7. Uluslararası Dergi Fuarı'ndan Hatırımızda Kalanlar


Oğuz Can Şahin

Oğuz Can Şahin

19 Mayıs 2016, 20:51

Türkiye Dergiler Birliği (TÜRDEB) tarafından bu yıl yedincisi düzenlenen Uluslararası Dergi Fuarı’nda Baran Dergisi ve Aylık Dergisi’ni temsil etmek üzere bulundum. Bazı dergiler tanışmak, bazı dergiler de kendilerini tanıtmak üzere oradaydı. Fuar 10-15 Mayıs tarihlerinde 9.30-21.00 saatleri arasında gerçekleşti; başta Almanya, Afganistan, Bosna Hersek, Karadağ, Cezayir, Sırbistan, Makedonya, Hollanda gibi 20 ülkeden 305 farklı dergi Sirkeci Tren Garı’ndaydı. Biz de bu proje sayesinde hem okurlarımızla görüşme hem de kendimizi tanıtma fırsatını yakalamış olduk. Geçen yılki 6. Uluslararası Dergi Fuarı’na katılmadığım için, ne yazık ki kıyaslama yapamayacağım. Ancak kısa bir araştırma yaptığımız zaman geçen yıl 12 ülkeden 165 derginin katıldığı söyleyebiliyoruz. Geçen sene katılıp, bu sene de katılmış bulunan dergici arkadaşlar da geçen yıla nisbetle ziyaretçi sayısının daha az olduğunu ifade ettiler. Sabah saatlerinde fuara ilgi azken, öğlen ve akşamüstü ilgi artıyordu. Ben de fuara katılımcı sayısının az olduğu saatlerde, diğer dergici arkadaşlarla tanışıp göz ucuyla dergilerini inceledim.
Bence her bir dergi aslında okuldur. Bunu bünyesinde bulunmaktan gurur duyduğum dergiden öğrendim. Her dergiyi çıkarmaktaki maksat; kendini ifade edebilmek, öğrenmek, önce kendine daha sonra da topluma faydalı olmaktır. Dolayısıyla, diğer dergilere göre bizim fikriyatımızın çok daha üstün, tüm dünyayı kapsayıcı olduğu kanaatine bir kez daha varmış oldum. Dedik ya diğer standları görme fırsatları bulduk diye, şu manzaralarla karşılaştık; kimi dergilerin tek fikri “haydi dergi çıkaralım” iken, kimi dergiler sadece kâr amacı gütmekte. Kimi dergiyse orada bulunma sebebini bile unutmuş vaziyette. Kendinin “dava” amaçlı olduğunu iddia eden dergileri de şöyle bir soruşturdum; “hangi fikre nisbetle, ne için?” Bazıları, “nisbet”in manasını sorarken, bazıları da sanki Ammon Rahipleri’nden birini görmüş gibiydi.
Bir başka hâdise daha paylaşalım; yine fuarda turluyordum. Kapağında bir kuş bulunan ve kendilerinin “edebiyat dergisi” olduğunu iddia eden bir standa rastladım. Daha iyi bir kuş seçimi yapılabilecek olmaları bir tarafa “peki nasıl uçacağız” diye sorduğumda, onları itham ettiğimi düşündüler herhalde. Onlara Martı Jonathan Livingston’u sordum. Her hallerinden belliydi bilmedikleri, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı özel olarak beni çağırtıyormuş gibi yapıp, postacı yürüyüşüyle –hızlıca-  oradan uzaklaştım. Oysa Üstad’ın çerçevelediği şekliyle edebiyatın aslı şudur: “Kuru kuru tebliğden ziyade, için için nüfuz ve telkin vasıtası diye gösterebileceğimiz güzel sanatların başında söz sanatı, edebiyat gelir. Edebiyat çok şubeli ve ilmi de kucaklayan tarafları olmasından ötürü, kuru fikre muhtaç olmayan öbür sanatlardan farklı… Ama kanatlarının çokluğu ve genişliği hem saf tefekkür, hem de tahassüste onu birinci mevkide oturtur ve güzel sanatların başına geçirir. Şiir, nesir, roman, hikâye, hitabe, kitabe nevileriyle edebiyat, İslâmın kanadı altında koruduğu ve azizleştirdiği bir sindirme, kana geçirme ve büyüleme vasıtasıdır. Söz, bizzat güzel sanat…” (1)
Öte yandan fuarın son günü, yani 15 Mayıs Pazar günü öğleden sonra Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı ve yanındaki heyet de fuara teşrif ettiler. Hayatımda ilk defa bir millî eğitim bakanı gördüm. Onlar da gayet bizim gibi insanlarmış. Tabiî ben sabah simit yiyorum, o ayrı.
Ayrıca, standımıza gelip BD-İBDA, Baran ve Aylık Dergisi hakkında soru soranlar da oldu. Biz de dilimizin döndüğünce bildiklerimizi aktardık. Bazı insanların Baran ve Aylık Dergisi’ne olan merakı beni heyecanlandırdı. Bazı insanlar da “mankurtlaştırılmış” gibiydi. Baran Dergisi’nin son iki sayısı -486-487. Sayılar- “peynir ekmek” gibi gitti. Bir de hafta sonları ek iş olarak garda çaycılık yapan, adını vermek istemediğimiz bir abi var. Kendisi sabır timsali ve samimi idi, çayı da çok güzeldi; saygılar.
Son bir şey; fuara katılım sadece ücretle olmasaydı keşke, her dergiyi 10-15 dakika sözlü imtihana soksalardı; fuardaki katılımcı sayısı yarı yarıya düşse bile vaziyet bambaşka olurdu.
 
(1)Necip Fazıl Kısakürek, İman ve İslâm Atlası, Sh. 310
Baran Dergisi 488. Sayı
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.