Halül Mü’minin –III-


Baran Demir

Baran Demir

26 Ocak 2017, 14:39

Hz. Zinnureyn (r.a.) Döneminde
Hz. Osman (radıyallâhu anh) halife seçilince, Hz. Muaviye’yi görevinden almadı, hatta Hz. Muaviye’nin sorumluluğuna Humus, Kınnesrin, Filistin bölgelerini de vererek, kendisinin en yetkili valisi konumuna getirdi.
 
Bizans’ın İslam Devleti’ni tehdit etmesi üzerine, Hz. Muaviye Cizre ve Şam sınır bölgelerinden Rum topraklarına devamlı akınlar gerçekleştirdi. Bizans’ın büyük bir ordu ile Şam üzerine geleceği haberini derhal Hz. Osman’a iletti; Hz. Osman’ın gerekli karşılığı vermelerini emretmesi üzerine Irak ve Şam orduları Azerbaycan-Ermenistan’a kadar vardılar. Bu sırada Hz. Muaviye, Rum şehirleri önünde ordularıyla boy göstererek Rum kâfirlerini paniğe düşürüyor, Sivas ve Malatya kaleleri önünde askeri geçit töreni düzenliyor ve derken Amuriyye’yi (bugün Afyon’da Emirdağ denilen bölge) zapt edip, ordusundan kumandanları görevlendirerek Antakya ve Tarsus bölgelerindeki birçok kaleyi ele geçiriyor. Maraş şehrini inşa ettiriyor ve ordusunu burada konaklatıyor. Hâsılı sürekli akınlarla İslam’ı Anadolu topraklarında nakış nakış işliyor…
 
Bir ilk olarak, Efendimiz’in (s.a.v.) deniz savaşına çıkan ilk ordunun cennetlik olacağı müjdesine mazhar olabilmek adına Hz. Osman’dan Kıbrıs seferi için izin istedi. Hz. Osman ise, mücahidlerin kura yoluyla seçilmesiyle değil, bizzat kendi istekleriyle gazaya katılması şartıyla izin verdi. Hz. Muaviye ise Şam ahalisini gazaya teşvik etti ve büyük bir ordu hazırlandı. Bu ordunun içerisinde Ebu Zerr Hazretleri, Hazret-i Ebu’d Derda ve Hz. Ubade ibni’s Samiti’l-Ensari başta olmak üzere birçok sahabi… Hicri 28’de donanma Kıbrıs’a gönderildi. Kıbrıs halkı cizye vermek ve Bizans’a karşı İslam Devleti ile işbirliği yapmak sözleri üzerine kurtuldu. Hz. Muaviye Şam’a geri döndü lakin Kıbrıs ahalisini casuslarına takip ettirdi, bir de gördü ki Kıbrıslılar Bizans ile temastalar, ayaklanma hazırlığı içerisindeler. Hemen Kıbrıs’a gönderilen ikinci filo ve içerisinde yüklü bir ordu. Bu ordu indi ve adada sükûneti sağladı.
 
Hz. Ubade ibni’s Samit’in zevcesi ve Hz. Enes ibni Malik’in halası olan Hazret-i Ümmü Haram (r.anha) ise Kıbrıs’ta gemiden inerken şehid oldu. İlk deniz cengine katılacakların cennetlik olduğu müjdesini Efendimiz’den (s.a.v.) Hz. Ümmü Haram aktarır, şöyle ki: Bir gün Resulullah (s.a.v.) Ümmü Haram’ın hanesine misafirliğe gitmişler ve biraz kestirmişler, gülerek uyanmışlar ve Ümmü Haram: “Niçin güldün ya Resulallah!” demiş, Efendimiz (s.a.v.): “Ümmetimden bir cemaatin tahtlar üzerindeki melikler gibi denize bindiklerini görüp teaccüb ettim.” buyurmuş. Ümmü Haram: “Ya Resûlullah dua et ki, Allah Teâla beni de onlardan kılsın.” demiş, Efendimiz (s.a.v.): “Sen ilk olarak gidenlerdensin.” buyurmuşlar ve yine kestirmişler, akabinde tekrar gülerek uyanmışlar, Ümmü Haram gülmelerindeki hikmeti bir daha sormuş, Kâinatın Efendisi (s.a.v.) tekrar aynı yanıtı vermişler.
 
Otuz ve otuz birinci senelerde Bizans İmparatoru Konstantin, Şam ve Mısır’ın zaptı için beş-altı yüz parça tekneden ibaret muazzam bir donanma ile Akdeniz’de… Şam askerleriyle Hz. Muaviye, Mısır donanması ile de Hz. Abdullah bin Saad, Bizanslıları karşılıyorlar. Kanlı, yangınlı, korkunç bir cenk… Bizanslılar perişan, Müslümanlar muzaffer…
Hz. Muaviye, sınır boylarını güvence altına aldıktan sonra, Peygamber (s.a.v.) müjdesine mazhar olabilmek için Hicri 32’de bizzat kendisinin yönettiği ordu ile Kostantiniyye’yi muhasara etmiştir. Bu İstanbul muhasarası İslam tarihinde ilktir. Lakin bazı nedenlerden ötürü muhasarayı çözmek zorunda kalıyor… Bu muhasarada nice sahâbî şehadete eriyor.
34. sene Malatya gazası ve fetih…
 
Bu topraklarda İslam dikişinin kimlerin eliyle atıldığı anlaşılsın; zira bin beş yüz sene oldu bu topraklar hala Ehli Sünnet ve’l Cemaat’e tabi ve bu topraklar yüzyıllardır ümmete rehberlik etti.
 
Hz. Muaviye, Hz. Osman’ın en sadık refikidir. Hz. Osman, istihbaratının büyük kısmını ondan sağlamaktaydı. Nitekim Kufe’de Rafıziliğin (Şia’nın) kurucusu İbni Sebe’nin ektiği nifak ile beliren isyan alametlerini de yine ondan öğrenmiştir. Hz. Muaviye’ye yazdığı “Kufe’de fitneye alet olan bir güruhun tarafına gönderilmelerini emrettim. Geldiklerinde hallerini ıslah etmeye çalış ve ıslah olduklarında Kufe’ye iade et.” mektup ile isyancıları Şam’a sürmüştür. Bu taife Şam’a vardığında Hz. Muaviye emir gereği onlara güler yüz gösterdi ve sürekli olarak onlarla ilgilendi. Yine bir gün sohbet esnasında onlara: “Siz Arab’dan bir kavimsiniz. İslam ile şeref kazandınız ve nice ümmetlere galebe ile miraslarına kondunuz. İşittim ki siz Kureyş’i hoş görmüyormuşsunuz. Kureyş olmasa siz zelil olurdunuz. Ümera ve rüesanız size kalkandır. Kalkanın aleyhine hareket etmeyiniz. Vallahi ya bu halden vazgeçersiniz yahut Allah tarafından büyük bir belaya uğrarsınız.” demiş, bağiler ise ona: “Cahiliyet zamanında Kureyş kabilesi, adetçe ve kuvvetçe diğer kabilelere üstün değildi ki bizi korkutasın. Kalkan lakırdısına gelince, kalkan alınınca iş bize kalır.” şeklinde küstahça cevap vermişlerdir. Bunun üzerine Şam Valisi: “Şimdi anladım ki, sizi bu davaya düşüren akıl eksikliğidir. Sen bunların hatibisin (kendisine cevap veren kişiye hitaben). Sende akıldan eser görmüyorum. Ben sana İslâm’ın emrinden bahsediyorum, sen bana cahiliyetten bahsediyorsun. Sizin işinize kıymet verenleri Allah Teâla zelil etsin. Tu sana ve yoldaşlarına!” dedi ve bağilerin yanından çıkıp gitti. Akabinde tekrar gelerek nasihatte bulunmaya devam etti: “Resul-i Ekrem (s.a.v.) masum idi. Beni istihdam etti. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman dahi beni vali kıldılar ve hep benden razı oldukları halde memur eylediler…” şeklinde sözlerine devam ettiyse de isyancılar onun valilikten çekilmesini istediler, o ise şöyle cevap verdi: “İslâm’da kıdemim vardır. Benden daha kıdemlisi de var. Lakin zamanımda bulunduğum memuriyetin hüsn-i idaresinde benden daha kuvvetli ve kaadir kimse yoktur. Hz. Faruk da bunu görmüştür, eğer benden daha muktedir biri olsaydı onu memur ederdi.” dedikten sonra şöyle devam etti: “Şimdi, hayra teveccüh ediniz ve hayır söyleyiniz. Allah’ın satvetleri vardır. Korkarım ki siz böyle şeytana uyarak Rahman’a isyanda devam ederseniz, dünyada ve ukbada zillet ve hakarete uğrarsınız.” der demez bağiler atılarak koca sahabinin sakalına yapışır, Hz. Muaviye: “Durunuz hele! Burası Kufe değil. Şam ehli bu muamelenizi görse sizi ellerinden kurtaramam, sizi katlederler.” dedi ve yanlarından ayrıldı ve durumu Hz. Osman’a bir mektupla bildirdi. 15. İslam asrının da fitnesini bir nevi özetleyen mektuptaki şu bölüm oldukça ehemmiyetlidir: “Ey Müminlerin Emiri! Asıl konuya gelince; sen bana, şeytanın direktifleri doğrultusunda hareket eden birtakım adamlar gönderdin. Halka -kendi iddialarına göre- Kur’an ile yaklaşıyorlar ve halkın kafasını karıştırıyorlar. Bu nedenle herkes onların ne istediklerini ve ne amaçla hareket ettiklerini bilemez. Bunların istedikleri bölücülüktür ve fitnedir. İslâm onlara ağır gelmiş ve onları sıkıştırmıştır. Şeytanın istekleri kalplerine yerleşmiştir…”
 
Bu olayı anlatmaktaki sebebimiz Hz. Muaviye’nin Hazret-i Peygamberimiz’in (s.a.v.) duasında buyurduğuna mutabık olan hilmini ve sabrını göstermektir. Nitekim sabrının sonuna gelerek isyancılara “Dilediğiniz yere gidiniz, sizin kimseye hayrınız yoktur.” demiş ve isyancılar da Humus bölgesine gitmişler ve Humus yöneticisi Hz. Abdurrahman ibni Halid onlara gerektiği şekliyle davranmış ve: “Abdurrahman sizi tedib etmezse perişan olsun. Muaviye’ye söylediğiniz sözleri bana söylemeyiniz. Ben, Halid bin Velid’in oğluyum. Ben, dönmeleri imha eden adamın oğluyum!” ve isyancıların reislerine dönerek “Ey veled-i zina, Said’e ve Muaviye’ye söylediğin sözleri bana niçin söylemiyorsun?” diyerek cümlesinin korkudan deliklerine sinmesini sağlamıştır.
 
Hz. Muaviye, bilinen elim hadise vuku bulana kadar Hz. Osman’a koruma vermeyi önermiştir, Hz. Osman reddedince de en azından fitne ateşi sönene kadar kendi yanına almak istediyse de O bunu reddetmiştir. Nitekim Hazret-i Osman’ı, Hz. Ali, Hz. Talha, Hz. Zübeyr ve diğer ashaba emanet ederek umutsuzca Şam’a dönmüştür.
Hz. Osman bir takım taife tarafından şehid edilmiş, kanlı gömleği ve onu korurken zevcesinin kopan parmakları Hz. Muaviye’ye ulaşmış ve Hz. Aliyyi’l Mürteza (keremallahü veche) halife seçilmiştir. Hz. Muaviye bu yeni dönemi şöyle özetlemiştir: “Ne Ebu Bekir dünyayı istedi, ne de dünya ona teveccüh eyledi. Ömer’e dünya, teveccüh etti. O, dünyayı reddeyledi. Osman’a dünyadan bir miktar isabet eyledi. Biz ise büsbütün dünyaya daldık.”

Baran Dergisi 523. Sayı
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.