40 Yıllık Döngü Kırılma Aşamasında İran Halkı Çileden Çıktı! - Mustafa Özcan

40 Yıllık Döngü Kırılma Aşamasında  İran Halkı Çileden Çıktı! - Mustafa Özcan

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle dedi: Bir gün Resulullah ile birlikte idik. Ansızın bir düşme sesi işitildi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.):
- Bu nedir, biliyor musunuz, diye sordu. Biz:
- Allah ve Resulü en iyi bilendir, dedik.
- Bu, cehenneme atılmış bir taştır ki, yetmiş sonbahardan (seneden) beri yol almaktadır. O, nihayet şimdi dibine varıp dayandı, buyurdu.  Bu hadisle aynı mealde birkaç hadis daha vardır ki, bazıları şöyledir. “Kocaman bir kaya, cehennemin kenarından bırakılır, cehennem çukuruna yetmiş sene iner de yine dibine varamaz.” 
“Cehenneme bir taş atılsa, dibine ancak yetmiş senede ulaşır.”

Münafık bir kimsenin cehennemin dibini boylaması, dibe doğru yol alması 70 yıl sürdüğü gibi çile çıkarmak da eskiden en az 40 gün ile anılırdı. Buna ‘erbain çıkarmak’ da deniliyordu. İran halkı da mütemadiyen 40 yıldan beri mollaların çilehanesinde erbain çıkartıyor ya da çilesini dolduruyor. Humeyni’nin gelişi için dış ve iç faktörler ve dinamikler, amiller buluştuğu, birleştiği gibi şimdi de bidatkar molla rejiminin yıkılması ve tarihe gömülmesi için iç ve dış bütün şartlar bir araya gelmiş, eski ifadesiyle itbak etmiştir. Tarihte imhal var ama ihmal yoktur. Mevlit yazarı Süleyman Çelebi’nin ifadesiyle, bütün alametler belirdi. Yine ahd-i kerem hengam-ı feyz-i lütf-u ihsandır. Zamane bu zamane dem bu dem. Devran bu devrandır. Yine cömertlik zamanı, iyilik ve bağışlamanın bereketli mevsimidir. Vakit bu vakittir, devran bu devrandır. 

Devran döndü dolaştı yine İran’ın kapısını çaldı. Kimileri İran rejiminin ipinin ABD’nin elinde olduğunu düşünüyor. Bu anlamda Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: “İran’da istikrarın bozulması kimsenin yararına değil, ABD’nin de yararına değil.” demiştir.  İran rejiminin iddialarına bakacak olursanız bugüne kadar ABD’ye rağmen ayakta kalmıştır. Hatta belki de bölgeye yayılmıştır. Öyle ise ne değişti? Trump döneminde ABD mi güçlendi yoksa İran rejimi mi zayıfladı? Zayıfladı ise neden?  Halkın Mücahitleri Örgütünün Başkanı Meryem Recevi bunu doğruluyor ve molla rejiminin en kırılgan ve zayıf anında olduğuna tanıklık ediyor. Ama neden? 

Yeni Devrimle Randevu Tarihi: 2019
George W. Bush’dan sonra Trump ile de müttefik olan Rudy Giuliani, İran için ‘açık’ konuştu.  “Trump zorba ayetullahları tarihe geri gönderecek” dedi.  İran para birimi Tümenin veya paranın pul olması sonucu kızgın kalabalıkların İran rejimini tepe taklak edeceklerini ifade ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın avukatı ve New York eski belediye başkanı Rudy Giuliani, Fransa’nın başkenti Paris’te, İran’daki yönetime muhalif bir grubun düzenlediği toplantıda rejim değişikliği çağrısı yaptı.

Bir dönem ABD ve Avrupa’nın “terör listesi”nde tuttuğu ve Meryem Recavi liderliğindeki İran Ulusal Direniş Konseyi’nin (NCRI) toplantısına katılan yaklaşık 4 bin kişiye hitap eden Giuliani, “Artık gerçekten İran’daki rejimin sonunun yaklaştığını görebiliyoruz. Mollalar gitmeli. Dini lider gitmeli. Yerlerine Recavi’nin temsil ettiği demokratik bir hükümet gelmeli. Özgürlüğe çok az kaldı... Seneye bu toplantının Tahran’da düzenlenmesini istiyorum!” ifadelerini kullandı.  Ekonomik tecrit ve izolasyonunun İran hükümetinin düşmesini sağlayacağını savunan Giuliani, “En büyük ekonomik güçler sizinle iş yapmayı bırakırsa çökersiniz… Yaptırımlar daha, daha ve daha fazla artırılacak.” dedi.
2017 yılında yapılan NCRI Konferansına katılan Trump’ın bilahare ulusal güvenlik danışmanı olan John Bolton da Meryem Recevi ve arkadaşlarının 2019 öncesinde İran’da rejimin dizginlerini ele alacaklarını söylemişti. Meryem Recevi de bu çağrılara karşılık vererek, “İktidarla aralarında bir kurşun atımlık mesafe kaldığını, ellerini uzatsalar rejimi yakalayabilecek güçte olduklarını...” da ilâve etmiştir. Bu ifadeyi 2018 yılı, 29 Haziran tarihinde geçmişte Arafat ve Velit Bin Tallal gibilerini bile tersleyen Rudy Giuliani yinelemiş, tekrarlamıştır.  

Sayı artıyor
Öte yandan İran’da su protestolarına sahne olan Muhammere/Huzistan eyaletinde zehirlenenlerin sayısının 230’a yükseldiği bildirildi.

Sputnik’in haberine göre İran Yargı Erki’ne bağlı haber sitesi “mizanonline”a konuşan Ramhürmüz İlçe Savcısı Kasım Nejad, Huzistan eyaletine bağlı Ramhürmüz ve El-Fars bölgelerinde 230 kişinin zehirlendiğini, konuyla ilgili inceleme başlatıldığını söyledi.

İran’da yağışın ve su kaynaklarının azalmasıyla ortaya çıkan kuraklık, ülkede su krizine yol açıyor. Su krizi nedeniyle Huzistan eyaletine bağlı Hürremşehr ve Abadan’da, protesto gösterileri yapılmıştı.

Yeni rejimin gölgesinde, Şahı götüren şartlar yeniden oluşuyor. 11 Şubat 1979 tarihinde Şah’ın devrilmesine yol açan olaylar silsilesi bu kez yeni rejim altında tekrarlanıyor. Şah’ın son günlerinde sinema salonlarında yangınlar çıkmış, sinemalar ateşe verilmiş ve bu suretle yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş, bu da toplumda infial meydana getirmişti. Su kıtlığı ile İran para biriminin yabancı paralar karşısında değer kaybetmesi, son günlerde İran halkını çileden çıkarmıştır. Molla rejimi, dışarıdaki siyasi ve ideolojik tutku ve maceralarına para akıtırken, kendi halkına su akıtamamıştır. 

İsyanların Ardında Ortak Tema Ve Saik
Halkı Şah’a karşı kışkırtan şartlar, yeni yönetimin gölgesinde de palazlanıyor. Bunlardan birisi de halkın umursanmaması ve yolsuzlukların alenen yapılmasıdır. Mollalar suçlarını Amerikan karşıtlığıyla bastırmaya çalışıyorlar. Bununla birlikte kim Amerikancı veya kim karşıtı? Amerikan taraftarlığını ve karşıtlığını bu kadar istismar ve bayağılaştırmak insanların aklıyla oynamaktır. Ve manipüle etmektir. İslam dünyasını zıtlığıyla parçalayan İran, Amerikan çıkarlarına en fazla hizmet eden ülke durumuna gelmiştir. Suriye’de dünya egemenleriyle halka karşı kumpas kurmuştur. Bugün ise stratejik konularda analizleriyle tanınan İsrailli General Amus Gilad gibilerinin de tahliliyle devran değişmiş, İran kendinden beklenen rolü ifa etmiş ve miadını doldurmuş, maşanın kırılması vakti gelmiştir. Su taşıyanla testiyi kıran bir olmaz. İran rejimi ne kadar nefret varsa kazanmış, Ortadoğu ve İslam alemini yaşanmaz ve çekilmez bir mekan haline getirmiştir. Sevimsiz yüzü artık örtülemez hale gelmiştir.  

Bugün İran, ilkel bir karma ve kırma kapitalizmi temsil ediyor. Kanıt mı? İran eski Cumhurbaşkanı Nejad’ın sözleri. İran Cumhurbaşkanı Nejad, İranlı 300 kişinin ülkenin servetinin yüzde 60’ını ellerinde topladıklarını açıkladı. Edy Cohen’in ifadesiyle, dünyanın serveti Yahudilerin elinde, İran’ın servetini de mollalar kontrol ediyor, onların elinde toplanmış bulunuyor. 

Bu gelir dağılımı ve sosyal adaletsizliğin, model ülke ABD’den bile çarpık olduğunu gösterir. İran halkı neden mollalara düşman kesilmiştir? Bal tuttukları parmaklarını yalamalarından dolayı. Bu, Şah döneminden daha çarpık bir ekonomik yapıyı akla getirmektedir. Şah sonrasındaki tek iyileştirme, soygunun, talanın daha geniş zeminde yapılmasıdır. Şah dönemindeki 178 kişilik liste devrimle birlikte 300’e baliğ olmuştur. Şah’ın 178 adamı, Nejad’ın dediği gibi İran servetinin yüzde 60’ını ellerinde tutuyordu. Yoksa mollalar daha mı fazla götürdü? Şah’ın son döneminde 178 kişilik zenginler listesi meşhur olmuştu. Bunlar ülke dışına döviz kaçırıyor ve halk da bunlara çapulcu ve soyguncu gözüyle bakıyordu. Aralarında General Ovaysi gibiler de bulunuyordu. Şah İran’ı ile Humeyni sonrası İran arasında zerre kadar değişiklik yok. Sadece halkın kamburuna bir kambur daha eklenmiş bulunuyor. Halkın hesabına zenginlerin sayısı daha da kabarmış bulunuyor. Soygunsa soygun. İnsanları ‘ilahlaştırmak’ veya ‘putlaştırmak’ ise o da eksik değil! Şah döneminde seküler şahıslar putlaştırılırken, devrim sonrasında ise dini şahıslar kutsileştirilmekte! Ali Şeriati, İran’da rejimler ve hanedanlar değişse de gelen iktidarların giden iktidarları kopya ettiklerini ve bir biçimde gelenlerin gidenleri reenkarne ettiklerini ifade eder. İran devrimi koptuğunda bu ülkede olan ve devrim hatıralarını kitaplaştıran Yurdanur Aksoylar Çetirge, ‘Namludaki Karanfilden Şeriata (İran)’ adlı hatırat kitabında (Bilgi Yayınevi, s: 88), İran’da bir kült olarak iktidarları ve muktedirleri ilahlaştırma geleneği olduğuna parmak basar. Şah döneminde Şehinşahlık üzerine yapılan perestiş (kutsama), zamanla veliyyi fakihe yönelmiştir. O da Hacivat gibi İran’ın Tavus tahtına kurulmuştur. Şah dönemindeki soyguncular 178 iken Veliyyi fakih idaresinde bu 300’e ulaşmıştır. Şah’tan Humeyni’ye; İran’da asuman altında pek değişen bir şey yok. Şah’ın bürokratlarının yerini ulema-bazar ve Pasdaran üçlüsü almıştır  (http://www.tyb.org.tr/mustafa-ozcandan-178den-300e-9362h.htm). 

Şimdi bazarın kazan kaldırmasıyla bu ittifak çatırdıyor. Bazarla gelen bazarla gider! Netice itibarıyla, İran’ı yıkan 300 Spartalı adam değil Nejad’ın çetelesini tuttuğu ama geçiştirdiği İran’ın 300 kişilik yeni vurguncu, soyguncu tayfası, şebekesi ve şişman kedileridir. 28 Aralık 2017 tarihinde Meşhed olayları bu nedenle başlamıştır. Zaman, kavramları ve kullananları testten geçirmektedir.

Asabiyet, ahmaklık ve taassup iktidarın garantisi, sigortası değildir. Yoksa Emevilerden, Safevilere kadar değişik renkte ve kılıkta bir sürü muhtelif cinste asabiyet ve istibdada dayalı rejim, ebedileşirdi. Heyhat! Mollaların hatası kendilerini mutlak hakikat yerine koymalarıdır. Hazret-i Mûsâ, meâlen, “Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helâk edecek ve sizi bu yerde (Filistin/Mısır’da) egemen kılıp, nasıl davranacağınıza bakacaktır” dedi ( A’raf:  129). Mısır’ın yerine İran’ı koyun.  Mollaların devirdiği Şah’ın da Mısır’da defnedilmesi kaderin bir cilvesi olsa gerek. Beni İsrail’in Tih Çilesi de tam tamına 40 yıl sürmüştü. Hahamlar gibi Mollalar da zamanla yoldan çıkmış ve dini dünyalık vasıtası yapmışlardır. 40 yıl sonra çanlar mollalar için çalıyor.  

1979’dan 2019’a, Tih’te 40 Yıl Yürümek!
Şah’a yönelik hareketler, 1962/1963 Ak Devrim ile birlikte başlamış ve yaklaşık olarak 17 yıla yayılmış ve belki de geçmiştir. 1978 yılı, Şah’ın geleceği için belirleyici ve tayin edici yıl olmuştur. 
1925 yılında kurulan Pehlevi Hanedanlığı, kısa bir sürede yani 54 yılda, büyük bir gümbürtü ile yıkılmıştır. Baba Rıza Şah 1925 yılından 1944 yılına kadar iktidarda kalmıştır. Ölümüyle birlikte yerine oğlu Muhammed Rıza Pehlevi geçmiş, Humeyni devrimiyle birlikte tacını tahtını kaybetmiş ve Mısır’da toprağa verilmiştir. Kısaca Pehlevi hanedanlığı sadece iki monark tarafından yönetilebilmiştir. Devrim gölgesinde Humeyni ile birlikte sadece iki veliyyi fakih hüküm sürmüştür.  Bizzat Humeyni ve halefi Ali Hamaney! Kısaca Humeyni rejimi daha genç, yıkılmaz diyenler, selefi Şahlık döneminden pay biçsinler! Rejim kimilerine göre genç görünebilir ama içten içe çürümüştür. Şahlık rejimi otoriter bir karakter arz ederken velayet-i fakih rejimi ise dünyada bir tek kendisine benzeyen bidatkar bir rejimdir. Totaliter ağırlıktadır. Mollalar dini alanı, siyasi alanı, sosyal ve mali alanı kontrol ediyor, tekelleri altına almışlardır. Bu da halkın infialine yol açmaktadır. Suriyeli sol teorisyen Tayyip Tızzini ‘kanunu istibdat er rübai’ adını verdiği istibdadın ve zorbalığın dört rüknünden bahsetmektedir (https://www.alaraby.co.uk/culture/2016/11/22). Bunlar en geniş biçimde İran rejiminin karakterinde barınmaktadır. Suriye rejiminde bile bu rükünler nakıs şekilde bulunmaktadır. Basını, serveti, sosyal düzeni, siyaseti tekelleri altına almışlardır. Tayyip Tizzini, Esat hanedanlığı için ‘siyasi erk, basın, servet ve hakikati tekelleri altına aldılar” demektedir.  Bunun için mollalar da totaliter karakterli Esat rejimini yanlarına çırak veya ortak olarak almışlardır. 

Sosyal düzenin kralları olan mollalar Humeyni ile birlikte mutlak biçimde siyasi alanın, düzenin de efendileri, kralları haline gelmişlerdir. Onlar imtihan olmaz imtihan eder. Bu suretle yeryüzünün tanrıları haline gelmişlerdir. Şimdi İran halkı kral çıplak diye onları çıktıkları ağaçtan indirmeye çalışıyor. Gölge edenler çok olsa da bu kutlu bir çaba. Suriye devriminin akisleri ve artçıları İran’da hissediliyor. Belki İran rejimi, Esat rejiminden daha erken yıkılacak.        
Küfür devam eder ama zulüm devam etmez.  İran rejimi sadece dinî değil aynı zamanda siyasî olarak da bidata dayalı çarpık bir yapı arz etmektedir. Gayri İslâmî ve aynı zamanda  gayri insanî bir karakter arz ediyor. İnsanî olmayan, İslâmî de olamaz. İslam insaniyet dairesini pekiştirmek için gelmiştir. Hazret-i İsa’nın dediği gibi ağacı meyvesinden tanırsınız.  Diken eken ondan üzüm elde edemez. Bu rejim yalanlarıyla, istismarlarıyla (Ehl-i Beyt, Filistin, mazlumiyet vesaire), mezalimiyle birlikte hak ile yeksan olup gidecektir. 

Tarihin Asimetrik Durağında
2019 yılına doğru akarken, yol alırken, asimetrik bir kavşakta bulunuyoruz. 1979 yılında İslâm aleminin Asya yakasında büyük değişimler olmuştu. Birincisi, Afganistan’da komünist ihtilal olmuş Muhammed Nur Teraki ihtilalle birlikte krallığı yıkarak komünist bir rejim kurmuştu. Çok geçmeden komünistler arasında (Halk/Perçem) ikilemi, iç çekişmesi nedeniyle yoldaşlarının iktidarda tutunamayacaklarını anlayan Brejnev, Sovyetler adına doğrudan Afganistan’a müdahalede bulundu ve işgal etti. Bu Soğuk Savaşın pik noktasıydı. Karşı hamle gelmekte gecikmedi ve Sovyetler’in sonuna giden süreç böylece açıldı. Doğu’da Mücahitler Batı’da ise Polonya üzerinden Katolik kilisesi Rusların ümüğüne çöktü, dize getirdi. 

Olayların ikinci faslında ise 11 Şubat 1979 yılında gerçekleşen Humeyni’nin İslâm adını verdiği Şii devrimi gerçekleşti. Böylece İslâm dünyası üzerine büyük bir karabasan çöktü. Şah Sasanilere özenirken, Humeyni Safevilere öykünmüştür. Bu olaylar İslâm dünyasını baştan sona çalkalamıştı.

Olayların üçüncü faslı ise Türkiye’de 12 Eylül darbesiyle birlikte yaşandı. Bunlar birbirlerini tetikleyen domino taşlarıydı. 
1979 yılı dönüm yılı veya düğüm yılı idi. Kissinger bu nedenle 21’inci yüzyılı, olaylar bazında 1979 yılıyla birlikte başlatır. 

1979 yılında aynı cesamette başka olaylar da yaşanmıştır. Bunlardan birisi Cüheyman el Uteybi ve arkadaşlarının Mehdiyet adına Kabe’de yaptıkları başkaldırı, kalkışma hadisesi idi. Bir diğer olay da Mısır’ın İsrail’in yanına çekilmesini temsil eden Camp David antlaşması idi. Bu antlaşma ile birlikte Mısır Arap saflarını yarmış ve Filistin davasını yatırmıştır.

Günümüzde ise bu olayların asimetrisi yaşanmaktadır. Brejnev’in yerini alan Putin 2015 yılında Eylül ayında işgalci sıfatıyla Suriye’ye girmiştir. Burada İran ile ortak olmuştur. Suriye’de zafer ilan ettikleri bir sırada, İran’da Meşhed merkezli olarak halk hareketi ve kıpırdaması başlamış ve zaman zaman ateşi sönse de sonra yeniden parlamaya başlamıştır. Mollaların yolsuzluğu halkı hayatından bezdirdiği kadar galeyana da getirmiştir. Olaylar 2018 yılına devretmiş, sarkmıştır.

Üçüncü olarak, Türkiye’de de yeni bir kıpırdama ile sistem değişmiş, başkanlık sistemine intikal etmiştir. Bunun akisleri ve dalgalanmaları sürüyor. Kısaca, 1979 yılından 40 yıl sonra bölge yine kıpır kıpır. Bunlar yeni bir doğumun sancıları ve ayak sisleri. Belki de 1979 yılında ümmet olarak girdiğimiz Tih Çölü faslından çıkıyoruz. 

Bir başka asimetrik boyut ise Camp David’den yaklaşık 39-40 yıl sonra Filistin davasının tasfiyesini amaçlayan Yüzyılın Pazarlığı meselesidir. Camp David ile birlikte başlayan Filistin’e ihanet süreci planlayıcılar amaçlarına ulaşırlarsa Yüzyılın Pazarlığı ile taçlanacaktır.     

40 yıllık döngü kırılma noktasına geldi. Başka bir ifadeyle 1400 hicri yılında başlayan olaylar 1440 yılında kemal noktasına doğru yürüyor, seyrediyor. 

Paris’ten Paris’e!
Humeyni devrimini Paris üzerinden gerçekleştirdi. Birçok kesim Şah’a karşı Humeyni’ye destek verdi. Müslüman Kardeşler, sol, Milli Görüş gibi akım ve yapılar Humeyni’yi aktif veya pasif olarak desteklediler. Sonra devrime omuz veren kitle ve akımlar büyük hayal kırıklığına uğradı. Nihayetinde bu hayal kırıklığı infial ve kırılma noktasına vardı. Kitleler devrimden yüz çevirdi. Geride sadece taassup tortusu ve küf kokusu kaldı. 

Şimdi İran rejimine karşı en yüksek ses yine Paris’ten çıkıyor ve oradan dalga dalga yayılıyor. Bunun nedeni de Halkın Mücahitleri örgütünün veya daha geniş açılımıyla İran Ulusal Direniş Konseyi’nin burada faaliyet göstermesidir. 30-40 yıl sonra Humeyni’nin yerini Meryem Recevi almıştır. Amerikalılar da Meryem Recevi ile temas hattındadır. Bunun nedeni, Halkın Mücahitleri veya geniş açılımı ile İran Ulusal Direniş Konseyi’nin örgütlü, disiplinli olması ve ayrıca İran’da çekirdek de olsa bir tabanının bulunmasıdır. İran’daki molla rejimi ise Saddam’la ittifak ettikleri için onlara Halkın Mücahitleri yerine Halkın Münafıkları veya hainleri diyor. Lakin aynı vasfı taşıyan Saddam’a karşı beslediği büyüttüğü Irak’lı Şii milislere toz kondurmuyor! Bu da İran rejiminin çarpık yüzü ve hükmü! ABD’de yaşayan Şah’ın oğlu Prens Rıza, Halkın Mücahitlerinin taşıdığı vasıflardan yoksundur. Bu yüzden Amerikalılar onunla değil, sahada operasyonel güce haiz Halkın Mücahitleriyle görüşüyorlar. Şimdi Paris’te ikinci cumhuriyetin ayak sesleri duyuluyor. 1990’lı yıllarda komunizm sonrasında Bulgaristan’da bile kraliyet rejimi gündeme gelse de geri getirilememiştir.  
Umarız kırkıncı yılında İran halkının çilesi biter. İran halkı Yusuf misali atıldığı kuyudan çıkar!   

Baran Dergisi 600. Sayı
 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.