Kim Saldırdı -3- -Failden Delile Körleştirme -


Sinami Orhan

Sinami Orhan

20 Eylül 2019, 14:47

15 Temmuz’da cumhurbaşkanına suikast yapılmasına dair dava hakkında yazdığımız makalelerin son kısmına geldik. Elbette daha da ayrıntılı bir şekilde tetkik edilmesi, darbenin seyrini değiştirebilecek bir teşebbüsün her safhasının büyük bir dikkatle ele alınıp, elde edilecek bilgilerle 15 Temmuz planını yapanlara “delilden faile usulü” ile kesin bir şekilde ulaşmak mümkün olacaktır. Önceki yazdığımız makalelerden anlaşılacağı üzere böyle bir usûl ile hareket edilmemiş, bir çok nokta şüpheli bir şekilde bırakılmış, sanıkların darbe emrini uyguladıklarını (işkenceli sorgularda alınan itiraflar haricinde) mahkeme safhasında açıkça kabul etmeleri ile yetinilip, “failden delile usulü” ile dosya kapatılmıştır. 

Sanıkların liderleri, emri Semih Terzi’den aldıklarını beyan ettikten sonrasını araştırmaya lüzum görmemiş savcılık ve mahkeme. Rivayet üzerine kurulu ve ortada başkaca bir delili olmayan ama ismi meşhur “Yurtta Sulh Konseyi”nin suikast teşebbüsü içindeki yeri ve içinde de bulunduğu iddia edilen Tuğgeneral Gökhan Sönmezateş’in (kendisini “MİT Müsteşarı” olarak atayan) Konsey’e dair bilgisine başvurulmamıştır. Gerek Semih Terzi’nin gerek sanıkların “darbe emri uyguladıklarının” kabulü yeterli bulunmuştur. Cumhurbaşkanının yaverinin Erdoğan’ın yerini suikast timine verdiği isnadı da, vermiş olsa bile, olayların kronojik sıralaması ve Dalaman’daki tanık beyanları ile davanın çok daha karmaşık bir hale gelmiş olmasının farkına varılmamış, “delil ve suç”tan ziyade “fail tedariki” ile uğraşılmıştır. Koskoca suikast davası sadece budur işte: Darbeci olduklarını kabul eden ve “canlı olarak Akıncı Üssü’ne götürme emri” aldıklarını itiraf eden sanıklar ve pek çok şüpheli nokta!

SETA tarafından çıkarılan “Kriter” dergisinde yazan Nazif Karaman suikast dosyasının Dalaman boyutunun “ihmal edildiğini” söyleyerek bu şüpheler üzerinde duruyor. 

“- Bilindiği gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı İstanbul’a ulaştıran ATA uçağı İzmir Adnan Menderes’ten havalanmış ve Dalaman’a 00.40’da teker koymuş, Cumhurbaşkanı ve ailesini taşıyan helikopter ise 01.30’da Dalaman’a inmişti. 01.46’da da ATA uçağı Erdoğan ve beraberlerindekileri de almak suretiyle kalkmıştı. Dalaman Havalimanı Şube Müdürlüğünün hemen darbe girişimi sonrasında ATA uçağının Dalaman’a teker koyduğu anlarda yaşandığı iddia edilen bazı olaylara ilişkin bilgi almıştı. İfadelere yansıyan iddialara göre ATA uçağı boş olarak İzmir’den gelip Dalaman’a indiği sırada tanımsız ÜÇ HELİKOPTER ortaya çıkmış. Yine iddialara göre Cumhurbaşkanının uçağın içinde olduğunu zanneden bu helikopterdeki kimliği belirsiz kişiler uçağı kontrol ettikten sonra boş olduğunu anlayıp ortadan kaybolmuşlardı  Eğer Dalaman’da Erdoğan ve ailesini almaya gelen esrarengiz helikopterler görevlerini başarabilselerdi darbenin seyri değişecekti. Erdoğan ATV’deki canlı yayında şu ifadeleri kullanıyordu: “…Bizden önce Dalaman’a gelmişler bizim uçağı incelemişler. Fakat çok ilginç şeyler oluyor. Uçağa girmiş bakmış ve çıkmışlar. Bizim bunlardan haberimiz yok. Biz helikopterden inip uçağa geçtik. Daha sonradan öğreniyoruz uçağa baktıklarını. Onlar bakıp kimseyi göremeyince gidiyorlar, onların arkasından biz iniyoruz.” 

Dalaman Havalimanı üzerinde uçan üç gizemli helikopterden kule görevlileri ve vatandaşlar da ifadelerinde söz ediyor. Bölgede oturan vatandaşlardan Bayram Koşar’ın 22 Temmuz 2016’daki ifadesi şöyle: “16.07.2016 günü saat 00.30 ile 00.45 saatleri arasında ikametimin balkonunda oturuyordum. O esnada önce bir helikopter sesi duydum, dönüp baktığımda deniz tarafından gelip ESKA Evleri üzerinden havalimanına doğru giden bir helikopter olduğunu, hiçbir ışığının yanmadığını ve alçak uçuş yaptığını gördüm.” Aynı şekilde havalimanı güvenlik kulelerinde çalışan çok sayıda güvenlik görevlisi de helikopterleri gördüğünü beyan ediyor. Bütün bu ifadeleri doğrulayan radar kayıtları da var. Dalaman Kule’de görevli hava kontrolörü Ender Namsal 5 Ağustos 2016’da saat 04.45’te polise verdiği ifadede 00.35-00.36 zaman diliminde Dalaman Havalimanı’nda İKİ HELİKOPTER gördüğünü teyit ediyor. Marmaris’ten helikopterle gelecek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı alacak ATA uçağının alana inmesine beş dakika var.” (1)

Aynı zamanda “Sabah” yazarı da olan Bay Karaman’ın Kriter’in 2018 Mayıs sayısında yazdığı bu makaleyi doğru kabul edersek, suikast davasında ceza alan sanıkların o saatlerde hala Çiğli havalimanında helikopterlerin içinde kendilerine gelecek kalkış emrini bekledikleri, ki aslında Erdoğan’ın yerinin tespiti ile gelecek bir emir bu, ancak 02:20 civarlarında kalktıkları da iddianame ile sabittir, sormak gerekiyor o halde, gelen bu ÜÇ HELİKOPTER kimin nesi? 

Bay Karaman’ın yazısında ilginç bir yer var: 

“- 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece 00.40’ta Dalaman Havalimanı’na Marmaris’ten helikopterle gelecek olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesini almak üzere İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan kalkan ATA uçağının Dalaman Havalimanı’nda VIP uçaklar daima 24 numaralı perona yanaştırıldığı halde o gece neden 5 numaralı perona yanaştırıldığı da ciddi bir soru. Ne tesadüf ki ATA uçağının park edildiği 5 numaralı peronun kameralarının kasıtlı biçimde yere doğru çevrildiği belirlenmiş durumda. Bölgede çekim yapan dome kameranın da manuel olarak sabitlendiği ve uçağı görmesinin engellendiği iddialar arasında.” 

Kör noktada tutulan ATA uçağının yanına defalarca kontrol için askeri araçların yanaştığı, içini kontrol ettikleri, ÜÇ HELİKOPTERİN uçağın üzerinde “ring attıkları” da sabit ve tabii ki tıpkı Marmaris’te otel çevresinde gerçekleşen vahşi saldırının HİÇBİR GÖRÜNTÜSÜNÜN OLMAMASI, otel kameralarının ya kapatılmış olması ya da üzerine çekim yapıldıktan sonra el konulması gerçeğini de ekleyin bu “kör nokta” veya “körleştirme” üzerine! 

Bay Karaman şu tespiti yaparak yazısını bitiriyor: 

“- Ankara Başsavcılığı 15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra A Haber televizyonunda Dalaman’daki esrarengiz helikopterler ile ilgili bir yayına yayın yasağı getirmiş. Bu yasağın gerekçesinin de konunun derinlemesine araştırılması olduğunu iddia etmişti. Fakat anlaşılıyor ki bu araştırma özenle yapılmamış. İlgililerle görüşüldüğünde Muğla soruşturma konusunda topu Ankara’ya, Ankara da Muğla’ya atıyor. Sonuç olarak 17/25 darbe girişiminin ardından başarılı bir sınav verdiği düşünülen yargı Dalaman’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaçırılması yönünde yapılan planlar ve özellikle üç helikopterle ayyuka çıkmış iddialar konusunda gerekli hassasiyeti göstermedi.”

Dikkat ediniz, ÜÇ HELİKOPTER iddiasıyla alakalı olarak –hem de!- A Haber’in yaptığı yayına “yasak” konuluyor! Muğla savcılığının bu iddiayı ki iddia olmaktan çıkmış bir gerçektir, soruşturmaya başlaması, bunun üzerine devreye Ankara savcılığının girmesi, dosyayı ısrarla talep edip alması, bu safhada yayın yasağı getirmesi ve ardından da dosyanın “uyutulması!” 

Suikast timinin liderleri Sönmezateş ve Seymen’in “toplama tim kurma” hakkında verdikleri bilgiler malum, timin kaç kişiden oluştuğu da, iddianamenin de bu yönde tespiti mevcut, o halde ÜÇ HELİKOPTERDE KİMLER VARDI? Darbeci, Fetocu olup olmadığı mühim değil, cumhurbaşkanı yaverini bile Dalaman’daki üsse geldi diye “suikast timi” içine alan mahkeme heyetinin gözünden bu “üç helikopter” niye kaçmış veya daha doğrusu mahkeme heyeti de “köreltilerek” niye kaçırılmıştır? 

Suikast timi Çiğli 2. Ana Jet Üssü’nde, helikopterlerin içinde tam teçhizat oturmuş beklerken, “görev için hazır olun” emrini saat 22:00’de sanık albaydan aldığını ifade eden üste görevli Kara Pilot Yarbay Bahattin Akgül neredeyse saat başı “MİT’deki bağlantısı/arkadaşı” ile görüşüp suikast timinin araçlarına “sabotaj” yapar ve cumhurbaşkanının peşinde olduklarını söylerken, niye baskın ile suikast timi orada ele geçirilmemiş, Erdoğan’ı taşıyan ATA uçağı İstanbul semalarında “ring atarken” saat 02:20 civarında Marmaris’e kalk emri gelmiş ve “boş yere” suikast yapmaya gitmelerine izin verilmiştir? 

Vahim mi, komik mi, üzerinde durduğumuz mevzunun çok daha dikkale ele alınmasını gerektiren hadise mi siz karar verin: 

Dalaman’da “kör noktaya” çekilen ve Erdoğan’ı İstanbul’a getirecek olan ATA uçağının pilotu Barış Yurtseven hakkında da FETÖ soruşturması açılmıştır! Bay Yurtseven, iş için müracaat ettiği firmanın “sicil kaydı” istemesi üzerine savcılığa başvuruyor ve “Bankasya kaydı, Bylock kaydı, örgütün pilot imanları sık sık görüşme kaydı” bulunduğu ortaya çıkıyor. İstanbul savcılığının 2017/104356 numaralı soruşturması 2018/8115 numaralı olarak iddianameye dönüştürülüyor ve TCK 314/2’den cezalandırılması talep ediliyor. 

Ne var bunda demeyin, şu var: Suikast timi “FETÖ’cü”, üstelik Çiğli’de durdukları yerde an ve an yarbay Bahattin Akgül tarafından “MİT’e rapor ediliyor”, Dalaman’a inip Erdoğan’ı İstanbul’a getiren ATA uçağının üzerinde “üç helikopter ring atıyor”, askeri araçlar gelip gidiyor, içeriyi kontrol de ediyorlar, uçağın pilotu da “Fetocu”, ATA kalkıyor İstanbul’a yaklaşıyor, etrafında “Fetocu darbecilerin” elindeki F-16’lar cirit atıyor, Kule bunu söylüyor, pilot “ineceğiz” diyor, durumu Erdoğan’a söylüyor, “ışıklar kapatılsa da inebilir misin?” diyor, “inerim efendim” diyor, unutmadan, Erdoğan uçağa bindikten sonra kalkmadan pilotlarla konuşuyor, “doğru konuşun kimden yanasınız?” diyor, bu pilot “sizden efendim!” diyor ve uçak İstanbul’a iniyor! İndikten SONRA da F-16’lar havalimanı üzerinde ses üstüne çıkıp camların kırılmasına sebeb oluyor! 

Tüm bu gariplikler içinde de “adalet yerini buldu!” oluyor, öyle mi? 

Erdoğan’ı Marmaris’te otelde koruyan koruma ekibi “FETÖ’cü” çıkıyor, tutuklanıyorlar, Dalaman’a getiren helikopter pilotu “Bylock’cu” çıkıyor, (sonradan “Mor Beyin” denilerek aklanıyor), bindiği uçağın pilotu “FETÖ’cü” çıkıyor, bunlar varken Çiğli Askeri Üssü’nde bekleyen suikast timi “FETÖ’cü” çıkıyor, “üç helikopter” hakkındaki soruşturma kapatılıyor ve 15 Temmuz da “FETÖ’cü oluyor!!! 

Muğla ağır ceza mahkemesinde cezalandırma ile biten cumhurbaşkanına suikast davası, işte böyle gariplikler içerisinde bir dosyaya sahip. Sadece bu dosya içerisindeki gariplikler ve “körleştirilen” hususlar üzerinde durulsa, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün tüm içyüzü ortaya çıkar, kanaatindeyiz. “Delilden faile” usulü takip edilmedikçe, deliller ve failler hatalı yorumlanabilir, sadece “itiraf edenler” ile kalınır. Bu ise hem millet hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan için risktir! 
 
 
Notlar:
1) Kriter Mayıs 2018 / Yıl 2, Sayı 24
https://kriterdergi.com/yazar/nazif-karaman/dalamanda-sinifta-kalan-yargi

 


Baran Dergisi 662. Sayı
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.