Baran Dergisi'nin 573. Sayısı Çıktı!

Türkiye’nin önündeki engeller kalkıyor ve İslâm dünyasının etrafında kenetleneceği tek güç olarak Türkiye kalıyor. Dergimizin 573. sayısında bu meseleyi değerlendirdik ve “Bir ‘Devrim Tiyatrosunun’ Son Perdesi” manşetini attık.

Baran Dergisi'nin 573. Sayısı Çıktı!

Selâm ile...
Batı, İslâm dünyasına tasallut edip, sömürgeleştirdikten sonra, her bölgenin hususiyetine göre yönetilebilir rejimler inşa etti. Yönetilebilir olma özelliğini kaybeden bölgelerde yeni siyasî ve içtimaî mühendislikler yaparak değişikliğe gitmekten de imtina etmedi. 1979 yılında gerçekleştirilen İran Devrimi de, Batı’nın hissettiği değişim zarureti üzerine yapılmış; Batı, Şah rejimi yerine Şiiliğe dayalı bir teokratik rejim ikame ederek onu şeytanlaştırmış ve hem ona, hem de kendisine meşruiyet kazandırmıştır. Tıpkı, Türkiye’de, darbelerle dikiş tutturamadıkları Kemalist rejimin yerine, ılımlı İslâm’ı ikame etmeye çalıştıkları gibi... Bu değişimler 100 yıldır gerçekleşiyor, çünkü Batı’nın menfaatine göre şekillendirilmiş olan sunî rejimler ile toplumların mutabakatı bir türlü sağlanamıyor.

İran, yaklaşık kırk yıl boyunca uyguladığı Şii yayılmacılığı politikasıyla İslâm dünyasını parça parça ederek Batı adına kendisine biçilen misyonunu tamamladı. Geçtiğimiz hafta İran’da rejime karşı başlayan protesto gösterilerini bu çerçevede değerlendirmek gerekmektedir. İran halkı, toplumla uyuşmayan, yozlaşmış yapısı sebebiyle yolsuzlukların alıp başını gittiği, gücün seçilmiş bir zümrenin elinde toplandığı rejimi, artık istemiyor. Batı ise bu meseleyi kaşıyarak işine gelen bir değişikliğin zeminini oluşturmaya çalışıyor.

1979’da İran’da gerçekleştirilen sözde İslâm devrimi tüm dünyada yankı uyandırırken tabiî olarak Türkiye Müslümanlarına da tesir etmişti. Kemalist rejimin baskısı altındaki Müslümanlar, İran’da gerçekleştirilen devrime imrenerek bakmış, bu rüzgârla bir İran sempatisi baş göstermiş, İran rejiminin yaptığı Şiilik propagandası da buna eklenince tüm uyarılarımıza mukabil “İrancılık” Türkiye’de neredeyse tüm İslâmcı camiaya sirayet etmişti. Son yıllarda İran’ın İslâm dünyasında fitneciliği alenî bir şekilde yapmaya başlaması ve Suriye’de Müslümanların kanına girmesi, bu akımın önünü keserken, İran’da protestoların başlamasıyla yine İran güzellemeleri kendisini gösterdi. “Batı destekli hareketin İran’ı zayıflatması, Türkiye’ye yapılacak operasyonların önünü açmaktadır” minvalinde yorumlara sıkça rastlıyoruz.

Oysa ki, Şia temelli İran ve Vehhabilik temelli Suudi Arabistan İslâm dünyasını ayrıştıran iki önemli unsurdu. Ilımlı İslâm projesi Türkiye’de çökünce ihale Suudlara verildi. Suudların Amerika-İsrail cephesine olan yakınlığı ile son Kudüs meselesinde takındığı tavır, bu rejimin İslâm âlemi nazarındaki görüntüsünü yerle bir etti. Böylece ayrıştırıcı unsurlardan birisi ortadan kalkmış oldu. Batı’nın Suud üzerinden İslâm dünyasında tezgâhladığı oyunda Şii İran’a yer olmaması sebebiyle, bugün de İran’a operasyon çekiliyor. Böylece Türkiye’nin önündeki İran engeli de Batı eliyle ortadan kaldırılıyor. Yani, “putlar bir bir yıkılıyor”, Türkiye’nin önündeki engeller kalkıyor ve İslâm dünyasının etrafında kenetleneceği tek güç olarak Türkiye kalıyor.

Kapağımızda bu meseleyi değerlendirerek “Bir ‘Devrim Tiyatrosunun’ Son Perdesi” manşetini attık. Kapak mevzumuzu, Ömer Emre Akcebe “İran’ın Hatırlattıkları” başlıklı yazısında işledi. İran’da yaşananlar ile alâkalı Sosyolog Müfid Yüksel ve Ortadoğu Uzmanı Arif Keskin’in görüşlerini dergimiz sayfalarında bulabileceksiniz.

Çakal Carlos (Salim Muhammed), “Türkiye ve Venezüella’nın Bağımsızlık Mücadelesi”nden bahsediyor.

Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Ömer Özkaya ile “Türkiye’nin Afrika Açılımını” konuştuk. Alâka ile okuyacağınızı düşünüyoruz.

Kâzım Albay, “Nereden Geldiğini Bilmeyen, Nereye Gideceğini de Bilmez” başlıklı yazısında bugünkü emperyalist oyunları deşifre etmenin geçmişteki oyunları anlamaktan geçtiğini belirtiyor.

Gazeteci-Yazar Eyüp Kılıç ile Türkiye’nin dış politikasını konuştuk. Kılıç, Türkiye’nin varoluş mücadelesi verdiğini söylüyor.

Malûm Suriye’de savaş tüm şiddetiyle devam ediyor. Geçtiğimiz hafta muhalifler bir araya gelerek “Millî Ordu” oluşturma kararı aldılar. Bu meseleyi Ahi Evran Üniversitesi Öğretim Üyesi Serhat Erkmen’e sorduk. Ayrıca Türkmendağı’nda mücadele eden Abdülhamid Tugayları Komutanı Ömer Abdullah bölgede yaşananları Baran okurlarıyla paylaştı.

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun dünya ve kâinat plânını farklı bir veçheden ele aldığı eseri Ölüm Odası B-Yedi’nin 398. bölümünün alt başlığı “Gerçek (Bilgisayarlar)”...

Osman Temiz, “Ramazan Müjdesi Horoz Borcu” başlıklı yazı dizisine “Sokrates ve Horoz Borcu” başlıklı bölümle devam ediyor.

Fahri Özcan, “Gündüz Kudüs Mitingi, Akşama Yılbaşı Eğlencesi ve Yarın Ayasofya’nın Açılışı Falan” başlıklı dikkat çekici yazısıyla dergimizde.

Gülçin Şenel’in Seyid Ahmed Arvasî’nin vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle kaleme aldığı “Kendini Arayan İnsan” başlıklı yazısını arka kapağımızdan sizlerle paylaşıyoruz.

Derleyip yorumladığımız haberlerle birlikte dergimizin bu haftaki muhtevası böyle.

Gelecek sayımızda görüşmek dileğiyle.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.