Yunan Mucizesi mi? - Cihan Zeyrek

Yunan Mucizesi mi? - Cihan Zeyrek

Avrupa-merkezci teorilere göre Batı medeniyetinin kökü, Yunan kültürüne dayanır. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in dediği gibi: “Batı dünyası, tasladığı medeniyetin formülünü bir kimyager kesinliği içinde klişeleştirmiştir: Yunan aklı + Roma nizamı + Hristiyan ahlak ve hassasiyeti = Greko-Latin Medeniyeti)

Batı’nın dünya tasavvurunu bu üç ana unsur teşkil ediyor. Batılı tarihçilerin ekseriyeti, Yunan kültüründe vuku bulmuş felsefî inkişafları, bir entelektüel mucize olarak görmekte, ve bunu “Yunan mucizesi” diye adlandırmaktalar. Herşeyi kendi dünya tasavvuruna göre empoze eden Batı medeniyeti, acaba bu tesbitinde ne kadar haklıdır? Bu yazıda, Batı’nın bu iddiasını ele alacağız...

Yunan kültürünü hakkıyla anlayabilmek için, felsefe ve mitolojiye dair bilgi sahibi olmak şarttır. Zira Yunan tarihine baktığımızda, önümüze iki dönem çıkıyor. Mitolojik dönem, sonrası ise felsefî dönem. Önce Mitolojik dönemi ele alarak başlayalım...

Evvela şunu belirtelim ki, Yunan tarihinin başı kesin olarak bilinmiyor. Üstad Necip Fazıl’ın deyimiyle “Yunan medeniyetinin başında mitoloji-yunan ustûre ve hurafeleri var... Mitoloji, bir tarafıyla efsane, bir tarafıyla da cemiyetin itikatlarını gösteren uydurma bir din”.

M.Ö. 6.yüzyılda, Iyonya Mektebi diye bir müessese açılıyor... Thales, Aleksimandros ve Aleksimen gibi bir kaç mensubu olan bu mektepte, ilk “düşünen” adamlar zuhur ediyor. 

Bundan önce, Yunanlar mitolojik inançlara, yani uydurdukları hurafelere itikâd ediyorlardı. Bu mitolojik inançların ise bir özelliği var. Plastisite edilmiş bir tanrı tasavvuru... “Plastik” aslen dış kabartma demektir. Heykeltraşçılık ve yontma sanatı, plastik sanatlar kategorilerdendir. Yunan mimarisinde, bu plastisite eden zihniyet bariz oluyor. Özellikle Yunan heykeltraşlığında, cismanî bir tanrı tasavvuru ile ortaya çıkan bu zihin yapısı, yontma sanatı ile inşa edilmiş tapınaklar vesilesiyle de zahire yansıyor. Salih Mirzabeyoğlu’nun da dediği gibi, her sanat eseri, asrının çocuğudur”, yani o dönemin zihin yapısının ürünüdür. Dediğimiz gibi, mitolojik dönemde, Yunanların zihin yapısı plastisite edicidir.

Hiç bir batıl, Hakk’ın mutlak zıddı olamaz. Yunan mitolojisi, tevhidden saparak batıllaşmış bir hurafedir. Allah’ın her bir sıfatını, ayrı birer ilah olarak görmenin tezahürüdür. Savaş tanrısı, Güzellik tanrısı veya Sevgi tanrısı diye isimlendirilen bu hayal ürünü varlıklar, aslen Allah’ın fiillerinin tecellilerine dair idrakin sapkınlaşmasından ibarettir. Yani Allah savaşlarda muvaffakiyet verir, güzelliği O yaratır ve sevdiren de buğz ettiren de Allah’tır. 

Iyonya mektebinin kuruluşu, bir nevî Yunanların mitolojiden akılcılığa geçişinin başlangıcıdır diyebiliriz. Böylece Yunan tarihinde Doğa felsefesi çağı diye isimlendirilen bir dönem başlar. Tabiat ile ilgili çokça fikir toplanır ve yavaş yavaş insan hakkında düşünülmeye başlanır. “İnsan felsefesi” çağı başlar. 

Daha sonrası, Eflatun, Sokrates ve Aristoteles tarafından sistemleştirilen bu felsefî birikim, Batı’nın zihin yapısını teşkil ediyor. Aslında Batı zihniyeti, Greko-Latin zihniyetinin varisidir.

Büyük İskender, Aristoteles’in talebesi olması hasebiyle, fikrî alt yapısını ondan almıştır. Asya seferleri vesilesiyle Yunan kültürü, Doğu kültürü ile temasa geçmiş ve bu iki kültürün karışımından, Helenizm ortaya çıkmıştır. Yunanlar, Helenistik dönemde Doğu medeniyetlerinden fikrî olarak beslenmişlerdir. Özellikle Mısır ve Hindistan uygarlığından etkilenen Yunanlar, bu Doğu medeniyeti birikimi vesilesiyle inkişaf etmişlerdir. Doğu birikimi derken, “Hermes Geleneği” kavramını da açıklayalım. TDV İslam ansiklopedisinde zikredildiği üzere “Dinler tarihiyle felsefe ve bilim tarihlerinde geriye ortak bir kutsal şahsiyetten söz edildiği görülür. Değişik gelenek ve kültürlerde farklı isimlerle anılan bu şahsiyet Greko-Latin literatüründe Hermes diye şöhret bulmuştur”. Eflâtun’a göre aritmetik, geometri, yazı ve diğer bazı ilimlerin kurucusu olan bu “Hermes” diye anılan şahıs, İslam literatüründe İdris (aleyhisselam) diye bilinmektedir.

Yani Mezopotamya medeniyetinin, Mısır, Hindistan ve Anadolu medeniyetlerinin bilimsel birikimleri, bu Hermes Geleneğinin bakiyeleridir. Hermes Geleneği, Yunanların olduğu gibi, diğer uygarlıkların da tekamül etmesine vesile olmuştur. 

Buradan da anlaşılıyor ki, geometrinin, astronominin, matematiğin, felsefenin kurucuları Yunanlardır demek, çok insaflı bir hüküm değildir. Taraf tutmanın bariz bir örneğidir.

Evet, Batı, düşünme biçimini Yunanlardan almıştır. Ama özellikle “Yunan mucizesi” kavramını kullanmak, Batı-merkezci bir tarih telakkisinin sonucudur. Gördüğümüz gibi Yunanlar, Doğu birikimi ve Hermes Geleneğinden yola çıkarak bulundukları noktaya ulaşmışlardır.


Baran Dergisi 673. Sayı


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.