Baran’daki Seminerler Susam ve Zambaklar


Oğuz Can Şahin

Oğuz Can Şahin

03 Mart 2020, 11:23

İki senedir, Baran Dergisi’nin Üsküdar’daki bürosunda her Cumartesi seminer tertipleniyor. Baran Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Kâzım Albayrak, Aylık Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Mevlüt Koç, Baran Dergisi yazarı İbrahim Tatlı, Aylık Dergisi yazarı Zeynel Abidin Danalıoğlu’nun seminerlerinin yanı sıra gençler de kendi alanlarında bir başlık belirleyip, hazırlıklarını yaptıktan sonra katılımcılara seminer verdi. Bazen umumiyetle sohbet havasında geçen toplantılarda, arkadaşlar birbirinden istifade etti, ediyor. Kitap tenkidleri, gündeme dair görüşler, sanat-estetik bahisleri, hatta konuşulmaya değer zatların hayatları hakkında bilgi alışverişi yapıyoruz. Bazen alanında ehil kişileri de misafir edip, daha geniş kapsamlı bir toplantı tertip ediyoruz.

Sadece yukarıda bahsettiğimiz kadarıyla kalsa iyi; daha lise talebesi gençler, hem akranlarının, hem de kendinden büyük insanların karşısında bir mesele anlatmayı öğreniyor; var ise yanlışları düzeltiliyor, hem de hitabet yeteneği gelişiyor.

Anadolu’nun tâ öbür ucundan İstanbul’a seminerlerden istifade etmeye gelen gencecik, pırlantadan daha parlak, haddini bilen arkadaşlar, sağ olsunlar “bir şey” için geliyorlar. Farklı endamlarda, değişik tiplerde tertemiz delikanlılar... Dergide bir de gençlerin yer aldığı kitap okuma listesi tutuluyor, seminerlerden sonra katılımcı arkadaşlara kitap tavsiye ediliyor; isteyen kendi temin ediyor, isteyen ise Baran Dergisi’nin kütüphanesinden yararlanabiliyor. Arkadaşlara kitaba göre mühlet (kütüphane mantığı gibi) veriliyor, kimi aldığı kitabı vaktinden önce bitirip teslim ediyor, kimisi aksatıyor. Hele bazıları bal arısı gibi çalışıyor, hukuk, edebiyat, fıkıh, tarih, harita, gemi mühendisliği okuyan yahut bitiren arkadaşlar alâka çekici şeyler anlatıyor. Henüz ihtisas alanı seçmemiş yahut alanında derinleşememiş olanlar  ise arkadaşlarını görüp onlara gıbta ediyor.

Bundan birkaç ay önceki seminerde alanını gözetmeksizin her arkadaşa John Steinbeck’in “Fareler ve İnsanlar”ı ve John Ruskin’in “Susam ve Zambaklar”ını verdik. Filvaki bu iki kitabın da bir çırpıda bitecek olmasına rağmen, pek faydalı olacağı düşünülüyordu; öyle de oldu. Steinbeck şöyle kenarda dursun.

Susam
Susam ve Zambaklar, başlığından da anlaşılacağı üzere iki sütun üzerine “inşa” edilmiş. Susamlı kısım, “İlerlemekten anladığımız nedir?”, “İlerlemek nedir, nasıl ilerleriz?”, “Hayata dair”, “Eğitimin asıl mânâsı ne olmalıdır?”, “kitaplar ve klasikler” hakkındaki görüşleri barındırıyor. Ruskin, kötü kitaplardan bahsetmekten imtina eder, ona göre esas olan kalıcılık, yani klasiklerdir ve büyük adamların kitapları sadece birer eser değil bir nevi pusuladır. Zira iyi diyebileceğimiz birçok kitap da klasiklerden ilham almıştır.

Bazı eserlerin anlaşılamamasına dair eleştiri yapar Ruskin, büyük insanların eserlerini okuduğumuzda gerçek mânânın hemen kavranılmayacağını, fikirlerin tohum gibi bize işlediğini, belli bir zaman geçmesi gerektiğini, o fikre dair adamakıllı derinleşmek gerektiğinin altını çizer. Zaten çoğu tohumun yeşermesi için ona mutabık iklim şartlarının olması gerekmez mi? Onun üzerinde durduğu kelimelerden bir tanesi de “duyarlılık.” Duyarsız olmanın temelinde, adilik yatar. Adilik ise, “vücudun ve zihnin eğitilmemiş, gelişmemiş durumudur” diye tarif ediliyor kitapta.

Güzel şeyleri sevmemizin yolunun Yaradan’ı sevmeyle olacağını söyleyen Ruskin, hakkaniyetli ve doğru yaşamanın büyüsünün de, büyük insanların himayesi altında olduğunu ifade eder: “Onlarla birlikte hissetmek demek, onlara benzememiz demektir; hiçbirimiz bunu acı çekmeden beceremeyiz. Nasıl aklımıza gelen ilk düşünce değil, disiplin edilmiş ve belli bir deneyime tutulmuş bilgi doğru bilgi sayılıyorsa, doğru his de hemen hissettiğimiz değil, disiplin edilmiş yani süzgeçten geçirilmiş ve denenmiş histir. İlk hisler boş, güvenilmez ve yanıltıcı olur. Onlara göre hareket ederseniz, gereksiz bir koşturmacaya düşersiniz; samimiyetten uzak bir heyecan içinde, geriye hiçbir gerçek maksadınız ve hissiniz kalmayana dek sizi çok uzaklara sürüklerler. İnsanî duygular kötü değildir, ancak disiplin edilmediklerinde zararlıdırlar. Asil olup olmamaları güçlerine, doğru kullanılıp kullanılmamalarına bağlıdır. Ufak tefek mevzulara duyduğumuz hisler kötüdür. Altın topları havaya fırlatan hokkabazı gören bir çocuğun merakı sıradandır; affınıza sığınarak bunu sıradan bir duygu olarak niteleyeceğim. Fakat geceleri Yaradan’ın eliyle gökyüzüne fırlatılan altın topları yani yıldızları seyreden insanın ruhunda hissettiği duyguyu sıradan olarak tanımlayabilir misiniz? Açmaması gereken bir kapının önünde bekleyen çocuğun ya da efendisinin her işini gözetleyen uşağın merakı da sıradandır. Ancak tehlikeye rağmen çölün ötesindeki büyük nehri, denizlerin ötesindeki kocaman kıtaların yerini sorgulayan bir merak tabiî ki çok daha asildir.”

Zambaklar
Zambaklar kısmı ise, kadınlar... Mâlumdur ki, zambak bekareti simgeler. Ruskin’in kadına bakışı mealen şöyle, kadın zarafetini kullanarak hem kendisini hem de ailesini yüksek seviyeye taşıyabilir; fert ve aile yüksek bir mevkie gelirse, devlet de iyi yerlere gelir. Zaten bizim fert, toplum ve siyaset münasebetine dair mikyasımız, “Nasılsanız öyle yönetilirsiniz” değil midir? Kadın, meziyetlerini sadece kendisi için kullanmamalıdır. Kitapta, kadının kendisinden çok eşini, çocuğunu ve vatanını düşünmesi gerektiğini savunan yazar, çağın kadını yok sayan yahut da sömüren zihniyetine de karşı çıkar.

Kadınların yaradılışındaki kendilerine has güçlerini bir kenara bırakıp, toplum içindeki yerine bakalım. Kadını erkeksiz, erkeği kadınsız düşünmek mümkün mü? Tabiî yalnız başına da hayatını idame ettirebilir insan, eker, biçer, okur, kazanır ve saire. Benim ayrı düşünmekten kastım bu değil. Vurgulamak istediğimiz şey, iki akıntının zamanla birleşip daha güzel bir kıvam aldığı hâl, aile müessesesi. Kadınların hak ve görevlerinden bahsediyor Ruskin. Ayrıca erkeğin kadınla, kadının da erkekle müşerref olacağını söyleyen yazar, “Şövalyenin zırhını, sevdiği kadının düzeltmesini romantik bir kapris olarak düşünmemelisiniz. Bir kadın elinin desteği olmadıkça, ruhu tehlikelerden koruyan zırhın kalbe konması zordur. Fakat kadın desteğini azalttığında erkeklik şerefi sekteye uğrar.” der.

Ruskin şaşaalı ifadelerle kafaları bulandırmıyor, gayet anlaşılır ve samimi dille söylemek istediklerini söylüyor. Susam ve Zambaklar, tıpkı Salih Mirzabeyoğlu’nun “Üç Işık”ı gibi, seminerlerden oluşan bir kitap.

Bu arada Baran Dergisi’nin tertiplediği seminerler Cumartesi günleri 18:00’da Üsküdar-Mimar Sinan mahallesindeki Baran Dergisi bürosunda...


Baran Dergisi 685.Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.