Baran Dergisi’nin 560. Sayısı Çıktı

Amerika, madde üzerindeki hâkimiyetini arttırdıkça insanlarının ruhunu maddeye teslim etti ve ruhu aç bir toplumun peyda olmasına sebep oldu. Neticede tutuşturdukları ateş kendilerini yakmaya başladı. 560. sayımızı bu mevzuya ayırdık.

Baran Dergisi’nin 560. Sayısı Çıktı

Selâm ile…
Memleketimizde ve dünyada birçok hadisenin yaşandığı bir haftanın ardından Baran Dergisi’nin 560. Sayısında sizlerleyiz. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin yaptığı bağımsızlık referandumu etrafında gelişen hadiseler sıcaklığını korurken, bu hafta da İspanya’nın Katalonya bölgesinde bir bağımsızlık referandumu gerçekleştirildi. İspanya polisinin müdahalesi neticesinde referanduma katılan birçok Katalan yaralandı. Anlaşılan bu pilav daha çok su kaldıracak ve emperyalistlerin dünyayı daha küçük parçalara bölüp, daha kolay yönetilebilir kılma enstrümanı olan “self-determinasyon” safsatası dönüp Batı’yı vuracak. Bizim gibi ülkeleri parçalamak için savunup durdukları “self determinasyon, ulus devlet, hak ve özgürlükler” gibi sözde değerlere aykırı davranmaya mecbur kalacaklar. Her halükarda güzel… 
***
Öte yandan Türkiye, Irak Kürdistanı’nda gerçekleştirilen referanduma karşı Şii İran ile ortak hareket ediyor. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, İran’a giderek, İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile görüştü. Yapılan basın açıklamasında iki ülkenin bölgedeki “tehdit”lere karşı ortak hareket edeceği vurgusu yapıldı. Tehdit derken Kürdistan’ın bağımsızlığının kastedildiği malûm. Ancak idarecilerimizin şunu unutmaması lazım: Memleketimiz açısından ABD ile iş tutup etrafımızı çevreleyen, ülke içindeki dinimizi ifsad edici bütün hareketleri destekleyen Şii İran her daim tehdiddir. Kürtleri boğup oraları da Şiilerin eline verirseniz, ülkemize tarihin hiçbir zaman unutmayacağı büyük bir ihanet gerçekleştirmiş olursunuz. Bu işin en doğrusu, sadece Kürtleri de değil, Arapları da içine alabilecek şekilde bir rejim kurmak ve İttihad-ı İslam’ı o rejimin hâkim olacağı devletin çatısı altında hayata geçirmek olacaktır. 100 yıldır İslâm âlemi olarak boğuştuğumuz meselelerin çözümü bu değişimle mümkün olabilecektir. 
***
Gündemdeki, önemli bir diğer mevzu ise arka arkaya yapılan zamlar… Biz 15 Temmuz sonrasında memlekette birçok şeyin Müslüman Anadolu insanının lehine değişeceğini düşünürken, bunun tam tersi oldu ve memleket geriye doğru gitmeye başladı. Evet, devlet emperyalizme karşı bir mücadele veriyorsa millet bu mücadeleyi sonuna kadar desteklemekten imtina etmez; lakin oligarklar servetlerine servet katar, idareciler arasında rant kavgası tam gaz sürerken, savaşın külfeti 15 Temmuz’da tanklara “dur” diyen millete yüklenirse millet de “arkandayız yürü” dediği gibi “dur” demesini de bilir. Bizden söylemesi!..
***
Kapak mevzumuza gelirsek, Amerika’nın “kumar şehri” olarak bilinen Las Vegas’ta, Stephen Paddock isimli 64 yaşındaki bir emekli tarafından bir konser sırasında gerçekleştirilen katliamda 60 kişi öldü, 500’den fazla kişi yaralandı, Paddock daha sonra bir kurşun da kendisine sıkarak intihar etti. Amerikan tarihinin en büyük silahlı saldırısı olduğu belirtilen hadisenin ardından Paddock’un kumarda bütün servetini kaybettiği iddiası ortaya atıldı; fakat bu iddianın gerçek olmadığı ortaya çıkarken bu katliamı niçin gerçekleştirdiği kamuoyuna göre meçhul, bize göre ise malûm…
Kendisinden başkasını insan yerine koymayan Batı medeniyeti, maddî menfaatlerini azami seviyeye çıkarmak için her türlü kötülüğü yapmayı, insanları öldürmeyi, evinden barkından etmeyi, mallarını gasp etmeyi sırf güçlü olduğu için bir “hak” olarak gördü. Madde üzerindeki tahakkümü arttıkça kendisine ilahlık atfeden Batı adamı, başkalarından çaldığı kaynakların bir kısmını kendi insanıyla sus payı mahiyetinde paylaştı. Madde üzerindeki hâkimiyeti arttıkça da insanlarının ruhunu maddeye teslim etti ve ruhu aç bir toplumun peyda olmasına sebep oldu. Neticede tutuşturdukları ateş kendilerini yakmaya başladı. Ne demiş atalarımız “alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste”… Eee, tutuşturup köşenize çekilerek izlediğiniz “Bu Ateş Sizi de Yakar Demedik mi?”
***
Muhtevamıza gelecek olursak;
Kapak mevzumuzu Ömer Emre Akcebe, “Vicdanın Hasat Zamanı” başlıklı yazısında işledi. 
Fatih Turplu, “Gomis, Belhanda, Feguli: Bu da mı Gol Değil?” başlıklı yazısını alâka ile okuyacağınızı düşünüyoruz. 
Çakal Carlos (S. Muhammed), geçtiğimiz pazar günü Katalonya’da gerçekleşen referandumdan bahsediyor. Carlos, “Bağımsızlık Katalonya’nın Tarihî Hakkıdır” diyor.
Bu hafta Doç. Dr. Vahap Coşkun ile IKBY referandumu çerçevesinde Türkiye, İran ve ABD’nin Ortadoğu politikalarını konuştuk. 
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun kainatı dil üzerinden tahlil eden eseri Ölüm Odası B-Yedi’nin bu haftaki alt başlığı “Cem Eden Mukabil (Geçit Yerleri Muhafızları)”...
Osman Temiz, “Ramazan Müjdesi Horoz Borcu” başlıklı yazı dizisine devam ediyor. 
Gülçin Şenel, “Kadınlar da Vardır Kemalist İdeolojinin İzin Verdiği Kadar” başlıklı bir yazı kaleme aldı. 
Haftaya görüşmek dileğiyle Allah’a emanet olunuz. 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.