Cumhuriyetin İlk Anayasası


Kazım Albay

Kazım Albay

13 Ağustos 2018, 19:00

1924 Anayasası 6 bölümden oluşmaktadır ve 105 madde vardır. Anayasanın ismi de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’dur.

Anayasanın üstünlüğü ilkesi 103. Maddede açıkça ilan edilmiş; fakat kanunların Anayasaya uygunluğunu denetleyebilecek bir kurum olmadığı için bu kural boşlukta kalmıştır. Zaten daha sonra Anayasaya aykırı kanunlar da çıkarılacaktır. 

1924 Anayasası katı bir anayasadır. Anayasa değişikliği teklifi meclis üye tam sayısının en az üçte ikisi tarafından kabul edilmelidir, diyor. Fakat anayasanın sertliği gerçek bir müeyyideye kavuşmadığı için, adi kanunlarla anayasaya aykırı hükümleri kabul etmek, yani dolaylı yoldan anayasayı değiştirmek mümkün olmuştur.(1)

11 Ağustos 1923’de II. Meclis oluşur. Kurucu meclis değildir, çünkü anayasa hazırlamak için oluşmamıştır.(2) Kanun-i Esasi Komisyonu bir anayasa hazırlıyor, Mart 1924’de Meclis bir karar alıyor. Salt çoğunluğunun üçte ikisi ile anayasa değiştirilebilir, diye. Ve 20 Nisan 1924’de yeni anayasa kabul ediliyor.

Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki I. Maddenin değiştirilmesi teklif dahi edilemez. 

Hürriyetler geniş ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş fakat güvencesi belirtilmemiş, böylece meclis hürriyetleri dilediği gibi sınırlayacak kanunlar çıkarabilmiştir.

1924 Anayasası kuvvetler birliğini benimser. Yasama, yürütme ve yargı mecliste toplanmıştır. Yasaların yorumlanmasını bile meclise bırakır, yargının içtihadi yetkisini kısar. Yürütme ise meclis adına iş görmektedir.   

Kuvvetler ayrılığı ve kuvvetler birliği mevzuunu uzun uzadıya tartışan Ergün Özbudun, 1924 Anayasası 5. Maddesinin, “teşrî salahiyeti ve icra kudreti Büyük Millet Meclisi tecelli ve temerküz eder” ifade ile kuvvetler birliğine yanaşsa bile Anayasa’nın meclise yürütmeyi bizzat kullanma gücünü vermediğini, yürütmenin bu yetkisini bizzat kullandığını vurgulayarak, aslında fonksiyonlar (kuvvetler) ayrılığının gerçekleştiğini, söyler. 1924 Anayasası, Milli Mücadele geleneği etkisiyle kuvvetler birliği ilkesine duygusal bağlılığına rağmen, yargı fonksiyonunu Türkiye Büyük Millet Meclisi teorik olarak dahi vermemiştir, diyerek yukarıdaki görüşüne ilave eder.(3) Özbudun, hükümet sistemi sorunu ile devletin hukuki fonksiyonlarının ayrımının farklı konular olduğunu da aynı bahiste zikreder. Meclis hükümeti ile kuvvetler birliğinin, parlamenter rejimlerle kuvvetler ayrılığının zorunlu olarak özdeşleşmediğini vurgular.(4) Mustafa Erdoğan ise 1924 Anayasasının kuvvetler birliği esası üzerine bina edildiğini söyler.(5)
1924 Anayasası, meclis hükümeti ile parlamenter sistem arasında karma bir sistem ifade eder. Yasama yetkisini TBMM kullanır. Meclis, hükümeti her vakit denetleyebilir ve düşürebilir. Buna karşılık hükümetin meclisi feshetme yetkisi yoktur. Bu açıdan meclis hükümet sistemine benzer. Fakat yürütme yetkisini meclisin seçeceği Cumhurbaşkanı ve onun tayin edeceği bakanlar kurulu eliyle yürütür. Yürütmede ikili yapı vardır: Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu. Bu açıdan ise parlamenter sisteme benzer.

1921 Anayasasının taşra teşkilatlarında adem-i merkeziyetçiliğine karşı, 1924 Anayasasında merkeziyetçilik ağırlıktadır. 1921’deki Anayasadan farklı olarak vilayet ve nahiye şuralarına yer verilmemiştir.

Seçim sistemini belirleme işini kanuna bırakmıştır. Basit çoğunluk sistemi ve iki dereceli seçim sistemi kabul edildi.

1924 Anayasasında seçimler dört yıla çıkarıldı. Mevcut mebuslar iki yıllığına meclise gelmiş olmalarına rağmen kendilerine haksız bir kayırma yaparak dört yıllık yasama döneminden yararlandılar. Seçimlere ve seçmenlere saygısızlık edilmiştir. 

1924 Anayasası klasik anayasa sistematiğine uygun olarak hazırlanmıştır. Yine daha önceki anayasalar gibi dışarıdan yararlanılmış, 1875 Fransa Anayasal kanunları ile Lehistan (Polonya) 1921 Anayasası esas alınmıştır.  

Meclis, bütün tekliflere rağmen cumhurbaşkanının meclisi fesh yetkisini ve diğer yetki genişlemelerini kabul etmez. Cumhurbaşkanının yetkilerinin artırılmasını istemeyen meclisin bu tavrını Bülent Tanör, “Millet egemenliği ve onun biricik temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi üstünlüğü”(6) olarak görür. Mebusların atama usulü seçilmeleri bir yana, meclisin bu tavrının kendi nefsini korumaya yönelik olduğunu Mete Tunçay vb. birçok yazar belirtir. Bülent Tanör, yargının bağımsızlığı ve güvencesi hususundaki eksiklikleri olağanüstü mahkemelerin varlığını da eleştirel manada işaretledikten sonra şu gerekçeyle savunur: “Gerek anayasa yargısının kabul edilmeyişi, gerek idare mahkemesine yargı başlığı altında değil de yürütme görevi başlığı altında yer verilmesi, gerekse olağan üstü mahkemelere açık kapı bırakılması, yeni rejimin ideolojik ve politik amaçlarıyla yakından ilgili hususlardır. M. Kemal, Cumhurbaşkanı sıfatıyla 1 Mart 1924 tarihinden itibaren yargıyı tutuculuğa karşı ve reformların destekçisi bir güç olarak görmeyi istediğini açıklamaya başlamıştı. Yargı, yeni rejimin ve inkılapların bekçisi olmalıydı. İnkılapçı rejimin, yasama ve yürütme işlem ve eylemleri üzerinde etkili bir yargı denetimini istemediği açıkça görülmektedir.”(7)

Biz burada şunu söylemek istiyoruz ki hukuk devletinde yargı, rejim ve inkılapların değil hukuk ve adaletin bekçisidir. 

Değerlendirme bölümünde ise Bülent Tanör, “1924 Anayasası ile ilgili tartışma ve değerlendirmeler anayasa boyutlarına hapsedilemez. 1924 Anayasası dönemi, bir anayasa konusu olmanın ötesinde anlamlar taşır. Özellikle tek parti rejimi ve devrimler, bu dönemle ilgili değer yargılarında önemli yer tutar” der. “Ara dönem” gerekçesi ile zorla uluslaşma, laikleşme ve demokratikleşme olacağını savunur.(8)

1924 Anayasası hakimlerin bağımsızlığı ilkesini tanımıştır. Ama bunu sağlamak için bir güvence vermemiştir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu benzeri bir bağımsız kurul da yoktur. 

1924 Anayasası olağanüstü mahkeme kurulmasını yasaklamamıştır. Halbuki 1876 Kanun-u Esasi’de böyle madde vardı. “Kanuni Hâkim ilkesi” yani “tabiî hakim ilkesi” İstiklal Mahkemeleri uygulaması ile ihlal edilmiştir. Zira İstiklal Mahkemeleri olaydan sonra TBMM kararı ile kuruluyor ve hakimleri ise TBMM tarafından kendi üyeleri arasından seçiliyordu.(9) İstiklal Mahkemelerinin gezici mahkemeler olarak inkılaplara en ufak bir karşı çıkışı şiddetle cezalandırdığı ve bir çok mazlumun canını aldıkları malumdur. 

Temel hak ve özgürlüklerde Fransız devrimi tabiî hakları emsal alınmış ve Anayasada aynen zikredilmiştir. Ama tanıdığı bu haklar için hiçbir yargı güvencesi getirmemiştir. 

1924 Anayasası çoğunlukçu bir anayasadır, çoğulcu değildir. Çoğunluğun yönetim hakkı mutlaktır. 

Önemli anayasa değişikliklerini belirtelim:

1928 yılında, “devletin dini, din-i İslâmdır” ibaresi çıkarılır. Laikliğe geçilmiş olur. Aynı zamanda TBMM’nin “ahkâm-ı şeriyenin tenfizi” görevini de kaldırmıştır. Ant içmede vallahi yerine “namusum üzerine söz veririm” ifadesini getirmiştir. Şeriye ve Evkaf Vekaletleri kaldırılarak hukuk ve eğitimde laikliğe geçilmiştir. Yürürlükteki (1924) Anayasaya aykırı olmasına rağmen tarikat ve tekkeler yasaklanmıştır. 1924 Anayasasının 75. Maddesi şöyle idi: “Hiçbir kimse mensub olduğu din, mezhep, tarikat ve felsefi içtihadından dolayı muaheze edilemez. Asayiş, âdabı muaşeret-i umumiye ve kavanine mugayir olmamak üzere her türlü âyinler serbesttir”. Bu maddeden “tarikat” kelimesinin çıkarılması, 1937’de laiklik ilkesini getiren anayasa değişikliği ile olmuştur. Anayasaya göre hiç kimse içtihadından muaheze edilemez denmesine rağmen bunun aksi uygulandığı gibi 1937 yılına kadar da tarikat mevzuunda anayasaya aykırılık sürdürülmüştür. Her türlü inanca serbestlikten bahsederken çifte standartla tarikat inancı yasaklanmıştır… 

1935 yılında bir yasa ile tatil günü cumadan pazara alınmıştır. 

Yine İslâm geleneklerinden ayrılma mânâsına gelen yasalarla 1926’dan itibaren miladî takvim ve alafranga saat kabul edilmiş, rakamlar da değiştirilmiştir.

1928 tarihli Latin alfabesine geçiş ise kültürel tercih olarak önemli bir karardır. Millet, bütün bir kültür mirasına birden yabancılaştırılmıştır. 

1932’de ezanın aslî şekli olan Arapça yerine Türkçe okunması zorunluluğu getirilmiştir. Şapka inkılabının 1925’de olduğunu da hatırlatalım.   

1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı getirilir.

1937 yılında Cumhuriyet Halk Partisinin “6 umde”si anayasaya ilave olur. Bunlar: Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, inkılapçılık. Anayasaya Laiklik kelimesi yazılmış olur.
 
Dipnotlar
1-Ergün Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2003, s. 33. 
2-Mustafa Erdoğan, Anayasa Hukuku, Orion Yayınları, Ankara, 2011, s. 154.
3-Ergün Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2003, s. 176-178.
4-Özbudun, a.g.e., s. 176.
5-Erdoğan, a.g.e., s. 155.
6-Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2010, s. 302.
7-Tanör, a.g.e., s. 307-308.
8-Tanör, a.g.e., s. 324-326.
9-Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Ekin Yayınları, Bursa, 2008, s.36.



Baran Dergisi 604. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.