Hadiseler Kontrolden Çıktı


Ömer Emre Akcebe

Ömer Emre Akcebe

06 Eylül 2017, 15:34

Haberlerin önümüzdeki ekranlardan vızır vızır geçtiği, hadiselerin yorumcularının konuşma hızından süratli bir şekilde cereyan ettiği ve buna karşılık kıstasları yerle bir edilmiş insanlığın, tüm bu yaşananlar karşısında hayretler içinde seyirci kaldığı bir dönemi idrak ediyoruz. Globalizm ve sosyal medya dolayısıyla herkes dünyada yaşanan bütün meselelere teşne; fakat devletlerden sokaktaki adama, istihbarat dosyalarından sosyal medya sayfalarına kadar, cereyan eden hadiseleri üst üste yığmaktan başka bir marifet sergilenemiyor. Birçokları hadiseleri teshir edici bir rol oynaması gereğinden bile habersiz. Geri kalanı ise böylesi bir misyonu olduğu iddiasında olsalar da, aksiyonu peşinde olacakları bir fikre haiz olmadıkları için, kimsenin eşya ve hadiselere tesir edecek takati yok. Devlet, cemiyet ve fert planında, global dünyada yaşayan bütün bir insanlık tükenmişlik sendromu yaşanıyor.
İdrak edilemiyor yahut teshir edilemiyor olması, hadiselerin cereyan etmesine mani teşkil etmiyor tabiî ki. Hatta anlamlandırılamadığı ve teshir edilemediği için, freni patlamış bir kamyonun yokuş aşağı gidişi gibi, hadiseler de süratli ve kontrolsüz bir şekilde cereyan ediyor.
Hâl böyle iken, biz kendi zaviyemizden içeride ve dışarıda cereyan eden hadiselere şöyle kısaca bir bakıp, neler olduğunu görelim.
Kuzey Kore ve Hidrojen Bombası Denemesi
Geçtiğimiz hafta, Kuzey Kore’nin gerçekleştirdiği iddia edilen hidrojen bombası denemesi çok ses getirdi. Son yıllarda balistik füze geliştirmek için de çalışmalarını hızlandıran Kuzey Kore’nin bu denemesi, dünyada nükleer savaş rüzgârların esmesine sebeb oldu. Amerika ve Avrupa başta olmak üzere gerçekleştirilen deneme şiddetle kınanırken, Rusya ve Çin, Kuzey Kore’ye yönelik olası bir askerî seçeneğin masada olmadığını ve diyalog yoluyla çözüm aranması gerektiğini açıkladı.
Amerika Birleşik Devletlerinin demokrasi ihracatının hız kesmeden devam ettiği yıllarda, Güney Kore’yi demokratikleştirmesi neticesinde Kuzey ve Güney şeklinde bölünen ve kendisini dünyadan tecrit ederek içine kapanan Kuzey Kore’nin hidrojen bombası üretmiş olması, Batı ve müttefiki Japonya için senelerdir şuur altında yatan nükleer savaş korkusunu da hortlatmış bulunuyor.
Kuzey Kore gerçekten de hidrojen bombası üretmiş midir? Amerika’ya saldırır mı? Amerika Kuzey Kore’ye saldırır mı? Kuzey Kore’nin Çin, ABD ve Rusya denklemi içinde yeri neresidir? Güney Kore’yi vurur yahut nükleer tehdidi ile teslim alabilir mi, alırsa ne olur? Ve saire.
Bize kalırsa tüm bu sorular bir yana, asıl cevab verilmesi gereken soru şudur: 1970’li yıllarda başlayan füze ve nükleer silah geliştirme programı kapsamında Kuzey Kore nükleer silah ve balistik füze hakkında çalışmalar yaparken, senelerdir ambargo ile tehdit edilen ve “içe kapanmak” diye bir öcü ile korkutulan Batıcı, AB adayı, NATO üyesi, dışa açık Türkiye ne yapmıştır? Hani içe kapanıldığı, kendi öz kaynaklarına dönüldüğü zaman teknolojik olarak geri kalınıyordu? Demek ki kalınmıyormuş. Ve yine demek ki Batı’ya angaje olmakla, Batıcı anlayışı Müslüman millete dayatmakla teknik de, terakki de meydana gelmiyormuş. Biz Rusya’nın S-400’leri peşinde koşarken, senelerdir ambargo uygulanan, dışa kapalı Kuzey Kore hidrojen bombası ve 12.000 km menzilli balistik füze yaptı!
Biraz evvel sormuş olduğumuz sorulara dönecek olursak, muhtemeldir ki, tıpkı daha önceki senelerde olduğu gibi Kuzey Kore’nin gerçekleştirmiş olduğu bu denemenin de bir neticesi olmayacaktır. Biz bırakalım Kuzey Kore’yi de, kendi içinde bulunduğumuz garabete bakalım.
Noble Partner-Agile Spirit 2017
Gürcistan’da bu aralar askerî tatbikat enflasyonu yaşanıyor. Biri bitmeden bir yenisi başlayan bu tatbikatlar dikkat çekici. Birincisi geçtiğimiz Ağustos ayında Türkiye’nin de katılımıyla gerçekleşen “Noble Partner 2017” tatbikatıydı. İkincisi ise yine Gürcistan’da düzenlenen fakat bu sefer Türkiye’nin katılmadığı “Agile Spirit 2017” tatbikatı. Gürcistan Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, tatbikata ABD, Bulgaristan, Romanya, Ermenistan, Letonya ve Ukrayna’dan gelen askerler katılıyor.
İki tatbikata bakıldığında, hedefin Rusya ve Türkiye olduğu açık.
Rusya, bu tatbikatlara, Belarus ile ortak gerçekleştireceği ve 100 bin askerin katılması planlanan “Zapat 2017” tatbikatıyla karşılık verecek.
Türkiye mi?..
İslamofobi ve Nazizma
İkiz Kulelere yönelik olarak mücahitlerin gerçekleştirdiği feda eylemleri yalnız Amerika’yı değil, Avrupa’yı da vurdu. Amerika’nın süflî emellerine erişmek adına sistematik bir şekilde senelerce propagandasını yaptığı “İslamofobi” Avrupalıların kalbinde kökleşirken, bu korkuya mukavemet edebilmek için de milliyetçiliğe sarıldılar. Avrupa tarihçileri iyi bilirler ki; Avrupa için en tesirli zehir faşizmdir. Senelerdir bu fikirden uzak durabilmek adına kurulan Avrupa Birliği dâhil bütün birlikler ve anlaşmaların son günlerine şahitlik etmekteyiz. Aslına bakacak olursanız bu birlikler hiçbir zaman kâğıt üzerindeki anlaşmalardan öteye geçemediler, umumî bir birlik şuuru tesis edilemedi ve kendi içlerinde bir türlü bir olamadılar. Şimdi faşizmin, hattâ daha doğru bir tabirle Nazizma’nın bu denli yükseldiği bir Avrupa’da birliklerin ve anlaşmaların kâğıt üzerinde bile yaşama şansı kalmamıştır. Bir de Birleşik Krallığın almış olduğu ayrılık kararının birliğe öylesine büyük maddî ve manevî maliyeti vardır ki, yakın bir gelecekte tesirleri daha net bir şekilde görülecektir.
Almanya’da bu ay gerçekleşecek olan seçimlere damgasını vuran da bu anlayıştır. Dikkat ediyorsanız, bütün adaylar, müşterek bir şekilde İslâm’a karşı oluşları ve bunun tabiî neticesi olarak da Anadolu düşmanlığı ile övünerek oy toplama yarışını sürdürüyorlar. Bir yandan oy peşinde şuur altlarında yatanı kusarken, diğer taraftan umumî bir Nazizma müştereği peydahladıklarının ve Avrupa’nın sonunu da bugünden kendi elleriyle hazırladıklarının şuurunda değiller.
Arap Milliyetçiliği
Şiî Hilâli ve Kürt devleti derken sonunda Arab Milliyetçiliğini yeniden uyandırdılar. Suudî Arabistan başta olmak üzere, Arablar, İran’a karşı Milliyetçilik kartını yeniden masaya koydu. Her ne kadar operasyon için kullanışlı bir âlet olarak görünüyorsa da, geçmiş yıllarda olduğu gibi bir tesir meydana getirip getirmeyeceği şüpheli olan böylesi bir hamle, İran’ın kurmak istediği Şiî hilâli ve güney sınırımıza kurulmak istenen Kürt Devleti’ne karşı Türkiye açısından müsbet bir gelişme. Bununla beraber, tüm bunların, bizim “ümmet şuuru”nu maddî ve manevî bir şekilde kuşanamadığımız ve kuşatamadığımız için olduğunu da unutmamak gerek tabiî. Bizim kavmiyetçiliği aşan milliyetçiliğimiz dışında kalan tüm anlayışların varacağı nihai menzilin perişanlık olacağı muhakkak.
İç İhanet Mevsimine Giriyoruz
Üniversitelerin güz ile beraber yavaş yavaş açılması ve öğrencilerin, devletin istihdam politikası çerçevesinde evlerinden barklarından uzak şehirlere doğru istatistikî rakamları doğrultmak üzere sürülmesiyle, iç ihanet mevsimi açılıyor. Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü, Çanakkale rezaleti ve son günlerde çeşitli fotoğraf, konuşma ve yazılardan cımbızlamak suretiyle Müslümanları hedef alan kara propagandayla beraber ekilen tohumların, hasat mevsimi de geliyor demek ki.
Tek diyebileceğimiz; rüzgâr eken, fırtına biçmeye hazır olsun. Herkes muhakkak ki aradığı neyse, onu bulacak ve neye lâyıksa onu görecek.
***
Tek başına maddî, yani finansal ve teknik imkânlara dayanarak dünyaya hâkim olma devrinin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Hadiseler bu anlayışın kontrolünden tamamen çıkmış vaziyette. Böylesi kıt bir anlayış zaten Türkiye’de bile sökmüyor, malûm. Nükleer silahsa, Kuzey Kore’de de var. Paraysa, Çin’de ve Araplarda da var. Geriye bir tek “nizam” kalıyor ki ne orada, ne de burada olmayan bir o var. Bütün bir insanlığın yokluğundan kıvrandığı, insana insan olma haysiyetini iade edecek adil bir nizam ve böyle bir nizamı kendi bünyesinden doğuracak fikir. Bir de bu fikrin, eşya ve hadiselere teshir edecek, böylelikle de insanın kendi iç düzeninden başlayarak, bütün bir dünya çapında düzeni yeniden inşa edecek olan aksiyonu. Böylesi bir düzen inşasının dışında kalan her ne olursa olsun, düzensizliğin arazından ibarettir.
Üstad Necib Fazıl’ın dediği gibi; “Dünya bir inkılâb bekliyor.”
 
Baran Dergisi 556. Sayı
 
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.