Milli Mücadele-Lozan-Cumhuriyet ve Tek Parti İktidarı (IV)


Kazım Albay

Kazım Albay

22 Haziran 2018, 14:43

3- ULUS DEVLET MESELESİ
Burada ulus devlet mevzuuna kısaca değinmek gerekir. Batılılar kendi aralarındaki din savaşlarını 1648 Westfalya antlaşmasıyla sonlandırmış ve papalığın diktasına karşı “laik devlet” modeline geçerek iktidarı kralların elinde toplamıştı. Bu krallar, genelde münferit uluslardan oluşan ülkeleri yönetmekteydi. Fakat bizde birçok kavimden oluşan imparatorlukta ulus devlet modeli İslâm kavimlerinin beraberliğini ortadan kaldıracak, Türk-Arap-Kürt vs. kavimleri birbirine düşürür mahiyette olacaktı. Osmanlının kavimleri bir potada toplamasını düşünelim. Batılılarda bir açıdan çözüm olan ulus devlet modelinin bizde yeni ayrışmalara kapı aralaması kuvvetle muhtemeldi. Halen Güneydoğuda süren ayrılıkçı hareketleri buna misal verebiliriz.

Diyarbakır’da CHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu “ulus devletin miadı doldu, tekçilik, bu coğrafyada bana göre huzur, refah ve mutluluk getirmedi”(1) derken bu durumu itiraf ediyordu aslında. Şunu tekrardan belirtelim ki uluslaşma ve sekülerleşmenin Batıda oynadığı rol ile bizde oynadığı rol aynı değildir. Bir çok mevzuyu o toplumun şartlarına göre değerlendirmeliyiz. Çünkü aynen almak aynı neticeleri vermeyebilir.

Liberal görüşteki Taha Akyol, “Lozan sıradan bir barış antlaşması değildir” derken İmparatorluktan ulus devlete geçildiğini, kurulan yeni rejimde ise ulus devlet gereği çok hukuktan, vatandaş temelli hukuk birliğinin uygulandığını ve Tanzimat’tan bu yana gelen sürecin (Batılılaşma) en yüksek aşamasının Lozan olduğunu söylüyor ve şunu itiraf ediyor:

“Lâiklik kelimesi de Lozan’da ilk defa telaffuz edildi. Türkiye’de din ayrımına değil, vatandaşlık esasına dayalı bir düzenin kurulacağı ‘lâiklik’ diye adı konularak Lozan’da kayda geçti.”(2)

Ulus devletin Batı tarafından neden istendiğini ve bizim gibi çok kavimli devletlerde sorun oluşabileceğini dikkate almamız gerekir. Gayrimüslimlerin hukukunu korumak bahanesiyle ileri sürülen laiklik ise aslında ulus devletin seküler karakteri gereği bizim din ile bağımızı kesmek için istenmiştir. Ulus devletle biz kavmiyetçiliğe kayarken, laik hukukla da toplumda kültürel bağ koparılıyor idi.

İmparatorluktan ulus devlete geçmeyi başarı olarak göstermenin çelişkisi bir yana, Batının bize neden ulus devlet modelini empoze ettiğini düşünmek lazım.

Bir de şunu ekleyelim: Dün bize ulus devlet modelini dayatanlar bugün ise artık küreselleşme var, ulus devletler dizayn edilecek, diyebilmektedir.

4. DIŞ BASKILARLA OLAN ISLAHAT VE DEVRİMLER
Bizdeki değişimlerin dış alakasını biraz araştırırsak, güçlü ülkelerin zayıf ülkelerin içişlerine karışıp kendi siyasetlerine uygun pozisyonlara zorlamasının, hem geçmişin hem günümüzün realitesi olduğunu görürüz. Tanzimat ve Islahat Fermanlarında o zamanın güçlü Batı ülkelerinin telkin ve tazyikleri üzerinde durmak lazım.

Tanzimat Fermanı iç tazyik veya dış tazyik veyahut her ikisinden çıktı, şeklinde farklı görüşler var. Ama Islahat Fermanı’nın tamamen dış baskıyla olduğu konusunda araştırmacı ve tarihçilerde ittifak mevcut. Bizce, Tanzimat’ı ilan eden paşaların ilişkilerine bakarsak dışarıyla bağı kesin, ama baskının derecesinde rivayetler muhtelif.

Tanzimat’ın ilanından sonra şu gelişmeler tezimizi destekleyici ve dikkat çekici. Mısır ve Tunus’ta Tanzimat Fermanı ilan edilsin diye, yabancılar baskı yapıyor. Mısır’a İngiliz, Tunus’a Fransız donanması gidiyor. “Tanzimat’ı ilan etmezseniz, şehri topa tutarız” diyorlar. Fransız Hariciyesi Tunus’a, “ Osmanlı’ya 30 yıl uğraştık, kabul ettirdik. Sen mi direniyorsun?” der.

“Tanzimat-ı Hayriye” diye vasıflandıranlara karşılık mütefekkir Necip Fazıl’ın “Tanzimat-ı Şerriyye” yakıştırmasını hatırlatalım. Belki ciltler dolusu evrak ve belgenin hülasasını düşünce adamının bir tesbiti veriyor.

Islahat Fermanının dış baskılarla ortaya çıktığı açık. Tanzimat Fermanında verilen haklar, Müslüman ile Hristiyan’ı eşitleme amaçlı idi. Islahat Fermanı ise Tanzimat’taki hakları koruduğu gibi gayrimüslimlere yeni haklar getirdi. Islahat Fermanı, Kırım Savaşı için yardıma çağırdığımız Batılı devletlerin baskısı ile ortaya çıktı. İngiliz ve Fransız elçiler bazı maddelerde doğrudan etkili oldu. Ne gariptir ki, Rusya’nın Kudüs’te Ortodoks Hristiyanlara imtiyaz talebinin reddinden dolayı ortaya çıkan Kırım Savaşı’nın sonunda, Osmanlı Batılı ülkelere başka imtiyazlar tanımak zorunda kalır.

Tanzimat Fermanını ilan eden Mustafa Reşit Paşa, Islahat Fermanına tepki gösterir, “çok taviz verildi” diye. Islahat fermanını kendisiyle aynı zihniyete sahip Âli ve Fuat Paşalar hazırlamıştı. Anlaşılan boynuz kulağı geçmiş. Rumlar ise, Ermeni ve Yahudilerle bir tutulmalarından rahatsız oldular. Müslümanlarla eşit olmaya razılar ama, Ermeni ve Yahudilerle değil. Müslümanlarla gayrimüslimlerin eşitliğinin Müslümanların aleyhine olduğu, birçok kapitülasyona yol açtığı ve dış müdahalelere zemin hazırladığı sonraki hadiselerden anlaşılmıştır.

Batılı devletler, sadece ilan edilmesine değil uygulamasına da müdahil olmuşlardır. 1859 yılında yabancı devletler Osmanlıya, “Islahat Fermanını uygulayın” diye, muhtıra veriyorlar. 1861 de Lübnan ve Girit’in statüsü değişir. İngilizler daha tavizli Islahat Fermanı ister. 1859 tarihli Kuleli vakası ise, Islahat Fermanına karşı içerde bir darbe girişimidir.

1876 Kanuni Esasiyi hazırlayan Yeni Osmanlılar Hareketi ve Mithat Paşa, Batıyla yakın ilişki içerisindeydi. Ama yerli unsurlarca da değişim gerekli görülüyordu. 1876 Kanun-i Esasî’de Batı tazyiki dolaylı veya direkt var. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı akabinde Abdülhamid Han’ın İttihat ve Terakki tarafından indirilmesi ise Batının ve Yahudi’nin planlarına doğrudan hizmet etmiştir. İttihat ve Terakki’nin yapısına baktığımızda ve Halifeyi indirmeye gelen heyetinin içinde bir Yahudi’nin olmasını düşündüğümüzde daha önceki değişimlerin bir devamı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Tanzimat, Islahat Fermanı I. ve II. Meşrutiyet’te Batının müdahale ve yönlendirmeleri açık iken Lozan’da hem de galip Batılı devletlerin yönlendirmelerinin olmadığını iddia etmek akla ve hayatın tabiî akışına aykırıdır. Zaten işin neticesinde yapılan Batıcı çizgideki siyasî, idarî ve hukukî düzenlemeler de bunu ispatlamaktadır.

Bütün bunlardan sonra Lozan’ın imzalanması ve Ankara’da Cumhuriyet rejiminin kurulmasının Batı etkisiyle olduğunu iddia etmemiz pek tabiidir. Bilakis aksini iddia etmek mesnedsiz ve gayri tabiidir.
 
Dipnotlar
1.http://www.hurriyet.com.tr/gundem/bekaroglu-ulus-devlet-miadinin-doldurdu-28332249
2.Taha Akyol;  Sefa  Kaplan, Açık ve Gizli Oturumlarda Lozan Tartışmaları, Doğan Kitap, İstanbul, 2013, s. II.



Baran Dergisi 597. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.