ABD-Türkiye Savaşı


Kâzım Albay

Kâzım Albay

04 Ağustos 2016, 13:28

15 Temmuz Halk Hareketi’ni kanlı bir ABD-Türkiye savaşı olarak görebiliriz. Bu darbe girişiminde ABD desteği açık ve zaten darbenin lideri Feto yıllardır Amerika’da. Anadolu halkının isyanında Batı ve Amerika’ya tepki ve İslâmî değerlere sahip olma hissiyatı baskındı. Darbe girişiminin CIA tarafından organize edildiği ABD’nin generallerinin “müttefiklerimiz gözaltına alınıyor!” ifadelerinde de görülüyor. Zaten FETÖ ABD’den izin almadan bir şey yapabilir mi? Delil ve belgeye ihtiyaç yoktur. Takke düştü, kel göründü...

Anadolu’nun Müslüman ahalisi 1919’da millî mücadele ile başlattığı savaşı, “gayesine ermemiş savaş bitmemiştir” diyerek hâlen devam ettirmektedir. Öyle ki 15 Temmuz 2016’da düşmana unutulmayacak bir ders vermiştir. Batı artık gerileyecek ve biz öncelikle içimizdeki Batı ve Batıcı yapılanmaları söküp ruh kökümüze döneceğiz, kendi millî ve dinî müesseselerimizi yeniden tesis edeceğiz. İnşallah dünyaya da “yeni bir dünya düzeni” teklif edeceğiz! Buradan başlasın bu kutlu mesaj…

FETÖ’nün sivil uzantıları, ister öğretmen, ister imam, ister esnaf olsun, tankın veya uçağın içinden halka ateş etmekte tereddüt etmezler. İslâm’ın iman ve bağlılığı bu değil, onun için bunlara haşhaşî deniyor. Ahmaklaşmış ve robotlaşmış kafa da diyebiliriz. Hakikati tutma değil de fanatik taraftar gibi cemaatini ve liderini tutma hastalığına dikkat etmek gerekiyor. Bu tehlikeli hal her grup ve cemaat için söz konusudur. Onun için önce edep ölçüleri lâzım, insan ve Müslüman olmanın ölçüleri. Allah, Peygamber, sahabî, evliya, âlimler ve mücahidler… Hadleri bilmeliyiz. Çünkü din edeptir, edep ise hadlere riayettir…

Kıyas için bir misal: Adam peygamber sünnetini tanımıyor ve “Kuran’dan yapacağız!” diye kendini Peygamber yerine koyuyor. Selefî-Vehhabî kafası fakat siyasî olarak, ne ilginçtir, IŞİD’e de karşı! FETÖ ise peygamberi kendi hizmetçisi gibi görüyor, istediği yere çağırıyor; bu yalanlara da inananlar oluyor. Soytarılık ve ahmaklık kol kola…

FETÖ’nün 160 ülkede okulları var, sayısı 500 civarında. Amerika himayesinde uluslararası bir örgüte dönüşüyor ve milyar dolarlara hükmediyor. Buradan Yunanistan’a para yollarsan İngiltere kanalından gidiyor; fakat FETÖ’nün para trafiği kendi arasında dönüyor. Emperyalist sistem buna nasıl müsaade ediyor? Saf Müslümanlar da “Fetullah’ın ne güzel okulları var, birçok ülkede teşkilâtlanmışlar” diye övünüyor. Bu hareket İslâmî olsa ABD buna yol açar mı?

Şunu belirtelim ki, ABD için büyük bir proje olan FETÖ yapılanması 15 Temmuz’da unutulmayacak bir tokat yedi ve bu tokadı doğrudan ABD yemiş sayılır. Kısaca, Amerika’nın karizması Türkiye’de fena çizildi; buna Avrupa Birliği’nin yavşakları da dâhil… Kâfir ABD, milletin başı olan Tayyip Erdoğan’ı öldürmeye kalktı, millete kurşun sıktı. Kırk yıldır yetiştirdiği içimizdeki FETÖ hainleri eliyle bunu yaptı. Zaten daha önceki darbeleri de Kemalistler eliyle yapmıştı, 1960, 1971, 1980 ve 28 Şubat 1997 darbelerinde hep ABD var.
Artık millî ordu, millî eğitim zamanı. Tabiî ki milletin adliyesi ve millete göre bir iktisat nizamı da olmalı. Topyekûn yeni bir sisteme doğru gidilmeli, sorunlar kökten çözülmeli. Bunun fikirde ve fiilde kadrolarından uzağız “Bir musibet bin nasihatten yeğdir” hesabı bunun dersini aldık. Batıcı hayat tarzını her sahada sorgulamak ve adım adım İslâmî düzene geçmek zorundayız. Milletin istediği de budur. Bizi kurtaracak olan Allah’ın emirleri ve Resûlü’nün buyruğudur; İslâm’a muhatap anlayıştır.

Ordu nasıl olmalı? Üstad ordunun “millet emrinde yumruk” olması gerektiğini söyler ve bütün darbeleri muhasebe ederken beynini yumruklamayı misal verir. “Beyin emrinde yumruk” olması gerekir, der. 15 Temmuz 2016’da bunun yeni bir örneğini gördük ve millete darbe yapan ordu milletten darbeyi yiyip kışlalarına döndü. Umulur ki bir daha hiç çıkmamacasına! Orduyu kesin olarak milletin emrine vermenin zamanı gelmiştir. Ordunun milletin emrinde olup olmadığını sivil idare denetlemelidir. Subayların subay ahlâkı taşıyıp taşımadığını yakinen bilmeliyiz. Çünkü elinde bolca silah olan bunu kullanmak güdüsünde olur. Bu tehlikeye her zaman dikkat edilmelidir. Mesela ABD’de niçin askerî darbe olmuyor? Orduda hiyerarşi ve terfiler nasıl? Düşmanın da olsa incelenmelidir.

Şu husus da ihmal edilmemelidir; Türkiye’deki kapitalist sistem sonlandırılmalıdır. Değerlerimize uygun iktisadî sisteme geçilmelidir. Acımasız rekabet değil, dayanışma ve paylaşımcı sistem kurulmalıdır. Bunun alt yapısı milletimizde hazır. Üstadın Büyük Doğu ideolocyasındaki “sermaye ve mülkiyette tedbircilik” ilkesine geçilmeli. Sermayenin urlaşması önlenmelidir. Tıpkı darbelerin önlenmesi hususunda tedbirler alınması gibi sermayenin de tabiri caizse darbe yapacak konuma gelmesi önlenmelidir. Bu, gelir dağılımındaki adalet için şarttır. Kimsenin lokması ve emeği çalınmasın. 15 Temmuz’da devletini kurtarınca “evim kira; ama devlet benim” diye nöbet yerinde pankart açan halkımıza layık olan budur. Bu hususlarda mesela Cemil Ertem, Ahmet Tabakoğlu gibi uzmanlar daha somut teklifler yapmalıdır. Can güvenliğimiz yanında mal güvenliğimiz sağlanmalı. Din, akıl ve nesil güvenliğimizle beraber. Biliyorsunuz İslâm hukuka göre devletin vazifesidir bunlar. Demek ki yeni bir sisteme adım adım geçme zamanıdır. Sistemi oturtursak ve bunu yürütecek kadroları yetiştirirsek ancak rahat ederiz ve yarınlara güvenebiliriz. Yoksa bir gece yarısı dış destekli hainler köprüleri kesebilir, üzerimize silahlarını doğrultabilir.

ABD projesi “ılımlı İslâm” hainliği ile karşı karşıyayız. Hazreti Ali’yi şehid eden Haricîleri ve zihniyetini iyi bilmeliyiz. Öyle ki Müslümanları kıtır kıtır kesmekte bir mahzur görmeyen Haricîler, bir Hıristiyan’ın bahçesinden ücretini ödemeden hurma almamışlardı. Haricilerin namaz kılmaktan alınlarında nasır çıkmıştır. Tıpkı FETÖ’cülerin namaz hassasiyeti gibi. Alnı secdeli çocuklar! Fakat Haricîler tekfirci yobaz bir kafayı temsil ederken FETÖ’cüler gibi dışarıdan devşirme değiller. Bizim FETÖ’cüler ise bir ABD-İsrail yapılanmasıdır. Hâlbuki hiçbir Müslüman Kur’an’da lanetli kavim olan Yahudi’ye zerrece muhabbet besleyemez. Sadece bu noktadan FETÖ yapılanmasını tanımak ve çocuklarımızı onların okullarına göndermemek ve onların namazına aldanmamak gerekirdi. Demek ki İslâmî şuur eksikliği, temel itikadî ölçülere duyarsızlık var.

İkbal ve iş vaadi ile çoğu insan Fetoş yapılanmasına teslim oldu. FETÖ’cülerin kadrolaşması dolayısıyla gelecekte iyi bir iş sahibi olabilmek yahut maddî menfaat sağlamak peşine düşüldü. Dinlerarası diyalog, Vatikan dostluğu, ABD ve İsrail yanlısı tavırlar vs. mevzuları görmezden gelindi. FETÖ okulları kaliteli idi ve gençlere istikbal vadediyor idi. Bu mevzu iki açıdan mühim. İş ve aş mevzuunu ihmâl etmemek; eğer ihmâl edersek fırsatçıların bu mevzu ile adam devşirmesi. İkincisi, buna zıt gibi görülen bir husus. İş ve aş ile insanları satın almak ve köleleştirmek 15 Temmuz’da olduğu gibi geri tepiyordu. Demek ki iktisat mühim ama, iktisat da ahlâka bağlı bir alt şube. Fakat hayatî öneme sahip bir şube olduğunun idrakinde olmalıyız.
Fikir, ilim ve sanat mevzuları da ihmal edilmemeli, ahlâk temelinde bütün müesseseler inşa edilmeli. Eğer bu sahaları İslâm’a göre doldursa idik, bu hainlikler olmazdı. Çünkü İslâm dini açıktır ve dürüstlük üzerine inşâ edilmiştir. Ve insan olarak en çok sevdiğimiz Peygamber Efendimiz buyurmuştur: “Aldatan bizden değildir.”

Müslümanlar bir gecede militarize oldular. 15 Temmuz gecesi Allah’ın kalblere rahmeti oldu. Cihadın tadını alan Müslümanlar bütün dünyalık dertlerini unuttular, diri oldular. “Cihad bütün hastalıklara şifadır” hadisinin tecellisini yaşadılar. Nasıl ki stres bütün uzuvları etkiliyorsa, bunun gibi cihadın verdiği ruhî atmosfer bedenî hastalıklara da şifa oluyor. Allah’tan korkan hiçbir şeyden korkmaz, Allah’tan korkmayan her şeyden korkar misali. “Allah’a malik olan neden mahrumdur, Allah’tan mahrum olan neye maliktir?” hikmetli sözünde olduğu gibi.
15 Temmuz’dan sonra ezan ve selâlar bile daha farklı geliyor kulağımıza. Çünkü yenilenen ve tazelenen imanla kulaklarımız duyar, gözlerimiz görür ve kalblerimiz hisseder oldu. Öyle ki birbirimize davranışlarımız bile daha kardeşçe. İman coşkusunun zevkine vardık. Allah bu coşkuyu daim ve kaim kılsın.

Çinli savaşçı-filozof Sun Tzu şöyle der:

“İnsanlar bir kez birleştiler mi, cesurlar tek başlarına ilerleyemez, korkaklar ise tek başlarına geri çekilemezler.”

Şu söz de O’nun:

“Önderlik zekâ, güvenilirlik, insancıllık, cesaret ve kararlılık işidir.”

İstanbul’da ve diğer yerlerde coşku ile devam eden Müslüman halkın nöbeti karnaval havasında falan değil, İslâmî ve imanî bir zevk, heyecan ortamında geçti-geçiyor. Bazı istisnaları olsa bile, genel atmosfer böyle idi. Benim gözlemlerim bu minvalde. Bunun sebebi de şehid ve gazilerle yani bedel ödenerek elde edilene sahip çıkma duygusu idi. Şehidler yoklaması yapılırken, herkes “burada!” diye cevaplıyor… Anadolu’yu İslâm düşmanı hainlere bırakmamak için nöbet tutmanın fazileti anlatılıyor meydanlarda. Öyle ki Allah Resûlü, İslâm için nöbet tutan bir facirin cenazesini kaldırıp, onun bu amelinden dolayı kurtulacağını buyurur.

Hep FETÖ’yü eleştiriyoruz, malumu ilam edercesine. Hâlbuki kendimizi eleştirmemiz, hata ve zaaflarımızı tesbit etmemiz, ileride hançerlenmememiz için çok önemli. 17 şehid verilen İBB Saraçhane önünde Ak Parti Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş FETÖ hakkında konuşuyor. Topluluk “yuh!” çekiyor. Kurtulmuş “şimdi yuh çekebilirsiniz!” diyor. Demek ki daha öne yuh çekilmesini bile tasvip etmiyor idi. Öncesinde de FETÖ’ye karşı bu yumuşak tavırlar bizi bu hâle getirdi. Müslüman halk Ak Parti’ye iradesini emanet etti, onlar koruyamadılar (Erdoğan hariç) ve halk 15 Temmuz gecesi “şimdi ocak kızıştı!” diyerek iradesini bizzat sokaklarda gösterdi. Hak ve halk düşmanlarına unutamayacakları bir ders verdi. Öyle ki İslâm’ın sesi Batı ve ABD’de yankılandı.

“Yeni nizam ve yeni insan” davasının bir günde olamayacağını ve Ak Parti kadrolarının yetersiz olduğunu biliyoruz. Hatta Ak Parti kadroları öncü olmaları gerekirken birçok mevzuda milletin gerisindedir. FETÖ zihniyetini eleştirmek yetmez, Doğru Yol Anlayışı’nı ortaya koymak gerekiyor. FETÖ’ye siyasî olarak karşı olanların bir kısmı hâlâ “ılımlı İslâm” kafasındadır. İdeolocyasız, yeni sistemsiz devlet olmaz. Yaşadıklarımız bize bunu ispatladı. Elimizde kurtarıcı reçete var; ama hâlâ Büyük Doğu İdeolocyası tartışılmıyor, adım adım tatbikine dair fikir ve icraatlar üretilmiyor. Bu hususta suç hepimizin!

Baran Dergisi 499. Sayı
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.