14. Ağır Ceza Mahkemesi'nden Hukuk Dersi

Salih Mirzabeyoğlu Beraat Etti

14. Ağır Ceza Mahkemesi'nden Hukuk Dersi

         T.C.
İSTANBUL
14. AĞIR CEZA MAHKEMESİ
DOSYA NO: 2015/210
YENİDEN YARGILAMA KARAR NO: 2016/60
HÜKMÜN İPTALİ/BERAAT
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
BAŞKAN: CANEL RÜZGAR 39902
ÜYE: CEM KARACA 43103
ÜYE: MEHMET ÇELİK 165787
C. SAVCISI: ALİ KAYA 29642
KATİP: ERDOĞAN DEMET 143803
DAVACI: K.H.
HÜKÜMLÜ: SAADETTİN USTAOSMANOĞLU
MÜDAFİİLERİ: AV. ABDULLAH ÖZBEK, KAYA KARTAL, OKAN KADİR BEKTAŞOĞLU,
GÖZALTI TARİHİ: 30/12/1998 – 04/01/1999
TUTUKLAMA TARİHİ: 04/01/1999
TAHLİYE TARİHİ: 29/09/2005 (ŞARTLA TAHLİYE)
TAHLİYE TARİHİ: 30/12/2007 (BİHAKKIN TAHLİYE)
MÜDAFİİLERİ: AV. HASAN ÖLÇER, GÜVEN YILMAZ, ÇAĞRI CENGİZ, İBRAHİM HALİL YILMAZ, AHMET CENGİZ, İBRAHİM HALİL BİNGÖL, MEHMET TIĞLI, KAYA KARTAL, ALİ RIZA YAMAN, HALİL KILIÇ,
GÖZALTI TARİHİ: 29/12/1998 – 04/01/1999
TUTUKLAMA TARİHİ: 04/01/1999
TAHLİYE TARİHİ: 22/07/2014 (İNFAZIN DURDURULMASI İLE)
SUÇ: Anayasal Düzeni Zorla Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs (hükümlü Salih İzzet ERDİŞ yönünden),Silahlı Terör Örgütü Üyesi Olmak (hükümlü Saadettin USTAOSMANOĞLU yönünden)
SUÇ TARİHİ: 29/12/1998 ve öncesi
SUÇ YERİ: İSTANBUL
KARAR TARİHİ: 02/03/2016
Anayasanın 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargılama yapmaya ve hüküm vermeye görevli ve yetkili mahkememizce yukarıda açık kimliği yazılı hükümlüler hakkında yapılan yeniden yargılama neticesinde;
 
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
 
İDDİA–YARGILAMA SAFAHATİ VE ADLİ SÜREÇ:
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 12/01/1999 tarih ve 1998/2956 hazırlık, 1999/34 esas, 1999/34 iddia nolu iddianamesi ile;
Türkiye’de mevcut anayasal düzeni yıkarak yerine dini esaslara dayalı, merkezi Türkiye olan ve Ortadoğu ülkelerini de içerisine alan Büyük Doğu İslam Devleti kurmak amacıyla faaliyetlerini sürdüren ve bu fikir doğrultusunda 1985 yılında İBDA / C (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi) adlı yasa dışı örgütü oluşturan “Kumandan” kod sanık Salih İzzet Erdiş’in kurmuş olduğu İBDA/C adlı örgütün 1994 yılından sanığın yakalandığı 29/12/1998 tarihine kadar gerek İstanbul’da ve gerekse Türkiye genelinde çok sayıda bombalama, molotof kokteyli atma, silahlı saldırı, 6136 SKM, zorla para toplama, pankart asma, duvarlara yazılama yapma, adam öldürme ve 2911 SKM suçlarını gerçekleştirdiği, İBDA/C adlı yasa dışı örgütün kurucusu ve liderinin sanık Salih İzzet Erdiş olduğu,
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürülüğünce yasa dışı İBDA/C örgütüne yönelik yürütülen istihbari çalışmalar neticesinde Kumandan kod adlı sanık Salih İzzet Erdiş’in 29/12/1998 günü saat 14.15 sıralarında Tuzla Atatürk İlköğretim Okulu önünde Harun Yüksel isimli şahsa ait 34 PV 384 plakalı oto içerisinde iken yakalandığı, yakalanan sanığın sevk ve idaresindeki araç içerisinde yapılan aramada bir adet siyah deri el çantası ele geçirildiği, el çantası içerisinde yapılan aramada çeşitli miktarlarda mark ve dolar cinsinden döviz ele geçirilerek adli emanete alındığı, örgüt lideri sanık Salih İzzet Erdiş’in yakalanmasını müteakip ikametgahı olan İstanbul Tuzla Manastır Mevkii Geçici 26.Sokak No:14 sayılı adresteki meskende yapılan aramada bir adet 7,65 mm çapında tabanca, bu tabancaya ait şarjör ile 20 adet mermi, bir adet 9 mm çaplı tabanca, bu tabancaya ait şarjör ile 25 adet mermi, bir adet 22 kalibre tüfek, tüfeğin üzerine monte edilmiş bir adet dürbün, bu tüfeğe ait 49 adet fişek, bir adet pompalı tüfek ve buna ait 70 adet fişek, bir adet havalı av tüfeği, kamera cihazı, cep telefonu, daktilo makinesi, bir adet mavi zemin üzerine 3 hilal ve bir yıldızdan oluşturulmuş İBDA/C adlı örgütün simgesi olan bayrak, bir adet tevhid bayrağı, İBDA yayınları ile örgütsel nitelik arzeden çok sayıda doküman ele geçirildiği,
Sanık Salih İzzet Erdiş’in 29/12/1998 tarihinde bu şekilde yakalanmasından sonra örgüt içerisinde faaliyet gösteren ve örgütün üyesi olduğu belirlenen sanık Sadettin Ustaosmanoğlu’nun bir gün sonra 30/12/1998 tarihinde yakalandığı, adı geçenin kalmakta olduğu Fatih Hatip Muslahattin Mahallesi Mismarcı Sokak No:24/1 sayılı adreste faaliyet gösteren Furkan Dergisinde ve ikametinde yapılan aramada örgüt bayrağı, 30 metre uzunluğunda bez üzerine basılı örgüt amblemi, bol miktarda örgütsel yayın ve doküman ele geçirildiği,
İBDA/C adlı örgütün içerisinde faaliyet gösteren sanık Mehmet Fazıl Aslantürk’ün İstanbul Tuzla Çınarlı Mahallesi Fatma Hanım Sokak No:11 sayılı adresteki ikametinde aynı tarihte yapılan aramada bir adet 32 kalibrelik toplu tabanca, bir adet 45 kalibrelik toplu tabanca elde edildiği, adı geçen sanığın olayı müteakip firar ettiği ve yakalanamadığı,
Yasa dışı silahlı terör örgütü İBDA/C örgüt mensuplarının hal ve sıfatlarını bilerek yardım ettiği tespit edilen ve 31/12/1998 tarihi itibariyle yakalanan sanık Hüsnü Göktaş’ın Tuzla Postane Mahallesi Barbaros Hayrettin Paşa Caddesi İsmailefendi Sokak No:2/1 sayılı adresteki ikametinde yapılan aramada üç adet 12’lik otomatik yivsiz av tüfeği, iki adet kuru sıkı tabanca elde edildiği,
Emniyet Genel Müdürlüğü ile yapılan yazışmalarda sanık Salih İzzet Erdiş’in İBDA/C adlı örgütün lideri olup, kod adının “Kumandan” olduğunun belirtildiği, ayrıca örgütün 1994 yılından liderinin yakalandığı 29/12/1998 tarihine kadar İstanbul ve Türkiye genelinde gerçekleştirdiği bombalama, silahlı saldırı, banka soygunu, adam öldürme şeklindeki şiddet eylemlerinin 98 ayrı başlık halinde tarih ve zaman gösterilmek suretiyle sayıldığı, örgütün yapısı incelendiğinde “Kumandan” kod sanık Salih İzzet Erdiş’in yazdığı kitaplardan etkilenen şahısların bir araya gelerek aralarında hiyerarşik bir yapılanma olmadan birbirinden bağımsız hareket eden ve aldıkları kararları faaliyete geçiren “kendinden zuhur” adı ile oluşturulan cephelerden meydana geldiği,
Sanık Salih İzzet Erdiş’in Tuzla’daki ikametinde ele geçen silahlara ilişkin alınan uzmanlık raporlarında atışa salih olup, bu halleri ile 6136 SK kapsamında kaldıkları ve daha önceki olaylarda kullanılmadıklarının tespit edildiği, sanık Hüsnü’nün evinde ele geçirilen av tüfeklerinin faili meçhul olaylarda kullanılmadığı ve 6136 SK kapsamında kalmadığı, iki adet gaz tabancasının atışa salih olup 6136 SK kapsamında kalmadığı, sanık Mehmet Fazıl’ın ikametinde ele geçen iki adet toplu tabancanın ateşleme tertibatının arızalı olup bu haliyle 6136 SK kapsamında kalmadığının belirtildiği,
Sanık Salih İzzet’in Tuzla’daki ikametinde ele geçirilen bir kısım belgelerde dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ilahiyatçı danışmanına, MGK kararlarına, İsrail’in Ankara Büyükelçisine yönelik hakaret içeren sanığın eli ürünü ve el yazısı ile yazılmış yazılar bulunduğu, aynı şekilde sanık Saadettin’de ele geçirilen ve eli ürünü olan dokümanlardan dönemin siyasilerine, bazı iş adamlarına üst düzey askeri personele hakaret içeren yazıların yer aldığı,
İstanbul Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğünün 1991 yılından 1998 yılı sonuna değin İBDA/C terör örgütüne yönelik gerçekleştirdiği operasyonlarda yakalanan ve mahkemelerde yargılanan çok sayıda örgüt mensubunun, örgüt liderinin “Kumandan” kod adlı hükümlü Salih İzzet Erdiş olduğunu belirtikleri, nitekim bu kişilerin ifade örneklerinin dosyaya eklendiği,
Sanıklar Saadettin ve Salih İzzet’in gerek savcılıkta gerekse yedek hâkimlik huzurunda alınan beyanlarında emniyette baskı altında kalmadıklarını, hür iradeleri ile savunmalarının yaptıklarını belirttikleri, sanık Salih İzzet’in aşamalardaki tüm savunmalarında laik düzeni benimsemediğini, bu düzeni yıkarak yerine İslami esaslara dayalı ve tüm ortadoğu ülkelerini içine alacak Büyük Doğu İslam Devleti kurmayı amaçladığını ve bu yönde faaliyet gösterdiğini samimi olarak belirttiği,
İBDA/C adlı örgüt mensuplarının gerçekleştirdikleri eylemlerin çokluğu, bunların toplum içerisinde yarattığı huzursuzluk, kaygı ve panik derecesinin toplum huzurunu bozan, kamu güvenliğini sarsan, istikrar ve gelişmeyi engelleyen boyutlara vardığının görüldüğü, örgüt lideri olan ve kod adı ile kurulacak Büyük Doğu İslam Devletinin komutanı seçilecek olan Kumandan kod sanık Salih İzzet’in örgüt mensuplarının gerçekleştirdikleri eylemlere doğrudan doğruya katıldığı tespit edilememiş olmakla birlikte bizzat kendisi tarafından kaleme alınan ve örgüte sempati ile bakanlara okutturulmak suretiyle siyasi ve ideolojik bir bilinç yerleştirilmesinde kullanılan kitaplarında Büyük Doğu İslam Devletinin nasıl kurulacağına yer vererek örgüt mensuplarına bu bakımdan yön verdiği, lidersiz bir örgüt düşünülemeyeceği gibi örgüt mensuplarının gerçekleştirdiği eylemlerden örgüt liderinin sorumlu tutulmamasının da eşyanın tabiatına aykırı düşeceği, bu bakımdan İBDA/C adlı örgüt mensuplarının gerçekleştirdiği tüm eylemlerden örgütün lideri olarak sanık Salih İzzet’in de sorumlu olduğu, örgüt mensuplarının sanık Salih İzzet Erdiş’e olan bağlılıkları, bağlı oldukları örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğü, gerçekleştirdikleri eylemlerin çokluğu ve ağırlığı, toplum içerisinde yarattığı korku ve vehamet derecesi dikkate alındığında adı geçen sanığın eylemlerinin anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu,
Sanıklar Saadettin ve Mehmet Fazıl’ın İBDA/C adlı silahlı örgütün sair efradı oldukları, sanık Hüsnü Göktaş’ın ise örgüt mensuplarının hal ve sıfatlarını bilerek örgüte silah alınmasına yardımcı olduğu ve bu şekilde örgüte yardım ettiği,
Sanık Salih İzzet Erdiş hakkında İBDA/C adlı silahlı örgüt içerisinde amirliği ve kumandayı haiz görev almak suçundan suç tarihi 1997 ve öncesi olan olaylarla ilgili olarak Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/06/1998 tarih ve 1998/275 hazırlık numaralı iddianame ile adı geçenin 765 sayılı TCK’nun 168/1 ve 3713 SK’nun 5.maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, davanın halen Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde derdest olup yargılamasının sürdüğü, söz konusu davanın bu dava birleştirilmesi hususunun mahkemenin takdirine bırakıldığı belirtilerek;
Sanık Salih İzzet Erdiş’in mevcut anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs suçundan eylemine uyan 765 sayılı TCK’nun 146/1 maddesi; sanıklar Saadettin ve Mehmet Fazıl’ın İBDA/C adlı örgütün sair efradı olmak suçundan eylemlerine uyan 765 sayılı TCK’nun 168/2 ve 3713 SK’nun 5.maddeleri; sanık Hüsnü Göktaş’ın yasa dışı örgüt mensuplarına yardım etmek suçundan eylemine uyan 765 sayılı TCK’nun 169 ve 3713 SK’nun 5 maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi istemiyle açılan kamu davası açılmış,
Yargılamanın devamı sırasında 12/08/1999 tarihinde yakalanan Mehmet Fazıl Aslantürk’ün davası da bu dosya kapsamında görülmüş ve yürütülmüş,
Kamu davasının İstanbul 6 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesince yapılan yargılaması neticesinde sanık Hüsnü Göktaş hakkında açılan kamu davasının 4616 SK’nın 1/4 maddesi uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine; sanıklar Saadettin ve Mehmet Fazıl’ın sübuta eren silahlı örgütün sair efradı olmak suçundan eylemlerine uyan 765 sayılı TCK’nun 168/2 ve 3713 SK’nun 5.maddeleri gereğince ayrı ayrı 18 er yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına; sanık Salih İzzet Erdiş’in Adana Devlet Güvenlik Mahkemesince 22/07/1999 tarih ve 1998/258 esas, 1999/175 karar sayılı karar ile birleştirilen dava dosyasına konu eylemleri de birlikte kül halinde değerlendirildiğinde sübuta eren Anayasal Düzeni Cebir ve Şiddet Kullanarak Zorla Değiştirmeye Teşebbüs suçundan eylemine uyan 765 sayılı TCK’nun 146/1 maddesi uyarınca idam cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş,
İstanbul 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 02/04/2001 tarih ve 1999/19 esas, 2001/105 karar sayılı ilamına konu mahkumiyet hükümlerinin re’sen temyize tabi olması ve sanıklar vekillerince temyiz edilmesi üzerine olağan kanun yolu incelemesini gerçekleştiren Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 18/04/2002 tarih ve 2002/621, 2002/889 esas – karar sayılı ilamıyla mahkumiyet hükümlerini onaması üzerine hükümler kesinleşmiş ve kesinleşmesi ile birlikte infazına başlanılmış,
Kesinleşen hükümlerin infazı sırasında İstanbul 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin uyarlamaya dair 23/09/2002 tarihli ve 2002/475 müteferrik sayılı kararı ile, 765 sayılı TCK’nın 2.maddesi gözönünde bulundurularak ve 4771 SK’nın 1/A maddesi hükmü uyarınca hükümlü Salih İzzet Erdiş hakkındaki idam cezasının müebbet ağır hapse çevrilmesine ve 4771 SK’nın 1.maddesinin B/2 fıkrası gereğince müebbet ağır hapis cezasının ölünceye kadar sürdürülmesine, ayrıca hükümlü Salih İzzet Erdiş hakkında 647 SK ile 3713 SK’nın şartla salıvermeye ilişkin hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiş, bilahare Haziran 2004 itibariyle DGM’lerin kapatılması ile İstanbul 6 Nolu DGM yerine kurulan ve faaliyete geçirilen 5190 SK ile yetkili İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/11/2004 tarih ve 2004/1161 müteferrik sayılı kararı ile 5218 SK kapsamında değerlendirme yapıldığı belirtilerek hükümlü Salih İzzet Erdiş hakkındaki müebbet ağır hapis cezasının 5218 SK’nın geçici 11.maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına tahvil edilmesine, aynı şekilde 5218 SK’nın 1/I maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 17.maddesine eklenen son fıkra gereğince adı geçen hükümlü hakkında 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun şartla salıvermeye ilişkin hükümleri ile 3713 SK’nın şartla salıvermeye ilişkin hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına, hükümlü hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasının ölünceye kadar sürdürülmesine karar verilmiş, son olarak 5237 sayılı TCK kapsamında lehe / aleyhe yasa değerlendirilmesi amacı ile İstanbul (Kapatılan) 14. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK.nun 250.maddesi ile görevli) 13/06/2008 tarihinde verilen uyarlamaya ilişkin ek karar ile 5237 sayılı TCK’nın 7/2 ve 5252 sayılı Yürürlük Kanununun 9/3 maddesi hükümleri ışığında yapılan değerlendirme neticesinde suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın hükümlü Salih İzzet’in eylemine karşılık gelen 309 ve 311.maddeleri hükümlerine kıyasen suç tarihi itibariyle yürürlükteki 765 sayılı TCK hükümlerinin bir bütün olarak uygulanması halinde adı geçen hükümlünün lehine olduğu gerekçesiyle 5252 SK’nın ağır hapis cezalarını hapis cezasına dönüştüren 6.maddesi hükmü de gözetilerek hükümlü Salih İzzet Erdiş’e uyarlama sonucu verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasındaki “ağır” kelimesinin çıkarılarak adı geçen hükümlünün ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve infazın bu şekilde devamına karar verilmiş,
Hükümlüler Saadettin Ustaosmanoğlu ve Mehmet Fazıl Aslantürk açısından ise suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK hükümlerinin lehlerine olduğu değerlendirilerek adı geçen hükümlüler hakkında verilen 13/06/2008 tarihli uyarlamaya ilişkin ek karar ile hükümlülerin silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan eylemlerine uyan ve lehe hüküm – sonuç doğuran 5237 sayılı TCK’nın 314/2 ve 3713 SK’nın 5.maddeleri uyarınca 9 ar yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, infazın bu şekilde devamına, hükümlüler Salih İzzet Erdiş, Saadettin Ustaosmanoğlu ve Mehmet Fazıl Aslantürk’ün koşulları oluşmadığından 4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasasından ve 5237 sayılı TCK’nın etkin pişmanlığa ilişkin 221.maddesi hükümlerinden yararlanmalarına yer olmadığına karar verilmiş, hükümlüler hakkındaki uyarlamaya dair ek kararlar da Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 26/01/2011 tarih ve 2009/18130 esas, 2011/378 karar sayılı kararı ile onanmak suretiyle kesinleşmiş, infaza bu şekilde devam olunmuş, hükümlü Saadettin Ustaosmanoğlu hakkındaki hapis cezasının infazı 29/09/2005 tarihi itibariyle koşullu ve 30/12/2007 tarihi itibariyle bi hakkın tamamlanır iken, hükümlülerden Salih İzzet Erdiş hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazı sırasında yeniden yargılama talebinde bulunulmuştur.
 
YENİDEN YARGILAMA TALEPLERİNE DAYANAK YAPILAN GEREKÇELER :
Hükümlü Salih İzzet Erdiş vekilleri Av. Hasan Ölçer, Av. Güven Yılmaz, Av. Ahmet Arslan, Av. Zafer Şahin ve Av. Ali Rıza Yaman tarafından müşterek imzalı olarak sunulan 27/06/2014 havale tarihli yargılamanın yenilenmesi talebini içeren dilekçe ve eklerinde özetle;
İstanbul 6 No’lu DGM’nin müvekkilleri Salih İzzet ERDİŞ ile ilgili vermiş olduğu mahkumiyet kararının hukuki olmaktan ziyade tamamen siyasi ve konjoktürel bir nitelik arzettiğini, Türk siyasi hayatında 28 Şubat postmodern darbesi olarak adlandırılan siyasi süreçte emir komuta zinciri içerisinde yargıya müdahale edildiğinin gelinen aşamada artık tüm çıplaklığı ile bilinen bir gerçek olduğunu, Genelkurmay Başkanlığınca gerek doğrudan yargı mensuplarına verilen brifinglerle ve gerekse dönemin etkin konumdaki askeri aktörlerince mahkeme heyetlerine doğrudan yapılan baskı ve telkinlerle yargılamalara müdahale edildiği ve istenilen hükümlerin çıkmasının sağlandığını, yargı mensuplarına verilen brifinglerde “…….bugün itibariyle artan boyutta devam eden irticai tehdidin Türkiye Cumhuriyetini yıkmayı hedef alan fevkalade ciddi boyutu, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet ilkeleri doğrultusunda memleketini seven demokratik ve laik her vatandaşın dikkatle izlemesi ve bu tehdidi her kesime anlatması, tarafsız kalmaması ve icraatta bulunması ana görevidir……” denilerek yargıya açıkça tavsiye ve telkinde bulunulduğu ve bunun ötesinde yargının irtica tehdidi karşısında tarafsız kalmayarak icraata geçmesinin istenildiğini, nitekim bu yaklaşımın bir sonucu olarak müvekkilleri Salih İzzet Erdiş hakkında soruşturma açılarak aleyhinde tek bir delil olmamasına rağmen hukuk mantığı ile alakası olmayan, kendi içerisinde türlü çelişkiler barındıran iddianame ve sonrasında yapılan yargılama sonucunda idamına hükmedildiğini,
TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu tarafından düzenlenen Kasım – 2012 tarihli meclis araştırma komisyonu raporunun 1235.sayfasında Salih Mirzabeyoğlu müstear adı ile bilinen Salih İzzet Erdiş davasının müstakilen ele alındığı ve yaşanan hukuksuzluklara işaret edildiğini, oysa ki gelinen noktada örgüt suçunun tanımı ve konseptinin de tamamen değiştiğini, nitekim bundan birkaç yıl öncesinin hukuk anlayışı geçerli olsa gün itibariyle aktüel olarak siyasi arenada boy gösteren BDP ve HDP’li milletvekilleri ve belediye başkanları da dahil olmak üzere binlerce kişinin yasa dışı terör örgütü PKK üyesi olmaktan cezalandırılmasının gerekeceğini, hükümlü Salih İzzet’e dosya kapsamındaki deliller muvacehesinde isnat olunabilecek tek bir silahlı eylem veya eylem talimatı bulunamadığı gibi İBDA/C üyesi olmaktan mahkum olan ya da hakkında soruşturma yapılan örgüt mensupları ile arasında mevcut organik bir bağın varlığının da tespit edilemediğini, müvekkilinin mahkemeye getirilişi sırasında yoğun işkence ve baskılara maruz kaldığı 26/01/2000 ve takip eden günlerde işkence görmüş halini gösterir fotoğraflarının yazılı görsel basında manşetlerden verilerek alaycı bir üslupla işkencenin mazur gösterilmeye çalışıldığını,
Yargılamanın karar aşamasında görev yapan ve tam karar verileceği sırada görevinden ayrılan mahkeme başkanı hâkim Sedat Karagül’ün 12/01/2006 tarihinde Sabah gazetesinde haber yapılan açıklamalarında “İBDA-C davası da dahil olmak üzere baskı görmediğim hiçbir dava olmadı, hep baskı gördüm” diyerek yargıya müdahale edildiğini açıkça deklare ettiğini,
Müvekkili hakkındaki karar duruşmasına katılan heyetin başkanı olan hâkim Metin Çetinbaş’ın ise 23/09/2011 tarihinde Yeni Akit adlı ulusal bir gazetede haber yapılan açıklamalarında müvekkilleri hakkındaki yargılama ile ilgili olarak “Allah’ın adaleti değil ki mutlak ve kesin olsun, hiçbir hâkim verdiği kararların yüzde yüz doğru olduğunu söyleyemez, ben hata yapılmadığını düşünüyorum ama o dosyadan yüzde yüz hata yapılmadı demek değildir, hâkimler de hata yapabilir, dosyanın detaylarını da hatırlamıyorum, biz o günkü şartlara göre karar verdik” dediğini,
Gizli darbe toplantılarına ve brifinglere iştirak eden ve aynı zamanda eski askeri kimliği sebebiyle üst düzey askeri şahıslarla yakın teması ve arkadaşlığı bulunan Av. Doğan Yıldırım’ın vefatından önce Akit gazetesi ve Ülke TV gibi yazılı – görsel basına yaptığı açıklamalarda 28 Şubat yargılamalarına ve özellikle de müvekkilleri Salih İzzet’in davasına müdahale edildiğini açıkça ifade ettiğini,
1999 – 2000 yıllarında müvekkili ile Metris Cezaevinde aynı koğuşta kalan ve aynı zamanda kamuoyunda Ergenekon davası olarak bilinen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) dava dosyası sanıklarından Okan İşgör’ün İstanbul 13. ACM’nin huzurunda verdiği ifadede, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesindeki bir dava dosyasında ve bilahare Ankara C. Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında müşteki sıfatı ile vermiş olduğu 05/06/2014 tarihli ifadelerinde müvekkilleri ile ilgili ayrıntılı beyan ve anlatımlarda bulunarak istihbarat elemanı olarak İBDA/C tutukluları ve hükümlüleri arasındaki istihbari bilgi akışını sağlamak amacıyla o dönem Metris Cezaevine girdiğini, bu görevi esnasında İBDA/C mensuplarının müstakil bir birliktelik içinde olmayıp münferit hareket ettiklerini ve Salih Mirzabeyoğlu’nun örgüt mensupları ile bir bağının bulunmadığını müşahede ederek bu hususu İstanbul İl Jandarma Alay Komutanlığında görevli rütbeli istihbarat personeline rapor ettiğini ifade ettiği, Okan İşgör’ün bu minvaldeki beyanlarının Akit gazetesinin 02/04/2013, 11/05/2014 ve Milat gazetesinin 01/10/2013 tarihlerinde yayınlanan nüshalarında haber yapıldığını,
Müvekkillerinin örgüt lideri olarak yakalandığı tarih olan 29/12/1998 tarihinden yalnızca 7 ay önce bizzat İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen 25/05/1998 tarihli yetkisizlik kararının dahi tek başına davanın hukuki değil siyasi olduğunun delili olduğunu, zira söz konusu yetkisizlik kararında müvekkilleri Salih İzzet Erdiş’in suç tarihi olarak gösterilen 1997 ve öncesinde İstanbul DGM C. Başsavcılığı yetkisi alanına giren bir eyleminin tespit edilemediği ve İçişleri Bakanlığının dosya içerisinde bulunan 03/03/1998 tarihli yazısında geçtiği şekilde adı geçenin İstanbul’da yayınlanan yasal dergilerdeki faaliyetlerinin yasa dışı silahlı terör örgütünün yöneticisi veya üyesi olduğunun delili olamayacağının belirtildiğini, söz konusu kararda zikredilen bu hususun dahi örgüt lideri olduğu iddia edilen hükümlü Salih İzzet Erdiş’in 25/05/1998 tarihine değin 3.kişilerce yapılan fiillerden sorumlu tutulamayacağı ve bu tarihe kadar işlenen fiillere dayanılarak bir örgütün varlığının ispatlanmış olamayacağının delili olduğunu,
Gelinen noktada 28 Şubat sürecinde verilen ve halen infazı devam eden yargı kararlarının adaleti yansıtmadığının, hukuka olan güveni zedelediğinin ve kamu vicdanını rahatsız ettiğinin artık bilinen bir gerçek olduğunu beyanla müvekkilleri hakkında yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü ile 29/12/1998 tarihinden beri 16 yıla yakın süredir cezaevinde bulunan müvekkillerinin daha fazla telafisi imkansız zarara uğramaması için hakkındaki mevcut hükmün infazının durdurulması ve tahliyesine karar verilmesini talep ettikleri anlaşılmış,
Hükümlü Saadettin Ustaosmanoğlu vekili Av. Abdullah Özbek de 24/07/2014 havale tarihli yargılamanın yenilenmesi talebini içeren dilekçe ve eklerinde özetle; hükümlü Salih İzzet Erdiş vekillerinin yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçelerinde dile getirdikleri maddi vakıa, olgu ve olayları tekraren ve benzer gerekçelere dayanarak mahkumiyet kararını veren mahkeme başkanının kararla ilgili olarak gazetecilerin yıllar sonra kendisine sordukları soruya karşılık olarak verdiği “biz o günkü şartlara göre karar verdik” şeklindeki cevabın aslında davanın ve hükmün o tarihte hâkim siyasi konjonktür ve şartlara göre verildiğinin çok açık bir göstergesi olduğunu, Av. Doğan Yıldırım’ın basına yansıyan görgü tanıklıklarına ilişkin ifadelerinin de önem arzettiğini, zira Doğan Yıldırım’ın İstanbul 1.Ordu Komutanlığına bağlı Harbiye Orduevi tesislerinde tertiplenen gizli bir toplantıya katıldığını, burada 28 Şubat’ın sivil kadrolarına brifing verildiğini, söz konusu gizli toplantıda önemli kararlar alındığını, bu toplantıya katılan şahıslardan birinin de mahkumiyet kararının altında imzası bulunan mahkeme heyetinin başkanı hâkim Metin Çetinbaş olduğunu, Çetinbaş’ın brifingde alınan kararlar doğrultusunda Mirzabeyoğlu’na idam cezası verildiğini söylediğini, bu beyanın çok önemli olduğunu, eski istihbarat elemanı Okan İşgör’ün tanıklık ve beyanlarının da önem arzettiğini, müvekkili ile aynı dosyada yargılanan Salih İzzet Erdiş hakkındaki yargılamanın yenilenmesi talebinin 22/07/2014 tarihli ek karar ile kabule değer bulunduğunu, müvekkilinin davadaki konumunun hemen hemen diğer hükümlü ile aynı olduğunu, örgütsel hiçbir bağının bulunmadığı halde örgüt üyeliğinden hüküm giydiğini beyanla müvekkili hakkındaki yargılamanın yenilenerek önceki hükmün iptaline ve müvekkilinin beraatine karar verilmesini talep etmiştir.
YENİDEN YARGILAMA TALEPLERİNE DAYANAK OLARAK SUNULAN YAZILI BELGE, BİLGİ – DELİLLER:
-Türkiye Büyük Millet Meclisi Darbeleri Araştırma Komisyonunun Kasım 2012 tarihli raporu,
–İstanbul 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi eski başkanı hâkim Sedat Karagül ile Sabah Gazetesi yazar ve muhabirleri tanık Murat Keklikçi ve Özlem Yılmaz arasında yapılan sözlü sohbet ve mülakata dair söz konusu gazetenin 12/01/2006 tarihli nüshasının 13.sayfasında yayımlanan “Ünlü Davaların Hâkimleri Dizisi – Ağır Ceza Reisleri Anlatıyor” başlıklı yazı dizisine ait gazete nüshası,
-İstanbul 6 Nolu DGM ve CMK’nın 250.maddesi ile görevli (Kapatılan) 14. Ağır Ceza Mahkemesi eski başkanı hâkim Metin Çetinbaş’ın Akit gazetesi muhabiri tanık Murat Alan ile yapmış olduğu telefon görüşmesinin haber yapılması neticesi 23/09/2011 tarihli Yeni Akit adlı ulusal bir gazetede yayımlanan açıklamalarına ilişkin gazete haberleri,
-Yeni Akit Gazetesi muhabiri tanık Murat Alan ile Av.Doğan Yıldırım arasında geçen röportaj ve yüz yüze mülakatın aynı gazetenin 29/11/2011 tarihli 3054 sayılı nüshasının 1 ve 11.sayfalarında haber ve mülakat olarak yayımlanmasına ilişkin gazete nüshaları,
-Tanık Okan İşgör’ün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun 2014/70188 sayılı soruşturması kapsamında Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde müşteki sıfatı ile vermiş olduğu 05/06/2014 tarihli ifadesi ve ekleri (söz konusu soruşturma dosyasının yetkisizlik ile geldiği İstanbul C.Başsavcılığınca 2014/87680 soruşturma nolu evraka kayden takipsizlik ile sonuçlandırıldığı anlaşılmıştır),
-Tanık Okan İşgör’ün 25/01/2000 tarihinde Metris Kapalı Cezaevinin İBDA-C hükümlülerinin bulunduğu koğuşunda meydana gelen olaylar ve öncesine ilişkin açıklamalarının yayınlandığı Akit ve Milat Gazetelerinin 02/04/2013, 01/10/2013 ve 11/05/2014 tarihli nüshaları,
-Tanık Okan İşgör’ün Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2000/285 esas, 2010/84 karar sayılı dosyasında devam eden yargılamanın yenilenmesi davasının (Metris Cezaevinde Ocak 2000 tarihinde çıkan olaylara ilişkin olarak hükümlülerin yargılandığı dava dosyası) 23/03/2015 tarihli oturumundaki beyan ve anlatımları,
-Adana DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 11/05/1998 tarih ve 1998/44 yetkisizlik nolu ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 25/05/1998 tarih ve 1998/1115 hazırlık, 1998/219 karar nolu yetkisizlik kararları,
-İstanbul (Kapatılan) 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/196 esas sayılı dava dosyasında Anayasal Düzeni Cebren Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olup, Mahkememizin 2015/277 esas sayılı dava dosyası üzerinden yapılan yeniden yargılama neticesi beraatlerine karar verilen Burak Çileli ve arkadaşları ile ilgili Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin hak ihlali kararları.
YENİDEN YARGILAMA GEREKÇELERİ:
Hükümlüler vekillerinin sundukları ve yukarıda içerikleri özetlenen yeniden yargılama talepleri üzerine İstanbul (Kapatılan) 14.Ağır Ceza Mahkemesinin 1999/19 esas, 2001/105 karar sayılı dosyası üzerinden yapılan değerlendirmeler neticesinde hükümlü Salih İzzet Erdiş hakkında verilen 22/07/2014 tarihli ve hükümlü Saadettin Ustaosmanoğlu hakkında verilen 26/09/2014 tarihli ek kararlar ile yeniden yargılama taleplerine dayanak ve gerekçe yapılan hususların 5271 sayılı CMK’nun 311/1-e maddesi kapsamında hükümlüler lehine yargılamanın yenilenmesini gerektiren “yeni olaylar ve yeni deliller” niteliğinde olduğu, bu bağlamda;
–Dava dosyasının yargılamaları sırasında görev yapmış olan eski mahkeme başkanı hâkim Sedat Karagül’ün 12/01/2006 tarihinde ulusal basın organlarından birine verdiği sözlü mülakatta davada baskı gördüğünü belirtmesi,
–Dava dosyasında karar veren mahkeme başkanı Metin Çetinbaş’ın “biz o günkü şartalar göre karar verdik” şeklindeki beyanatları,
–Bir dönem Deniz Harp Okulunda öğrenim görmüş ve yine bir dönem MİT’te çalışıp bu kimliği sebebiyle asker kişilerle yakın irtibatı olduğu kamuoyunca bilinen Av. Doğan Yıldırım’ın 2011 yılında ulusal basın organlarına verdiği demeçlerde hükümlüler hakkında karar veren mahkeme başkanının 28 Şubat sürecinde Harbiye Orduevinde tertip edilen gizli bir toplantıya katılarak kürsüden konuşma yaptığını, o dönemde yapılan anti demokratik uygulamaların hepsinin geri planında o toplantıda alınan kararların olduğunu bildiğini, nitekim toplantıya katılan DGM hâkimlerinin önlerine gelen dosyaları buna göre değerlendirip delil aramadıklarını, zaten gerekçenin de önemli olmadığını, bu şekilde brifing medyasının irticacı yaftası ile hedef ürettiğini, brifinge katılan kolluk güçlerinin sahte delil ürettiğini, brifinge katılan yargı mensuplarının ise dosyada bilgi, belge ve delil aramadan irticacı diye yaftalanan kişilere ağır cezalar verdiklerini, İBDA/C davasının da bunlardan biri olduğunu söylemesi,
–Kasım 2012 tarihli TBMM Darbeleri Araştırma Komisyon raporundaki tespitler; bu tespitlerde özellikle 28 Şubat sürecinde Genelkurmay Harekat Başkanlığına bağlı olarak ve fakat yasal bir zemine dayanmaksızın faaliyet gösteren Batı Çalışma Grubu (BÇG) adlı oluşum ve yapılanma tarafından tertiplenen irtica brifinglerine katılan hâkim ve savcıların irticai tehditle etkin mücadele için göreve davet edildikleri, böylelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 138.maddesinin açıkça ihlal edildiğinin belirtilmesi, bunlardan özellikle 10 Haziran 1997 tarihinde yargı mensuplarına verilen brifingde o dönem artan boyutta devam eden irticai tehdit karşısında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak herkesin tarafsız kalmaması ve icraatta bulunmasının ana görevi olduğu belirtilerek yargıya açıkça talimat, tavsiye ve telkinde bulunulduğunun belirtilmesi,
–1990’lı yılların sonu ve 2000’li yılların başlarında İstanbul İl Jandarma Alay Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğüne bağlı ASAF biriminde istihbarat elemanı sıfatı ile görev yaptığı anlaşılan, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon davası (bu dava ile birleştirilen Şile kazıları iddianamesi sanığı) sanıklarından Okan İşgör isimli şahsın İstanbulve Ankara C.Başsavcılıklarının bazı soruşturma dosyaları ile Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesindeki müşteki ve tanık sıfatı ile tespit olunan beyan ve anlatımları ile vermiş olduğu somut bilgilerin hükümlüler lehine yargılamanın yenilenmesini gerektirir nitelikte yeni olay ve yeni delil niteliğinde olduğu kabul edilerek yargılamanın yenilenmesi taleplerinin 5271 sayılı CMK’nun 318/1 maddesi gereğince ayrı ayrı kabule değer olduklarına karar verilerek hükümlü Salih İzzet Erdiş hakkında halen devam eden infazın durdurulmasına, delillerin toplanmasına, delillerin toplanması aşaması tekemmül ettikten sonra da 5271 sayılı CMK’nun 321/2 maddesine istinaden yargılamanın yenilenmesine ve duruşma açılmasına karar verilmesi cihetine gidilmiş, yeniden yapılan yargılamaya mahkememizin 2015/210 esas sayılı dava dosyası üzerinden devam olunmuştur.
 
YENİDEN YARGILAMADAKİ SAVUNMA VE BEYANLAR :
Yeniden yapılan yargılama sırasında hükümlü Salih İzzet Erdiş 07/01/2016 tarihli oturumdaki beyanlarında özetle; geçmişte örgüt üyelerine yönelik hiçbir eylem talimatının söz konusu olmadığını, örgüt üyelerinin cebir – şiddete dönük eylemleri ile kendi arasında hiçbir bağ kurulamayacağını, kendisinin sadece kitap yazdığını, faaliyetlerinin fikir ve düşüncelerini açıklama boyutunda kaldığını, kendisine atfedilen Kumandan sözcüğünün sadece övgü içeren ve İBDA fikriyatına sempati duyan kişilerce kendisine atfedilmiş bir söz olduğunu, bunun ötesinde örgütsel bir mana ve içerik taşımadığını, nitekim malum olduğu üzere eğitim camiasında görev yapanların tümünü ifade etmek için maarif ordusu tabirinin kullanıldığını, Milli Eğitim Bakanına buna benzer şekilde maarif ordusunun komutanı denildiğinde nasıl örgütsel bir içerik ve anlam ihtiva etmiyorsa aynı şekilde kendisine söylenen ve atfedilen kumandan lafzının da bu şekilde örgütsel bir anlam ve içerik taşımadığını, emniyette gözaltında olduğu süreçte ağır psikolojik baskı ve işkence gördüğünü, siyasi şubede ifadesini alan polislerin de zaten sürekli olarak yukarıdan baskı gördüklerini ifade ettiklerini, diğer hükümlü Saadettin ile geçmişe dayalı hiçbir tanışıklığının olmadığını, İBDA/C içerisinde faaliyet gösterdiği iddia edilen hiçbir illegal cephenin oluşturulması yönünde bir talimatı, emri, tavsiye veya telkini bulunmadığını beyan etmiş,
Yeniden yapılan yargılama sırasında hükümlü Sadettin Ustaosmanoğlu 07/01/2016 tarihli oturumdaki beyanlarında özetle; dergici ve yayıncı olduğunu, İstanbul Cağaloğlunda Refref yayınevi adı altında Necip Fazıl Kısakürek ve Salih Mirzabeyoğlu’nun kitaplarını sattıklarını, Furkan Dergisinin genel yayın yönetmeni iken 1998 yılı sonunda gözaltına alındığını, hiçbir örgütsel bağı ve faaliyetinin olmadığını, yasal çerçevede yapmış olduğu yayıncılık faaliyeti dışında yasa dışı hiçbir eylem ve faaliyetinin bulunmadığını, dergi çıkardığını, yazı yazıp konferans düzenlediğini, kendisi ile birlikte silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan Hüsnü Göktaş’ı hiçbir şekilde tanımadığını, Mehmet Fazıl Arslantürk’ün ise bir iki sefer görüştüğü bir şahıs olduğunu beyanla atılı suçu işlemediğini ifade etmiştir.
Yeniden yargılama sırasında oturumlarda söz alan hükümlüler vekilleri yazılı – sözlü beyanlarında özetle; yazılı olarak sunmuş oldukları yeniden yargılama talep dilekçelerinde ileri sürdükleri beyanları tekraren önceki mahkumiyet hükmünün tamamen siyasi konjonktür nedeni ile verilmiş bir karar olduğunu, önceki hükümde örgüt lideri olduğu kabul edilen Salih İzzet Erdiş’in herhangi bir somut eyleme katılmadığı ve herhangi bir eylem talimatı vermediği açıkça zikredildiği halde daha sonra “…..her ne kadar İBDA/C adlı örgütün lideri olan kod adı ile kurulacak Büyük Doğu İslam Devletinin komutanı seçilecek olan kumandan kod Salih İzzet Erdiş’in örgüt mensuplarının gerçekleştirdiği eylemlere doğrudan doğruya katıldığı tespit edilememiş olmakla birlikte, lidersiz bir örgüt düşünülemediği gibi örgüt mensuplarının gerçekleştirdikleri eylemlerden de örgüt liderinin sorumlu tutulmaması eşyanın tabiatına aykırı düşer” denilerek hukuk mantığı ile bağdaşır hiçbir yönü olmayacak şekilde ve akla, vicdana ve hukuka sığmayacak bir yorum getirilmek suretiyle Salih İzzet Erdiş’in Anayasal Düzeni Cebren Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs suçundan cezalandırılmasına karar verildiğini, önceki hükmün tamamen işkence altında ve avukatsız olarak alınan hükümlü ifadeleri ile birbirinden bağımsız kişilerce değişik zaman ve mekanlarda örgüt adına işlendiği iddia edilen suçlardan oluşan ve sırf emniyette avukatsız işkence altında alınan ifadelerden müteşekkil ceraim dosyaları üzerine kurulduğunu, yargılama sırasında ceraim dosyalarına ilişkin savcılık soruşturma dosyaları ve mahkeme kovuşturma dosyaları getirtilmediği gibi adı geçen şahısların özellikle ortada hukuken bir örgüt olup olmadığı, dosyalara konu fiiller arasında irtibat bulunup bulunmadığı ve en önemlisi de eylem talimatının varlığı açısından değerlendirmeye tabi tutulmadığını, emniyet ifadelerinden oluşan ceraim evrakının hukuka aykırı delil niteliğinde olup yok hükmünde olduklarını, Anayasa Mahkemesi kararları ışığında hükümlülerin emniyette avukat yardımından faydalanmaksızın alınan ifadelerinin yok hükmünde olup delil niteliğini haiz olmadığını, eski mahkeme başkanı Metin Çetinbaş’ın söylediği “yanılmış olabilirim, biz o günkü şartlara göre karar verdik” şeklindeki ifadelerinin dahi başlı başına önceki hükmün iptalini gerektiren bir neden olduğunu, bir önceki mahkeme başkanı Sedat Karagül’ün davada baskı gördüklerine dair beyanlarının o dönem yargı üzerinde açıkça baskı kurulup, tavsiye ve telkinde bulunulduğu ve etki edildiği yönündeki bilinen gerçekleri ilk elden teyit eder mahiyette olduğunu, mahkeme başkanının röportaj verdiği gazetecinin yeniden yargılamada tanık olarak dinlenildiğini, bu tanığın da eski mahkeme başkanının sözlerini ve röportaj içeriğini yeminli anlatımı ile doğruladığını, iddia makamının esas hakkındaki mütalaasına da katılmalarının mümkün olmadığını, iddia makamının esas hakkındaki görüşünde serdettiğinin aksine TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu tarafından yapılan faaliyetin sadece bilgilendirme amaçlı basit bir yasama faaliyeti olduğundan söz edilemeyeceğini, Komisyon raporundaki tespitlerin ülke gerçekleri ile örtüştüğünü, Okan İşgör’ün beyanlarının somut bilgilere dayalı ve itibar edilmesi gereken nitelikte beyanlar olduğunu, 28 Şubat sürecinde TSK tarafından tertip edilen yargı mensuplarına yönelik irtica brifinglerinin gizli brifingler olup, kamuoyuna açık olmayan, yargı mensuplarını açıkça etki altına almaya ve yönlendirmeye dönük brifingler olduğunu, aksine dair iddia makamı görüşüne katılmanın mümkün olmadığını, hukukun normal olmadığı şartlarda yapılan yargılama sonucu verilen hakkaniyete ve hukuka aykırı önceki mahkumiyet hükmünün ortadan kaldırılarak hükümlülerin beraati yönünde hüküm kurulması gerektiğini ifade etmişlerdir.
 
YENİDEN YARGILAMADAKİ TANIK ANLATIMLARI:
-Tanık Sedat KARAGÜL yeniden yargılamanın 22/10/2015 tarihli celsesinde alınan beyanında; “Basında çıkan benim söylemiş olduğum belirtilen sözleri ben söyledim, iade-i muhakeme gerekçesinde bana okumuş olduğunuz beyanlar da bana aittir, dönemin Adalet Bakanı tarafından hakkımda ceza davası açıldı, bundan kurtardım, yalnız 8.500 TL para ödemek zorunda kaldım, bu davaya uzun süre baktım, ancak ne kadar süre baktığımı aradan uzun geçen zaman sebebiyle hatırlayamadım, bu dava ile ilgili olarak bana görev yaptığım süreç içerisinde bana herhangi bir baskı olmadı, ben Susurluk davasına da bakıyordum, bu davaya bakarken bu davada karar vermek üzereydik, bana dönemin Adalet Bakanından direkt talimat gelmedi, ancak duruşma Savcısı aracılığıyla karar vermem yönünde telkinde bulunuldu, ancak İbrahim Şahin kaza yapıp raporlu olduğundan dolayı konuşamadığından beyanını alamamıştık, ben konuşamadığına ilişkin raporu bekliyordum, bu sebeple de o zamanki duruşma savcısına nasıl karar vereyim diye söylemiştim, sanık Salih ilk duruşmaya geldiğinde kimlik tespitinden sonra “ben nasıl ifade vereyim, kötü durumdayım” dedi, kendisine işkence yapıldığını söylüyordu, büyük davalar bizde olduğu için bu davalarda sanıklar kendilerine işkence yapıldığını söylüyorlardı, ancak ben bu şu anda sanıkların duruşmadaki hallerini hatırlamıyorum, aradan 15 sene geçmiştir, basına yansıyan şekilde büyük davalar dediğim davalarda üzerimizde az önce anlattığım şekilde baskı vardı, ancak bu dava ile ilgili olarak özel gelen giden bir yönlendirme olmadı, biz bu davanın dosyasının duruşmalarını normal bir şekilde yapıyorduk, ben bu dava ile ilgili diğer mahkeme heyeti ve savcıya yönelik de herhangi bir baskı olduğu yönünde bir şey duymadım, söylediğim üzere basına verdiğim demeçler doğrudur, bu davayı biz normal bir dava olarak gördük, ben basına İBDA-C davası dahil olmak üzere davalarda baskı gördüğümüz yönündeki demeci verirken ben bunu genel bir tabir olarak kullandım, dosyadaki hükümlü Salih’e ilişkin fotoğraf gösterildi, soruldu; sanık devamla; şu anda fotoğrafı görünce hatırladım, yüzünde kızarıklık ve çizikler olduğunu hatırlıyorum, kendisi işkence yapıldığını bana söyledi, bu haldeyken nasıl savunma yapayım diye söyledi, biz de buna ilişkin olarak süre vermiştik, ancak kendisine yüzündeki kızarıklık ve çiziklerle ilgili birşey sorduğumuzu hatırlamıyorum, zaten işkence yapılıyor deyince bunu sorma gereği duymadım, artık biz bu durumu kanıksadık, Salih’in saçının kesilmiş olduğunu da gördüm, ayağında herhangi bir şişlik olduğunu hatırlamıyorum, bizim önümüze sakal tıraşı olmuş şekilde gelmişti, ben hükümlü Salih’in üzeri çamurlu şekilde geldiğini hatırlamıyorum, benim özelliklerimden dolayı benim odama benim iznim dışında kimse giremezdi, 1.Ordu Komutanlığından gelenleri de odamda ağırlamadım” şeklinde beyanda bulunmuş,
-Tanık Murat KEKLİKÇİ yeniden yargılamanın 22/10/2015 tarihli celsesinde alınan beyanında; “Benim şu an huzurda bulunan tanık Sedat KARAGÜL ile ropörtaj yaptığım doğrudur, yaptığım ropörtaj sadece İBDA-C davası olarak gözüken davaya ilişkin değil, diğer birçok davaya ilişkin Susurluk, Nesim Malki, Türkbank gibi davalarla ilgiliydi, bu ropörtajın üzerinden 10 yıl geçmiştir, ses kaydı da almıştık, ancak bu ses kaydını da bu zamana kadar elimizde tutmadık, basında çıktığı şekilde ne yazıldıysa o beyanları biz aynısını aktardık, yazılanlar neyse bunları kendisi söylemiştir, biz ne söylendiyse aynı şekilde yazmıştık, aksi bir şey olsaydı bu zamana kadar bize söyler ve düzeltilmesini söylerdi, kendisinin böyle bir talebi de olmamıştır, ben ne yazmışsam bunları kendisinden duyup yazmışımdır” şeklinde beyanda bulunmuş,
-Tanık Mehmet TARAKÇI yeniden yargılamanın 07/01/2016 tarihli celsesinde alınan beyanında özetle; İBDA yayıncılıkta 1984’ten 2005 senesine değin editörlük yapıp kitap bastığını, Mirzabeyoğlu’nu o tarihlerden beri tanıdığını, 1980’li yıllarda yayınevinde bir odasının bulunduğunu, sabah saat 08.00’de odaya girip akşam saat 17.00’ye kadar kimseyle görüşmeden sürekli kitap yazdığını, 1990’lı yılların başından itibaren yayınevine de gelmemeye başladığını, bir süre sonra birçok kişi ile irtibatını kestiğini, yakınları dışında kimseyle görüşmediğini, Mirzabeyoğlu’nun sadece kitap ve yayın işleri ile uğraştığını, arada bir konferans verdiğini, 90’lı yıllarda bunları da yapmamaya başladığını, İBDA/C örgütü adına silahlı eylem yapan kişilerle ve örgüt mensupları ile bir irtibatının bulunduğuna tanık olmadığını, yazdığı kitapların daha ziyade felsefi içerikli ve entelektüel düzeyi bir hayli yüksek ve derinlik ihtiva eden, şiir, roman, hikaye tarzındave idrak etmek için de belli bir kültür düzeyi ve altyapı gerektiren eserler olduğunu, Kumandan lakabının örgütsel bir mana ve içerik taşımayıp babasının havacı astsubay olması hasebiyle 1980’li yılların öncesinden beri söylenegelen ve ona atfedilen bir hitap şekli olduğunu bildiğini ifade etmiştir.
-Tanık Burak ÇİLELİ yeniden yargılamanın 07/01/2016 tarihli celsesinde alınan beyanında özetle; kendisinin de İstanbul (Kapatılan) 14.Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/196 esas sayılı dosyasında İBDA/C silahlı terör örgütü üyesi olmak ve üyesi olduğu örgüt adına anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçundan hüküm giyip cezaevinde 11 yıla aşkın süre kaldıktan sonra 2015 yılında Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı ile tahliye edilip İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesince tekrar yargılanıp beraat ettiğini, Salih Mirzabeyoğlu’nun yasa dışı hiçbir eylem talimatını duymadığını, özellikle 1990’lı yıllarda yakın akraba çevresi dışında kimseyle görüşmeyen dışa kapalı bir hayat tarzı seçtiğini, hatta bunun o dönem yani gözaltına alındığında İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir tarafından da resmi ağızdan dile getirildiğini, kitaplarında da somut eyleme dönük herhangi bir talimatının söz konusu olmadığını, kitaplarının içerik itibariyle zaten hayli “sıkıcı” olduğunu, kitaplarında Kumandan tabirinin herhangi bir şekilde geçmediğini, Mirzabeyoğlu’nun geliştirdiği İBDA fikriyatının şair, yazar ve fikir adamı Necip Fazıl Kısakürek’in kurucusu olduğu Büyük Doğu fikriyatının devamı niteliğinde olduğunu, bu fikriyatın esasen tasavvuf meşrep kökeni ihtiva eden, dolayısıyla şiddete dönük hiçbir dil ve üslup taşımayan bir nazariyat olup, Mirzabeyoğlu’nun da sadece kitap yazan, düşüncelerini dile getiren bir mütefekkir ve düşünce adamı olduğunu, bunun haricinde silahlı bir terör örgütü lideri olmasının söz konusu olmadığını ifade etmiştir.
-Tanık Murat ALAN yeniden yargılamanın 07/01/2016 tarihli celsesinde alınan beyanında özetle; Yeni Akit gazetesinde çalıştığını, Mirzabeyoğlu ile ilgili mahkumiyet kararı veren dönemin mahkeme başkanı Metin Çetinbaş ile bir telefon görüşmesi ve röportaj gerçekleştirdiğini, bunun öncesinde bir haber hazırladığını, röportajı da bu amaçla gerçekleştirdiğini, Metin Çetinbaş’ın yapmış oldukları telefon görüşmesinde kendisine o dönem yapılan yargılamanın olağanüstü dönem ve şartlar içerisinde yapılmış olması hasebiyle şüphe uyandırabilecek işlemler olabileceğini, nitekim kendisinin de hata yapmış olabileceğini ifade ettiğini, bir hâkimin “hata yapmış olabilirim” şeklindeki sözlerinin bir gazeteci olarak kendisi için yeterli olduğunu düşündüğünden teşekkür edip telefonu kapattığını, konuşmayı aynen haberleştirdiğini, Metin Çetinbaş’ın görüşme sırasında biz o günkü şartlara göre karar verdik şeklinde bir beyanda bulunduğunu, sözlerini aynen habere yansıttığını, Av. Doğan Yıldırım ile 2011 yılında Kayseri’de yüz yüze görüştüklerini, onun da Harbiye Orduevindeki gizli toplantıyı doğrulayarak toplantıya mahkeme başkanı Metin Çetinbaş’ın da katıldığını ifade ettiğini, dava neticesinde verilen kararın etki altında ve yönlendirme neticesi verildiğini söylediğini, hatta o dönem yapılan anti – demokratik bazı uygulamaların temelinde o toplantıda alınan kararların olduğunu bildiğini ifade ettiğini, söylediklerini kelimesi kelimesine haber yaptıklarını, hatta bu ropörtajdan bir süre sonra Ersoy Dede’nin Ülke TV’de yayınlanan programına da katılarak aynı sözleri burada da tekrarladığını, bir süre sonra vefat ettiğini ifade etmiştir.
-Tanık Okan İŞGÖR yeniden yargılamanın 07/01/2016 tarihli celsesinde alınan beyanında özetle; İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon davasında sanık olarak yargılanıp 20 yıl hapis cezası aldığını, sonra bilindiği üzere toplu tahliyeler sırasında 2014 yılında kendisinin de tahliye edildiğini, o davada yapılan hukuksuzlarla Mirzabeyoğlu’nun davasında yaşananların benzer nitelikte olması nedeniyle yani aynı şeyleri yaşadığını düşündüğü için Başbakanlık Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlık Makamına 09/04/2014 tarihli dilekçe yazdığını, dilekçede belirttiği hususların tamamen doğru olduğunu, Salih Mirzabeyoğlu’nun 25/01/2000 tarihinde Metris Cezaevinde gerçekleştirilen ve Noel Baba operasyonu olarak bilinen jandarma müdahalesi öncesinde öldürülmesi yönünde kendisine verilmek istenilen gayri-resmi görev ile alakalı şikayet ve ihbarına ilişkin Ankara CBS Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında soruşturma savcısının kendisi ile ilgili koruma tedbirleri uygulanabileceği yönündeki taahhüdü ve sözü üzerine can güvenliğinin devlet tarafından sağlanacağı ve koruma tedbirleri uygulanacağı inancıyla Ankara CBS’nin 2014/70188 soruşturma numaralı dosyası kapsamında Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde müşteki sıfatı ile ayrıntılı ifade verdiğini, ancak ifade verdikten sonra kendisine verilen sözlerin yerine getirilmediğini, hakkında koruma tedbirlerinin uygulanmadığını ve geçmişte olduğu gibi tek başına bırakıldığını, bu yüzden duruşmalarda artık konu ile alakalı başka bir şey söylemek ve anlatmak istemediğini, Ankara Emniyetindeki önceki ifadelerinin doğru olduğunu, Salih Mirzabeyoğlu ile Metris Kapalı Cezaevinde 1999 Eylül – 2000 Ocak ayları arasında 4 – 5 ay süreyle birlikte aynı koğuşta kaldığını, Mirzabeyoğlu’nun koğuşta kalan İBDA/C’lilere emir ve talimat vermesi bir yana herhangi bir irtibat ve bağının bulunmadığına tanık olduğunu, hatta İBDA/C mensubu olmaktan içeri girenlerin Salih Mirzabeyoğlu’nu öncesinde tanımadıklarını, sadece kendisine sempati duyduklarını ve aynı görüşte olduklarını söylediklerini, bu şahıslarla Mirzabeyoğlu arasında cezaevine girmeden önce kesinlikle bir irtibat ve bağı bulunmadığını gözlemlediğini ifade etmiştir.
Av. Doğan Yıldırım’ın vefat etmiş olması sebebiyle tanık olarak ifadesinin alınması mümkün olmamış,
Yeniden yargılama talep gerekçelerinde ve kararında ismi geçen İstanbul 6 Nolu DGM Mahkemesi Başkanı sıfatı ile yeniden yargılamaya konu önceki mahkumiyet hükmünde imzası bulunan hâkim Metin Çetinbaş’ın tanık sıfatı ile celbi ve ifadesinin tespiti düşünülmüş ise de; Metin Çetinbaş’ın mahkememize sunduğu 05/10/2015 havale tarihli dilekçesinde somut olayda yargılamanın yenilenmesi koşullarının oluşmadığını, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre yargılamanın yenilenmesi sebeplerinin yorum yolu ile genişletilmesinin mümkün bulunmadığını, kendisi ile ilgili yapılan haberlerin tamamen manipüle, yanlış ve yanıltıcı haberler olduğunu, karar verilirken hiç kimsenin, hiçbir kurum ve kuruluşun etkisi ya da yönlendirmesi altında karar verilmediğini, tamamen dosyadaki delillere ve vicdani kanaatine göre yasalara uygun şekilde karar verdiğini, heyette kendisinin de diğer üyeler gibi sadece bir oyunun bulunduğunu, verilen kararın Yargıtay incelemesinden geçmek suretiyle kesinleştiğini, hatta AİHM denetiminden de geçtiğini, röportaj diye adlandırılan düzmece, yanıltıcı ve sahte beyanların asla yargılamanın yenilenmesi nedeni olamayacağını, ayrıca Avukat Doğan Yıldırım ve Murat Alan isimli şahıslar aleyhinde kişilik haklarını zedelediklerinden bahisle Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı manevi tazminat davasını kazanarak adı geçenleri tazminata mahkum ettirdiğini, böylelikle hakkında yapılan gazete haberi ve yayının gerçek dışı olduğunun kesinleşmiş yargı kararı ile hüküm altına alındığını, bir silahlı terör örgütü ve lideri hakkında hüküm verdiği dava ile tekrar tanık olarak çağrılarak açıkça hedef gösterildiğini, hakkındaki tanıklık celbi işleminin kaldırılmasını talep ettiği anlaşılmakla adı geçenin tanık sıfatı ile tespit olunacak ifade ve anlatımlarının yeniden yargılamaya bir katkı sağlamayacağı düşüncesi ile tanık sıfatı ile dinlenilmesinden sarf-ı nazar edilmiştir.
 
İDDİA MAKAMININ ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ:
İddia makamı yeniden yargılamadaki karar tarihli oturumda sözlü olarak beyan ettiği esas hakkındaki mütalaasında;
“Dosya incelendiğinde hükümlüler hakkında 14.Ağır Ceza Mahkemesince Anayasal Düzeni Zorla Değiştirmek Amacıyla Terör Örgütü Kurmak ve Yönetmek suçundan mahkûmiyet hükmü kurulduğu, kurulan bu hükmün Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onanmak suretiyle kesinleştiği, bu hükümlerin infazı devam ederken bir takım nedenler ileri sürülerek yeniden yargılama isteminde bulunulduğu, bu istemlerin mahkemeye iletilmesi üzerine mahkemece yeniden yargılama talebinin kabule değer olarak kabul edildiği, bu nedenler irdelendiğinde Doğan Yıldırım adlı avukat olduğu söylenen kişinin beyanlarının kabule değer görülerek hükme esas alındığı, dosyayla ilgisi olmayan avukat olduğu söylenen kişinin bu dosya ile ilgili ne şekilde bilgi sahibi olduğunun anlaşılamadığı, eski mahkeme başkanı Sedat Karagül’ün görev değişikliği olup başka mahkemede görevlendirilmesi üzerine kendisine sorulduğunda sitem mahiyetinde sözler söylediği, yargının bağımsız olmadığı niteliğindeki sözlerinin esas kabul edilmesi, bu sözün her zaman bir kısım yargı mensupları tarafından dile getirildiği, günümüzde de yoğun bir şekilde yargının bağımsız olup olmadığı hususunun tartışıldığı, huzurda dinlenen mahkeme başkanı kendisinin görev değişikliği olunca sitem mahiyetinde olduğu, gördüğü davalara karşı dışarıdan müdahaleye muhatap olmadığını beyan ettiği, keza kararda görevli 3 hâkimden birisi olan mahkeme başkanının kendisi ile röportaj yapan görevliye “biz o günkü şartlara göre karar verdik” şeklindeki sözünün gayet açık olduğu, tüm mahkeme kararlarının karar verildiği zamanki şartlara göre verildiği, bundan iade sebebinin çıkarılamayacağının, keza aynı mahkeme başkanının kararın verildiği dönemde kamuoyuna açık olarak düzenlenen brifinglere katılmış olmasının da iade sebebi kabul edildiği, bu brifinglerin kamuoyuna açık ve isteyenin katıldığı, brifingi verenlerin de kamu görevlisi olup herhangi bir suç unsuru olması düşünülemeyecek bilgilendirme niteliğinde olduğu, farklı şekilde aynı brifinglerin günümüzde de verildiğinin malum olduğu, Jandarma istihbarat elemanı olduğu kabulü ile beyanı alınan Okan İşgör adlı şahsın akla ziyan anlatımlarının da kabule gerekçe yapıldığı, bu şahsın beyanlarına göre o dönemin cezaevi savcısı, Jandarma Bölge Komutanı, ilgili MİT görevlisi ve emniyet istihbarat görevlilerinin sanki bu dosyanın hükümlüsü olan örgüt liderini öldürmek için toplanıp karar almışlar, bu kararın infazı için de kendisini görevlendirmişler gibi anlattığı, bu anlatımın mahkeme tarafından da ciddiye alınmadığının bugüne kadar bu konuda bu toplantıya katılıp karar alanlar hakkında bir suç duyurusu yapılmadığından anlaşıldığı, yine 28 Şubat Meclis Araştırma Komisyonunun raporu da yeniden yargılama istemine dayanak yapılmış olup, bu komisyonun yasamanın bilgilendirme amaçlı bir komisyonu olduğu, komisyon üyelerinin kendi siyasi misyonuna göre değerlendirme yaptıkları, ancak bilgi edinme amaçlı değerlendirilebileceği, hüküm kurma görevinin anayasa ve yasalarımıza göre yargı organlarına verilmiş olduğu, bu değerlendirmelere göre yeniden yargılama konusu yapılan ancak bu aşamada toplanan delillerin önceki hükmü tesirsiz hale getirecek ve CMK’nın 311.maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisini oluşturmadığı, yeniden yargılamanın CMK’nın 311.maddesinde sınırlı olarak sayıldığı, bu nedenle CMK’nın 323.maddesinin 1.cümlesi uyarınca yeniden yargılama sonucunda önceki Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşecek hükmü yok edecek nitelikte yeni delil sunulamadığından savunmaların da önceki yargılamada serd edilip, Yargıtay tarafından itibar edilmemiş hususları olduğu anlaşıldığından hükmün onaylanmasına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur” demiştir.
 
ÖNCEKİ MAHKÛMİYET HÜKMÜNÜN DAYANDIRILDIĞI GEREKÇELER:
İstanbul 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 18/04/2012 tarih ve 2002/621 esas, 2002/889 karar sayılı ilamı ile onanmak suretiyle kesinleşen 02/04/2001 tarih ve 1999/19 esas, 2001/105 karar sayılı mahkumiyet kararının delillerin değerlendirilmesi ve ulaşılan kanaat kısmında özetle;
Hükümlü Salih İzzet Erdiş’in, amacı ülkede mevcut Anayasal, demokratik ve laik sistemi cebir ve şiddet kullanmak suretiyle yıkıp, yerine merkezi Türkiye olan ve tüm Ortadoğu ülkelerini kapsayan, dini esaslara dayalı federal yapıda Başyücelik adında bir İslam devleti kurmak olan yasa dışı silahlı çete niteliğindeki İBDA/C (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi) adlı örgütün kurucusu ve en üst düzey sorumlusu olduğu, hükümlünün emniyet güçlerince yakalandığı 29/12/1998 tarihine kadar yazdığı çok sayıda kitapta bu amaca yönelik emir, telkin ve tavsiyelerde bulunarak birçok legal ve illegal cephelerin oluşmasını sağladığı, yine hükümlünün kitap ve dergiler aracılığı ile cephe faaliyetlerinde bulunan örgüt mensuplarına yönelik telkin ve tavsiyeleri sonucunda örgüt mensuplarınca deliller kısmında açıklanan ve dosya içerisindeki ceraim evrakında da açıkça görüleceği üzere ülke çapında muhtelif yerlerde çok sayıda yazılama yapmak, bir kısmı ölüm ve yaralama ile sonuçlanan bombalama ve molotof kokteyli atmak gibi vehamet arz eden eylemlerin gerçekleştirildiği, örgütün yapısının örgüt liderinin yazdığı kitaplardan etkilenen örgüt mensuplarının bir araya gelerek oluşturdukları “kendinden zuhur” diye isimlendirilen çalışma yöntemini benimseyen birbirinden bağımsız cephelerden meydana geldiği ve örgüt mensuplarının 1994 yılından 1998 yılına değin örgüt amacına yönelik çok sayıda vahim eylemleri gerçekleştirdikleri, bu şiddet eylemleri ile resmi, gayri resmi kurum ve kuruluşlara, binalara, işyerlerine patlayıcılarla saldırıldığı, yerli – yabancı birçok insanın ölümüne, yaralanmasına, maddi – manevi zarara uğramasına sebebiyet verildiği, hükümlü Salih İzzet Erdiş’in kurup emir, tavsiye ve telkinleri ile yönettiği İBDA/C örgütünün bu eylemleri ile kurmayı amaçladığı devletin Başyüce sıfatı ile yöneticisi olmayı planladığı, yakalanan tüm örgüt mensuplarının ve yardım – yataklık eden şahısların beyanlarında hiçbir tereddüde mahal vermeyecek şekilde örgüt liderinin Kumandan kod adlı Salih Mirzabeyoğlu müstear adı ile tanınan Salih İzzet Erdiş olduğunu bildirmeleri karşısında adı geçenin örgüt lideri olmadığı yönündeki savunmalarına itibar etmenin mümkün bulunmadığı, Kumandan kod adının adı geçenin örgüt içerisindeki önemini, liderliğini hiçbir duraksamaya meydan vermeyecek şekilde ortaya koyduğu, hükümlünün kurup yönettiği silahlı örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Anayasa ile tesis edilmiş demokratik, laik hukuk düzenini silahlı halk ayaklanması yoluyla değiştirmeye çalışan, son yılların en tehlikeli terör örgütlerinden biri olduğu,
Hükümlü Saadettin Ustaosmanoğlu’nun ise örgütün legal cephelerinde yer alan ve en önde gelen elemanlarından biri olduğu, 1978 yılından yakalandığı 30/12/1998 tarihine kadar süren ve devamlılık arz eden faaliyetleri ile gazete, dergi çıkarıp yazılar yazarak konferans düzenleyerek örgütün legal cephe faaliyetlerini sürdürmüş olduğu, ayrıca örgütün bayrak ve dokümanlarını muhafaza edip eleman kazandırma faaliyetlerinde bulunduğu değerlendirme ve sonuçlarına ulaşıldığı, bir başka deyişle hükmün gerekçesinin bu hususların üzerine inşa edildiği ve üzerlerine atılı suçun bu gerekçelerle sübuta erdiğine kanaat getirildiği belirtilmiştir.
MAHKEMEMİZCE YENİDEN YARGILAMA SONUCU ULAŞILAN KANAAT VE NETİCE :
İstanbul 6 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinin yeniden yargılamaya konu 02/04/2001 tarihli önceki mahkumiyet hükmündeki “sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi” bölümünde hükümlü Salih İzzet Erdiş’in özellikle gözaltı sürecindeki kolluk ifadelerine atıfla müsned suça ilişkin aşamalardaki tevilli ikrarları, bu ikrarları doğrular mahiyetteki diğer sanık anlatımları, yakalama tutanakları, ele geçirilen örgütsel dokümanlar, ceraim evrakı ve tüm dosya kapsamının atılı suçu işlediğinin sübuta erdiği yönündeki kabul ve değerlendirmeye esas teşkil eden deliller olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.
Dosyanın tetkikinde; hükümlüler Salih İzzet Erdiş ve Saadettin Ustaosmanoğlu’nun soruşturma kapsamında İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde gözaltı sürecinde alınan 02/01/1999 tarihli ifadeleri ile İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı ve DGM Yedek Üyelikteki 04/01/1999 tarihli ifade ve sorgularının avukat bulundurulmaksızın alındığı görülmektedir.
Hükümlü Salih İzzet Erdiş’in gözaltı sürecindeki kolluk ifadesinde İBDA/C örgütünün kuruluşu, yapısı, stratejisi, nihai amacı, klasik örgüt yapıları ile farkından bahsederek ayrıca İBDA/C örgütünün kurulduğu 1984 yılından 1989 yılına kadar oluşturulan cephelerde etkisinin bulunduğuna, bunlardan legal ve illegal olanların isim ve faaliyetlerine dair ayrıntılı beyanda bulunup ayrıca fikir bazında İBDA/C örgütünün liderliğinin kendisine ait olduğuna, ancak eylemsel planda kim hangi cephede faaliyet gösteriyorsa o cephenin sorumlusu olduğuna, dolayısı ile eylem bazında Türkiye liderinin söz konusu olmadığına, örgüt mensuplarının da ayrıca bir emir alma ihtiyacı hissetmeksizin kendi kanaatleri doğrultusunda illegal olarak bombalama ve silahlı saldırı gibi şiddet eylemleri gerçekleştirdiklerine, ancak 1991 yılından sonra kurulan legal – illegal hiçbir cephenin kurulması yönünde emir veya talimat vermediğine, bu tarihten sonra kurulan cephelerle hiçbir organik bağının bulunmadığına, zaten örgütün yapısı ve mantığının da bu şekilde olmadığına, “kendinden zuhur” diyalektiğine göre kendisini İBDA fikriyatına adamış ve bulunduğu yerde bazı şeylerin değişmesi gerektiğine inanan her İBDA/C örgütü mensubunun bu cepheleri kuracağına ve eyleme geçeceğine dair beyan ve anlatımlarının yer aldığı,
Bununla birlikte gerek yargılama aşamasındaki savunmalarında ısrarla kendisinin İBDA/C örgütü lideri ve kurucusu olmadığını, böyle bir örgütü sevk ve idare etmediğini, kelime anlamı itibariyle “benzersiz, emsalsiz oluş” manasına geldiği şeklinde açıkladığı İBDA’nın bir fikir ve aksiyon hareketi olduğunu, iddia edildiği gibi açılımının İslami Büyük Doğu Akıncıları olmadığını, kendisinin İBDA adlı fikir hareketini geliştiren, fikir ve düşüncelerini yasal çerçevede yazdığı kitap ve sair eserlerle açıklayan bir kişi olduğunu, Salih Mirzabeyoğlu veya Kumandan şeklinde örgütsel bir kod adı bulunmadığını, uzun yıllardan beri yayıncılık yaptığını, yayınladığı kitap, dergi ve diğer eserlerde Salih Mirzabeyoğlu müstear adını kullandığını, İBDA ile İBDA/C’nin farklı olduğunu, iddia edildiği ya da gösterilmeye çalışıldığının aksine İBDA/C’nin İBDA’nın silahlı mücadele cephesi olmadığını, İBDA/C örgütü ile gerek düşünsel ve fikri anlamda gerekse eylemsel olarak bir ilişkisi bulunmadığını, İBDA yayınevinin legal bir yayınevi olduğunu, bu yayınevi adı altında yayınladığı eserlerini okuyanların değişik yorum ve anlamlar yükleyerek gerçekleştirdikleri eylemlerden sorumlu tutulamayacağını, İBDA fikriyatını ortaya koyan kendisi dışındaki faaliyetlerin hatasıyla, sevabıyla ve mesuliyetiyle kendisinin dışında olduğunu, İBDA/C örgütünden yakalanan ve haklarında yasal işlem yapılan örgüt mensuplarına ne yazılı ne de sözlü herhangi bir talimat vermediğini, mevcut laik düzene karşı olduğunu, arzusu ve gayesinin mevcut düzen yerine İslami esaslara dayalı Büşyücelik devletinin kurulması olduğunu, ancak bunun kendiliğinden oluşacağına inandığını ve düzenin değişmesi yönündeki fikir ve düşüncelerini yazdığı eserler ile okuyucuya aktardığını, fikir ve düşüncelerini hiçbir zaman saklamadığını, hiçbir örgüt mensubuna silah yoluyla mevcut anayasal düzeni yıkmaya çalışmaları için talimat vermesinin söz konusu olmadığını, esasen savunmasının başının da sonunun da “ben bir fikir adamıyım; bıçak yaparım, o bıçakla isteyen ekmek keser, isteyen adam keser” şeklinde özetlenebileceğini söylediği anlaşılmış,
Hükümlü Saadettin Ustaosmanoğlu’nun ise aşamalardaki savunmalarında ısrarla İBDA/C örgütü adına herhangi bir eyleme katılmadığını, İBDA/C örgütü üyesi olmadığını, sadece konferanslara konuşmacı olarak katılan, dergi ve yayıncılık işi ile uğraşan, örgütsel bir bağı ve faaliyeti bulunmayan, İBDA fikriyatını benimsemiş, İBDA yayınlarını takip eden bir şahıs olduğunu, İBDA’nın emsalsiz ve benzersiz oluş manasına gelen bir fikir hareketi ve oluşum olduğunu ifade ettiği anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere; isnat olunan suç tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135.maddesi hükmünde, halen yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK.nun 147/1-c maddesine koşut biçimde, ifade veren veya sorguya çekilen şüphelilerin (sanık) ifadesinin alınması veya sorguya çekilmeleri sırasında müdafi seçme hakkının bulunduğu ve müdafi tayin edebilecek durumda değillerse baro tarafından atanabilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği düzenlenmiş olup, ayrıca suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun 148/4 madde ve fıkrasında müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadenin hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağı, yine 5271 sayılı CMK.nun 213/1 maddesinde de buna benzer şekilde çelişki arz etmesi halinde sanığın ancak müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadesine ilişkin tutanakların duruşmada okunabileceğine atıfla bu hükmün mefhum-u muhalifinden müdafi hazır bulunmaksızın kollukta alınan ifadelerin çelişki olması halinde bir delil değeri taşımadığının anlaşılması gerekmektedir.
Oysaki; İstanbul 6 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinin mahkûmiyet hükmüne dayanak aldığı gözaltı sürecindeki kolluk ifadelerinde hükümlülerden Salih İzzet Erdiş’in müsned suç ile ilgili sorumluluk doğuracak anlatımlarının yer aldığı, hükümlünün her ne kadar avukatsız alınan gözaltı ifadesinde 1991 yılından sonra kurulan legal – illegal cephelerin kuruluşu ve oluşturulması yönünde hiçbir emir veya talimatının bulunmadığını, cephelerle organik bir bağının bulunmadığını belirttiği anlaşılmakla birlikte İBDA/C örgütünün yapısı, oluşumu, stratejisi, yapısı, klasik örgütlerden farkı ve hareket tarzına ilişkin bir kısım beyanlarının hükmü tesis eden mahkemece atılı suçu tevil yollu ikrar yönünde değerlendirildiği, oysa ki kolluk ifade tutanaklarında hükümlüye ifade vermeden önce müdafi seçme hakkının bulunduğu ve müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından bir müdafi tayini talep edebileceği ve onun hukuki yardımından istifade edebileceğine dair o tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 135.maddesindeki yasal haklarının hatırlatıldığı yönünde herhangi bir ibare bulunmadığı,
Anayasa Mahkemesi’nin Burhanettin Yalçın (08/09/2015 – 2013/2578), Burak Çileli (09/09/2015 – 2013/2541), Selim Aydın, Emin Koçhan ve Abdulselam Tutal (08/04/2015 – 2013/2319) ile ilgili vermiş olduğu bireysel başvurulara dair hak ihlali kararları ışığında, hakkındaki suçlamanın vasıf ve mahiyeti ile cezanın ağırlığına nazaran hükümlü Salih İzzet Erdiş’in gözaltı süresi boyunca bilinçli ve anlayışlı bir biçimde avukat yardımı talep etmeyerek ifade vermeyi kabul ettiğinin her türlü kuşkudan uzak biçimde gözükmediği ve adı geçenin bunu kabul etmenin sonuçlarını makul olarak öngörebildiğinin de somut olarak ortaya konulmadığı (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Salduz / Türkiye kararı, 36391/02, 27/11/2008), hükümlünün kendisi yönünden sorumluluk doğuran kısımlarını bilahare kabul etmediği avukatsız alınan gözaltı ifadelerinin mahkumiyet hükmünde belirleyici biçimde esas alınarak hükme dayanak oluşturmasının gerek suç tarihinde yürürlükte bulunan usuli düzenlemeler ve gerekse suç ve hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren usul hukukuna ilişkin düzenlemeler ve AİHM içtihatları (Hulki Güneş / Türkiye, 28490/95, 19/06/2003 tarihli kararı) karşısında hukuka açıkça aykırı olup bunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adli yargılanma hakkına ilişkin 6.maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38/6; 1412 sayılı CMUK.nun 135, 135/A; 5271 sayılı CMK.nun 148, 206/2-a, 213, 217/2, 230/1-b ve 289/1-i maddeleri hükümleri uyarınca “hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınmasının mümkün olmayacağı“na dair uluslararası, anayasal ve yasal düzenlemelerin ihlali niteliğinde olup hükümlü Salih İzzet Erdiş’e yargılama aşamasında sonradan sağlanan avukat yardımı ve yargılama usulünün diğer güvencelerinin de soruşturma başında savunma haklarına verilen zararı gidermediği, davanın anılan ifadelerin oluşturduğu çerçevede sonuçlanmış ve bu durumun olağan kanun yolu temyiz aşamasında da değerlendirilmemiş olması karşısında adı geçen hükümlünün gözaltında avukat yardımından yararlandırılmaması ve bu nedenle savunma hakkına verilen zararın yargılamanın bir bütün olarak adil olmasını engellediği, bu itibarla mahkumiyet hükmünün dayandığı ana gerekçelerden birinin temelinin bir anlamda çöktüğü yönünde değerlendirme yapılmıştır.
Her ne kadar hükümlü Salih İzzet Erdiş’in mahkûmiyet hükmü gerekçelerinde hükümlünün aşamalardaki tevil yollu ikrarlarını doğrulayan diğer sanık beyanları ve ceraim evrakı ile yakalama tutanaklarından söz edilmiş ise de; eldeki dava dosyası kapsamında savunması alınan diğer sanıkların yargılamanın hiçbir aşamasında hükümlü Salih İzzet Erdiş aleyhinde ve cezai sorumluluk doğuracak nitelikte herhangi bir beyanları bulunmadığı gibi İBDA/C örgütüne üyelik ve yardım – yataklık suçlarından yargılanan örgüt mensuplarının hükümlü ile ilgili beyan ve anlatımlarını içeren hazırlık ifadelerinin de kollukta avukatsız alınan “ceraim evrakı” niteliğinde olup, her şeyden önce hukuka aykırı delil niteliğinde olmaları hasebiyle esasen yok hükmünde oldukları, nitekim İBDA/C örgütü mensubu şahısların gerçekleştirdikleri eylemler ile hükümlü Salih İzzet Erdiş arasında eylem talimatı bağlamında bir irtibatın mevcudiyetini ortaya koyan hukuka uygun şekilde elde edilmiş başkaca bir delil de bulunmadığı, kaldı ki yeniden yargılama aşamasında mahkememizce huzurda tanık sıfatı ile yeminli ifadeleri alınan ve mahkûmiyet hükmüne esas alınan ceraim evrakında isimleri geçen Mehmet Tarakçı, Burak Çileli ve Ali Osman Zor’un hükümlü Salih İzzet ile örgüt arasında hiyerarşik bir bağın varlığına dair aleyhte hiçbir beyanları bulunmadığı gibi aksine adı geçenin sadece yayıncılık faaliyeti yaptığına, kitap yazdığına, fikir ve düşünce adamı olduğuna, İBDA fikriyatı olarak bilinen İslami düşünce ve fikir akımının temsilcisi olduğuna, eserlerinde somut olarak bir eylem talimatı veya cepheleşmeye dair herhangi bir ibare bulunmadığını söyledikleri, yakalama tutanaklarında sözü edilen ve hükümlünün ikametinde yapılan arama neticesi ele geçen ateşli silahlarla ilgili alınan uzmanlık raporlarında ise herhangi bir suçta ve şiddet eyleminde kullanılmadığının tespit edildiği, bu bağlamda yakalama tutanağında zikredilen silahlar ile bazı İBDA yayınlarının örgütsel bir amaçla kullanıldığının da sabit olmadığı anlaşılmaktadır.
Yeniden yargılama aşamasında tanık olarak dinlenilen Okan İşgör de Salih Mirzabeyoğlu olarak bilinen hükümlü Salih İzzet Erdiş ile Metris Kapalı Cezaevinde 1999 Eylül – 2000 Ocak ayları arasında 4 – 5 ay süreyle birlikte aynı koğuşta kaldığını, hükümlü Erdiş’in koğuşta kalan İBDA/C’lilere emir ve talimat vermesi bir yana herhangi bir irtibat ve bağının bulunmadığına tanık olduğunu, hatta İBDA/C örgüt üyesi sıfatı cezaevine girenlerin Mirzabeyoğlu’nu öncesinde tanımadıklarını, sadece kendisine büyük sempati duyduklarını ve aynı görüşte olduklarını söylediklerini, bu şahıslarla Mirzabeyoğlu arasında cezaevine girmeden önce kesinlikle bir irtibat ve bağ bulunmadığını gözlemlediğini ifade etmiştir.
Bu aşamada tanık Okan İşgör’ün konumu ve hükümlü ile ilgili beyanlarının itibar edilebilirliği ile sıhhıyetinin tartışılması gerekmektedir.
İstanbul İl Jandarma Alay Komutanlığınca İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 esas sayılı dava dosyasına gönderilen dosyaya mübrez 21/11/2012 tarihli cevabi bir yazıda Okan İşgör isimli şahsın 16/09/2001 tarihinde İstihbarat Şube Müdürlüğünde haber elemanı olarak kaydının yapıldığı ve fakat kendisi ile irtibat kurmada zorluklar yaşanması sebebiyle 27/12/2007 tarihinde söz konusu şahsın haber elemanlığına son verildiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.
İstanbul İl Jandarma Alay Komutanlığınca İçişleri Bakanlığına yazılan ve dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır imzalı 08/10/2002 tarihli yazıda ise; 02/09/1999 günü İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünce İBDA/C adlı yasadışı örgüte yönelik olarak yürütülen operasyon neticesi yakalanarak hakkında düzenlenen tahkikat evrakı ile birlikte sevk edildiği İstanbul 4 Nolu Yedek Hâkimliğinin 07/09/1999 tarihli kararı ile tutuklanan Okan İşgör’ün Metris Cezaevine konulup bilahare 4 Nolu DGM Başkanlığının 13/12/1999 tarih ve 1999/307 esas sayılı yazısına istinaden tahliye edildiğinin, İstanbul İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğüne 2000 yılı içerisinde yasadışı İBDA/C örgüt mensuplarının teşkilatlanmalarını, örgütün yapısını, cezaevi içerisindeki konumlarını ve muhtemel bir cezaevi müdahalesine karşı hazırlıklarını anlatması sonucu İl Jandarma Komutanlığınca yapılan müdahalede örgüt mensuplarının etkisiz hale getirilerek bol miktarda yasak malzeme ve illegal doküman ele geçirildiğinin, İstihbarat Şube Müdürlüğünün 04/10/2002 tarihli yazısında Okan İşgör’ün kayıtlarda haber elemanı olarak gözüktüğünün belirtildiği anlaşılmıştır.
Tanık Okan İşgör’ün Başbakanlık Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlık Makamına yazmış olduğu 09/04/2014 tarihli dilekçesinde dile getirdiği hususlarla ilgili şikayet ve ihbarına ilişkin olarak Ankara CBS Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca 2014/70188 numaralı soruşturma evrakı üzerinden yürütülen soruşturma kapsamında Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde müşteki sıfatı ile alınan 05/06/2014 tarihli ifadesinde; 1998 yılı başından itibaren sivil olarak jandarma istihbarata çalıştığını, bu dönemde aynı zamanda kendisinin de ticari faaliyette bulunduğu Avcılar Ambarlı liman bölgesindeki özellikle yasa dışı aşırı sağ örgütler ve mafyatik çetelerle ilgili istihbari bilgi akışını sağladığını, yüzbaşı rütbesindeki dönemin İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Abdurrahman Güven’in kendisini özellikle İBDA/C mensupları üzerine yönlendirdiğini, bu dönemde örgüt üyesi Hasan KAPAR isimli şahısla yakınlaştığını, Gölcük depreminin yaşandığı ve bölgeyi de etkileyen 17/08/1999 tarihine değin bu şekilde faaliyet gösterdiğini, 31/08/1999 tarihinde İstanbul Emniyetince gerçekleştirilen İBDA/C operasyonunda Hasan Kapar ile irtibatı nedeniyle gözaltına alınıp tutuklandığını, emniyette ifadesini alan TEM Sağ Büro Amirine jandarma ile irtibatlı olduğunu söylediğini ancak inandırıcı bulunmadığından adliyeye sevk edildiğini, adliyede savcı ve hâkim huzurundaki ifade ve sorgusunda deşifre olmamak için jandarma istihbarata çalıştığını söyleyemediğini, Salih Mirzabeyoğlu’nun da aralarında bulunduğu İBDA/C mensuplarının kaldığı Metris B-1, B-2 koğuşuna gönderildiğini, bu süreçte kendisi ile irtibat kuran jandarma istihbarata cezaevindeki örgüt mensupları ve Salih Mirzabeyoğlu ile ilgili bilgi akışı sağladığını, 05/12/1999 tarihinde mahkemelere çıkmamak için cezaevinde direnç oluşturan İBDA/C örgütü üyelerine yönelik jandarma tarafından yapılan ve başarısızlıkla sonuçlanan ilk operasyon sırasında koğuşta bulunduğunu, 13/12/1999 tarihinde tahliye olduktan iki hafta sonra 31/12/1999 tarihinde kendisinin kabul etmemesine rağmen Noel Baba olarak bilinen 25/01/2000 tarihli ikinci operasyon öncesinde göstermelik olarak bir suç ile ilişkilendirilerek tekrar Metris Cezaevine sokulduğunu, bu sürede örgüt üyelerinin konumları ve yapılacak muhtemel bir operasyona karşı hazırlıkları ile ilgili olarak istihbarat görevlilerine içeriden bilgi akışı sağladığını, cezaevinde kaldığı süreçte Salih Mirzabeyoğlu’nu yakından tanıma fırsatını bulduğunu, Mirzabeyoğlu’nun devlet düşmanı değil ve fakat tipik bir sistem muhalifi olduğunu gözlemlediğini, operasyon sonrası Mirzabeyoğlu’nun Kartal Cezaevine nakledildiğini, 25/01/2000 tarihinden sonraki süreçte olaylar ile ilgili kendisinin de sanık olarak ifadesinin alındığını, bu ifadeleri sırasında İBDA/C örgütü davasında örgüt ve sanıklar aleyhine ifade vermesi için psikolojik baskı uygulandığını, uzun tutukluluk mahiyetinde cezalandırıldığını anlayınca isteklerine boyun eğerek aleyhte ifade vermek durumunda kaldığını, 25/01/2000 tarihli olaylar nedeniyle kendisinin beraat ettiğini, İBDA/C hükümlü ve tutuklularının ise yargılandıklarını ve ceza aldığını, bu olayları sanık olarak yargılandığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon davasının (Ergenekon davası ile birleştirilen Şile kazıları davasında) 21/06/2012 tarihli oturumunda da ifade ettiğini belirttiği anlaşılmış,
Tanık Okan İşgör’ün 25/01/2000 tarihinde Metris Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda İBDA/C hükümlülerinin kaldığı koğuşlara yönelik jandarma operasyonu sırasında meydana gelen olaylarla ilgili Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülüp 05/04/2010 tarihinde karara bağlanan 2000/285 esas, 2010/84 karar sayılı dava dosyasının Okan İşgör’ün sonradan ortaya çıkan beyanları gerekçe gösterilerek yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi neticesi açılan duruşmaların 23/03/2015 tarihli oturumda tanık sıfatı ile alınan ifadelerinde de benzer anlatımlarda bulunduğu, Salih Mirzabeyoğlu’nun cezaevindeki olaylar sırasında herhangi bir eylem talimatı verdiğine tanık olmadığını ifade ettiği anlaşılmıştır.
Bu tespit ve belirlemeler ile resmi yazışma ve kayıtların da kısmen doğruladığı beyanlar ışığında, tanık Okan İşgör’ün zaman, mekan ve isim belirtmek suretiyle somutlaştırdığı bilgilerin gerçek olgu ve olaylara dayandığı, adı geçenin resmi olarak 2001-2007 yılları arasında İstanbul İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde haber elamanı bir başka deyişle yardımcı istihbarat elemanı (YİE) kaydının bulunduğu, olgu ve olaylara dayalı anlatımlarına nazaran 2001 yılı öncesinde de adı geçenden istihbari hizmetlerde gayri resmi olarak istifade edilmiş olmasının kuvvetle muhtemel gözüktüğü, nitekim Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülüp kesin hükme bağlanmış bir yargılama dosyasının da adı geçenin beyanlarına istinaden tekrar yenilenmesi cihetine gidildiğinin anlaşıldığı, bu itibarla tanık Okan İşgör’ün hükümlü Salih İzzet Erdiş’in Metris Cezaevindeki İBDA/C mensubu örgüt üyeleri ile aralarında örgütsel bir bağ bulunmadığına, Salih İzzet Erdiş’in örgüt lideri gibi hareket etmediğine dair anlatımlarına itibar edilmesi gerektiği vicdani sonuç ve kanısına varılmıştır.
Tanık Okan İşgör’ün, Hayata Dönüş Operasyonu olarak da bilinen 19/12/2000 tarihinde gerçekleştirilen cezaevlerine yönelik devlet müdahalesi öncesi ceza infaz kurumlarının adeta örgütlerin ideolojik ve askeri eğitim kampı haline geldiği sürece tekabül eden bahse konu döneme ilişkin bu yöndeki tanıklığının ve terör örgütü lideri olduğu kabul edilen hükümlü Salih İzzet Erdiş ile örgüt mensupları arasında cezaevi şartlarında dahi hiyerarşik ve örgütsel bir bağ gözlemlemediğine dair beyan ve anlatımlarının önem arz ettiğinin kabul edilmesi gerekmiştir.
Bu noktada değinilmesi ve tartışılması gereken bir diğer husus ise Adana ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılıklarının verdikleri yetkisizlik kararlarının içeriğidir.
Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca Salih İzzet Erdiş hakkında suç tarihi olarak gösterilen 1997 ve öncesinde İBDA/C örgütünün amir ve komutanı olmak suçundan yürütülen soruşturma neticesi düzenlenen 11/05/1998 tarih ve 1997/35 hazırlık, 1998/44 karar sayılı yetkisizlik kararında mevcut anayasal düzeni silah zoruyla değiştirerek yerine tüm Ortadoğu ülkelerini içine alan Birleşik İslam Devleti altında federal yapıda bir devlet kurmayı amaçlayan yasa dışı silahlı çete niteliğindeki İBDA/C örgütü ile ilgili Ramazan Yavuz ve Tahsin Yavuz hakkında Konya ilinde yürütülen soruşturma ve yargılamalar neticesinde Konya Devlet Güvenlik Mahkemesinin 17/10/1995 tarih ve 1995/201 karar sayılı kararı ile Ramazan Yavuz’un örgüt üyesi olmaktan cezalandırıldığı, Konya’da yürütülen dosyada sanık Salih İzzet Erdiş’in söz konusu örgütün emir kumandayı haiz lideri ve komutanı olduğunun ifade edilmesi üzerine hakkında gıyabi tevkif çıkarıldığı, aranmaya başlandığı ve fakat herhangi bir delil elde edilemediği, sanığın yayınladığı dergi ve örgütsel faaliyetleri İstanbul’da yaptığı, bu konularda delil elde edildiği belirtilerek buna ilişkin Emniyet Genel Müdürlüğünün 03/03/1998 tarihli yazısına da atıfta bulunularak yetkisizlik kararı verilerek soruşturma evrakının yetkili İstanbul DGM Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiş,
Soruşturma evrakının yetkisizlik ile geldiği İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 25/05/1998 tarih ve 1998/1115 hazırlık sayılı ve 1998/2119 karar sayılı kararda ise “………Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisizlik kararında yazıldığı şekilde sanık hakkında delil elde edilememiş ise takipsizlik kararı verme olanağı bulunduğu gibi, dosya içeriğine göre sanığın İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı yetki alanına giren bir eylemi de tespit edilememiştir. İçişleri Bakanlığının dosya içerisinde bulunan 03/03/1998 tarihli yazısında bu sanığın İstanbul’da yayınlanan yasal dergilerdeki faaliyetlerinde yasadışı örgütün üyesi ve yöneticisi olduğunun delili olamaz……….” denilerek karşı yetkisizlik kararı verilmiş ve soruşturma dosyası tekrar gereğinin takdir ve ifası için Adana DGM Başsavcılığına gönderilmiştir.
Karşı yetkisizlik ile gönderilen soruşturma evrakı Adana DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca yeniden soruşturmaya kaydedildikten sonra düzenlenen 10/06/1998 tarih ve 1998/275 hazırlık, 1998/216 esas nolu iddianame ile sanık Salih İzzet Erdiş’in suç tarihi olarak gösterilen 1997 ve öncesinde İBDA/C ULTRA FORCE isimli silahlı örgütün liderliğini yaptığı, Kumandan olarak tanındığı, kitaplarını Salih Mirzabeyoğlu adıyla yayınladığı, İslam devleti kurulması fikrini benimsediği, bu konuda yazdığı kitapları İBDA ve Tilkinin Günlüğü adı altında yayınladığından bahisle silahlı terör örgütünün amir ve kumandayı haiz üyesi olmak suçundan eylemine uyan 765 sayılı TCK’nın 168/1, 31, 33, 40 ve 3713 SK’nın 5.maddeleri uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı, açılan bu kamu davasının Adana Devlet Güvenlik Mahkemesinin 22/07/1999 tarih ve 1998/258 esas, 1999/175 karar sayılı kararı ile yargılama sırasında İstanbul 6 Nolu DGM’nin 1999/19 esas sayılı ana dava dosyası ile birleştirildiği anlaşılmıştır.
Burada dikkat çeken ve önem arz eden birinci husus; Adana DGM C.Başsavcılığının 11/05/1998 tarihli yetkisizlik kararında sanık ile ilgili Adana DGM Başsavcılığı yetki alanında suç tarihi olarak gösterilen 1997 ve öncesinde müsnet suç ile alakalı herhangi bir delil elde edilemediği belirtilmiş iken, soruşturma evrakının İstanbul DGM’den karşı yetkisizlikle geldiği 02/06/1998 tarihinden sadece 8 gün sonra tanzim edilen iddianame ile sanığın bu kez yasa dışı örgütün yöneticisi olduğunun iddia edilmesi, ikinci husus ise; İstanbul DGM Başsavcılığının 25/05/1998 tarihli karşı yetkisizlik kararında dosya içeriğine göre sanığın 1997 ve öncesinde İstanbul DGM Başsavcılığının yetki alanına giren bir eyleminin tespit edilemediği belirtilerek İçişleri Bakanlığının dosya içerisinde bulunan 03/03/1998 tarihli yazısında belirtilen sanığın yasal dergilerdeki faaliyetlerinin yasa dışı örgütün üyesi veya yöneticisi olduğunun delili olamayacağının ifade edilmesine karşılık bundan sadece 8 ay sonra 17/01/1999 tarihinde düzenlenen iddianamede ve 02/04/2001 tarihli mahkumiyet ilamında 2 ve 3 nolu klasörlerdeki ceraim evrakında belirtilen ve örgüt mensuplarınca gerçekleştirildiği ifade edilen şiddet eylemleri ile hükümlü Salih İzzet Erdiş’in ilişkilendirilerek 1997 öncesi özellikle 1992 – 1996 yılları arasında gerçekleştirilen şiddet eylemleri ile hükümlü arasında irtibat kurularak bu eylemlerin hükme esas alınmış olmasının ortaya koyduğu ve yarattığı hukuksal çelişkilerdir.
Her ne kadar DGM Başsavcılıklarının yetkisizlik kararları çekişmeli bir yargılama faaliyeti neticesi verilmiş kesin yargı hükmü niteliğini haiz olmasalar da; bahsedilen hususlardaki hukuki çelişkiler dikkate alındığında hükümlünün 1997 ve öncesinde örgütsel bir eyleminin tespit edilemediğini ortaya koyan bir soruşturma evrakının tanziminden kısa bir süre sonra bu kez anılan tarihleri de içerisine alan ve kapsayan döneme ilişkin yaklaşık 100’e yakın şiddet eylemi ile ilgili olarak örgütsel bağının bulunduğunun iddia ve kabul edilmesinin hukuki bir dayanağı ve haklı gerekçesinin olduğunu kabul etmek mümkün görülmemiştir.
İzah olunan tüm bu hususlara; bu bağlamda hükümlü Salih İzzet Erdiş’in yargılamalardaki savunmalarına, yeniden yargılamaya konu önceki mahkûmiyet hükmüne esas alınan ve tevilli ikrar olarak değerlendirilen gözaltındaki avukatsız ifadelerine, bununla ilgili gerek suç tarihinde yürürlükteki usul mevzuatı ve gerekse suç ve hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren usuli hüküm ve düzenlemelere, konu ile ilgili AYM hak ihlali kararlarına, örgüt mensuplarının hükümlü ile ilgili beyan ve anlatımlarını içeren hazırlık ifadelerinin kollukta avukatsız alınan “ceraim evrakı” niteliğinde oluşuna, hükümlü ile ilgili yakalama ve arama tutanaklarına, yeniden yargılamadaki tanık anlatımlarına, tanık Okan İşgör ile ilgili resmi niteliği haiz bazı bilgi ve belgelere, İstanbul ve Adana DGM Başsavcılıklarınca verilen ve hükümlünün 1997 öncesinde örgütsel bir eyleminin tespit edilemediğini ortaya koyan karşılıklı yetkisizlik kararlarına, TBMM Darbeleri Araştırma Komisyon raporu, gazete yayınları, verilen demeç ve yorumlar ile tüm dosya kapsamına nazaran;
Türkiye’de 1970’li yılların ikinci yarısında kurulan dönemin gençlik hareketlerinden Akıncılar Derneğinin kurucuları arasında yer alıp, daha sonra şair-yazar Necip Fazıl Kısakürek’in kurucusu olduğu ve kökü 1940’lı yıllara dayanan Büyük Doğu adındaki edebiyat ve fikir akımının devamı niteliğinde olduğu kabul edilen İBDA adlı fikir akımını geliştirerek 1984 yılından itibaren İBDA yayınları adı altında sayısı yaklaşık 60’a yakın kitaptan oluşan bir külliyatı meydana getiren; şiir, sanat, estetik, dil, içtimai sistem, iktidar, hâkimiyet, politika, devlet, siyaset bilimi gibi geniş bir sahaya hitap eden konuları felsefi, fikri ve ideolojik yönleriyle analiz ettiği ve kaleme aldığı eserlerinde Salih Mirzabeyoğlu müstear adını kullanan ve kamuoyunda da bu adı ile tanınan ve bilinen hükümlü Salih İzzet Erdiş’inTürkiye’de yerleşik laik ve demokratik devlet düzenini benimsemeyen, yerine dini esaslara dayalı yeni bir dünya düzeni hedefleyen bir sistem karşıtı ve muhalif olduğu, hükümlünün eserleri ve konferanslarında dile getirdiği söylemleri ve verdiği mesajların devlet ve toplumun bir kesimini rahatsız edici, çarpıcı, saldırgan, kışkırtıcı ve şok edici, toplum kesimlerinin kahir ekseriyeti tarafından paylaşılmayan fikir ve düşünceler olduğu hususlarında kuşku ve duraksama bulunmamakla birlikte kaleme aldığı eserlerinde ve verdiği konferanslarda dile getirdiği ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 1979 tarihli ünlü Birleşik Krallık / Handyside kararında ifade özgürlüğü kapsamında kabul edilmesi gereken sisteme yönelik karşıt görüş ve fikirlerinin düşünsel ve fikri düzeyi aşarak anayasal düzeni değiştirmeye yönelik bombalama, soygun, ölüm ve yaralama ile sonuçlanan silahlı saldırı biçimindeki şiddet hareketlerini kışkırttığına, bunları teşvik ettiğine, şiddet eylemleri konusunda İBDA/C örgütü mensuplarına emir veya talimat verdiğine, İBDA/C silahlı terör örgütünün kurucusu veya yöneticisi olduğuna, böyle bir silahlı terör örgütünde emir ve kumandayı haiz olduğuna, şiddet eylemlerini sevk ve idare ettiğine, silahlı örgüt üyeleri ile arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağ ve altlık – üstlük ilişkisi bulunduğuna, önceki mahkumiyet hükmünde kabul edilip benimsendiği şekliyle şiddet eylemlerinin gerçekleştirilmeye başlandığı 1991 – 1992 yıllarından sonra oluşturulan cephe hareketlerinde emir, talimat verme veya sair şekilde yönlendirmesi olduğuna, İBDA/C silahlı örgütünü oluşturduğu ve şiddet eylemlerini gerçekleştirdiği kabul edilen birbirinden bağımsız cephe ve hücre oluşumları ile arasında organik bağının bulunduğuna dair mahkumiyetine elverişli ve yeterli, kesin ve inandırıcı, somut ve objektif hiçbir kanıt mevcut olmadığı;
Aralarında hiyerarşik bir yapılanma olmaksızın birbirinden bağımsız hareket ederek aldıkları kararları faaliyete geçirdiği kabul edilen İBDA/C örgütü mensuplarının gerçekleştirdikleri anayasal düzeni değiştirmeye ve ortadan kaldırmaya yönelik şiddet eylemlerine doğrudan doğruya katıldığı tespit edilemeyen hükümlünün, salt kitaplarından etkilenildiği ve eserlerinin örgüt üyelerinin siyasi ve ideolojik altyapısını oluşturduğu düşüncesiyle söz konusu eylemlerden cezai yönden sorumlu tutulması şeklindeki bir anlayış ve hukuki yorumun kabul edilemeyeceği, önceki mahkumiyet hükmünde kabul edilip hükme dayanak yapılan “lidersiz bir örgüt düşünülemeyeceğinden örgüt mensuplarının Kumandan sıfatı ile lider olarak gördükleri ve bağlı oldukları Salih İzzet Erdiş’in İBDA/C silahlı terör örgütü lideri olduğu ve bu yüzden de örgüt mensuplarının gerçekleştirdiği eylemlerden örgüt lideri olarak sorumlu olduğu” şeklindeki bakış açısının modern ceza hukukunun şahsiliği ve kusur sorumluluğu ilkeleriyle bağdaşmayan, toptancı bir anlayışı ifade eden, deyim yerinde ise örgüte lider bulmaya dönük, dönem hukuku anlayışını ve zorlama bir bakış açısını yansıttığı;
Bu gerekçelerle hükümlü Salih İzzet Erdiş’in üzerine atılı 765 sayılı TCK’nın 146/1 maddesine mümas Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Tamamını veya Bir Kısmını Tağyir ve Tebdil veya İlgaya ve Anayasa ile Teşekkül Etmiş Olan Türkiye Büyük Millet Meclisini İskata veya Vazifesini Yapmaktan Men’e Cebren Teşebbüs Etmek (Anayasayı Cebren İlgaya Teşebbüs) suçunu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak, hukuka uygun kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği,
Hükümlü Saadettin Ustaosmanoğlu ile ilgili mahkumiyet gerekçesinde belirtilen 1978 yılından yakalandığı 30/12/1998 tarihine kadar süren ve devamlılık arz eden faaliyetleri ile gazete ve dergi çıkarıp yazılar yazarak konferanslar düzenleyerek örgütün legal cephe faaliyetlerini sürdürmüş olması ve örgütün bayrak ve bir kısım dokümanlarını muhafaza etmesi şeklindeki davranış ve eylemlerinin silahlı bir terör örgütüne üyelik suçundan mahkumiyet için yeterli kabul edilemeyeceği, hükümlünün örgüte eleman kazandırma faaliyetlerinde bulunduğunun da sabit olmadığı, bu itibarla adı geçen hükümlünün de üzerine atılı 765 sayılı TCK’nın 168/2 maddesine temas eden Silahlı Çetenin Sair Efradı Olmak (Terör Örgütünün Üyesi Olmak) suçunu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak, hukuka uygun, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği vicdani sonuç ve kanısına varılmakla;
İstanbul6 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce hükümlüler Salih İzzet Erdiş ve Saadettin Ustaosmanoğlu hakkında verilen yeniden yargılamaya konu 02/04/2001 tarih ve 1999/19 esas, 2001/105 karar sayılı mahkumiyet hükümleri ve bu hükümlere istinaden verilen müteferrik karar ve uyarlamaya dair ek kararların 5271 sayılı CMK.nun 323/1 maddesine istinaden iptali ile hükümlülerin atılı suçu işlediklerinin sabit olmaması nedeniyle 5271 sayılı CMK’nun 223/2-e maddesi uyarınca müsnet suçtan ayrı ayrı beraatlerine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
 
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Hükümlü Salih İzzet ERDİŞ hakkında İstanbul 6 Nolu DGM.nin 02/04/2001 tarih ve 1999/19 esas, 2001/105 karar sayılı kararı, bu kararın yasa değişikliği nedeniyle uyarlanmasına dair 23/09/2002 tarih ve 2002/475 müteferrik nolu ek kararı, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin (5190 sayılı Kanunun 1.Maddesinde Yazılı Suçlara Bakmakla Görevli) 30/11/2004 tarih ve 2004/1161 müteferrik karar nolu kararı ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK.nun 250.maddesi ile görevli) 13/06/2008 tarih ve 1999/19 esas, 2001/105 karar sayılı ek kararı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Tamamını veya Bir Kısmını Tağyir ve Tebdil veya İlgaya ve Anayasa ile Teşekkül Etmiş Olan Türkiye Büyük Millet Meclisini İskata veya Vazifesini Yapmaktan Men’e Cebren Teşebbüs Etmek suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinin 5271 sayılı CMK.nun 323/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA (İPTALİNE),
Hükümlü Salih İzzet ERDİŞ’in üzerine atılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Tamamını veya Bir Kısmını Tağyir ve Tebdil veya İlgaya ve Anayasa ile Teşekkül Etmiş Olan Türkiye Büyük Millet Meclisini İskata veya Vazifesini Yapmaktan Men’e Cebren Teşebbüs Etmek suçunu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak, hukuka uygun kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden hükümlünün 5271 sayılı CMK’nun 223/2-e maddesi uyarınca müsnet suçtan BERAATİNE,
Yargılanmanın yenilenmesi sonucunda hükümlünün beraatine karar verilmiş olmakla kararın kesinleşmesini müteakip 5271 sayılı CMK.nun 323/3 madde ve fıkrası uyarınca, önceki mahkumiyet kararının tamamen veya kısmen infaz edilmesi dolayısıyla hükümlünün uğradığı maddi ve manevi zararların 5271 sayılı CMK.nun 141 ila 144.maddeleri hükümlerinde koşulları tanımlanan ve ihlal edilen bir haklarının olduğunu iddia etmeleri halinde, bu hakkın aranmasına yönelik olarak karar veya hükmün kesinleştiğinin kendisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde tazminat isteminde bulunmakta SERBESTİLERİNE,
2-Hükümlü Saadettin USTAOSMANOĞLU hakkında İstanbul 6 Nolu DGM.nin 02/04/2001 tarih ve 1999/19 esas, 2001/105 karar sayılı kararı ile İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin (Kapatılan CMK’nın 250.maddesi ile görevli) 13/06/2008 tarih ve 1999/19 esas, 2001/105 karar sayılı uyarlamaya ilişkin ek kararı ile Terör Örgütünün Sair Efradı Olmak (Silahlı Terör Örgütünün Üyesi Olmak) suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinin 5271 sayılı CMK.nun 323/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA (İPTALİNE),
Hükümlü Sadettin USTAOSMANOĞLU’nun üzerine atılı Terör Örgütünün Sair Efradı Olmak (Silahlı Terör Örgütünün Üyesi Olmak) suçunu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak, hukuka uygun kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden hükümlünün 2571 sayılı CMK’nun 223/2-e maddesi uyarınca müsnet suçtan BERAATİNE,
Yargılanmanın yenilenmesi sonucunda hükümlünün beraatine karar verilmiş olmakla kararın kesinleşmesini müteakip 5271 sayılı CMK.nun 323/3 madde ve fıkrası uyarınca, önceki mahkumiyet kararının tamamen veya kısmen infaz edilmesi dolayısıyla hükümlünün uğradığı maddi ve manevi zararların 5271 sayılı CMK.nun 141 ila 144.maddeleri hükümlerinde koşulları tanımlanan ve ihlal edilen bir haklarının olduğunu iddia etmeleri halinde, bu hakkın aranmasına yönelik olarak karar veya hükmün kesinleştiğinin kendisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde tazminat isteminde bulunmakta SERBESTİLERİNE,
3-Hükümlüler yargılama sırasında kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden karar tarihi itibariyle yürürlükteki AAÜT uyarınca maktuen tayin ve takdir olunan 3.600,00 er TL vekalet ücretinin hazineden tahsili ile hükümlülere ayrı ayrı ÖDENMESİNE,
4-Hükümlüler hakkında yapılan yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına,
5-Hükümlüler hakkında yeniden yargılama sonucu beraat kararı verildiğinden, mahkumiyet hükümlerine istinaden düzenlenen ceza fişlerinin iptali ile düzenlenecek tali karar fişlerine istinaden yasal gereğinin takdir ve ifası için karardan bir nüshasının kesinleşmesini müteakip Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’ne GÖNDERİLMESİNE,
Yürütülen açık yargılama sonunda Cumhuriyet Savcısının katılımı ile mütalaaya aykırı ve oybirliği ile; hükümlü Saadettin Ustaosmanoğlu müdafii Av. Okan Kadir BEKTAŞOĞLU, hükümlü Saadettin Ustaosmanoğlu müdafii Av. Abdullah ÖZBEK, hükümlüler Salih İzzet Erdiş ve Saadettin Ustaosmanoğlu müdafii Av. Kaya KARTAL, hükümlüSalih İzzet Erdiş müdafiileri Av. Güven YILMAZ, Av. Çağrı CENGİZ, Av. Ahmet ARSLAN, Av. Halil KILIÇ, Av. Ahmet CENGİZ, Av. Ali Rıza YAMAN, Av.Hasan ÖLÇER ve Av. İbrahim Halil BİNGÖL’ün yüzlerine karşı, hükümlülerin yokluklarında karar verilip;
Verilen karar ve içeriğine karşı, yüze karşı verilen kararlarda kararın okunmasından, yoklukta verilen kararlarda ise tebliğinden itibaren yedi gün içerisinde mahkememize verilecek dilekçeyle veya mahkememiz zabıt katibine tutanakla tevsik olunacak ve hâkim tarafından onaylanacak beyanla, mahkememiz yargı sınırları dışında bulunanların ise en yakın Ağır Ceza Mahkemesine, olmadığı taktirde ise Ağır Ceza Mahkemesine veya Ağır Ceza teşkilatı olmaması halinde en yakın Asliye Ceza Mahkemesine veya Sulh Ceza Hâkimliğine dilekçe vererek veya zabıt katibine beyanda bulunarak Yargıtay nezdinde temyiz isteminde bulunulabileceği, süresi içerisinde başvurulmaması halinde hükmün kesinleşeceği açıklanıp, 5271 sayılı CMK’nın 231/1 maddesi uyarınca 232/6 maddesine uygun hüküm fıkrası tutanağa geçirilerek hüküm alenen okunup gerekçesi ve ana çizgileri usulen anlatıldı.02/03/2016
Başkan 39902 Üye 43103 Üye 165787 Katip 14380

Baran Dergisi 482. Sayı
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.