Yeni Zelanda Saldırısının Muhatabı Türkiye’dir!

Müslümanları hedef alan hiçbir menfiliğe karşı Türkiye’nin istese bile seyirci kalamayacağının anlaşılması ve bu gibi durumlara karşılık verecek kurumun, yani Hilâfetin derhâl müesseseleştirilmesi gerektiği artık anlaşılmalıdır. 

Yeni Zelanda Saldırısının  Muhatabı Türkiye’dir!

Cuma Kılan Müslümanlara Saldırı: 50 Şehid
 
Yeni Zelanda’nın ChristChurch ilçesindeki iki camiye, Cuma namazı kılındığı esnada silahlı saldırı düzenlendi. Saldırgan Brenton Tarrant, acımasız saldırıyı sosyal medyada canlı yayınla paylaştı. Cuma namazı sırasında düzenlenen saldırının ardından bölgede okullar tatil edildi, halkın camilerden uzak durması istendi. Saldırıya ilişkin üçü erkek biri kadın 4 kişi gözaltına alındı. 
 
Yeni Zelanda, Christchurch kentinde El-Nur camiinde başlayan saldırı, saldırganın buradan ayrılıp 5 km ileride bulunan Linwood camisinde yarım saatten fazla devam etti. Düzenlenen saldırılarda 49 kişinin şehit olduğu, 48 kişinin yaralandığı bildirildi.
 
İslâm Düşmanı Saldırganın Hedefi Türkiye
 
Kendisini “İngiliz asıllı bir ailenin Avustralya’da doğmuş” bir çocuğu olarak tanımlayan 28 yaşındaki Brenton Tarrant, saldırıyı neden gerçekleştirdiğiyle ilgili olarak, “Beyaz insanlar yaşadığı sürece, topraklarımızda işgalci olarak bulunan insanlar buralarda yaşayamayacak. Topraklarımızı asla fethedemeyecekler.” satırlarına yer verdi.
Tarih boyunca Avrupa topraklarını “işgal eden ve yüz binlerce insanı öldüren bütün yabancılardan” intikam almak için bu saldırıyı gerçekleştirdiğini anlatan Brenton Tarrant’ın özellikle Türk ve İslam karşıtı diğer açıklamaları da dikkat çekici.
 
NATO’nun bir kez daha yalnızca Avrupalı devletlerden oluşan bir ordu haline getirilmesi ve Türkiye’nin düşman kuvvet pozisyonuna düşürülmesi için bu saldırıyı gerçekleştirdiğini anlatan Brenton Tarrant, Avrupa’da gerçekleştirilen terör saldırılarına karşı kimsenin harekete geçmediğini belirterek, “Bu neden ben olmayayım? Ben yapmazsam kim yapacak? Hem ben yapabilecekken neden başkası yapsın ki? Bir şey yapmaya, harekete geçmeye, güç kullanmaya ve şiddet kullanmaya karar verdim.” sözlerini kullandı.
 
Saldırganın manifestosunda Cumhurbaşkanı Erdoğan için ayrıca bir bölüm ayrılmış:
“Bu savaş lordu, Avrupa'yı ele geçiren askerlerini ziyaret edip gezinirken, öldürülüp kanının son damlasını görmeli. Ölümü, topraklarımızı istila eden Türkler ve Avrupa'daki etnik kökenliler arasındaki köprüyü, bölgedeki Türkleri zayıflatacak, aynı zamanda Rusya'yı da güçsüzleştirip, NATO'nun da bölünmesini sağlamış olacağız.” demiş.
 
Breton Tarrant’ın daha önce sosyal medya hesablarından paylaştığı manifesto ve saldırıda kullandığı silahların üzerine işlediği sembollerden olan Ayasofya, 1071, İstanbul, Kosova Meydan Savaşı, İnebahtı Deniz Savaşı, Viyana Kuşatması, Haçlı Seferlerinin mottosu olan “Deus Vult”(Tanrı bunu istedi) gibi ifâdelere baktığımızda bile görüyoruz ki, dünya üzerinde Müslümanları hedef alan her saldırının gerçek muhatabı açık şekilde Türkiye’dir.
 
Mesuliyet Türkiye’de: 
Hilâfet Müessesesi Nerede?
 
Yeni Zelanda’da gerçekleşen saldırının öncesinde planlandığı, saldırgan Brenton Tarrant’ın sosyal medya hesaplarından böylesi bir saldırı gerçekleştirmeye hazırlandığına dair yayınlar yaptığını görülüyor. Buna karşılık Yeni Zelanda hükümetinin Müslümanları hedef alması muhtemel böylesi bir saldırıya karşı tedbir almaması ve gerçekleşen saldırı sona erene kadar seyirci kalmasının arkasında yatan temel saik, Müslümanlara gelmesi muhtemel bir zararın hesabını soracak herhangi bir müessese olmamasıdır. Yani, Hilâfet müessesesinin yokluğudur.
 
Hilâfet müessesesinin yokluğunun mesuliyeti ise Türkiye’dedir. 
 
Ayasofya
 
Ayasofya bahsine ayrıca bir parantez açmakta fayda var. Müzeye dönüştürüldüğü tarih olan 1 Şubat’ta Akıncılar Ayasofya önünde toplanmış ve Ayasofya’nın aslî kimliği olan cami olarak hizmete açılması için bir basın açıklaması yapmışlardı. O günden beri Avrupa Parlamentosu’dan gelen “Türkiye’nin Ayasofya’yı cami yapmayacağı hakkında yazılı beyanda bulunma” çağrısı ve ardından Yeni Zelanda’dan yaşanan mezkûr saldırıda yine Ayasofya’nın bu derece ön plana çıkması tesadüf değildir. 
 
Göz hasmını tanır hesabı, düşman kimi hedef alması gerektiğini çok iyi biliyor. 
 
Kemalist Zihniyet Ahlâksızlığı
Yaşanan saldırı ile alâkalı haberleri takib ettiyseniz, saldırıda ölen ya da yararlanan Türk vatandaşı olup olmadığının ön plana çıkarıldığını fark etmişsinizdir. Saldırgan İslâm düşmanlığı noktasındaki bütün motivasyonunu Türkiye’nin misyonuna karşı olmakta bulurken ve adeta Türkiye’yi hedef alıyormuş kastıyla orada Cuma namazı kılan Müslümanlara saldırırken, Türkiye’de medyanın çıkıp da orada “ölen ya da yaralanan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var mı, yok mu” derdine düşmesi tam mânâsıyla Kemalist zihniyetin bu ülkeye sokuşturduğu ahlâksızlıktır. 
 
Anadolu, kavmiyetçi her anlayışın üzerinde İslâm ümmetiin tabiî temsilcisi konumundadır. Düşman bunu kendinde şuurlaştırmışken, buradaki siyasetçi ve medyanın bunu şuurlaştıramamış olmasına yazık. 
 
Acil Aksiyon
 
Bu saldırı ile beraber, Türkiye’nin içinde bulunduğu ahvâl de göz önünde bulundurulacak olursa, hilâfet müessesesinin yeniden canlandırılması ve Ayasofya’nın yeniden cami olarak aslî hüviyetine kavuşturulması, yalnız Anadolu için değil bütün bir İslâm âlemi için hayatî önem arz etmektedir. Bu saldırının arkasının geleceği muhakkaktır.
 
Müslümanları hedef alan hiçbir menfiliğe karşı Türkiye’nin istese bile seyirci kalamayacağının anlaşılması ve bu gibi durumlara karşılık verecek kurumun, yani Hilâfetin derhâl müesseseleştirilmesi gerektiği artık anlaşılmalıdır. 

 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet Canan - 2 ay önce
Herkeste bir kınama yarışı. Kimse ne yapılması gerektiğine dair bir alternatif sunmamış. Bu konuda Baran dergisini tebrik ederim