Doğu Akdeniz ve Kıbrıs

Türkiye’nin birinci önceliği kendisinin ve Kıbrıs’ın münhasır ekonomik alanındaki menfaatlerini korumak.

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs

Ortadoğu’daki düğüme, Doğu Akdeniz’de keşfedilen 3,5 trilyon metreküplük doğalgaz yatakları vesilesiyle yeni bir fiyonk atılmış oldu. Her şeyin para üzerine kurgulandığı, paranın ise ederini tayin eden miyarın enerji olduğu günümüzde, bölgede keşfedilen hidrokarbon yataklarının zenginliği, açgözlü devletler ile şirketlerin bir kez daha Doğu Akdeniz ve dolayısıyla Ortadoğu iştahının kabarmasına vesile teşkil etti. Tabiî, yatakların bulunduğu sahanın tam kalbinde bulunan Kıbrıs’ın gerek münhasır ekonomik sahasında bulunan rezerv ve gerekse kendi parseli dışında kalan kaynakların nakledilmesi açısından ehemmiyeti, adanın stratejik önemini kat be kat arttırmış oldu.

Türkiye açısından ise meselenin birçok veçhesi bulunuyor. 

Bir kere hepsinden önemlisi, Türkiye’nin şuna karar vermesi gerek: Biz, global sistemi işleten çarklardan biri mi olacağız, yönlendiricisi mi olacağız yoksa bu sistemin çarklarına taş koyan mı? Doğu Akdeniz’de bulunan rezervin ekonomik bir değer arz etmesi Avrupa’ya ulaştırılması şartına bağlı. Eğer ki Avrupa’ya ulaştırılabilirse, ekonomik bir değer olmaktan öte Rusya’nın Avrupa siyaseti üzerindeki tesirini dahi baltalayabilecek bir mahiyet arz ediyor olması hasebiyle aslında dünyadaki dengeleri oynatmaya muktedir siyasî bir değer ihtiva ediyor. Tüm bunların mümkün olması ise Türkiye’nin İsrail ile anlaşıp, çıkarılan gazın Avrupa’ya düşük bir maliyetle nakledilmesine bağlı. Çünkü gazın Girit ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya aktarılmasının yatırım maliyeti elde edilecek kazanca mukayese edildiğinde makul değil. Dolayısıyla belki de ilk defa Türkiye, bu imkân sayesinde dünya siyaseti üzerinde belirleyici bir konuma yükselmiş bulunuyor. Evet, Türkiye bu sistemin bir parçası mı, vanayı elinde tutan mı, yoksa taş koyan mı olacak? Bugün Brunson, kur falan bir yana Türkiye’nin birinci öncelikli cevabını vermesi gereken soru bize kalırsa budur. 

Akdeniz, Karadeniz gibi kıyısı olan ülkelerin münhasır ekonomik alanların anlaşmayla belirlendiği bir saha değil, dolayısıyla alan hâkimiyeti adam adama savunma şeklinde gerçekleşiyor. Gücü yeten, gücü yettiği yere, elindeki çeşitli milletlerarası genel kabul gördüğü iddia edilen evraklara dayanarak sonda vurmaktan çekinmiyor. Türkiye’nin birinci önceliği de kendisinin ve Kıbrıs’ın münhasır ekonomik alanındaki menfaatlerini korumak şeklinde beliriyor. İtalyan enerji şirketi ENİ’ye ait sondaj gemilerinin Türk Deniz Kuvvetleri tarafından engellenmesi gibi gerekirse Doğu Akdeniz’de karakollar meydana getirip adam adama savunma dâhil her türlü yola başvurmak Türkiye’nin tabiî hakkı. 

Doğu Akdeniz’de bulunan gazın stratejik önemini kat be kat arttırdığı Kıbrıs ise yine Türkiye’nin bir diğer öncelikli meselesi. Şimdiye kadar kadar Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğe mahkûm edilmiş olması bu son gelişmeyle beraber Türkiye’nin menfaatine oldu, çünkü bu sayede Güney Rum Kesiminin münhasır ekonomik sahasında kalan rezervler üzerinde de Kıbrıslı Türklerin hakkı olduğu iddia edilebiliyor. Bunun yanı sıra adanın güneyinde olduğu gibi kuzeyinde de yine aynı İsrail’in nüfuzunu arttırmak adına ciddi mesai ve para harcadığı da bir gerçek. Bu girişimlerin boşa çıkarılması ve Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan insanların kendi insanına yabancılaştırılması sürecine bir dur denmesi de diğer bir mesele... Bizi bir arada tutan temel faktör olan maya bozulacak olursa, ondan sonra ekonomik ve siyasî hamlelerle aynı birlikteliği tesis etmenin mümkün olmayacağı unutulmamalı. Bunun için gerekirse yeni bir iskân politikası bile izlenmeli.  

Kıbrıs arazileri toplamının üçte ikisinin Osmanlı Vakıflarının malı olduğunun artık daha üst perdeden dile getirilmesi, milletlerarası hukukun sonuna kadar zorlanması şart. Türkiye’deki azınlıkların vakıf mallarını iade ettiğimiz gibi kendi vakıf mallarımızın da artık peşinde düşmemiz gerekiyor.

Hicrî 1400 senesinde beklenen devir değişiminin, 40 yıllık gerginlikle, tıpkı okun yaydan boşalması gibi süratli ve güçlü bir değişim ve dönüşüm sürecine vesile teşkil etmesini bekliyoruz. Hem de Yahudi gibi bâtıl değil, Hakk tarafında. Yani süflî hayallerin tosladıktan sonra tuz buz olacağı ulvî hakikat kutbunda. 
***
Yeni dünya düzeni mutlaka buradan başlayacak ve bir gün, doğum günümüz edasıyla Yahudi’nin yedi kollu şamdanındaki mumlara mutlaka üfleyeceğiz.

Yazının tamamı için tıkla 

Ömer Emre Akcebe
13 Ağustos 2018
Baran Dergisi 604. Sayı

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.