Kadüse veya Ahenk Helozonunda Görünen Horoz -2-


Osman Temiz

Osman Temiz

11 Eylül 2018, 18:36

Kadüse, Yunan mitolojisinde haberci ilâh Hermes’in, Roma mitolojisinde Merkür’ün, Mısır mitolojisinde ise Thot’un tepesinde iki kanadın ve çevresinde birbirine dolanmış iki yılanın yer aldığı asa sembolüdür. Sözkonusu sembol, meselâ “anasır-ı erbaa” veya “dört unsur” denilen hava, su, toprak ve ateş üzerine bir beşinci unsur olarak esîrin(1) (akaşa) ilave edilmesiyle kemâl bulmuştur. Buna göre, kadüsede kanatlar hava, yılanlar su ve ateş, asa toprak, asanın topuzu ise akaşa (halka, “levh-i mahfuz”) olarak ifade edilmiştir.(2) 

Kadüse’de toplamda beş unsur bulunmaktadır. Bunlar; hava, su, ateş, toprak ve esîrdir. Ebced lisanında 5, He harfinin sayısal karşılığıdır. He, gayb harflerinden biridir. Çıkış yeri hançerinin sonudur. Tabiatı tıpkı Utarit (Merkür) gibi soğukluk, kuruluk, sıcaklık ve yaşlıktır. Büyük unsuru toprak, küçüğü havadır.(3)

Haberci ilâh Hermes’in asası (kadüse), Sokrates’tan Eflâtun’a bir miras olarak bırakılan ve kendisine bir horoz borcu olduğunu söylediği sağlık ve hekimlik tanrısı Askilepios üzerinden tıbbın sembolü olarak kabul görmüştür. Asaya helezonvarî dolanmış olan iki yılan kalb hakikatinde bitişik ruh ve nefs zıtlığından mülhem, şifa ile zehrin, diğer bir ifadeyle de birbirine zıt güçlerin muvazenesini temsil eder. Aynı zamanda yeniden doğuşun sembolü olarak da kabul görür. Kadüsenin asası ateş çıkarma (tedaisi, şaman kültüründe “ruh” veya cin çıkarma, mutlak fikir çerçevesinde ise bir yönüyle iman tazeleme veya tövbe-i nasuh, “Mürşid”, diğer bir yönüyle de can alma veya ruhun kabzı, “Azrail”), insanları derin uykuya daldırma veya uyuşturma (modern kültürde hipnoz, kadim kültürlerde ise transendantal veya kendinden geçme şeklinde tecelli eden vecd hâli veya cüz-i iradenin küllî iradeye teslimi), rüyalar vs. iletebilen (modern kültürde telefon, telgraf ve bunun zirve noktası “telegram”, kadim kültürlerde ise telepati ve rabıta) ve uzlaştırma (modern kültürde bilgi ve beceri veya teknik ve teknoloji, kadim kültürlerde ise kemâlat, “kâmil insan”) gücünü temsil eder(!) Aynı zamanda zaman ve kader çarkını ifade ettiği de söylenir.

Hermes’in Roma mitolojisindeki karşılığı Merkür’dür. Mer kür… Fransızca Mer’in deniz mânâsı üzerinden yürürsek, iki yılanın iki denizi ifade ettiği düşünülebileceği gibi, mer’i mar olarak okuduğumuzda ise mar’ın Hintçe’de ölü, İtalyanca’da sal mânâsı bir yana Kürtçe’de mar’ın yılan, yılanın ise hayat mânâsı üzerinden mümin ve kâfir mânâsına iki hayata, kür’ün de kür olduğu ön kabulü üzerinden merkür’ün yılan kürü mânâsına iki hayatın sarmaşıklığına ve / veya iki denizin birleşmesine ve oradan da ruh ve beden (nefs) esprisi üzerinden küllî ruha kadar sarkan mânâlara ulaşılır. 

Evet; Roma mitolojisinde Merkür’ün kadüsesindeki asaya helezonvarî dolanan iki yılanın varlığı, iki zıt mânânın biraradalığına bir işaret olarak kabul edilebilir. Bu, zehir ve panzehir zıtlığını kendinde toplayan olarak da derin bir anlam kazanır. Bu arada nefsin panzehirinin ruh olduğunu da söyleyelim. Merkür’ün kadüsesindeki simetrik iki yılanın tıpkı eski Yunan mitolojisinde olduğu gibi birbirine zıt güçlerin dengesini ifade ettiğini de.

Kadüse veya Hermes’in asası çok eski bir semboldür. Hermes’in İdris Aleyhisselâm ile ilişkilendirilmesi sözkonusu olduğundan, asanın Hazret-i Âdem Aleyhisselâm’a kadar giden bir mazisi olduğu dahi düşünülebilir. Hatta Hazret-i Âdem Aleyhisselâm’ın cennetten getirdiği üç şeyden biri olan asa ile de ilişkilendirilebilir gözükmektedir. Hal böyle olunca, çok eski kültürlerden olan Hint ve Çin kültürlerinde de onun izlerini bulmak mümkündür. Meselâ Kadüse, Budist ezoterik ve tantrik öğretilerinde bedende iki akım halinde dolaşan Kundalin enerjisi ile ilişkilidir. Bilindiği üzere Kundalini, sembolik olarak omuriliğin dibinde üç buçuk kez kıvrılmış uyuyan bir yılan (ki; üç buçuk(!) kavramının korku ile ilişkilendirilmesinin köklerini de burada aramak lazım gelir. Yine korku ile ilişkili olarak, ödü patladı(!) kavramının menşeini de bu çerçevede değerlendirmek icab eder. Ödü bokuna karışmak(!) sözü hakeza! Ne ilginçtir ki, dışkı veya def-i hacet şekli, kuyruk sokumu veya omuriliğin dibinde uç buçuk kez kıvrılmış yılanın şekline tıpa tıp benzemektedir.) şeklinde gösterilir. Nitekim Kundalini kelimesi de spiral anlamına gelen “kundal” kelimesinden türetilmiştir ve uyarıldığında bu enerjinin spiral şeklinde, yılan gibi hareket edip yükseliyor olmasından mülhemdir. Sözkonusu enerji hayat enerjisi olarak kabul edilir ve bedende üç ana kanal boyunca hareket eder. Sol ve sağ kanallar İda ve Pingala, omurilik boyunca uzanan üçüncü kanalın Sushumna çevresinde tıpkı bir asa etrafında dolanan iki yılanı içeren modern tıbbın sembolü Kadüsede olduğu gibi spiral şeklinde dolanırlar. Bu iki kanal, eril (Pingala) ve dişil (İda), pozitif ve negatif, sıcak ve soğuk, objektif ve sübjektif, dışsal ve içsel gibi niteliklere tekabül eder. İşte tekâmül, bu kanallardaki enerjilerin dengelenmesi sürecidir. Orta kanal ise aydınlanma kanalıdır. Üç ana kanal kuyruk sokumunda bir araya gelir. Eğer hayat enerjisi sol ve sağ kanallardan dengeli olarak bu noktaya inerse, “Uyuyan Yılan”ı uyandırırlar ve Kundalini orta kanaldan yukarıya doğru yükselir. Kundalini enerjisi yükselirken çakraları aktive eder. Enerji hareketi esnasında çark gibi dönen bu merkezler, Sanskritçe “çark” kelimesinden türemiş “çakra” kelimesi ile tanımlanır. Eğer bir çakrada tıkanıklık sözkonusuysa, Kundalini’nin rahat akmamasından dolayı, o çakraya ilişkin ruhî ve bedenî sistemlerde rahatsızlık baş gösterir.(4) 

Kadüse, Sümer tanrılarından olan Enki’nin(5) de sembolüdür. Sözkonusu sembolün bir dalga boyunu, DNA’yı veya frekansı temsil ettiği de söylenir. 

Kısa ve öz söylemek gerekirse, Grek tradisyonunda(6) haberci ilah Hermes üzerinden eski Yunan kültürüne bağlanmak istenen Kadüsenin aslında sadece Antik Yunan kültürüne has bir sembol olmadığı, insanlık tarihinde kökleri çok daha derinde olan bir sembol olduğu bugün anlaşılmış bulunmaktadır. Bizce kadüse sembolü, “Peygamberler olmasaydı medeniyet olmazdı” hakikatini delillendiren bir sembol olarak görülebilir.

Bir eksen üzerinde dolanan iki yılan veya spiral şekli kadim kültürlerde çok sık rastlanan bir semboldür. Meselâ,Mu araştırmacısı James Churchward’a göre bu sembol, Mu’dan Atlantis yoluy­la diğer kıtalara taşınmış ve az çok değiştirilerek kullanılmış bir semboldür. Bir eksen üzerinde dolanan iki yılan veya spiral biçimindeki sembole yeryüzündeki birçok tradisyonda rastlanır.Nitekim daha evvel söylendiği üzere,kadüse sembolüBudizm’de, Hinduizm’de, Tantrizm’de, Yoga sisteminde, Japon ve Çin tradisyonunda da kullanılmaktadır. Grek tradisyonunda ilah Asklepios (Roma’da Esculape) ve inisiye Örfe de kimi zaman iki yılanlı bir asa ile tasvir edilen kadüse,Mezopotamya ve Hindistan’da da üzerinde bu sembolleri taşıyan, yaklaşık M.Ö. 2600 yıllarına tarihlenen tabletlerin gün ışığına çıkarılmasıyla birlikte sembolün sadece Antik Yunan kültürüne ait olmadığı ispatlanmıştır. Nitekim ezoterik bilgilere göre Yunan kültürü ilâh Hermes’i Mısır’dan sembolüyle birlikte ithal ettiği sözkonusudur. Yani Yunan ilâhı Hermes’in sembolü aslında Mısır kültüründeki “Hermes-Thot”un da sembolüydü. Daha evvel de söylendiği üzere, Hermes ve Thot, Hazret-i İdris Âleyhisselâm ile ilişkilendirilmiştir.

Ezoterik bilgilere göre Kadüse, her sembolde olduğu gibi kullanıldığı yere göre farklı anlamlara gelmektedir. Meselâ;

Sirius-A ve Sirius-B yıldızlarının karşılıklı olarak çizdikleri yörüngeleri göstermek…

Mikrokozmos ve Makrokozmostaki (insan ve üç boyutlu âlemdeki) birtakım güçlerin, (akışkanların) ya da kozmik akımların zıtlığını ve dengesini göstermek…  

Doğadaki düalite prensibini göstermek… 

Kadüse, simyada da doğadaki düalite prensibini göstermek üzere kullanılan iki yılanın birbirine dolanmış hâlini resmeden bir sembolizm öğesidir…

Kadüse pozitif ve negatif gezegenlerin iki yönde sıralanması, okült yasaların ezoterik astrolojideki tanımlamalarını barındırır.Meselâ bu şekilde kadüsenin etrafında bulunan gezegenlerin anlamları şöyledir: Bilindiği üzere dünya güneş sisteminin üçüncü gezegenidir. Dünyaya uzaklığı açısından en yakın gezegenler ikinci sırada olan Venüs ve dördüncü sırada olan Mars’tır. Venüs dünyaya nazaran güneşe yakın olan gezegenler arasındadır. Mars ise dünyaya nazaran güneşe uzak olan gezegenlerdendir. Bu gezegen dizilerin her biri yılanlardan birinin üzerine yerleştirilmiştir.Yılanlardan biri, ay dahil dünyadan sonra güneşten uzaklaşan gezegenler serisini gösteriyor. İkinci yılan ise, dünya da dahil olmak üzere güneşe adım adım yaklaşan gezegenler serisini gösteriyor. Sol taraftaki gezegenler pozitif ve sağ taraftaki gezegenler ise negatiftir. Karşılıklı düşen gezegenler birbirinin zıttır.(7)

Bazı asalar belirli dalga boyunda frekanslar yayınlayabilir. Ses bir güçtür ve sonik titreşim kullanımı çok eskilerin gizli bilgilerindendir…Asa hakkındaki sırların bir kısmını, majisyenin iradesinin güçlenmiş hâli olarak idrak etmek mümkündür.Asalar, özel eşyalardır ve her majisyen(8) yalnız kendi asasını kullanır; bir diğerinin asası öbüründe işe yaramayabilir. Asanın gücünü arttırmak için yapılan her işlem, birinci derecede önem taşımaz.İster özel bir günde, özel bir ağaçtan veya değerli bir taştan yontulmuş olsun, isterse uygun tılsımlarla tasarlanıp işlenmiş olsun veya yapım aşamasında dualar okunmuş olsun ve uygun Ay, Yıldız ve Gezegen zamanları beklenmiş olsun, fark etmez; tüm bu şartlar asanın gücünü arttırmak için yan etkenler olarak kalacaktır.Asa’nın esas gücü, aslında yalnızca düşünceyi ve iradeyi kendisinde bir fokus noktası gibi toplamaya yarayan unsur olmasından kaynaklanır. Büyülü sözcükler ise ancak meditatif(9) bir etken olarak irdelenebilir. Bu arada hemen şunu da söylemekte fayda vardır. Hiçbir şey zatiyle güç ve kuvvet ihtiva etmez. Çünkü güç ve kuvvet sadece Allah’a mahsustur. Eşya ve hadiseler vesile kılınarak Allah’ın iradesi doğrultusunda güç ve kuvvet zahir olur. Asa üzerinden misal vermek gerekirse, meselâ Hazret-i Musa Âleyhisselâm’ın “yalan yutan” asası!

Demişlerdir ki, majikal güç(10), düşünce gücünün, imgeleme potansiyelinin ve iradenin bir arada kullanılarak, meselâ herhangi bir noktaya yoğunlaşmayla ortaya çıkar. İBDA Mimarı’nın Yağmurcu isimli kitabına ismini veren “Yağmurcu” misalini hatırlatmak isteriz. Diğer nedenler, olaya eşlik eden katalizörlerdir. Yani vesilelerdir. “Vesileye yapışınız!”,mutlak ölçüsü malumdur. Her şey vesile, sende ne varsa ona; şeyh müride, suret mânâya! 

Bazı asalar üzerinden belirli dalga boyunda frekansları meydana getirmek mümkündür, dedik. Nitekim ses bir güçtür ve sonik titreşim kullanımı, çok eskilerin gizli bilgilerindendir. Konuşma da bir sestir (seslerin kompozisyonu) hakikatinden mülhem hatırlanması gereken: Zikir!.. Nazar ve büyünün yanı sıra, İslâm tasavvufunda yerini, değerini ve izahını bulan tasarruf ve küffarın elinde, “kıyamet silahı” olarak da adlandırılan, teknik-teknoloji istikametinde şekillenen Telegram!..Diğer taraftan,Mısırlı rahiplerin “Maht-Heru” denilen “Güç Sözcükleri”, büyük enerjileri toplamak için kullandıkları özel söz kalıplarıydı. Onların granit blokları bu ses gruplarının zikri ile hareket ettirdiği üzerinde durulur ki, Eski Babil’de sesin, ağır blokları kaldırmak için kullanıldığı söylenir. Eskilerin majikal asalarıyla fırtınalar çıkartabildikleri, yer çekimine karşı durabildikleri üzerinde de durulur.(11( Ses veya sayhanın gücü, Lût kavminin helakı üzerinden Mutlak Ölçü ile sabittir. Dört büyük melekten biri olan İsrafil Aleyhisselâm’ın Sûr’a üfürmesi ile de kıyametin kopacağı yine Mutlak Ölçü ile sabittir… Bu arada, İBDA’nın Sûr mânâsına geldiğini hatırlatmak isterim. 

Üstad Necip Fazıl’ın son eseri olan “Kafa Kağıdı” ve onun son cümlelerini de hatırlatan olarak, İBDA Mimarı’nın dünyasını değiştirmeden evvel kaleme aldığı “Ölüm Odası”nın son cümlelerinden:

“LEVHA: 27 Ocak 2018... ŞERİF bize geldi... Gençliğindeki gibiydi; kuvvetli, heybetli. Üstünde nişanları vardı. Hatırımı sordu, “Nasılsın abla?” dedi. Ben de, “Ben iyiyim, sen nasılsın?” dedim. “Ben Suriye’ye gidiyorum!” dedi. (Diyarbakır’dan Arife yenge) 
(Kumandan’ın bu rüyanın altına aldığı notlar:
Sür., Darmsuq: Şam: 316
Sür., Mtah: Germe: 316
Sür., Math: Roma’da savaş tanrısı..: 316)(12)
(Şam mevzuuna bir sonraki yazıda değinilecektir.)
Asaların tepesinde bazı özel taşlar kullanıldığı da sözkonusudur. Bu tür taşların enerjiyi asaya toplayıp yayma görevi yaptığına inanılır. Bu arada şunu da söylemekte fayda vardır. Meselâ İslâm tasavvufunda, “Allah” ve “Lailahe illahlah” zikri üzerinden elde edilen üstün özellikler hatırlanmalı! Mutlak Ölçü ile sabit olduğu üzere, meâlen, “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur.”(Rad, 13/28). Her an Allah ile beraber olmak, aynı zamanda Allah’ı hatırlamak mânâsınadır ki bu, Eflâtun’un “hatırlamak” (anamnesis) kavramının da murada uygun anlaşılmasına vesiledir. Eflatûn’un “hatırlamak” kavramına yüklediği mânâ, “Allah’tan geldik, dönüşümüz yine O’nadır” mânâsı çerçevesinde değerlendirilse yeridir.
 
Dipnotlar
1*Esîr, eski stoacıların ve günümüzde teozofların “ether” dedikleri, maddenin insanın beş duyusu ile algılayamadığı; katı, sıvı ve gaz hallerine oranla yoğunluğu
2*http://www.lovepeaceandharmony.org/profiles/blogs/asa-kozmik-asa-ve-kaduse-sembolu
3*http://www.ilimvetasavvuf.com/Tasavvuf%20ve%20Harflerin%20S%C4%B1rlar%C4%B1.htm
4*http://kosmosmacerasi.com/v1/2015/07/kundalini-uyuyan-yilan/
5*Enki, Sümer panteonunun tepesindeki 4 yaratıcı tanrıdan biridir. ENKİ Sümer panteonunda tüm sırların, bilginin ve ölümsüzlüğün kaynağı olduğuna inanılan yaratıcı su (abzu), şifa, akıl, bilgelik ve zanaat tanrısının adıdır. Sonrada Akad mitolojisinde ve Babil’de Ea olarak bilinen tanrı ayrıca Nudimmud, Nidim, Ninsiku ve “Abzu’nun erkeği” lakaplarıyla da anılmaktaydı.
6*Dilimize Fransızcadan geçmiş, sözcük anlamıyla “gelenek” anlamına gelen bu terim, ezoterizm alanında, geçmişte insanlığa çeşitli yollar ve irtibatlarla verilmiş, dinsel, ezoterik, okült, mitolojik ve folklorik (masal, dans vs.) biçimlere bürünerek, sözlü ve yazılı halde, günümüze dek aktarılagelmiş hakiki (hakikatlere ait) bilgiler bütünü olarak tanımlanır.
7*http://www.lovepeaceandharmony.org/profiles/blogs/asa-kozmik-asa-ve-kaduse-sembolu
8*İnsanlığın en eski öğretilerinden biri de Majidir. Maji sanatı ve onun çocuğu olan büyü, her çağda varolan ve etkinliğini sürdüren bir olaydır. Anlatılara göre Maji ve büyü günümüzde de politikayı etkileyecek kadar yaygındır.
9*Meditasyon, Latince meditatio kelimesinden türetilmiş, sözcük anlamıyla birçok Batı dilinde “derin düşünme” anlamına gelmekte olan bir terim olup, sözlüklerde, “kişinin iç huzuru, sükûnet, değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına imkan veren, zihnini denetleme teknikleri ve deneyimlerine verilen ad” mânâsınadır.
10*Majikal Gizem veya Güç, akıllı varlıklar arasında farklı boyutlarda, psiko-fizyolojik olarak bir ilişkinin sağlanması demektir, ilişkinin amacı karşılıklıdır.
 11* http://www.lovepeaceandharmony.org/profiles/blogs/asa-kozmik-asa-ve-kaduse-sembolu
12*http://www.barandergisi.net/aktuel/mutefekkir-mirzabeyoglu-nun-olum-odasi-b-yedi-uzerine-aldigi-yayimlanmamis-notlar-h4539.html
 

 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İhsan Ergen - 2 ay önce
Baran dergisini Osman Temiz'in bu yazı dizisi ile daha da çok seviyorum. Bu tarz aydınlatıcı yazıların dergide daha çok yer edinmesini temenni ediyorum. Selam ve dua ile.