Bienal, Çağdaş Sanat ve Yeditepe Bienali


Gülçin Şenel

Gülçin Şenel

02 Mart 2018, 10:47

Bienal, Fransızca “yıl aşırı, diğer bir yıl” anlamına gelen ve iki yılda bir düzenlenen etkinliklere verilen bir isim… Çağdaş sanatın sergileme geleneği olan bienal kelimesi ilk olarak Venedik’te 1895 yılında kullanılmıştır ve ilk kullanımı plastik sanatlar üzerine olsa da zamanla uluslararası sergi etkinliği anlamı taşımaya başlamıştır. En eski bienal 1895’ten beri düzenlenen Venedik Bienali’dir. Türkiye’de ilk kullanımı İKSV tarafından düzenlenen İstanbul Bienali ile olmuş. Günümüzde bienaller, en geniş sanatsal etkinlikler olarak karşımıza çıkar ve dünyada ekonomik anlamda bir değer unsuru olurken, şehirlerin de bienal ile anılır olmasını sağlar.

Peki, “Çağdaş Sanat?” Aslı şu şekilde kavramın: “Contemporary art”; yani “güncel sanat” olarak tercüme edilebilir. Süreyya Su, şöyle tarif ediyor kavramı: “Çağdaş sanat, başta estetiğin ve modern sanatın sonu olmak üzere Aydınlanma’ya ve modernliğe ait kurumlar, kavramlar ve disiplinlerin sonuna işaret eder. Çağdaş sanat, düşünceyi akla indirgeyen felsefe, sanatı güzele indirgeyen estetik, zamanı ilerlemeye indirgeyen tarih, farkı aynıya indirgeyen ontoloji gibi bilgi ya da hakikat rejimlerinin radikal eleştirisinden besleniyor. Bu saikle tüm değerlerin değersizleşmesine hizmet eden nihilist ve anarşist bir tavrı var. Dolayısıyla çağdaş sanatın asıl amacı haz vermek değil, eleştirmek ve rahatsız etmektir.” (Çağdaş Sanatın Felsefi Söylemi, Profil Yayınları)

Yeditepe Bienali
Serhat Sula Küratörlüğü’nde ilki gerçekleştirilecek olan “Yeditepe Bieanali”, “Ehli Hiref” başlığıyla 15 Mart-15 Mayıs tarihleri arasında Sirkeci’den başlayıp İstanbul’un yedi tepesinin çeşitli mekânlarında, yani “tarihi yarımada”da karşımıza çıkacak. Geleneksel İslâm Sanatlarının yer alacağı bienali şöyle anlatıyor Serhat Sula: “Biz Yeditepe Bienali’ni İslâm sanat kültürünün merkezi konumuna yerleştirmek istiyoruz. Bu bienalin, bu üretimlerin, bu tesisin markası halinde bir çatı olarak ilelebet bu anlamda bu çalışmaları yaşatacak bir kuruma dönüşmesi hayalini taşımaktayız.”

Ehli Hiref, bilindiği üzere hüner ehilleri demek ve Osmanlı’nın işinin ehillerinden oluşan bu ismi taşıyan bir teşkilatı vardı. Nakkaşlardan oluşan bir ehli hiref teşkilatı olduğu gibi, ilim adamlarından oluşan aynı isimli teşkilatlar da vardı. Bienal, bu teşkilata gönderme yapan bir muhtevaya sahip anladığımız kadarıyla. Serhat Kula Bienalin muhtavası hakkında da şöyle diyor: “Örnek vermek gerekirse “Kuş Misali” isminde bir temamız var. Bu tema insan odaklı bir metaforu içinde barındırıyor. Bir kuş üzerinden insanın yaşadığı zorluklar, çabalar, kahramanlıklar, sorunlar gibi serüvenleri yansıtmak amacıyla kuş figürünü ele aldık. Osmanlı döneminde tasarlanmış kuş formlarını bugünün dünyasının insanını anlatmak adına kullanmayı, bu tasarımlar üzerinden bir sanat üretiminde buluşmayı hedeflemekteyiz. Kuşların göç anlarında oluşturdukları formlardan tutun, kuş üzerinden kendimizi hissedebileceğimiz, metropol hayatında yaşayan insanın kuşla olan ilişkisini canlandıracağı, kuşların kalabalık kent hayatındaki zor yaşam şartlarından dem vuracağı, ya da bir sanatçının kuş figürü ile kendi hayatının içerisindeki serencamı paylaşacağı sanat eserleri ile karşılaşmış olacağız. Bununla beraber Osmanlı kuş evlerinden örnek verebiliriz. Kuş evlerinin ne kadar kuşların konforunu düşünen, onların barınma ihtiyacını sanatlı bir şekilde karşılayan eserler olduğunu hiç düşündük mü? Ya da tezhip, minyatür, cilt, hat sanatı gibi dallarda sürekli karşımıza ayet, beyit ve kelam-ı kibarların içeriklerindeki halleri yansıtan tasarımlarda karşımıza çıkan kuş figürlerinden bir çıkarım yapmalı mıyız? Sanatımızda bu kadar önemli bir rol sahibi olan kuşlara bugünün insanı ne kadar imkân veriyor? Kuşları canlı olarak da yaşamımızda ne kadar gündemimize taşıyoruz? Ya da bir kuş üzerinden kendimizle ilgili bir bağlantı kurabiliyor muyuz? Bu gibi sorulara cevaplar arayan okumaları yapabileceğimiz; geometri, çiçek, İstanbul gibi içeriklere sahip temalarımız mevcut.”

Yeditepe Bienali’ne, Ortadoğu’dan, Afrika’dan, Avrupa’dan, Uzak Doğu’dan sanatçılar eserleriyle katılıyor. Serhat Kula, “aralarında Müslüman olmayan ama İslâm sanatlarına ilgi duyan, bu alanda eser veren sanatçılar da var” diyor.

İyi niyetle yola çıkmış olan Yeditepe Bienali’nin yolu açık olsun. Fakat Bieanal’e günler kala, hâlâ etrafta ne afişini ne duyurusunu göremediğimizi söyleyelim. Tesadüfen “Dünya Bizim” internet sitesindeki röportajı görmesek, bu konuları takip etmemize rağmen haberimiz olmayacaktı. İkinci bir eksiklik “kavramsal çerçeve” denilen, Küratör tarafından henüz başvurular başlamadan ortaya konulması gereken, Bienal’in muhtevası ve fikrî temellerini ortaya koyması beklenen “metin”in eksikliği. Ne Bienal sitesinde, ne de başka yerde Yeditepe Bienali’nin “çerçevesine” dair bir açıklama yok. Dediğim gibi İsmail Erdoğan’ın “Dünya Bizim” internet sitesinde yayınlanan röportajı dışında herhangi bir bilgiye ulaşmak mümkün değil.

Son bir not, şu “kavramsal çerçeve” için belki temel alınacak bir not: Hem geleneksel sanatı, hem de “çağdaş-güncel sanat çerçevesi olan bienali” bir araya getiren bir girişim için “kavramsal çerçeve” veya “kendini izah”ın gerekliliği ortada. Çağdaş-güncel sanatın “karşı çıkma” temelinde “anarşist” bir tavrı olduğu söyleniyor. Nihilizme varan... Eleştirmek ve rahatsız etmek için var olan. Burada, Salih Mirzabeyoğlu’nun Tolstoy’un sözlerine atıfla söylediğini hatırlayalım:

“Tolstoy: “Hiçliğe yaklaştıkça sanat!”… O, parçaların toplamından fazla birşeyin hakikati, Veli sözünde: “Bir yerde olan, her yerdedir; her yerde olan da HİÇBİR yerde!”… Peygamber sözü: “Söz odur ki, şâir Lebid’in söylediği: Allah’tan başka herşey bâtıl!”… Yine, “amellere, neticelerine göre hükmolunur!”… Hayat, bütün fikir ve fiilleriyle, “Ölmeden önce ölme!” gayesine göre nizamlanacak; herkesin işi gücü, kapasitesi, hissesi neyse; “yaşanması gerek olan hayat hangisi?” diye soranlara gösterilebilecek…” (Ölüm Odası, B-Yedi, 332, Baran Dergisi)

Burada bahsi geçen “hiçlik”ten, oradaki Nihilizme bir iplik çekersek, güncel sanat “hiçliğe yaklaşmaya çalışıyor” olabilir mi? “Ben yokum” dediği yerde başlayacak olan sanatın “ne”liği? Ve “Allah’tan başka her şey batıl” “hiçliği”ne? Üstad’ın Çile’sinden: “Sanki burnum, değdi burnuna “yok”un, Kustum öz ağzımdan kafatasımı.” Bunlar sadece sorular elbette, Salih Mirzabeyoğlu’nun ortaya koyduğu derinlikten çıkarmaya çalıştığımız sorular...


Baran Dergisi 581. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.