Ahmet Cevdet Paşa ve Islahat Görüşleri -II-


Kazım Albay

Kazım Albay

26 Eylül 2018, 15:25

5. İKTİSADÎ GÖRÜŞLERİ
Cevdet Paşanın iktisadî görüşleri de dikkat çekicidir; öyle ki yeri gelir iktisadı en başa alır. Şöyle bir misal verir: Bir köprü yapılmazsa oradan geçip ziraat yapılamaz ki bu da geliri ve vergiyi düşürür. Gelir azalması devleti zayıf bırakır ve devlet askeri ve eğitim vs. harcamaları yapamaz.

M. Akif Aydın’dan bir tesbit: “Tanzimattan sonra Şer’iyye mahkemeleri yanında kurulan ilk mahkemelerin Ticaret Mahkemesi olması ve Batı’dan ilk defa ticaret kanununun alınması tesadüfî değildir. Cevdet Paşa, kanunlaştırmanın sebeplerinden biri olarak son zamanlarda Osmanlı Devleti’ne Avrupalı tâcirlerin sıkça gidip gelmelerini göstermekte, onların ihtiyaçlarını gidermek için yeni kanunî düzenlemelere gerek duyulduğunu belirtmektedir. Ne var ki bir taraftan gümrük duvarlarının indirilip Osmanlı ürünlerinin yabancı sanayi karşısında korumasız bırakılması, diğer taraftan ticarî ihtilaflarda Osmanlı tacirlerinin yabancısı oldukları bir hukuk sisteminin Batı modelinde kurulan ticaret mahkemeleri tarafından uygulanması, Osmanlı ticaret ve sanayine ve bunun sonucu olarak Osmanlı maliyesine büyük ölçüde zarar vermiştir. Bu durum, söz konusu alanlardaki düzenlemelerde Osmanlı Devleti lehine tercihlerin yapılmadığını ve neticede Osmanlı Devleti’nin yıkılışını hızlandırdığını ortaya koymaktadır.”(1) 
Mısır’da Mehmet Ali Paşa’nın isyanına karşı Reşit Paşa Avrupa’dan destek almış ve Batının isteği veya onların gözüne girmek amacıyla Tanzimat ilan edilmiştir. Reşit Paşa’nın Mısır meselesinde aktif tavrı zaten ıslahat içindeki Sultan II. Mahmud’u ikna etmiş ve peşinden gelen Abdulmecid’e de Tanzimat Fermanını ilan etmek düşmüş idi. Reşid Paşa’nın bilhassa İngilizlerle arası iyiydi. İngiliz elçisi Canning ile dost idiler. Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım anılarında Tanzimat sürecini anlatıp, Reşit Paşa’nın Mısır’dan rüşvet yiyen diğer paşalar gibi olmayıp bu sorunu çözen bir kahraman bilindiğinden bahseder.(2) Burada şunu ilave edelim ki rüşvet yememek iyi bir meziyet ancak Mısır meselesinin çözümü için Batı yanlısı ıslahatlar iyi bir netice vermemiştir. Tanzimat, meşrutiyet ve cumhuriyet rejimi süreci ile Batı yörüngesine girilmiştir. Türk’ün ruh kökü İslâm kurutulmak istenmiştir. 

Ahmet Cevdet Paşa sırdaşı olduğu Reşit Paşayı savunmuştu ama Tanzimat çizgisinde olan Islahat Fermanına şiddetle karşı gelmiş, Kanuni Esasiyi de Allah ve Resûlünün hükümlerini kaynak olmaktan çıkaracağı gerekçesiyle eleştirmiştir. Paşa, Tanzimat eğitiminde başarılı olunamamasını Tezakir eserinde, “binaya orta katından başlanılması” ve “yeteneksiz ve cahillere görev verilmesi” olarak açıklar.(13) Tanzimattan sonra açılan Batı yanlısı okulların ne gibi neticeler verdiğini Prof. Yahya Oğuz’un bir makalesinden aktaralım: “Bulgar ihtilalcileri ve liderlerinin çoğu Galatasaray lisesinde okuyan öğrenciler arasından çıkmamış mıydı?”(4)
6.TARİH GÖRÜŞÜ
Cevdet Paşa, tarihçiliği ile ve tarihe bakışa getirdiği yeniliklerle de meşhurdur. Paşa, sosyolojinin babası olarak da bilinen ve tarihle ilgili asabiyet (içtimai tesanüd- içtimai dayanışma) görüşüyle meşhur olan İbn-i Haldun’un mukaddimesini tercüme etmiş, daha doğrusu başlanan tercümeyi tamamlamıştır. İbn Haldun,  devletleri insan uzviyetine benzetir, “devletler doğar, büyür, ölür” der ve ortalama 120 yıllık ömür biçer. Bu görüşleri açısından İbn Haldun muayyeniyetçi–deterministtir. Yani her şeyi katı bir sebep-sonuç ilişkisi içinde izah eder. Cevdet Paşanın İbn Haldun’dan istifade etmiş olmasına rağmen katı determinist olduğunu söyleyemeyiz. Paşa, kader sırrı yanında amel hikmetini anlamayan kuru bir kadercilik anlayışına da karşıdır. Olayların sebeplerini araştırır. Ve tarihi, müesseseler tarihi olarak görür. Ona göre müesseseler bozulursa devlet yıkılır, düzelirse ömrü uzun olur. Buradan da katı determinist olmadığını anlayabiliriz.

    Cevdet Paşa, bozulmayı Kanunî devrine kadar götürür. Yavuz Sultan Selim’in İttihad-ı İslam davasını yürütmeyip Müslümanlar arasında kenetlenme için çalışmayan ve Batıya fütuhata çıkan Kanunî’yi eleştirir.(5) Yeri gelmişken şu notu da düşelim: Kanunî devrinin bir başka kötü mirası da Halil İnalcığa göre “tımar sisteminin ilk defa bozulmaya başlamış olmasıdır”.(6)

    Cevdet Paşa bir dönem vakanüvistlik de yapmıştır. Fakat onun tarihi ele alışı, sebeplerine inişi onu farklı yapar. Tarih-i Cevdet 12 cilttir. 1774’ten 1853’e kadar olan olayları anlatır. 1.cildinde (s.12) şöyle der: “Bir asrın vukuatı, geçen asırların hazırladığı illetler ve sebepler zincirinin eseri ve neticesi olduğundan yazılacak tarihi vakaların ne gibi sebeplerin eseri olduğunu bilmek lazım gelir.”

Tezâkir-i Cevdet vakanüvistliği zamanında tuttuğu notlardır. 4 cilt halinde Türk Tarih Kurumunca yayınlanmıştır.

Marûzât isimli eseri, Abdülhamid Hanın emriyle yazılmıştır. Devrin siyasî olayları anlatıları Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa eseri ise Hz. Adem’den başlayarak, II. Murad’a kadar olan devreyi anlatılır. Tatlı ve akıcı ifadelerle kaleme alınmıştır.

7.ISLAHATLAR ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ
İlmiye sınıfındaki bozulmaları, “artık âlim ve câhil belirsiz oldu”(7) diye değerlendiren Paşa, işin ehline verilmemesi mevzuu üzerinde sıkça durur. Ekonomik sistem de bozulmuş, âyanlar güçlenmiş, dengeleyici unsur olacağına dengeyi lehlerine çevirmişler, yeniçerilik ve tımar sahibi olmak istismar edilmiş, vergilerin zaptında ve kayıp vermeden toplanmasında aksamalar olmuştur. Gelirlerin azalması ve toprak kayıpları imparatorluğu borç batağına saplamıştır. Borç alınması da siyasi, hukuki ve kültürel tavizleri doğurmuştur. Islahat Fermanı’nı, Batılı devletlerle ilişkilerin ve ittifakın bir delili olarak gören Batı yanlılarına karşı Cevdet Paşa “alafranga çelebiler”(8) yakıştırmasını yapar.

Ahmed Cevdet Paşa’nın “Tezakir” isimli eserinde naklettiğine göre, Islahat Fermanı’nın okunmasının ardından teamül gereği dua edilmişti. Bu duada, “Allah’ım! Muhammed ümmetini muhafaza et, koru. Allah’ım! Muhammed ümmetini affet, bağışla. Allah’ım! Muhammed ümmetinin düşmanlarını kahret!” denildiğinde Yahudi ve Hıristiyan cemaat reisleriyle yabancı devlet elçileri bozulmuşlar ve ortamda bir anda buz gibi bir hava esmişti. Bu olayın hemen ardından ise şöyle bir hadise olur: Hocalardan birinin namaza durduğunu gören Mehmed Paşazade Said Bey, “Ne kılıyorsun Hoca Efendi. Ferman okundu görmedin mi? Tebaa-i gayr-i Müslime ile beraber olacağız” diye fermana tepkisini dile getirmişti. Yaşananlar sadaret kaymakamı Kıbrıslı Mehmed Paşa’nın kulağına gittiği vakit son derece sinirlenmiş ve Said Bey’i huzuruna çağırarak “senin ağzını yırtarım” diye azarlamıştı. 

Kanunî Esasî’nin ilanında yaşanan şu traji-komik hadiseyi de Prof. Yahya Akyüz’ün makalesinden özetleyelim: Rusya ve Batılı devletler İstanbul’da konferans için toplanmışlar, mevzu Osmanlı’yı ıslahata zorlamak. Sadrazam Mithat Paşa, Avrupalı elçilerin müdahalesine gerek kalmasın diye hemen top atışları başlatır ve padişahın meşrutiyeti ilan ettiğini söyleyerek konferansa gerek olmadığını söyleyerek oldu bittiye getirmek ister. Fakat başta Rus delegesi olmak üzere, “böyle gösterişlere önem veremeyiz” deyip konferansa devam ederler. Mithat Paşa ise fena halde bozulur.

Ahmed Cevdet Paşa küllî olarak toplum projesi sunamamış olsa bile sistem uyumundan bahseder ve sadeleştirilmiş şekli ile şöyle der: “Kurumlar bir saatin çarklarına benzer, çarklardan herhangi birinde aksaklık diğerlerine de geçer. Islahat teşebbüslerinin başarısızlığı da aynı sebebe bağlıdır. Çarkların hepsi bozulmuştur, alınacak tedbirler bütünü kucaklamalıdır”.(9)

Cevdet Paşa, Abdülhamit Han’a sunduğu Tanzimat eğitimi ile ilgili lahihada şöyle der, sadeleştirerek veriyorum: “Fransızlar ve diğer Avrupalılar (Frenkler) bir şeye azıcık tırnak değdirirlerse, uğraşa uğraşa bir yarık açarlar. Bu onların tecrübe ile bilinen bir özelliğidir.”(10) 

Fakat Batılılara öykünme veya onların baskısıyla verilen tavizler ve yapılan ıslahatlar pek bir fayda getirmedi. Taviz tavizi doğurdu, ekonomi bozuldu. Gayri müslimleri memnun etmek için uğraştılar, onlar ise ayrılıkçı oldular. En köklü hareket olarak sunulan I. Meşrutiyetin ilanı bile Bulgaristan ve Bosna Hersek’in fiilen ayrılmasına mani olamadı.(11) Meşrutiyeti uygulamayan ve kritik dönemde 33 yıl Osmanlı’yı toprak kaybetmeden ayakta tutan ise Abdülhamid Han olmuştur. Onun tahttan indirilmesinden sonra II. Meşrutiyet’in ilânı ve İttihat Terakki dönemi ile de 10 yıllık bir zaman zarfında İmparatorluk tamamen tükendi.

İthal fikirlerle yapılan ıslahatların ne gibi sonuçlara varacağını bir Batılı yazardan gösterelim: 
“Bir toplumdaki fertlerin ortaya koyduğu fikirler, o toplumun mensup olduğu medeniyet ve kültür ortamında yoğrulduğundan ve bu ortam da muhtelif toplumlarda farklı bulunduğundan, toplumdan topluma nakledilen fikirlerden fazla istifade edilemez. Bilhassa yabancı fikirlerin ithal edildiği toplumun fertleri muayyen bir ilim kapasitesinden mahrum iseler, alınan fikirler o toplumun mahvına sebebiyet verir. Bu hususlar biyolojide de aynıdır: gıda olarak aldığımız, meselâ sığır proteinini- organizmamız aynen kullanamaz… Onu evvelâ insan proteinine çevirir ve sonra kullanır. Bu itibarla şayet müfekkiremizin metabolizması düşük ise, okuduklarımızdan ve duyduklarımızdan elde ettiğimiz fikirlerimizin kendisine pek faydası olmaz.”(12) 

Değişim ve yenileşme yüzde yüz gerekliydi. Fakat Paşa’nın yaptığı gibi kendi şartlarına göre ve yerli ve üretken bir çabanın sonucu olmalı idi.

“Cevdet Paşa’nın Cemiyet ve Devlet Görüşü” ismiyle doktora tezini kitaplaştıran Ümid Meriç şu tesbitlerde bulunur:

“Zira devlet-i aliye İbn Haldûn’un müşahade ettiği Afrika devletçikleri gibi üç nesilde sona ermemektedir. Paşa bu uzun ömürlülüğü herhangi bir nazariye ile değil, devlet-i aliyye’nin talihi ile izah eder: Osmanlı sultanlarının ilk onu pek büyük zatlardır. Bunun başka bir devlette örneği yoktur.

Ama Osmanlının asıl büyüklüğünü yapan, hilâfet ile saltanatı cem’etmiş olmasıdır. Yavuz, saltanat ve hilâfeti birleştirince bütün Müslümanlar birer parçası olurlar devletin. Ve devlet-i aliye müstaid olduğu yüksek dereceye vasıl olur.”(13)

Cevdet Paşa, Osmanlı devletini Osmanlı devleti yapan unsurun İslâmiyet olduğu fikrindedir. Osmanlı Devleti’nde dinî asabiyet, “ilâ-yı kelimetullah” için gaza idealinde, kendini en mükemmel şekilde ifade eder. Filhakika Osmanlının üç kıtaya kök salmasını bu iman ve idealden başka bir amille izah etmek güçtür. Bütün İslâm dünyasını tek merkeze toplayan, paylaşmayı ve kardeşliği önceleyen bu dinî aşk ve vecd devletin ana politikası iken devlet-i aliye en kuvvetli dönemini yaşamıştır.

Kanaatimizce Paşa özetle şunu demek istiyor: Bir milletin yükseliş sebebleri nelerse, düşüş sebeblerini de oralarda aramak gerekir.
SONUÇ
Cevdet Paşa, Tanzimatı ilan eden Mustafa Reşit Paşa ile hep beraber olmasına rağmen, bir işin yanlışı sonunda belli olur hesabı, Tanzimatı da eleştirmiştir.(14) Fakat daha ziyade Islahat Fermanını eleştirir ve Müslim ile gayrımüslimin eşitlenmesinin Ehl-i İslâma pek dokunduğunu söyler ve bu olayı halkın, “bugün ağlamak günüdür” diye karşıladığını anlatır.(15) Kanunu Esasiye ise karşıdır. Kanunî Esasi çıkarılması ile “alemin muvazenesi değişecek ve Rusya’nın tecavüzüne gerek kalmaz” diye düşünen Mithat Paşa taraftarlarını “bir gurüh budala” diye vasıflandırır.(16) 

Paşa, devlet müesseselerinin tamamının revizyon edilmesinden yanadır ama Batı taklidiyle değil, kendi öz değerlerimizle bunun yapılması gerektiğini savunur. Batıdan ithal kanunlarla ıslahat yapmanın yanlışlığını, tarihî, içtimaî, ahlâkî gerekçelerle ortaya koyar. Batıdan kopya kanunların çözüm olmadığını ve yeniliklerin nasıl yapılması gerektiğini entellektüel zekası ve çalışkanlığı ile gösterir.

Bilhassa hukukta yaptıkları İslâma bağlı tam bir yenileşme hareketidir. Hatta hukukta sistem kurmuştur. Fakat bir ideolog değildir. Yani bütün insan ve toplum meselelerini kuşatıcı manada mütefekkir değildir, bir sistemi yoktur. Fakat ilgilendiği meselelerde orijinal görüşleri olan bir fikir adamıdır.

Kanuniden sonra, Osmanlıyı yükselten dava ideali, aşk ve vecdi kaybedilince, eşyaya tasarruf cehdi de kaybedilmiştir. O zamana kadar ilimlerde, teknikte, askeriyede, idare ve adalette en üstün iken, bunu temin eden ruh ve irade yenilenmeyince rehavet ve yerinde sayma başlamış ve mukadder son gelmiştir. Hep böyle olmuştur; yükselen medeniyetlerin arkasında bir milletin azmi, hamlegücüvardır. Batıyı coğrafi keşiflere iten de İslam’ın karşısında aldığı yenilgilerden bir çıkış hamlesidir, direniş ve yeniden oluş ruhudur. Batı Rönesans’ını da Haçlı seferlerinden ve Endülüs’tenaldıklarına borçludur. Ve tarihçi Cevdet Paşa’nın şu benzetmesini verelim: “Medeniyet gelininin bundan sonra hangi tarafa gideceğini ne renklere gireceğini ve nasıl elbiseler giyeceğini Allah bilir.”
Asya’da doğan ve Avrupa’da karar kılan medeniyeti ümid etmek,  sistemli fikirle birlikte aksiyona geçmekle mümkün. Ruh, sistem, fikir, ilim ve sanat olarak Cevdet Paşa’nın yapmak isteyip de tamamlayamadıklarını yeni baştan kurarak ve tarihi de doğru okuyarak “asrın icaplarını” kavramakla mümkün. Zira her devrin hastalığı başka, tedavisi de başkadır. Aslımızı kaybetmeden ve taklide düşmeden. 
 
Dipnotlar
1-Mehmet Akif Aydın, Batılılaşma Maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 5, Ankara, 1992, s. 163-164. 
2-Fatma Aliye, Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı, Bedir Yayınevi, İstanbul, 1995, s. 43-50.
3-Ahmed Cevdet Paşa, Tezâkir, Cilt 4, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1986, s.38-41
4-Yahya Akyüz, Cevdet Paşa’nın Özel Öğretim Ve Tanzimat Eğitimine İlişkin Lahiyası, dergiler.Ankara.edu.tr/dergiler/19/835/10561.pdf 
5-Ahmed Cevdet Paşa, Tarih, Cilt 1, Üçdal Neşriyat, İstanbul, 1983, s. 67-68.
6-Halil İnalcık, Tanzimat, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2006, s.18-22.
7-Kemal Beydilli, Islahat Maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 19, Ankara, 1999, s. 178.
8-Ufuk Gülsoy, Islahat Fermanı Maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 19, Ankara, 1999, s. 188.
9-Ümid Meriç, Cevdet Paşa’nın Cemiyet ve Devlet Görüşü, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1979, s. 92.
10-Yahya Akyüz, Cevdet Paşa’nın Özel Öğretim Ve Tanzimat Eğitimine İlişkin Lahiyası, dergiler.Ankara.edu.tr/dergiler/19/835/10561.pdf, s. 88.
11-Halil İnalcık, Tanzimat, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2006, s. 31.
12-Salih Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız, İbda Yayınları, İstanbul, 1993, s. 38.
13-Ümid Meriç, Cevdet Paşa’nın Cemiyet ve Devlet Görüşü, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1999, s.36-37.
14-Ahmed Cevdet Paşa, Tezâkir, Cilt 4, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1986, s. 102-103.
15-Ahmed Cevdet Paşa, a. g. e., Cilt 1, s. 67-86.
16-Ahmed Cevdet Paşa, a. g. e., Cilt 4, s. 168. 

Baran Dergisi 610. Sayı
 
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.