Dergimize Soruşturma Açılmasına Sebep Olan Söyleşi

Dergimize TCK'nın 301/2 maddesinden (Devletin Askerî Kurumlarını ve Emniyet Teşkilatını Alenen Aşağılamak) dolayı soruşturma başlatıldı. Sebebi ise 255. sayımızda Mustafa Hacımustafaoğulları ile yapmış olduğumuz “TSK’nın zirvesinde, Allah ve Resul aşkıyla yananları görmek istiyoruz” başlıklı mülâkatı siz okurlarımıza sunuyoruz:

Dergimize Soruşturma Açılmasına Sebep Olan Söyleşi

 "Ergenekon" hakkında ne düşünüyorsunuz?
Darbecilik bir hastalık. Bu yeni bir şey de değil Türkiye'de. Bu Osmanlı döneminde de olan bir şey. Yeniçeri hadiseleri vesaire. Darbe gayreti de silah gücünden kaynaklanan bir şey. İnsana silahın vermiş olduğu bir güven var. Silahlı Kuvvetler dışında da darbe yapmak isteyen birçok kesim var; fakat güçlü silahları olduğu için darbe yapan Silahlı Kuvvetler oluyor.
Bu zihniyet özellikle Müslümanları hedef alan bu kadar planla ne yapmak istiyorlar? Bunların amacı nedir sizce?
Kurtuluş Savaşı yıllarında askerlerin hareketi ile siviller bir araya getirildi. Savaştan sonra devletin kuruluşu da askerin inisiyatifi ile kuruldu. Ben bir devletin sürekli işgal altında olmasındansa, kendi içinden çıkan komünistler tarafından yönetilmesini tercih ederim. O zaman da böyle bir sistem kuruldu. Burada tabi ki Batının dayatması da var, harf devrimi, şapka devrimi… Askerde şu mantık vardır; dost, düşman veya düşman olma ihtimali olanlar. Şimdi iç tehdit unsurlar var derseniz halktan bazılarını askere düşman olarak göstermiş olursunuz. Çünkü iç tehdit demek düşman demek. Oysa bize göre iç tehdit diye bir kategori olmaz, sınırlar içerisinde düşman olmaz, suçlu olur. Suçlu ile mücadele de askerin değil, asayiş kuvvetlerinin, kolluk kuvvetlerinin işidir. Hukukun gerektirdiği zeminde suçlu ile mücadele edilir. Ordunun iç güvenlik korunmasında kullanılmaması lâzım. Asker ancak sınır dışında dost-düşman ikilisinin olduğu zeminde kullanılmalı. Burada da millet adına siyasî irade devreye girer.
Necip Fazıl ordu için mealen, "fikir emrinde manivela", "fikir emrinde kol" der.
Tabiî tabiî. Asker bir vasıtadır. Askerin kendisi karar veremez, ancak siyasî kararları uygular. Darbeciler ise siyasi mekanizmayı ele geçirmek isterler. Zaten askerî eğitimde de bize, "devletin tek sahibi sizsiziniz, sizin dışınızdakiler ister başbakan olsun, isterse cumhurbaşkanı olsun, isterse halk bunları yüzde yüz seçimle belirlesin, hiç fark etmez, her an hata yapabilirler!" dendi ve biz böyle yetiştirilmek istendik. Zaten Gençliğe Hitabe'de geçer: "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!" Bu anlayış devam ettikten sonra, irtica, komünizm, Kürtler vesaire tehlike arzederler. Tabiî vatan kutsal ya, bunlardan korunmalıdır da. Dolayısıyla bunlarla savaşmamız lâzım gibi bir anlayışa sebebiyet veriliyor.
Onların zaviyesinden baktığımız zaman memleket sanki yangın yeri…
Eğitim bu şekilde veriliyor. Zaten darbecilerin türemelerinin en büyük sebebi, okullarda verilen eğitimdir. Sen şimdi darbecileri yargılıyorsun; ama şu anda verilen eğitim aynı şekilde devam etmekte ve yeni darbecilerin boy göstermesine sebep olmaktasın. Şu anda eğitime daha müdahale edilememiş, oraya da el atılması gerektiğini gündeme getiriyoruz. Tüm liseler Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı; ama askerî liselerde ne yapıldığından kimsenin haberi olamıyor. Güya onlarda M.E.B. bağlı. Bakanlık onları denetleyebilecek cesareti sergilemeleri gerekmekte ve böyle de davranılması gerekir. Tevhid-i Tedrisat kanunu gereği, M.E.B.'e muhalif Kur'ân kursu bile açamıyorsunuz. Neticede askeri lise de bir lise. Dolayısıyla müfredatın, bunu uygulayan kadroların elden geçirilmesi ve askeriyeye eleman alınırken alımın neye göre yapıldığının filân denetlenmesi lâzım. Alım neye göre yapılıyor? Devşirebilecekleri, beyinlerini yıkayabilecekleri, belli kökenlere bağlı olan insanları seçiyorlar. Mesela askeriyeye alınacak kişinin ailesinde başörtülü birisi bulunursa, onu hemen eliyorlar. O zaman kardeşim askerî okullara alım yapmak için plajlara gidin ve oralardan bikinili olanlardan seçin. Hâlbuki ordu dediğin milleti ile tam mutabık ve ona uygun olmalıdır. Yani süt ne ise kaymağının da o olması lâzım. Hülasa, milletin askeriyesi olmalıdır.
İç tehdit unsurlarının yazılı olduğu Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde dış tehdit unsurları olarak ABD, Rusya, Ermenistan, İsrail gibi ülkeler var mı, yazılı ise hangi devletler yazılı?
O söyledikleriniz devletler dost. Bizi bölüp parçalayan ve o küçük devletçikleri kuranlar, dost düşmanın kim olacağını da kendileri belirlediler. Dost-düşman tanımlamasını, resmi ideolojiyi bu halka dayatan zihniyet yapar.
Yeni anayasa çalışmaları yapılıyor; ama değiştirilmesi düşünülen anayasada, değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez maddeler var. Bu değiştirilemez ne demek ya? O dönem öyle olabilirdi; ama şimdi Türkiye 1930'ların Türkiye'si değil ki… "Teklif dahi edilemez" ne demek? Böyle saçmalık olur mu? Dost-düşman, sistem vesaire tanımlamaları, bu dayatmayı yapanlar tarafından şekilleniyor. Mesela İsrail bizim baş dostumuz diye geçer ve istihbarat bilgileri bize gelmez. Hâlbuki “İsrail en baş düşman!”
O bir kere bizim ruh kökümüze düşman…
İsrail'in farklı bir görevi var, biliyorsunuz. İsrail 1948 de kurulan çıbanbaşı ve İslam âleminin bağrına sokulan bir hançer.
Üstad da İsrail için; "İslam âleminin bağrına sokulmuş bir kazık gibi orda duruyor, çıkarılıp atılmadıkça İslâm âlemi kendine gelemez" diyor.
İsrail kuruluşundan beri, başından beri terörist bir oluşum. Bu oluşum Batı destekli. Bunların anlayışlarına göre Müslümanların bel kemiğini kırmak en büyük ibadet.
O halde müttefikimiz olan İsrail ile ilişkilerimiz hakkında ne düşünüyorsunuz?
İsrail'in gerçek yüzü ortaya çıktı. Filistin'de bir ambargo var. Sistematik olarak soykırım yapılıyor ve dünya buna seyirci kalıyor. BM'lerde alınan 600 küsür karar var ve İsrail bunların hiçbirisini iplemiyor. Devletler bu zulüm karşısında sesini çıkarmadığından dolayı halk tepki gösteriyor, ayaklanıyor. Mavi Marmara, Tunus vesaire… Hazret-i Ömer "Adalet mülkün temelidir" diyor. Böylece bu adalet sistemini uygulaması gerekenler görevlerini ihmal edince, devreye sivil insiyatif giriyor. Hepimizin bildiği gibi Mavi Marmara gemisi bunun en somut misallerinden bir tanesidir. Ambargoyu delip oradaki kardeşlerimize yarım götürmek için silahsız olarak tertiplenen bu gemi hareket etmeden önce, daha çalışmalar bitmemişken gemidekilerin şecereleri Mossad ve istihbarat tarafından öğrenildi. Zaten MİT-MOSSAD'ın alt şubesi gibi bir kurum olduğu için bunların ekmeğine yağ sürmüş oldu. Sonra da bütün dünyanın gözleri önünde bu insanlar katledildi ve bütün dünya da her zamanki gibi bu hadiseye de seyirci kaldı. Böylece bu Mavi Marmara meselesi dünyada ses getiren bir hadise olarak tarihte yerini aldı ve İsrail'in ikiyüzlülüğü bir kez daha gün yüzüne çıkmış oldu. Orada şehid olan 9 vatandaşımıza Allah rahmet eylesin.
Türkiye-İsrail ilişkileri halen devam etmekte. Bu konu hakkında ne dersiniz?
İlişkiler birdenbire pat diye kesilmez. Ayrıca bilinmeyen, gizli olarak sürdürülen birçok anlaşmalar var. Şimdi İsrail dostluğu, Türkiye'de Siyonist irade olduğundan dolayı… Öyle bir sistem kurmuşlar ki, Mason olmayan General olamıyor Türkiye'de.
Mehmet Şevket Eygi "dünyada iki Siyonist devlet var" diyor. İkinci olarak da Türkiye diyor ve İsrail'in kendi ülkesinden daha rahat hareket ettiğini ifade ediyor Türkiye'de.
Biz TSK'nın üst yapılarında ne zaman Allah ve Resulü diyen yöneticiler göreceğiz?
Biz de askeriye için peygamber ocağı tabiri kullanılıyor; fakat şu an askeriye eşkıya ocağı olmuş vaziyette. Temennimiz tekrardan Peygamber ocağı olmasıdır. Tabiî ki kurumun hepsinde bu vaziyet hâkimdir diye bir genelleme yapmıyoruz.
Biz burada kendi oluşumumuzu tamamlayamadık. Bunun yerine sürekli savunmada kaldık. Onlar taarruzu yaptı, bizse savunmada kaldık hep. Onlarda hiçbir ahlâkî kaide yok; rütbe almak için içki içiyorlar, kumar oynuyorlar, karılarını pazarlıyorlar. Eski orgeneral Muhittin Fisunoğlu'nun kendi beyanatı var: "Ben bu rütbeye kendi hanımımı oynata zıplata geldim!" diyor. Eğer asker alımında yukarıda da kısaca değindiğimiz denetleme, eğitim sistemi ve eğitim sisteminde kullanılan müfredat vesaire düzelirse işte o zaman peygamber ocağı olur.
Geçenlerde Muhsin Yazıcıoğlu hakkında da bir yazı yazmıştınız. Bu mesele hakkında ne söylemek istersiniz?
Evet. Orada tüm radarların aynı anda gayr-ı faal oluşundan bahsediliyor. Bunun böyle olması imkânsız. Arıza olmasından başka bir ihtimal söz konusu bile olamaz, bunun da olması neredeyse imkânsız bir şeydir. Ayrıca askerî uçuşlar olmadı şeklinde açıklamalar yapıldı; ama vatandaş uçuşların olduğunu görmüş. Bu da koca bir yalanı ifşâ etmektedir.
Bu açıklamalar ile devlet de komik duruma düşürüldü…
Filo kayıtları var, radarların kayıtları var ve bunlar hepsi bir bir ortaya çıkacak. Bu ordu sabıkalı…
Mustafa Bey, şimdi bir darbenin ABD ve arka plandaki İsrail eliyle yapılıp bu milleti başka mecralara sürmesi var. Bir de bu millete gerçek şifayı getirebilecek olan inkılâplar var. Buradan hareketle 28 Şubat Darbesinin bu ülke ve insanı için -özelde Müslümanlar için- ne gibi bir etkisi oldu?
Bu süreçte devletin bütün müesseselerinden Müslümanlar temizlenmeye çalışıldı. İşte imam hatiplerin kapılarına kilit vuruldu vesaire. Her darbenin niteliği değişebilir. Hedefler bu halkın içinden birileri oluyor. Yani bu halkın unsurları hedef alınıyor. İsrail'e, Yunanistan'a darbe yapılmıyor, bu halka yapılıyor. Darbe nerede olursa olsun kabul edilemez. Zaten kabul etseydik, biz de ordu içindeki yapılanmaya katılırdık; ama hiç düşünmedik. Hukuk, akıl ve mantık zemininde bir mücadeleyi benimsedik.
Onların kötü olarak yapmış olduğu darbeyi Müslümanlar iyi olarak yapmış olsa… Yani misâl olarak çocuğunuza zorla bir şey yaptırırsınız. Zorla olur; ama bu onun iyiliği içindir. Bu bağlamda darbe kelimesine takılmadan bu konu hakkında ne söylersiniz?
Bir misâl olarak namaz Allah'ın emri ve ebeveynler olarak çocuklarımıza bunu kıldırmamız gerekiyor. Ama bunun da en efdal olanı çocuğun gönlünden isteyerek kılması daha yerinde olur diye düşünüyorum.
Hocam şunu da ekleyeyim; Efendimiz, çocuğunuz namaz kılmadığı zaman onu darb etmeyi meşru gördüğünü biliyorsunuz.
Evvela millet olarak değişimin istenilmesi lâzım. Allah "siz kendinizi değiştirmedikçe, Allah sizi değiştirmez" diyor. Bu millete İslâm'ı zorla yaşatamazsınız.
Hocam, mevzu çok güzel bir yere kıvrıldı; şimdi onlar bize saldırıyorlar, biz kendi değerlerimize sahip çıkmadığımız için bunları hak etmiyor muyuz?
Biz o mücadeleyi kitlesel olarak veremedik. Tek başımıza vermeye kalkışınca tüm ümmet zor durumda kalıyor. Adamlar birilerini terörist gösterip emellerini gerçekleştirmeyi kolaylaştırıyorlar.
Bu söylemiş olduğunuz meseleye en somut ve aktüel bir misâl olarak Salih Mirzabeyoğlu okuldan çocuğunu almak için gittiği bir vakitte gözaltına alınıyor, bilirsiniz. Hiçbir eylem yok. Sadece yazmış olduğu eserlerden dolayı 13 yıldır hapishanede işkence altında bir hayat sürmesi isteniyor. Bu insan hiçbir suç işlediği ve böyle bir talimatının bile olduğu isbat edilememişken örgüt liderliğiyle itham ediliyor ve terörist deniyor.
Salih Mirzabeyoğlu'na yapılan şey, yakıştırma. Hukuka aykırı herhangi bir eylem, varsa bizim bunun karşısında durma şuurunda olmamız lâzım. Herkes gücü nispetinde sorumlu olacak. Türkiye ne hâkimler, ne hukuksuzluklar gördü.
Metin Çetinbaş, Salih Mirzabeyoğlu davasında hata yapmış olabilirim şeklinde açıklamada bulundu.
Türkiye ne hâkimler gördü; idamına karar verip, daha sonra ifadesi alınır şeklindeki mahkeme kararları ve daha neler. İyiki de yaşamışız, çünkü damdan düşenlerin halinden damdan düşenler anlar. Şimdiki Başbakan bu süreçten geçen birisi, okuduğu şiirden dolayı içeriye alındı bilirsiniz. Bu sistemin sopasını yiyen birisi olarak, sopa yiyenlerin halinden anlar.
Birçok mevzuu konuşuldu, kişilerin iyiliği, kötülüğü, Suriye, Libya vs. ama asıl sorun sistem, yani sistem problemi var.
Emperyalist güçlerin bu devletlere biçmiş olduğu deli gömleklerinin yırtılması lâzım. Bu sistemin değişmesi lazım. Bizim kendi -bu coğrafyanın insanları olarak- irademizi ortaya koyarak, sistemimizi tayin etme becerisini göstermemiz lâzım. Şu anda o irade var. Bir yerin isminin İslâm Cumhuriyeti olması orasını o hale getirmez. Adı Muhammed ama yaşantı olarak ilgisi yok.
Son olarak şunu sormak istiyorum; füze kalkanının Türkiye için getiri ve götürüsü nedir, radar teknolojisine ne kadar hâkimiz? Üretip satabiliyor muyuz?
Bizim radarımız yok, dışarıdan alınıyor. Sistem olarak radyo istasyonları gibi, belli bir frekansta elektromanyetik dalga yayınlar, radar da ise yayılan bu dalgalar bir şeye çarpınca tekrar dalgalar geri yansıyor, radar bu yansıyan dalgaları geri alabilecek mekanizmaları var.
Gökyüzünü tanır yani. Aynı zamanda radar havadaki cisimleri tanır, teşhis eder. Eğer uçan şeyler radara tanıtılmışsa yazılım olarak siz tetiğe bastığınız halde onu imha edemezsiniz. Kendi yazılımımız olması için çalışmalarımız var. 
Teşekkür ederiz hocam.
Ben teşekkür ederim.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.