Ekonomide Rekabet mi Yoksa İçe Kapanmak mı?

Ekonomimiz, dış piyasalarla rekabet edene kadar içe kapanmalı, rekabet edecek şartlara ermeye bakmalı. Rekabet edecek seviyeye gelmeden dış piyasalara açılmak, başkalarına yem olmak demektir.

Ekonomide Rekabet mi Yoksa İçe Kapanmak mı?

Maliye Bakanı Naci Ağbal "Ekonomide son bir yılda yakaladığımız ivme içeride ve dışarıda büyük bir takdir topluyor İlk andan itibaren sağlam bütçe disiplininin bize verdiği imkanı kullanarak, özellikle kamu maliyesi üzerinden çok ciddi anlamda ekonomiye destek verdik, vergi indirimleri yaptık" dedi.

Maliye Bakanı Ağbal son bir yılda yakalanan ivmeden bahsediyor olsa da ekonomik hadiseler durumun böyle olmadığını, kepçe ile verilip kaşık ile alındığını gösteriyor. Türkiye'nin borç ve faiz batağında olduğu aşikar. Hatta Türkiye'nin kaymağını 3000 ailenin yediği de ortada. Kazım Albay iktisadi meselede ekonominin, dış piyasalarla rekabet edene kadar içe kapanması, rekabet edecek şartlara ermeye bakması gerektiğini; onların “ortak”, Türkiye'nin ise "pazar" olmaması gerektiğini dile getirdi.

Albay "Bugün kapitalist ülkeler bile gerekli gördüğünde koruyucu tedbirler alıyor, dış pazarlara kapılarını kapatıyorlar. Rekabet edecek seviyeye gelmeden dış piyasalara açılmak, başkalarına yem olmak demektir, emeğini ve kaynaklarını kurda teslim etmek demektir…" ifadelerinde bulundu.

Albay "Hayatî Bir Mevzu İktisat" yazısında şunları dile getirdi:

Medyada siyasî hadiseler görmezden gelinerek veya çarpıtılarak verilirken, ekonomik hadiseler de sansürden geçmekte veya tozpembe olarak gösterilmektedir. Hâlbuki Türkiye’nin ekonomik temelleri sağlam değildir ve Türkiye borç ile faiz batağındadır. Gelir dağılımında korkunç adaletsizlikler vardır, 3000 imtiyazlı aile Türkiye’nin kaymağını yemektedir. Dünyada da korkunç bir iktisadî adaletsizlik vardır. Dünyanın ekonomik kaynaklarının %80’ini %20’si yerken, %80’e %20 düşmektedir. Hatta küreselleşme ile beraber bu makas daha çok açılmıştır.

İktisadın Sanat Tarafı

İnsan ve toplumu tanıyarak, ekonomik kaynaklara ve dağılımlarına dikkat ederek, hayatın içinden pratik çözümler üretmek… İktisadın sanat tarafı olduğu hiçbir zaman unutulmamalı ve “bilgi” ile “marifet” arasındaki farka dikkat edilmeli. Yani ikisi mezcedilmeli, ilim ve sanat birlikte yürümeli. “İş bilenin, kılıç kuşananın” demiş atalarımız. Bilgi ile aksiyonun (sanatın) birlikteliği görülüyor. Aksiyon adamı tavrı, her mevzuda olduğu gibi iktisat mevzuunda da geçerli.

İktisadın meseleleri, felsefenin meselelerinden ayrı değil… Dünya görüşüdür iktisadı belirleyen, ilk çıkış noktası olarak iktisadı gören Marksistlerin aksine… Mirzabeyoğlu’na ait “Necip Fazıl’la Başbaşa”da şöyle deniyor: “İhtiyaçları alet doğurur ve ilk alet ruh ve fikirdir… Hani söyleyip duruyorlar, “ihtiyaçların karşılanması” filân diye… İhtiyacı neye göre tesbit ediyorsun?.. Kendini empoze eden ihtiyaç, hangi ruhî ve fikrî muhtevanın tezahürü?” Evet, hangi dünya görüşüne göre nasıl bir hayat tarzı ve bunun belirlediği ihtiyaçlar?

Ekonomimiz, dış piyasalarla rekabet edene kadar içe kapanmalı, rekabet edecek şartlara ermeye bakmalı. Onlar “ortak”, biz “pazar” olmayalım diyoruz. Bugün kapitalist ülkeler bile gerekli gördüğünde koruyucu tedbirler alıyor, dış pazarlara kapılarını kapatıyorlar. Rekabet edecek seviyeye gelmeden dış piyasalara açılmak, başkalarına yem olmak demektir, emeğini ve kaynaklarını kurda teslim etmek demektir… “Globalleşme” masalı, bizim dışarıya peşkeş çekilmemiz anlamına gelir. Bundan güçlü olan ülkeler kazançlı çıkar, zaten globalleşmeyi dayatan da emperyalistler.
İktisadî bağımsızlıkla siyasî bağımsızlığın yakın ilişkisi, bizi iktisadın hayatî önemine daha da inandırır. Ve tarihten bir misâl: Yavuz Sultan Selim döneminde hazine ağzına kadar öyle dolmuş ki, mühürlemekte zorlanmışlar ve bir daha o seviyeye çıkaramamışlar…  ...TC, Osmanlı’nın hiçbir mirasını kabul etmezken, borçlarını kabul etmiş ve o günden bu yana borç ve faiz batağında kıvranarak dibe doğru ilerlemiştir. IMF ile anlaşmayı bıraktıktan sonra ekonomi kendi ayakları üzerinde durmaya başlamıştır.

Çözüm Nedir?

Çözüm için kolay ve özlü bir metoddan bahsedelim:
Bozulmanın başladığı yere kadar gidersin, oradan başlarsın; fikirde de böyle, iktisatta da böyle… İktisatta enflasyonun sıfır olduğu 1940’lara gidersin, oradan başlarsın, Üstad’ın dediği gibi… Fikirde de Kanunî dönemine gidersin, oradan başlarsın…
Daha düne kadar dünyanın en değersiz parası TL idi… Adı sanı duyulmamış ülkelerin paralarından bile değersizdi. Şimdi müstakil ve bağımsız politikalar sonucu bu biraz düzeldi. Ama Cumhuriyet rejimiyle birlikte temeldeki bozukluklar ve yapısal sorunlar aynen devam ediyor. Aslında temelde ideoloji ve ahlâk mevzuu var. Dünyada gelir dağılımı en bozuk 3-4 ülkeden biri de Türkiye… Neden? Niye bu hâle geldik veya getirildik? İnsanımızın aşına açıkça su katılırken, ağzımızdaki lokma çalınırken bu duyarsızlık niye? 70 milyon, 3000 imtiyazlı aileye çalışmak zorunda mı? Bu ekonomik adaletsizlik yüzünden birbirini boğazlayan insanlar, aile faciaları, etini satan kadınlar, çocuklarını satan analar-babalar, cinayetler, geçim dertleri, sıkıntılar, intiharlar vs vs… Bir tarafta bir eli yağda bir eli balda tuzu kuru mutlu azınlık; diğer tarafta boğaz tokluğuna kölelik edenler, hatta edemeyenler… “Biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar” devrindeyiz! Bu hengâmede bize düşen vazife ise, bu çelişkiyi kıyameti koparacak kadar devamlı işlemek ve kendi nizamımızca çözüm önerilerimizi sıralamak…



 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.