Baran Dergisi'nin 572. Sayısı Çıktı

Müslümanların birliğini tesis edebilmek için evvela küllî bir fikre, sistemli bir dünya görüşüne, bu fikre nisbetle hareket eden bir lider ülkeye ve onun sistemli dünya görüşünü benimsemiş kadrolarına ihtiyaç var. Dergimizde bu meseleyi değerlendirdik ve “İnsanlığın Hasretini Çektiği Düzen İçin İslam Birliği” manşetini attık.

Baran Dergisi'nin 572. Sayısı Çıktı



Selâm ile…
Amerikan başkanı Trump’ın, Amerikan Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma yani Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı almasının ardından, tüm dünyadan tepkiler yükseldi. Hemen hemen hiçbir meselede yek vücud hâlinde hareket edemeyen Müslümanlar da Kudüs meselesi etrafında birleşti. Türkiye öncülüğünde BM’ye ABD ve İsrail aleyhinde bir tasarı sunuldu ve bu tasarı ABD’nin tehditlerine rağmen alınan 9 red, 35 çekimser ve 128 kabul oyuyla genel kuruldan geçti. Bir tavsiye mahiyetindeki tasarı “Kudüs’te diplomatik misyon kurmaktan kaçınılması (Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınmaması)” çağrısında bulunuyordu.

Tasarının kabulü müsbet bir gelişme olmasına rağmen BM’nin yapısı dolayısıyla bir bağlayıcılığının olmadığı da herkesin malûmu… Tasarının kabulü niçin önemli? ABD’nin baniliğini üstlendiği müesses global nizamın en bariz hususiyeti, “güçlünün haklı” olmasıydı. Dünya düzeninin en önemli organizasyonlarından olan Birleşmiş Milletler de bu esasa göre dizayn edilmiş bir müessese. Bağlayıcı kararların alındığı Güvenlik Konseyi beş daimi üyenin hâkimiyetinde. Bu üyelerden birinin reddettiği herhangi bir karar Konseyden geçemiyor. Birleşmiş Milletler’de oylanan ve kabul edilen “Kudüs” tasarısı ise dünyanın ve bilhassa Müslümanların, ABD’nin ölçüsüz tehdidlerine rağmen, dik duruş göstermeleri bakımından, psikolojik olarak önemli; fakat yine belirtelim ki bir bağlayıcılığı yok.

Dünya, uzunca bir süredir, belki de tarihte sayılı dönemlerde rast gelinebilecek bir adaletsizliğin içerisine gark olmuş vaziyette. Elinde bulundurduğu askerî ve iktisadî güç münasebetiyle zalimi, mazlum karşısında haklı gören dünya düzenine karşı sesler daha bir üst perdeden yükseliyor artık. Müesses nizamdan muzdarib olanların başında ise “iki milyarlık” nüfusuyla Müslümanlar geliyor. Bunun başlıca sebebi ise İslâm âleminin bölük pörçük bir görüntü arzetmesi… Müslümanların içinde bulundukları bu ahvalden kurtulmasının yegâne yolu ise birlikte hareket edebilme kabiliyetine erişmekten geçiyor. Elbette bunu söylerken, kuru kuru-romantik birlik edebiyatı yapmadığımızı ve bir sistem teklifinde bulunduğumuzu da belirtelim. Müslümanların birliğini tesis edebilmek için evvela küllî bir fikre, sistemli bir dünya görüşüne, bu fikre nisbetle hareket eden bir lider ülkeye ve onun sistemli dünya görüşünü benimsemiş kadrolarına ihtiyaç var. Tüm bunlar sağlandıktan sonra Müslümanları bir çatı altında toplamak hayal olmaktan çıkar ve birlik olabilen Müslümanlar bir çocuk misali kafasına vurularak elinden alınan haklarını tekrar kazanmaya başlar.

Kapağımızda bu meseleyi değerlendirdik ve “İnsanlığın Hasretini Çektiği Düzen İçin İslâm Birliği” manşetini attık. Kapak mevzumuzu Ömer Emre Akcebe, “Büyük Doğu-İbda Yeni Bir İhtiyaç Doğurdu” başlıklı yazısında işledi.

Çakal Carlos (Salim Muhammed), BM’deki “Kudüs” oylamasından bahsediyor ve “Türkiye, İslâm Dünyasına Liderlik Etmiştir!” diyor.
Cumali Dalkılıç’ın yazısının başlığı “Dünya Çapında İnkılâblar Devri”...

Bu hafta Suriye Türkmen Meclisi eski başkanı Semir Hafiz ile Suriye’deki son durum üzerine bir söyleşi yaptık. Hafiz, Suriye’nin Şiileştirildiğini söylüyor.

Abdullah Kiracı, “İktisad ve Siyaset” münasebetini işlemeye devam ediyor.

Yazarımız Ömer Emre Akcebe, Star Gazetesi yazarı Yakup Köse'ye “Telegram” mevzuunda bir röportaj verdi. Gazetenin Pazar ekinde yayımlanan röportajı iktibas ettik.

M. Taha İnci, Diyanet İşleri Başkanlığı’na getirildikten sonra hakkında menfi birçok şey söylenen Prof. Dr. Ali Erbaş hakkında bir yazı kaleme aldı. Yazısının başlığı “Ali Erbaş, Dinlerarası Diyalog ve Diyanet”...

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun dergimizde tefrika edilen eseri “Ölüm Odası B-Yedi” 397. bölümü ile devam ediyor. Bu bölümün alt başlığı “Tasarruf Ahlâkı”...

Osman Temiz’in bu haftaki mevzuu “Yuda Nesebi ve Buğday Ambarında Aç Tavuk Olmak”...
Kubilay Akın Gürel, “Yapay Zekâ ve Düşündürdükleri”nden bahsediyor.
***
Malûmunuz Üstad Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu senelerce ademe mahkûm edilmiş iki büyük sistem kurucu. Tabiî olarak “Büyük Doğu-İbda İdeolocyası” ve onun içtimai plândaki aksülameli “Başyücelik Devlet Modeli” de bugüne kadar hep görmezden gelindi. Üstad’ın sadece şairliğine vurgu yapıldı ve methiyeler düzüldü. Buna mukabil son günlerde Üstad’ın fikirleri tartışmaya açıldı. Bilhassa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Star Gazetesi’nin düzenlediği “Necib Fazıl Ödülleri”nde yapmış olduğu konuşmanın ardından, hususiyetle “Batıcılar”, Üstad’a yönelik tenkidlerde bulundular. Oysa ne dediğine bakmadan Erdoğan’ın her söylediğine “balıklama” atlayıp savunan muhafazakar ve mütedeyyin cenah, bu meselede dut yemiş bülbülü oynuyor. Ya diyecek sözleri yok ya da iyi veya kötü bir yorum yaparlarsa insanları “yürüyen” Büyük Doğu’ya, İbda’ya kanalize edeceklerinden korkuyorlar herhalde. Yani kanaatimizce dertleri üzüm yemek değil.

BD-İbda’nın “devlet modeli”ne dair tartışmaları, fikrin konuşulması bakımından önemli görüyoruz.

Gülçin Şenel, bu mesele hakkında ikaz mahiyetinde bir yazı kaleme aldı: “Gündem Necip Fazıl Ama İslâmcılar Islık Çalıyor.”
***
Sizler için derleyip yorumladığımız haberlerimizle birlikte bu haftanın muhtevası böyle...

Gelecek sayımızda görüşmek dileğiyle...

 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.