Kahramanlık ve Sığırlık Arasındaki Çizgi: Teğmen Hiroo Onoda


Fatih Turplu

Fatih Turplu

26 Temmuz 2017, 20:45

19 Mart 1922’de Japonya’da doğan Hiroo Onoda 17 yaşında bir Çin şirketi olan Tajima Yoko Ticaret için çalışıyordu. Onoda, 20 yaşlarındayken II. Dünya savaşı başlar ve Japon İmparatorluk Ordusu’na alınarak eğitime tâbi tutulur. “Nakano Okulu”nun komando sınıfı olan “Futamata”da istihbarat subayı olarak eğitim alarak 26 Aralık 1944’te yani II. Dünya Harbi’nin bitmesine 9 ay kala, 23 yaşlarındayken Filipinler’in başkenti Manila’nın 75 mil güneyindeki Lubang adasına göreve çıkar. Emrindeki bir grup askerle Lubang’a giden Teğmen Hiroo Onoda’nın görevi o bölgeye konuşlanmış Amerikan mevzilerine sızıp sabotajlar düzenlemektir. Komutanı Binbaşı Taniguchi, Teğmen Onoda’ya “Ne olursa olsun intihar etmeyeceksin! Belki üç, belki beş sene sonra olacak ama seni almaya geleceğiz! O zamana kadar, yanında tek bir askerin kalsa dahî mevzini, görevini terketme, düşmana teslim olma! Ben aksi istikamette bir emir verinceye dek işittiğin hiçbir şeye inanma!” der...

Teğmen Hiroo Onoda’nın Yuichi Akatsu, Shoichi Shimada ve Kinshichi Kozuka’dan oluşan ekibi adaya sızar ve gerilla savaşı vermek için mevzilenir. Hiroo Onoda ve ekibi ilk aylarda Amerikan mevzilerine sabotajlar düzenleyerek bir yandan görevlerini yaparlarken, diğer yandan fırsat buldukça da adadaki diğer Japon birimleri ile irtibata geçmektedirler.

6 Ağustos 1945’te Amerika yenemeyeceğini anladığı Japonları dize getirmek için dünyanın gördüğü en büyük katliamlardan birisine imza atarak Hiroşima’ya atom bombası atar. Japonlar, bir şehrin kadın, çocuk, ihtiyarları ile beraber ağaç köklerine kadar bir anda mahvolmasının dehşetini daha kavrayamadan dört gün sonra Nagazaki şehri de aynı akibete uğrayınca 14 Ağustos’ta teslim olurlar...

İşte tam bu sıralarda Pasifik dolaylarında birbirlerinden uzak ve küçük adalarda savaşın sona erdiğinden haberi olmayan birçok Japon askeri savaşmaya devam etmekteydiler. Bunlardan birisi de Lubang adasındaki Hiroo Onoda ve üç kişilik ekibiydi...

Filipinler’deki Amerikan askerleri, çevredeki bütün adalarda megafon ile savaşın bittiğine dâir duyuru yapıp uçaklardan Japon Genel Kurmay Başkanı’nın imzasını taşıyan bildiriler atarlar. Atarlar atmasına ama Hiroo Onoda düşmanın sözüne güvenmez, bunların ABD’li askerlerin psikolojik bir taktiği olduğuna kanaat getirir ve direnişe devam eder... Kendisinin daha sonraları kaleme aldığı “Teslim Olmak Yok: Otuz Yıllık Mücadelem” isimli kitapta yazdığı gibi “Bir tek Japon hayatta kaldığı sürece Japonya’nın teslim olmayacağına içtenlikle inanmaktaydım. Aynı şekilde, yaşayan bir tek Japon kalmışsa, o zaman Japonya’nın teslim olmadığı anlaşılmıştır”.

Bu sıralarda kayıp askerlerini bulmak için harekete geçen Japon arama ekipleri adadan ayrılırken, Japonca gazeteleri arama yaptıkları bölgelere bırakıyorlardı. Gazeteler ve broşürlerde Japonya’nın değişen askerî durumu ve uluslararası pozisyonu hakkında malumatlar bulunuyordu. Yine kitabında bu mevzuya dâir şöyle söyler Onoda: “Amerikalıların bizi aldatmak için özgün Japonca gazete haberlerini değiştirmekte olduklarını, bizimse bu aldatmacaların foyasını çıkardığımızı sanıyorduk.”

İşte bu fikirlerle beraber Onoda ve ekibi savaşın bitmesine rağmen savaşa devam ederler. Zamanla adadaki diğer ekipler ya ölür ya teslim olur ve adadan giderler ama Onoda ve ekibi hâlâ savaşa devam etmektedir. Ama kime karşı? Amerikan Ordusu da adadan çekildiğine göre mevcut düşmanlara yani Filipin Polisi ve yerli çiftçiler hedef seçilir...

Hiroo Onoda, Filipin Polisi ve çiftçilerini ABD ile işbirliği içinde sayarak –ki esasında o vakitlerdeki Filipin Polisi için bu doğru bir tesbitti- onlarla mücadeleye etmeye devam etti. 1950 yılına gelindiğinde ekip ilk kaybını verir ve Yuichi Akatsu Filipinli askerler tarafından yakalanır. Onoda ve diğer iki asker direnişe devam ederler... Tabiî bu arada çiftçilerin topladığı pirinçleri yakıp adada düşman(!) öldürmeyi de sürdürmektedirler. 1954 senesine gelindiğinde Shoichi Shimada Filipin Polisi ile girdikleri bir çatışmada hayatını kaybedince ekip bir komutan bir askerden ibaret kalır ama direniş devam edecektir... 1959 senesinin Aralık ayına gelindiğinde Japon resmî makamlarınca Onoda ölü olarak ilan edilmiştir artık. Teğmen Hiroo Onoda ise emrindeki tek askerle direnişe devam ediyor, sık sık mağara değiştiriyorlar ve artık ezberledikleri bölgeyi istila(!) kuvvetlerine bırakmaya niyetleri olmadıklarını yaptıkları eylemlerle isbat ediyorlardı... 1972’de Kinshichi Kozuka girdikleri bir çatışmada öldürülünce Onoda tek başına kalır ama bu inat, gurur, cesaret ve bağlılık abidesi adamın görev bölgesini terk etmeye niyeti yoktur. Çünkü komutanı olan binbaşı ona bir söz vermiştir ve “bir Japon Ordusu komutanı asla yalan söylemez!”

Teğmen Hiroo Onoda sık sık mağara değiştirmeye devam eder ve hayatta kalmak için umûmiyetle muz ve hindistan cevizi ile beslenir. Bir kuş avlayabildiğinde kendini talihli sayar... Ormanda bulunan böcek, akrep ve yılanlar hayatını çekilmez bir hale getirdiği gibi üstündeki giyecekleri paramparça olunca, telden yaptığı iğne ve bitkilerle elbisesine yamalar yaparak hayatını sürdürür... Bu zaman zarfı süresince Hiroo Onoda 30 Filipinli asker ve polis öldürmüş, 100’e yakınını da yaralamıştır.

1974 senesinde, yani II. Dünya Harbi’nin bitmesi üzerinden 29 yıl, Hiroo Onoda’nın Lubang Adası’na ayak basmasının ardından 30 yıl geçmesinin ardından Japon bir kâşif olan Norio Suziki, Hiroo Onoda ile karşılaşır. Onoda silahını doğrultup ateş edeceği anda kâşif Norio’nun hatırına yerel gazetelerde ara-sıra çıkan “kaçık asker” haberleri gelir ve hemen yüksek sesle “İmparator ve Japon halkı senin için çok endişe ediyor. Artık silahını bırak!” diye bağırır. Bu hitap Onoda’yı etkiler ve silahını indirir. Suziki, Onoda’yı savaşın bittiğine ikna eder etmesine de bu sefer de Onoda kendisine emir veren Binbaşı Taniguchi gelmeden görev yerini terk etmemekte direnir. Yetkililer devreye girer hâlâ hayatta olan ve kitapçılıkla uğraşan eski Binbaşı Taniguchi adaya gelir. Teğmen Onoda komutanını görünce “Teğmen Onoda göreve hazır, komutanım” diyerek tekmil vererek silah ve mühimmatını komutanına teslim ederek 23 yaşında geldiği adadan 52 yaşında ayrılmayı kabul eder.

Fakat adadaki 29 yıl boyunca 30 Filipinli asker ve polis öldüren, 100’e yakınını yaralayan Onoda’nın yargılanması gerekir. Devrin başkanı Marcos, Filipinler’de işlediği suçları için Onoda’yı bağışlayınca vatanına dönmesi için hiçbir engel kalmaz. Japonya’da bir kahraman olarak karşılanan Onoda, daha sonra “Teslim olmak yok: 30 yıllık Savaşım” isimli otobiyografisini yayınlar. Tarih 16 Ocak 2014’e geldiğinde, 91 yaşında kalp yetmezliğinden hayata gözlerini yuman Hiroo Onoda, bir yönüyle mutlak itaat ve sadakatin misâli olarak tarihte yerini alır...

Elbette milletine, inancına böylesi bir bağlılık hepimize numunelik teşkil edecek bir cevheri barındırmaktadır; fakat, işin bir başka tarafıyla da eğer inandığımız dünya görüşünü doğru kavramaz ve etrafımızda olup bitenleri doğru bir şekilde tahlil edemezsek, kafamızda ürettiğimiz tamamen hayâlî ve sadece inada dayalı bir düzen oluşturabiliriz. Sonra da, oluşturduğumuz bu düzenin sahte gerçekliği bizi hakiki şartlardan kopararak kimsenin tahammül dahî edemeyeceği bir yobazlık diyarına sürükler. İşte yazımızın başlığında kullandığımız “sığır” ifadesinin mecaz tarafı bu türlü yobazlara dâirdi...

Kahramanlık ile Sığırlık arasında bir çizgi var mıdır yok mudur bilemem ama –Hiroo Onoda’yı tenzih ederek söyleyelim- bu türlü sığırlar inanın hâlâ var...

Baran Dergisi 550. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Takao - 4 ay önce
Müthiş bir yazı olmuş, elinize sağlık.
Avatar
Rana - 4 ay önce
eğer inandığımız dünya görüşünü doğru kavramaz ve etrafımızda olup bitenleri doğru bir şekilde tahlil edemezsek, kafamızda ürettiğimiz tamamen hayâlî ve sadece inada dayalı bir düzen oluşturabiliriz. Sonra da, oluşturduğumuz bu düzenin sahte gerçekliği bizi hakiki şartlardan kopararak kimsenin tahammül dahî edemeyeceği bir yobazlık diyarına sürükler."