Gençler Sordu Doç. Dr. Ebubekir Sifil Cevaplandırdı

Üsküdar Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde “Ahmet Davutoğlu’nun Buhari Şerhi” üzerine seminer veren Doç. Dr. Ebubekir Sifil, seminer sonrası dinleyicilerin sorularını cevaplandırdı.

Gençler Sordu Doç. Dr. Ebubekir Sifil Cevaplandırdı

Üsküdar Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde düzenlenen 3. Arapça Kitap Okuma Ve Kültür Günleri Etkinliği kapsamında “Ahmet Davutoğlu’nun Buhari Şerhi” üzerine seminer veren Doç. Dr. Ebubekir Sifil, seminer sonrası dinleyicilerin sorularını cevaplandırdı. Günlük hayatta sık rastlanan soruları cevaplandıran Doç. Dr. Sifil, dikkat çekici hususlara temas etti. Baran Haber, Doç. Dr. Sifil’in sorulara verdiği cevapları ilgili başlıklar altında okurları için not aldı
 
Hadis Fıkhı’yla İlgili Eserler Var Mı?
Hadis fıkhını öğrenmek isteyen kardeşlerimiz fıkhi ve hadis tarafı güçlü olan mezhep ulemasının eserlerinden istifade etsinler. Onların fıkhi istimbatlarını (çözüm/çıkarım) ihtiva eden çok sayıda eser var. Şafi mezhebinde İmam Nevevi bunlarda sayılabilir. Onun bütün eserleri muteberdir. Maliki mezhebinde İbn-i Abdilberr, El Baci böyledir. Hanbeli mezhebinde Makdisi’nin eserleri böyledir. Hanefi fukahanın içerisinde Hafız Ayni’nin El Binaye’si böyledir. Bu eserlerden istifade edilebilir.
 
Osmanlı’da Buhari Şerhleri Var Mı?
Osmanlı’da Buhari’ye de, Müslim’e de yazılmış kuvvetli şerhler var. Dürrizade’nin mesela çok güçlü bir şerhi var. Fakat bunlar yazma eserler olarak bekliyor. Osmanlı’da hadis, burun kıvrılarak bahsedilen bir mesele olageldi. Osmanlı’da hadis alimi yetişmemiş görüşü doğru değildir. Bir ara meşhur bir hocamız vardı. Bu yönde bir yazı paylaşmıştı. Ben de buna mukabil Milli Gazete’de yazdığım dönemde cevap yazmıştım. El İnsaf... Şakayık-ı Numaniyye’ye bakın. Zeyillerine bakın; buralara bakmadan sallıyoruz. Osmanlı altı asır ilime merkezlik yapmış bir tecrübedir.
 
Ahmed Davutoğlu’nun “Din Tahripçileri” Adlı Kitabının Özellikleri Nedir?
Mısır’daki Ezher Üniversitesi’nde ortaya çıkan “dinde reform” hareket ve mensuplarının, “içtihat, tecdid, teceddüd, ıslah” gibi kavramlarla anlattığı hususların yanlışları, tevilleri alıyor. Bu ümmetin zihniyeti yeni içtihat talepleriyle çözülmeye başladı, dumura uğradı. Görünüşte masum bir talep, şartlar, haller değişiyor. “Mezheplerin hükümleri hayatımıza zorla taşınıyor. Bunları bırakıp yeni içtihatlarda bulunalım. Bin sene öncesinin içtihatlarıyla var olamayız” gibi albenisi, hatta çakma özelliği olan bir takdimle dinde reform akımı başladı. Arkadaşlar mezhep meselesi bir binanın kilit taşı gibidir. O taş yerinden oynatıldığı zaman tüm bina başınıza çöker. “Kilit Taşı”yla oynamayacaksınız. Nitekim oynandı. Mezhep, taklid, ittiba... Bunlar “lanetli kavramlar” haline getirildi adeta. Mezhep intisabı küçümsendi. Özellikle akademik çevrelerde yeni içtihat talepleri güçlü bir şekilde yayılmaya, taraftar bulmaya başladı. Ne oldu? Nereye geldik? Arkadaşlar bu bizi “Deizm”e getirdi. Bu memleketin geldiği nokta deizm bataklığıdır. Önce mezhep hususundaki “civata” gevşetildi. Arkasından sünnet ve hadis meselelerini tartışmak marifet sayılmaya başlandı. Bu da “ilim adamı, bilim adamı” olmanın şartı gibi anlayanlar oldu. Bu noktadan sonra ise Kur’an-ı Azimüşşan’a dayandı. Şimdi, Kur’an hakkında bizden önceki kuşaklardan birisinin duyması halinde muhtemelen çıldıracağı şeyleri duyuyoruz, alışıyoruz, belki bir miktar bunları duya duya uyuşuyoruz. Alışkanlık kazanıyoruz. Yaşadığımız süreç –açık söylüyorum- kitlesel irtidatların (dinden çıkma, mürtedlik) yaşandığı bir süreçtir. Kitleler çapında insanlar Kur’an hakkında, ona uyma adına irtidada (din dışına) yuvarlanıyor. Çok tehlikeli. 17-18 yaşında gençler Kur’an’dan hareketle hocalarını tekfir ediyor. Dönüp ecdadını tekfir ediyor. Ciddi bir “mankurtlaşma” süreci yaşanıyor. Ahmet Davutoğlu’nun “Din Tahripçileri” kitabını ısrarla tavsiye ediyorum; okuyunuz. Süreç nerede başladı, nasıl sürdü ve bugünlere nasıl geldi bakımından bu kitaba bakıp çok ibretli şeyler bulacaksınız.


Medreselerde İlim Tahsil Edenler Batılı Eğitim Karşısında Ne Yapmalı?
Medreselerin yeni şartlarda müfredatını tayin etmiş yapılara dönüşmesi lazım. Aksi takdirde ciddi anlamda savrulmalara yol açıyor. Burada kusur gençlerimizin değil. Onların altyapısını oluşturanların ciddi bir formasyon kazandıramamaları. 5-6 yıl medrese tahsili görmüş çok sayıda gençlerimizle bir arada oldum. “Bu ilim, bu tahsil benim ne işime yarayacak?” diyen çok gençle karşılaştım. Dolayısıyla hoca konumunda olan meslektaşlarımın dünyanın ve Türkiye’nin gündeminden kopmadan, İslam’ı doğrudan ilgilendiren gelişmeleri ihmal etmeden, bunların İslamî ilimlerle irtibatını kurarak, günümüzün literatürüne, diline, meselelerine vakıf olarak hareket etmek durumundayız. Bunu yapamadığımız sürece, “benim oğlum bina okuyacak, dönüp dönüp yine okuyacak”... Üniversitelerimizde ciddi bir tecrübe var. Batı’yı biliyor. Yüksek lisanslı, Batı’dan bize gelen meseleleri, tesirleri, cereyanları bilenler var. Bir kısmı bunların etkisinde kalmış olsa da, bir kısmı tenkit ediyor olsa da orada ciddi bir müktesebat var. Medreselerimiz bu müktesebatta ne olup bittiğini bilmiyor. Oryantalistlerin bir dünya çalışması var. Bize bir o kadar etkisi var. Medreselerdeki o güçlü altyapının üzerine bu formasyonu ekleyebilsek ciddi, doğru, güzel işler yaparız. Eğer medreselerin önü kesilmezse, medreseler bu anlamda kendilerine ciddi hedefler koyup bayrağı bir yerlere getiremezse bu çalışmaların büyük bir kısmının heba olmaya mahkum olacağını söyleyebilirim. Arapça, fıkıh, usul, hadis çok güzel... Tamam da günün dünyasında sokağa çıkıp bakmalı, sosyal medyanın gündemi ne mesela? İslami ilim camialarının gündemi ne? Bunlardan haberdar olmak lazım. İlmi-akademik dergiler, yayınlar çıkıyor. Bunlar sürekli üretim yapıyor. Faaliyet var fakat medreselerimizin bunlardan haberi yok. Bu olmak zorundadır; peki nasıl temin edeceğiz bunu? Bunun tek yolu var. Medreseden mezun ettiğimiz talebeyi akademyaya göndereceğiz. Orada yüksek lisans yapacak, o formasyonu alacak, ondan sonra üniversiteye hoca olacak veya medreselere dönüp anlatacak. Mutlak surette medresede okuttuğumuz talebeyi yüksek lisansa yönlendirmeliyiz. Türkçe bir metin yazamayan hoca, içtihat mertebesinde alimlerde bahsediliyor. Ama talebeleri onlardan bahsetmezse varlıklarından kimsenin haberi olmayacak. Medrese müfredatı şifahi aktarım, tecrübesini, alışkanlığını bir adım öteye taşıyarak metne dökmelidir. Medrese talebesini Türkçeyi güzel kullanabilecek seviyeye taşımalıdır. Aktüel hayata İslami ilimlere vakıf şekilde girmelidir.
 
Selefilik Etkisi ve Bunu Fırsat Bilen Hadis İnkârcıları
Hadisleri ümmetin elinden almayı başarırlarsa ellerinde bir Kur’an kalacak. Bir metin olarak sadece... O da istediklerini söyletebildikleri bir metin olacak. Şu an bunu müşahede ediyoruz. Neden bu adamlar Kur’an deyip duruyor? Hadisi aşabilirlerse ellerinde bulunan metin, “çok mânâlar taşıyan, çok boyutlu, ne yana çekersen o yana yorumlanabilecek” bir metin olacak. Bir zaman ben bunu söylediğimde bazı hokkabazlar sözlerimi çarpıttı. Ben şunu söylüyorum. Bu ümmetin içinde İslamiyet’in 1. asırdan itibaren ortaya çıkmış bütün fırkalar ve bunların alt dalları hepsinin, Kur’an’dan “delil ve dayanaklar”ı var. Bunların hiçbiri “biz Kur’an’ı tanımayız” demiyorlar. Müstakil çalışmalarla hangi mezhep, hangi ayeti delil almış diye çalışmaları var. Elde sadece Kur’an’ın kalması demek ümmetin o döneme, o maceraya dönmesi demektir. “Mümin bir delikten iki defa sokulmaz.” O dönem sokuldu ve enerji kaybına uğradık, bölündük, parçalandık, çatıştık. Aynı isteniyor. Şunu da söyleyeyim; bu dönemde Kur’an’a, Allah kelamına yapılan hakaretler, bu ümmetin tarihinin hiçbir döneminde bu kadar olmamıştır. Bu ümmetin tarihinde hiçbir tarihçi dememiştir ki, “bu Kur’an kıssaları abartılıyor, Araplar etkilensin diye Allah abartarak göndermiştir.” Modern dünyanın egemenlerinin heveslerine aykırı olmayan, onlara “evet efendim” çeken, akmayan, kokmayan, bulaşmayan bir Müslümanlık kalsın istiyorlar. Oryantalistlerin de istediği buydu. Onların istediği şeyi bugün adı Ali, Veli vs. “Müslüman” akademisyenler söylüyor. Müsteşrik “Kur’an’da beşer sözü vardır” dediği zaman İslâm dünyası ayağa kalkıyordu. Bunlar İslâm düşmanı, söyleten İslâm düşmanlığıdır deniliyordu. Dolayısıyla tehlike kapıya dayanmıştır. Hadis barikatı aşılacak olursa varacağımız nokta burasıdır.  Bunlar Müslüman kalır mı? Bunların içinde en dürüst olanı Yaşar Nuri Öztürk’tü. Kur’an hakkında belki yüzü aşan sayıda kitap yazdı. Ölmeden önce “ben deistim” dedi ve öldü. Hadis’te buyurulduğu gibi “bu ümmetin içinden Yahudi ve Hristiyanları adım adım, karış karış takip edenler çıkacak, hatta onlar bir keler deliğinden geçecek olsa onlar da geçecek” buyuruluyor. Onların Tevrat ve İncil’e yaptıklarını bunlar Kur’an-ı Azümişşan’a yapmaktalar. Bunu “akademik çalışma” vs diye süsleyerek yapıyorlar. Bunlar küresel efendilerine hizmet ediyor. Cihadı İslâm literatüründen silmek istiyor. Neden?.. “İşte IŞİD!. Bakın kafa kesiyorlar cihad diye diye... İşte burada da Ehl-i sünnetim diyenler de cihad diyor.” Böyle bir üç kağıtçılıkla Ehl-i Sünnet’i bunlarla aynı kefeye koyuyor. Dertleri ne? Eğer cihad şuuru hadisten kaynaklanan birşeyse bu kaynağın kurutulması lazım. Cihad şuurunu kaybettiğimiz zaman birileri çıkıp diyecek ki, “Türk askerinin Afrin’de ne işi var?” Bu millet evlatlarını alnını kınalayarak cihada, gazaya gönderiyor; birileri de arkadan ne işimiz var, savaş kötü bir şey diyor! Hadis ve sünnet formasyonunu kendilerine selefi diyen bu kesimlere teslim ettiğiniz zaman oradan böyle hareketler çıkıyor. DAİŞ’liler ele geçirdikleri yerlerde Muhammed bin Abdulvehhab’ın akide kitaplarını okutuyor. Dolayısıyla hadise ve sünnet bunların tekelindeymiş gibi bir algı oluşuyor da, bizim üçkâğıtçılar da bu algıdan istifadeyle hadis ve sünnetle belirlenen Ehl-i Sünnet ölçü ve çerçevesini kırıp parçalıyor.
 
Oryantalizm Etkisi Hakkında
Evvela oryantalizm hakkında Edward Said’i hatırlatayım. Bunun yanında Oryantalizmin İslam tarihine, İslam fıkhına, hadislere bakışını ele alan ciddi çaba sarfedilmiş. Şunu da hatırlatayım; Abdulfettah Afifi’nin “El İstişrak ve’l Müsteşrik” adlı eseri var. Bu eser üç koca cilttir. Binlerle ifade edilecek devasa çalışmalar olmuş bu alanda. Medreselerimiz de bu hususa eğilmeli, dil öğrenmeli. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde hadis hocası Mehmed Sait Hatipoğlu’nun çevirdiği bir eser var; Goldziher’e ait. Goldziher’in metniyle tâ 20’li yıllarda tanışan ilahiyat fakültesi akademisyenlerimizden şimdi de görmek istiyoruz. Pek çok oryantalist eser dilimizde mevcuttur. Yer yer alıntılar olarak yer yer çeviriler olarak. Bir kısmı Kitabiyat da yayımlandı. İslam tarihiyle ilgilidir.

Haber Cumali Dalkılıç
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.