Mutluluk Medeniyeti


Gülçin Şenel

Gülçin Şenel

30 Ağustos 2017, 19:43

Haberin mottosu şu: “İslâm’ın Batı Tipi Medeniyet Kurma İhtimali Yoktur”. Kim söylüyor bunu? ODTÜ Felsefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Yasin Ceylan. Medrese eğitimi görmüş, İmam Hatip’te okumuş, İlahiyat bitirmiş, neticede ODTÜ’de felsefe profesörü olmuş. Koskoca profesör vardır bir bildiği diyerek Habertürk’teki röportajı başından sonuna kadar okudum. Sukût-u hayâl. Diyor ki:

“İslam medeniyeti diye bir iddia söz konusuysa, o medeniyet Batı dünyasının tanımladığı bir medeniyet olamaz, çünkü o medeniyetin unsurları daha çok öbür dünyaya yöneliktir. Şimdiki İslam dünyasının 100 yıl öncesinden daha iyi olduğunu mu sanıyorsunuz, hiç iyi değil. Yüzyıl önce İslam dünyası başta Osmanlı olmak üzere, galip güçler tarafından paramparça edildi. Aradan yüzyıl geçti, 50’ye yakın İslam ülkesi var, hangisi ne yapıyor? Özellikle bu son zamanlarda tekrar dini kimliğe, eğitimde dini kavramlara, başarılı gençlik yerine dindar gençliğe dönüş ideali var ve bu çok yanlış. Böyle bir gençliğin Amerika, Avrupa gençliği ile yarışabilmesi size makul geliyor mu?”

Batı dünyasının “tanımladığı” bir medeniyeti İslâm’ın tasavvur edeceğini düşünebilmek, bu kadar zihnini Batı’ya kaptırmak? İnsan gerçekten lal oluyor. Devam edelim:

“Çünkü Müslüman, dünya mutluluğu peşinde değildir, öbür dünya mutluluğu peşindedir. Ben 14 yaşımdayken Kuranı Kerim’i Arapça tefsirlerinden okuyan bir insanım. İslam metinlerinin nasıl bir dünya görüşünü sunduğunu iyi bilirim. İmam hatipte okudum, medreseden geliyorum, İslam’ın ön gördüğü dünya, öbür dünyaya yatırımdır, buraya geçici bakar. Dünya mutluğu ikinci plandadır, asıl mutluluk ertelenmiş mutluluktur. Bununla ilgili, “Burası öbür tarafın tarlasıdır, ne ekersen onu biçersin” gibi birçok hadis var. Bir insanın zihninde bu varken neden bu dünyada bu kadar başarılı olsun? Yatırımı öbür tarafadır. İslam’ın Batı tipi bir medeniyet kurma ideali yoktur, ihtimali de yoktur. Batı medeniyetinde, bilim, sanat, edebiyat, refah, neşe, şiir falan var. İslam böyle bir toplum öngörmüyor. Ben de iddia ediyorum ki dünya mutluluğu olmadan başarı olmaz, dünya mutluluğu olmadan ahlak da olmaz. Mutsuz insan ahlaklı olamaz, sevemez. Mutsuzlar arasında dayanışma da olamaz.”

Hani derler ya neresini düzelteceksin? Oysa profesör gayet iyi biliyor ki, “çok beğendiği” Batı dünyası, Ortaçağ’da bir domuz hayatı yaşarken Müslümanlardan öğrendikleri ile insana benzemeye çalışmış ve kendi kökenini dayandırdığı eski Yunan’ı bile Müslümanlardan öğrenmişti. “Bu gerçek de dünya düşünce tarihinin tasdikindedir.”

Diğer yandan elbette İslâm’ın “Batı tipi bir medeniyet kurma ideali yoktur.” Bunu Söylemeye hacet var mı? Bin küsur yıl dünyaya hükmetmiş, gerek askerî, gerek fikrî, gerek ilmî olarak dünyaya yön vermiş İslâm medeniyeti karşısında, üç buçuk asırdır dünyaya hükmetmekte olan Batı medeniyeti kıyaslanamaz bile. Tüm dünyayı kan gölüne çevirmekten, ahlâkî olarak insanları çukurun da çukuruna iten bir medeniyete elbette İslâm kendi hâkimiyeti altında “ihtimal bile” vermez. Meğer Batı’dan başka yerde şiir filan yokmuş, sanat ne gezermiş. Divan edebiyatına hiç girmeyelim isterseniz, çünkü profesörümüzün ilmini (!) fazla zorlamak olur bu.

“Ya o insanlar ahirete çalıştıkları için mutlularsa? İnsan tabiatına aykırıdır, insan tabiatı bu dünyaya yönelik mutluluk ister. Dünyasını mükemmelleştirmeyen insan kim olursa olsun mutsuzdur. Dünyevi mutluluk, başarı ve ahlakın temelidir. Dünya mutluluğunu bypass eden herhangi bir düşünce, din, rejim, insanlığa zarar verir. Ama İslam âlimleri, “Hem dünya hem ahiret için çalışın” der. Bu bir safsatadır. Her ikisini bir arada yapmak mümkün değildir. O yüzden Müslümanların çoğu ikirciklidir. İçten içe refahı, dünyayı, hazları ister ama zihindeki değerler onları günah sayar, öbür tarafı ister. İçi dışı bir olmayan insan olurlar.”

Şu mutlu profesörün mutluluk anlayışına da bir bakalım. Dünyevi hazları, dünyevi istekleri tatmin “mutluluk” demek ona göre. Peki, bir felsefe profesörü olarak bize söylesin, hangi filozofun “mutluluk anlayışı” acaba kendisiyle örtüşüyordur? “Kendini bil” diyen, mutluluğun anahtarının kendini bilmekte yattığını savunan Sokrates’le mi? “Hazların peşinde koşan ya da her istediğini yapan kişi değil ölçülülüğü arayan ve bunu uygulayan kişi mutludur” diyen ve mutluluğu, bir ruh ve bir bedenden oluşan insan varlığının ruhun yol göstericiliği ile ulaştığı şey olarak tanımlayan Platon’la mı? Yahut, “Yaşanmaya değer hayatın dışavurumu mutluluktur” diyen Aristo’yla mı? Niçe’ye, Kant’a, Bergson’a hiç girmeyelim…

İslâm’ın “mutluluk” anlayışı elbette insanı “kendi nefsiyle mücadeleye”, “yaşanmaya değer hayat”a davet edecektir. Nefsin hazlarının ve isteklerinin sonu gelmez bir kuyu olduğunu öğretir. İçine düştükçe daha dibe battığın… Nefsin isteklerini tatmin ile “mutlu” olduğunu sanmak “geçicidir.” Dini filan bırakın, felsefe tarihi gösterir ki insanın mutluluk arayışı “ebedi” olana özlemdir. Her medeniyetin bir ahlâkı vardır da, o ahlâk nedir ki? Felsefe bir ahlâk oluşturabilir mi? Ahlâk demek haddi zatında din demektir. Ahlâkın hakikati de İslâm’dadır.

Bu mutlu profesöre göre “felsefe ile ilgilenen adam dinden kopar, inancından şüpheye düşer”miş. İmam Gazali’nin de Müslüman düşünürlerin önünü kestiği şeklindeki klasik-bayat görüşü öne sürmeyi de ihmal etmemiş.

Bu mutlu profesörün, üstelik felsefe profesörünün, İslâm mütefekkirlerinden haberi olmadığı da açık. Türkiye’de zaten bol keseden dağıtılan akademik ünvanların ne kadar “ölçülü” verildiği bu mutlu profesör sayesinde tekrar açığa çıkmış oldu. Acaba doktora tezi filan neydi? “Hazların peşinde mutlu hayatın tecessüm etmiş hâli Batı” filandır herhâlde. İşte Akademi dünyamızın düştüğü hâl, Batı’yı okuyunca, (hemen yelkenleri suya indiren), üstelik dinî ilimler tahsil etmiş adamın sudan çıkmış balığa dönmesi. Bu profesör örneğini bütün akademimize, entelijansiyaya (varsa), aydınlara (neredelerse) tatbik edebiliriz. Hep aynı Batı karşısında “apışmış” hâl.

Biz söyleyince tesiri oluyor mu bilmiyorum ama söylemezsek de olmuyor. Bu ülkede Necib Fazıl okumayan, Salih Mirzabeyoğlu okumayan, “Ama Gazali (r.a.) bık bık” ezberini tekrar edip duran, üstüne bir de İslâm tefekkürünün meseleleri hakkında ahkâm kesen kimi görürseniz, kaçın oradan. Orada cehaletten, Batıya hayran apışmış bir zihinden başkasını bulamazsınız.

Baran Dergisi 555. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.