti. 15 Temmuz gecesi bu insanlar memleketi, Müslümanları kurtardı diye hatırlayıp gıpta ile baktım, neticede her biri bir kahraman olan yüzlerce insanın içerisindeydik. 5 defa binlerce insanla köprüyü inlettik: “Fetullah gelecek hesap verecek!” O kalabalık içerisinden birkaç adım daha atabildik ve nihayet “15 Temmuz Şehidler Makamı’nın önüne kadar geldik. İnsanlar ağaç dallarına, belediye ve basın araçlarının tepesine, bariyerlerin üstlerine çıkmış, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bekliyordu. Meydanda özellikle tarikat ehli olduğu belli olan sarıklı şalvarlı insanımız dikkat çekiyordu. Köprüde 40-45 dakika bekledikten sonra arkadaşlarla beraber Çengelköy’e doğru yürümeye karar verdik. Yolda birkaç defa bayrağımızı gören vatandaş bizimle fotoğraf çekilmek istedi, çekildik. Beylerbeyi yolu üzerinde yabancı basından gelenlere de tesadüf ettik, konuşmaya niyet ettik ama o sırada kayıtta değillerdi. Millet köprüye doğru yaşlısı, çocuğu, kadını, genciyle akın akın gidiyordu. Çengelköy’e yaklaştığımız sıralar önden bir kortej aracı geçti, anladık ki Başbakan Binali Yıldırım buradan geçecek. Çünkü programı Çengelköy’de Şehidler için inşa edilen büyük sebilin açılışıyla başlayacaktı. Biraz daha mesafe kat ettikten sonra İBB Başkanı Kadir Topbaş’ı gördük, yanında birkaç insandan başka kimse yoktu, millet akın akın kalabalıklar halinde sağından solundan geçiyordu. Hakkında FETÖ ile en ufak bir ünsiyet iddiası bulunan kimselere karşı milletin büyük tepki gösterdiğine bu vesileyle bir daha şahid olduk. Hemen 100 metre gerisinden de büyük bir halk kitlesi geliyordu, Başbakan Binali Yıldırım ve birkaç milletvekilini seçebildim aralarından, tezahüratlarla köprüye doğru yürüdüler. Biz Çengelköy’de yaklaşık bir saat vakit geçirdikten sonra tekrar köprüye doğru yürüdük, lâkin köprüye bu sefer çıkamadık. Aşırı kalabalık olduğundan geç gelenler de çıkamayıp Beylerbeyi’nde programı takip ettiler, zaten konuşulanların hepsi Küplüce’deki tepeden naklen yankılanıyordu. Başbakan konuşmasını icra etti ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ise büyük bir kalabalıkla Kısıklı’daki evinden köprüye gelerek konuşmasını gerçekleştirdi. Halk büyük bir coşkuyla onu dinledi. Şehidler Makamı’nın açılışını gerçekleştiren Erdoğan, Ankara’ya gitmek üzere alandan ayrıldı. Saat 22.00 gibi biz de insanlarla beraber Üsküdar’a yürümeye başladık. Yaya 20 dakika süren yolun 10 dakikasını tekbirler getirerek bitirdik. O sırada farklı farklı ilçelerden konvoy halinde Ülkücü kardeşlerimiz geliyordu, muhtemelen Kısıklı’da tutulacak nöbete doğru yol alıyorlardı. Üsküdar’a vardığımızda Ak Parti ilçe teşkilatlarının kaldırdığı Eyüp vapuruna bindik, yanımdaki gönüldaşla günü değerlendirirken bizi dinleyen yaşlı bir amca fırsatını bulup bana sordu “Nasıldı orası, neler oldu?” ben de çektiğimiz fotoğrafları göstererek kendisine özet geçtim, iman coşkusuyla fıkır fıkır kaynayan kalabalıktan bahsedince iç geçirerek “Biz de gitmeye çalıştık ama kalabalıktan varamadık be oğlum” dedi.

Müslüman milletler içerisinde böyle bir zafer pek azına nasip olmuştur kuşkusuz, zamanın deccali ABD ile mücadele eden milletlerin ahvalini görüyoruz... Bugün ABD’nin yara almasındaki birinci olay İkiz Kuleler’e gerçekleştirilen şehadet eylemiyse, bir diğeri, ABD-NATO destekli orduyu, aralarında koordinasyon olmadan, kendinden zuhurla ve elinde adam akıllı silah bile olmayan insanların dize getirmiş olmasıdır kuşkusuz. Yazımızı sonlandırırken 15 Temmuz şehitlerimize rahmet diler, şefaatlerine nail olmak için dua ederiz. Bilhassa da Müslüman Anadolu insanının her birinin “yürüyen şehid” olduğunu hatırlatırız.

Baran Dergisi 549. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.