Ölüm Odası B/Yedi: Sır İdrakı (Genc -i Gaybı) - 156

Ölüm Odası B/Yedi: Sır İdrakı (Genc -i Gaybı) - 156

MATLA’ Beyit: Dürr-i dendânı vasf içün bi-reyb / Açılır tab’ıma hazîne-i gayb… (Şeyh Gâlib)… “İnci dişlerini vasf etmek için şübhesiz — Açılır tabiatıma gayb hazineleri!”…
Tab’: Tabiat. Karakter. Mühür… Tab: Kuvvet, takat. Hararet… Genc: Gizli hazine.
*
DÜRR-İ Dendane-Dişlerin inciliği, ince dişler: 323: DÜRR-İ Dendene-Mırıltıyla, yavaş yavaş söylenen sözler… KAİM-İ Makam-Birinin yerine geçen: 323: KARİHA-Zihin kuvveti. Fikretme kuvveti. Her şeyin evveli. Kuyudan çıkarılan ilk su… GUSTO Müslüman-Müslüman zevki, muhatab anlayışı, zevken idrakı: 322: KURTUBÎ-Hâlid bin Velid Hazretleri’nin kılıcının ismi. (Fely: Keskin kılıç. Şiirin ince mânâlarını çıkarma. Bît ayıklama… Bît: Kuvvet, gıda. Kut, rüyâ)… EBU Halid-Köpek. Canavar. (Basar: Köpek. Kelb. Sezgi. Kalb. Feraset. Ekşi yüzlü adam. Sert mizaçlı, çabuk anlayışlı): 643: EBU’T-Türab-Hazret-i Ali’nin çok sevdiği, Allah Sevgilisi’nin bir sözü üzerine olan lâkabı.  Allah Sevgilisi, bir gün onu toprağa otururken görmüş ve “Toprağın Babası” anlamına gelen “Ebü’t Turab” diye lâtife etmiş, bundan sonra ona bir lâkab olmuştur… EDEB-Hâne-Helâ. Hâl. Hâlihazır. (Yevmiye: Üstadım, her hâliyle harika belirten Seyyid Abdülhakîm Arvasî Hazretleri için – “Helâya gitmeyecek midir? Bu edebin içinde bu kadar!” der; söylenebilen… Müslüman için Dünya, bütün zaruret ve mazeretleri nazara alınarak, EDEB-Hâne olması gerekendir!): 643: TEREMMÜD-Yanıp kül olma. (Koç Burcu, unsuru Ateş, yıldızı Merih ki, Akreb Burcu’nda da görünür; vücutta tesir yeri “Baş ve beyin”, Simya’da “Yanıp kül olma” safhası… Fuzûli’nin, “kül olan bir daha yanmaz!” demesini hatırlayınız... Üstadım’dan: Allah, Resûl aşkıyla yandım bittim kül oldum, — Öyle zaif düştüm ki, sonunda Herkül oldum!): 643: HALİÇ-(Yevmiye:Haliç’in neresinden bir bardak su alsanız, aynı çıkar… İspanyolca, Calavera: Kafatası. Eğlence yeri, oyalanma yeri. Zamparalık… Calavera: Cala-vera… İspanyolca, Cala: Hâliç, körfez, koy… İspanyolca, Cal: Kireç… İspanyolca, Averia: Kuş sürüsü, kuşhâne… Yine, Averia: Hasar, bozukluk… Osmanlıca devam edelim… Cal’: Terbiyesiz… Câl: Akıl, fikir… Ca’l: Yaratmak, halk. Almak. Yapmak. İş işlemek… Cal: Tuzak, ağ… Calavera: Cal-avera… Avare: Başıboş… Avar: Ayıb, kusurlu… Avarî: Ödünç verilen şeyler… Calavera: Cala-vera… VERA, “öte, ötede” demek olduğuna göre, Üstadım’dan kulağa küpe: “Çözdük her müşkülü derlerse deki, — sonunda varolma müşkülü kaldı!”… Yine ondan: “Aklın aklı olsaydı, ismi gönül olurdu!”… Kafatasının –beynin– varlık hikmeti bu yüzden!)… ESER-Yapı, birinin meydana getirdiği şey. Bir hususa dair Allah Sevgilisi’nden rivayet bulunması. Bir şeyin varlığına delalet eden tesir. Yazılan kitab. (TE harfi, Allah’ın “Kâbid-Kısıcı, sıkıcı” ismine, Esîr mertebesine ve Ay menzillerinden “Kalb”e işaret eder… Kalb gılafının iki yüzü, Mavera-üt tabia’ ve Mavera-üt tab’, iki yüzüyle –fizik ve metafizik– hakikat, kalbin yolu İslâm’da; selim akıl, teslim olmuş akılla): 701: OSMANLI. (Sahabîler dönemi ideal tepesi olmak üzere gerimiz ve ilerimiz arasında bir köprü bil… Üstadım’ın, “ezel kadar eski ve ebed kadar yeni” dediği gençlik gayesinde, bir köprü!)… TEFEKKÜR: 700: TA’KİR-Suyu bulandırma, renk. Kamus. (Zâl harfi, Allah’ın “Müzill” ismine, “hayvanlar” mertebesine, Ay menzillerinden “Mübarek, derece almak, mübarek yıldızlara” işaret eder… Müzill: 1770: Tasarruf-Allah’ın Malik ismini hatırla… Sag-ı Ta’kir-Yıldızım. Fikir dili, basiret dili: 1770: Asr-Muttali olmak. Gözcülük etmek… Terakku’-Sıkıntı ve emek ile kazanma: 770: Taka’ur-Kuyunun derin ve çukur olması. Birr, kuyu, gönül. Çukurlaşma. Derinleşme)
*
SİNN-Diş. Yaş. Yaşanmış olan zaman. Mazi. Yaban öküzü. (Boğa Burcu’nun yıldızı, Zühre: Tarık ve Çolpan yıldızı da denir… Zühre: 217: Rüyâ-Yerden biten ot… Biyoloji: Hayat bilgisi. Herşey hayvan-diri olduğu için, madde de bu vasıflamaya girse de, tabiî büyüme ve üreme içinde olan varlıklara atfedilmiştir; bitki, hayvan ve insan gibi,  yaşayan ve ölen… Biyo-Hayat: 28: Harf sayısı… Ebu Eyyub-Deve. CEMEL. “Bedene: Kurbanlık deve. Nefs: 59: Mehdî”: 28: Hıyat-Perdeler. Manialar): 110: SİM-Gümüş. “Tasvvuf”… MATLA’ Beyt’in Birinci Mısraı: 792: İKTSAR-Sözü kısa kesmek... MEZNEB-Kepçe. Ahz. Kova. İşkence. Suyun akacak olduğu yer: 792= 1791: NESLİ-Han… MÜNŞEAT-(Münşee: Müsvedde yazılı kâğıt. Yelkeni çekilmiş [gemi]… Şira: Gemi yelkeni… Şira: Satın alma. Müşteri. Satın alınma, mal… Şi’ra: İki yıldızın adı… Şir’a: Bir rmak veya herhangi bir su kaynağından su almak için girilen yol. Şeriat… Şi’r: Anlama, idrak. Şiir… Şir: Aslan. Süt. “İlim”… Münşeat isimli eserim hatırlanmalıdır!): 791: MÜŞAKELET-Şekilde bir olma ve uygunluk, benzeyiş. Cinsiyet birliği. Birinin söylediği bir sözü, az çok evvelki mânâya zıd olarak kullanmak.
*
MATLA’ Beyt’in İkinci Mısraı: 2061: GAYN-Bir harf. Susuzluk. (Gayn harfi, Allah’ın Ez-Zâhir ismine, Külli Cisim mertebesine ve Ay menzillerinden Re’sul Cevza’ya işaret eder… Külli Cisim, cismin toplamı olan Kâinattır ve her şeyin aslı olan suyun kuşattığı Arş üstüne Allah saltanatını istiva etmiştir… Re’sul Cevza: Vâhid ve Vahîd olarak, Allah ve Allah Sevgilisi… Yaratıcı eşsiz ve Eşsiz Kul)… AMİJE-Şair. Karışmış. Karışık. (Hayâlin duyulaşması ve duyunun hayâlleşmesi gibi, şuurda akıl ve ruhun karışması. Şiir, hakikatiyle, o taraftan batına ve gaybe, bu taraftan eşya ve hâdiseye bakandır; Şâirin karışıklığını gösteren): 63: CİNNÎ-Gizli. Görünmeyen, şuur sahibi varlık ve Allah’tan gelen teklif ve tebliğe muhatab varlık. (Şâir, gaibi kurcalayan insandır, ilhâm sahibidir… Bir fikir verebilir: Gerek “Loji-ilim” ve gerekse “cin”nin ebcedi aynı… Şair’in “Cinnî” ile tevafuku, şöyle veya böyle bir gizliye de izafe değil, aynı zamanda şuurda “vesvese”ye sebeb olabileni de gösterendir… Vesvesenin ilim cihetinden gelenine dikkat)
*
Bir kelime, Sagr: Ağız. Ön dişler. Tepe veya başka bir yerde mağara. Sahil şehri. Etrafı kale ile çevrili şehir.
 
PERSPEKTİF
(ÇERÇEVE-TABLO)
 
LEVHA: 21 Kasım 1986… Bir tahta parmaklığa çıkıyorum ve oradan bir evin sofrasını görüyorum; içeride Annem ve Adile teyzem var… İkisi de güleryüzlü… Ben güya muziplik yapıyorum… Bu eve hemen bitişik ve pencereleri çapraz vaziyette karşı karşıya gelen evde, dayım MEHMED Güleray’a âit… “Bak onlar da beni gözlüyor!” deyip, perde ardında Dayım’ın kızı SEVİNÇ ve Yengem NADİDE’nin olduğunu tahmin ederek el sallıyorum… Bir elim bir evde, diğer elim öbür evde… Sonra bir KAHVEHÂNE’de kahvaltı edip çıkarken, KÜL tablalarını da almış olduğumu fark ediyorum… ESKİŞEHİR’e benzer bir yerde, ordu mensubları bir yerin açılışını filme alıyorlar… Galiba bir TELEVİZYON vericisinin kuruluşunu… Ben kül tablasını iade için “Çay Kahvehânesi”ne giderken, birden çantamın yanında olmadığını fark ediyorum… Kahvede bırakmış olamam… Çekim yapılan köşe başında oturuyordum, acaba orada mı?.. Kahve’den çıkıyorum… Elimde TAHİN helvası var… Çanta köşebaşında yok, acaba evde mi?.. Nerede kaybettim?.. Büyük bir sıkıntı içindeyim… Yolda yürürken bir sürü KÖPEK görüyorum… Acaba KUDUZ olup da saldıranı var mı?.. Tenha ve KARANLIK bir sokağa gelince, büsbütün çekiniyorum… Köpekler hırlıyor…  Bir evden diğerine geçmek isteyen biri kız öbürü erkek iki GENÇ de korkuyorlar!..
*
KÜNA-Arazî. Tarla. Etrafı çitle çevrili yer: 71: MEÂL-“Geri dönmek ve rücu eylemek” kökünden. Meydana gelen netice. Mefhum. Kısaca mânâsı. Kaynak. Husul yeri, peyda olunacak yer… HASİB-Hesab eden. Allah’ın 99 güzel isminden biri: 71: MESLES-Üçer üçer olmak… HİLÂLE-Ay ağılı, hâle: 71: MÜSELLES-Üç. Üçlü. Üçleştiren. Üçgen… ENAHİD-Zühre yıldızı: 71: AHSEB-Çok iyi hesab edilmiş, münasib. Hasis, sıkı. Miskin, nebat. Saçı kırmızıya yakın. Tüyünün rengi boz olan kızıl deve… SİVAD-Gizli söz. Sır: 71: TABS-İnsan. “Küna”… ARAZ-İşaret, alâmet. İhtimâller. Felâket. Zâtı olmayan hâl ve keyfiyet. Müşterek. Müşter-ek. Herhangi bir cevherin varlığı için zaruri olmayan keyfiyet. (Arz, sunma, takdim… Rüyâda gelen mânâ: Üstadım, takdim edilme yazısını sormam üzerine, “Vereyim ama lüzum yok; herkes biliyor!” diyor!): 71: ESÎ-İlâç yapmak. “Aslolan varlık, aslolan sıhat”… ELYEL-Çok karanlık gece. (İspanyolca, Jergon-Ot şilte: 264: Pervane-Gece ışığın etrafında dönen kelebek. Haberci, kılavuz… İspanyolca, Jerga-Ot şilte. Hasır. Teknik dil. Argo. Bir topluluk ve mesleğe mensub olanların kullandığı mefhum, kavram: 209: Muksit-Adaletle iş yapan… Meselâ bir motorun icâdı, onun gerçekleşmesi için gerekli şeylerin yerli yerince ve yeterince ölçülülüklerde olmasıyla mümkündür…  Her iş ve oluşun adaleti –muvazenesi– kendine has şartlar ihtiva eder… Jargon, bir mesele halledilirken kelimelerde mânâların –kelimede kelimelerin– yığılmasıyla oluşur; uydurma kelime buluşlarıyla değil!): 71: DİVAN-Büyük meclis. Eskiden yaşamış şâirlerin şiirlerinin toplandığı büyük kitab.
*
SABRİYE Erdiş: 813: ARVASÎ Nakşbend… BEYAZ-Aklık. Müsveddenin temize çekilmesi: 813: TETVİBE-Tövbe etmek… DABİ-Kül, ramad. (Koç Burcu, vücutta tesir yeri kafa-beyin, Simya safhası’nda Kül etme’dir!): 813: KABRİSTAN-Mezarlık. (Kabir: 312: Mirzabeyoğlu.)
*
ADİL. (Adile)-Adalet eden. Adalet sahibi. Allah’ın emirlerini doğru tatbik eden. (Bir veli: “Allah’ın emirlerine uymadığım zaman benden büyük zâlim mi olur?”… Kendi nefsine veya çevresine!): 105: AL-İ ABA-Ehl-i Beyt… LADÎNÎ-Ledünni. İndi. Şahsi. Zaruriden fazlası ibadet. Takva, taşkın: 105: MÜHELHEL-Tehlil eden. “Lâ ilâhe illallâh”ı devamlı tekrar eden, tesbih çeken… EZRAB-Diş kökü. (Sinn: Yaş. Yaşanmış olan zaman. Diş. Medine’de bir dağın ismi. Yaban öküzü… Yesrib-Medine’nin eski ismi: 712: Bursa… Sinn-Ot kurutmak: 550: Teakküs-Tersine dönmek. “Nebat. Namazda secde”… İstanbul: 550: Mehdî Salih İzzet Mirzabeyoğlu. “Usûlü, nefsinde Mehdî’yi isbat olan”… Kafşelil-Kepçe. “Üstadım’dan: Benliğim bir kazan ve aklım kepçe — Deliler köyünden bir menzil aşkın, — Her fikir içimde bir çift kelebçe!”: 550: Müstevliye-İstilâ eden. Galib olan. Zapteden. Yayılan, her tarafı kaplayan… Kelebçe: Keleb-çe… Kelebçe: Köpek gibi. Tutan, bırakmayan): 105: HELA’-Korku. Feryad. Hırs. Değer biçmek, takdir etmek.
*
MEHMED Güleray: 354: NEŞD-Taleb etmek, istemek. Yüksek yerde düz yer olmak. Kaybolan şeyi aramak. Bir şeyi gereği gibi bilmek. (Neşîde: Manzume, şiir. Yüksek sesle okunan şiir. Darb-ı mesel derecesinde kullanılan beyit veya mısra… Divan Edebiyatımız şâirlerinden NEŞATÎ: “Adlinle saldın âleme bir ittihad-ı nev / Ezdadı eyledin ol kadar kîneden beri!”… İttihad-ı nev: Yeni birlik… Ezdad: Zıtlar… Muhyiddin-i Arabî Hazretleri, madde içinde geçerli –Simya’daki unsurların birbirine dönüşümü ve Bir’e yönelikliğini hatırla!– şu sözü söyler: Zıdlar birleşebilseydiler, ebediyen ayrılmazlardı!)… PAŞNA-Topuk, ökçe. “Yerden gıdalanan”: 354: MAHZUMOĞULLARI… MEŞDUD-Kuvvetlice bağlanmış olan: 354: MIKTARE-Kelebçe. Kuş ayağına yapılan köstek… Kırgız Lûgatı’ndan bir kelime, Tağ: Dayı.
*
SEVİNÇ-Neşat:129: FATM-Koparmak-kesmek… SALİH-Hâlis: 129: SAVLEC-Gümüş. Misk… NÜCU’-Eser yapmak. Dühul etmek, girmek. Yemeğin hazmolup sindirilmesi: 129: NAT’-Zâhir olmak, aşikâre olmak, görünmek. Deriden yapılma döşek. (İspanyolca, Tez: Ten rengi. Deri… Döşek: Mehd… Mehd tezi!)… MÜCEVVEF-Kovuk, içi boş şey. İçi oyuk. (Kıpçak Lûgatı’nda, Kofa: Kova. Bomboş şey… Hava’: Hâli olmak, boş olmak. Düşmek… Kova Burcu’nun unsuru hava; İkizler Burcu ve Terazi Burcu’nun da… Yevmiye: Sinema rejisörlerine kadar bilinir – “Bir el düşer böyle, yüzünü görmesen de o adamı bilirsin!”… Meskat-Doğum yeri. Düşecek yer: 209: Her-ca. “Her yer”… Müşteri-Balık Burcu’nda “Birleşik”, Yay Burcu’nda da “Birleşik” olarak bulunan yıldız: 950: Doğum tarihim… Erzincan-Doğum yerim… Erzen: Kendisinden sopa ve baston yapılan bir cins sağlam ağaç… Üstadım’ın Çile şiirinden: “Bir asa kes bana ihtiyar ağaç!”… Erzan: Lâyık, münasib, uygun, müstehak, elyâk, şayan, yerinde… Üstadım’ın kabrini ziyaretten sonra, gece gelen rüyadan bir mânâ: “Üstadım mütebessim bir yüzle üzerinde sağlığında giydiği röbdeşambr, elinde topuz kısmı küçük bir adam kafası heykel bastonu ile bana bakıp yürürken, bir kıl mevzuu dikkatimi çekiyor!”… Ben bunları düşünür ve yazarken, çenesi durmayan NİMPA, düzgün birkaç lâf, sonra edebsizlik klâsiği içinde, yukarıda gördüğünüz Üstadım’ın “beni bilici” hâli ile ilgili, “bazıları senin de onların içini bilmeni istiyor!” diyor… Güya dalga geçerek “kendimi isbat için lâzım”mış… Ben de, “Üstadım’ın beni bilmesi, isbat hususunda kâfi!” diyorum!): 129: ATAN-Kovası el ile çekilen kuyu. Su kenarı. Arınıp pak olmak. (Seratan: Ser-Atan… Ser-Atan: Kafa ve gönül… Hemze, Allah’ın “El-Bedi’ ”ismine, “İlk akıl” mertebesine ve Ay menzillerinden “Seratan”a işaret eder; İlk akıl, bütün mertebelerde görünendir, onda bütün mertebelerin hissesi bulunur!)… NİGÂHBAN-Bekçi. Gözcü: 129: NİGİN-Yüzük. Mühür. Hatem. (Kıpçak Lûgatı’nda, Tağ: Damga. Mühür. Hatm. Son… Bit: Bitmek. Son. “Nebatın topraktan bitmesi gibi, son’un hep yeniden taleb edilen ve verici oluşu, hep yeni murada karşılık duruşuna dikkat!”… İspanyolca, Bît: İkili unsur. “Nokta’nın, iki çizgiden oluşması gibi”… Rüyâ’da gelen mânâ: Hakkımda Muhyiddin-i Arabî Hazretleri’nin bir yazısı – “Bit ve pire hakkında en çok yazan odur!”… Bit: Bit, hayvan. Sıfır. Boş. Nokta. Zirve… Kıpçak Lûgatı’nda, Sagr: Geçit. Sınır… Kıpçak Lûgatı’nda, Tağ: Dağ… “Yıldızım”, TAĞ-I Sagr: Dağ geçidi… Tağ-ı Sagr: Geçit sonu… Kıpçak Lûgatı’nda Tağa: Nal. Nalân. “İnleyen”… Tağa Sağr: Zor geçit… BADİRE-Zor geçit. Birdenbire meydana gelen hâl. Kılıcın, namlunun veya her çeşit nebatın ucu: 212: PÎR-Bir yolun tesis edicisi… SAHİB-İ Zuhur: 212: EJDER-Büyük yılan.)
*
NADİDE-Az bulunan, çok değerli. Az görülen, görülmemiş: 64: VİCDAN-İyiyi kötüden ayıran his. Dalma, kendinden geçme. Duyma. Duygu. İnanç. Şuur. Bâtın ile hakkı tanıma. Din, yol… NEDHE-Fazlalık, çokluk. (Tağ: Fazlalık, taşkınlık… Tağ: Damga, mühür. Son. Bit. Bitirmek… Kıpçak Lûgatı’nda, Bütür: Bitirmek, sona erdirmek… Kıpçak Lûgatı’nda, Bütür: Ekşi yüz, çehre… BASİR: Ekşi yüzlü… Basir-Basiret sahibi ve anlayışlı olan. Hakikati anlayan. En iyi ve en çok anlayışlı. Kalb gözü ile gören. Köpek: 302: Mirzabeyoğlu… EBU Halit-Köpek. Kelb: 649: MEHDÎ Muntazır… Halit: Karışmış. Yol ve su gibi umumi olan araziler hukukunda ortak olan kimse… Halit: Buz, soğuk. Meser. “Meserret, sevinç”… Halide: Halid’in, “sonsuz, daimi, ebedi”nin dişisi, kabul edicisi, nefsi… Ebu Halit: 649: Ebu Halide): 64: MEHDİYYE-Mehdiye âit ve müteallik. Hediye. Armağan… ZANU-Diz. (Oğlak Burcu yıldızı Zuhal, vücutta tesir yeri dizler… Cedi: Oğlak… Cedid: Yeni, yenileyici): 64: ECİNNÎ-Cin taifesinden bir ferd. “Mümin yahut kâfir.”
*
EBU Halit: 1048= 49: LEVHA-Bir sayfanın üzerindeki kalın yazı. “Tablo. Seyredilen yerin çizili sureti. Levh”… PERSPEKTİF-Bakış açısı. Görülen yer. Tablo. Çerçeve. Resimde, yakından uzağa doğru küçülen nisbet. (Üstadım’ın Gazete ve Büyük Doğular’da günlük yazılarını, ÇERÇEVE isimli sütununda yayınladığını hatırlayınız!): 776: USUR-Gözcülük etmek… İspanyolca, PERRA-Köpek. Para. “Geçen yıl. Mallar ve emekler arasında müşterek vâhid. Mecazen irfan; Üstadım, “irfan sahibi insan,  bir nevi para gibi sahib olmadığı şeylerin de maliki sayılır!”. Öfke nöbeti. Sabit fikir. Saplantı. Çılgınca fikir, alışkanlık ve basmakalıp bilinenin dışında: 404: HİZAB-Boya, levn. Kına. (Hına-Kına: 59: Mehdî)… KELBÎ-Köpeğe âit, köpekle ilgili: 62: SAĞ-Köpek. Kelb. Öncü. Keşşaf. Meşhur bir yıldız… BEHİME-Dört ayaklı hayvan. (Behm: Çok siyah olan şey. Rengi başka renklerle karışık olmayan… Behim: Düz siyah şey. Alacasız hayvan. Dik, pürüzsüz hayvan… Şâmî: Gece. Karanlık. Siyah, Ululuk rengi. Vehim. Endişe. Fikir… Behimî: Hayvanla, canla ilgili ve âit. Arzu. Şehvet. Cimâ… Cinsiyet içgüdüsü, karşı cinse temayül, “yaşama, besin, savunma” güdüsünden sonra, hayatı taşıyan bedenin bütünü içinde üreme uzuvlarına âit olanıdır; haya kelimesi, hayat’tan gelir. Bu anlamda haya, sadece “cinsiyet uzuvlarına” tahsis edilmiş bir mânâ değil, hayatın bütün alanlarındaki hareketlere şâmil ve neticede “ölçün ne?” ve son tecritte “Mutlak Fikrin Gerekliliği”ne çıkan bir meseledir. Hayanın şu veya bu hususa tahsisindeki ehemmiyet kültürlere göre değişir. Bu çerçevede biz, herkesin hakikatini bir varolan olarak alır, aslını işaretleriz; bu ayrı mesele… Haya: Hicab, örtü… Malûm: “Şiir, bir gizleme sanatıdır!”… Kadeh: Beden. Cam… Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, Cam: Hayvan kılı… Miv: Kıl… Mi’ve:  Meyve kelimesinin aslı… Şair-Şiir yazan. “Kurban devesi, bedene”: 571: Şiar-İz, belirli. Prensib. Kıllar… İnsan bedeninin, hayvanlar cümlesinden şairaneliği ortaya çıktı; Allah ve Sevgilisi’nin tekliflerine muhatab “beyin ve kalb” istidadı ayrıcalığı ile… KEF harfi –Allah’ın “Şekûr” ismine,  KÜRSÎ mertebesine ve Ay menzillerinden “Zira’ ”ya işaret eder. “Zira’: Tarlayı sürmek. Ekin ekmek. Tohum saçmak”. ARŞ’ın altında bulunan bu Arş’ın taayyünü tabaka, Bütün Burçlara hisselerini veren ATLAS tabakasının üstündedir. AKREB Burcu; unsuru su, yıldızı Merih, vücutta tesir yeri “cinsî uzuvlar”, Simya safhasında “Ayırma-Seçme-Haczetme-Eleme-Berzah” safhası.–  Tenasül uzuvları ve makat, bilindiği gibi necis olanların atıldığı mahâl olmaktan başka, tenasül uzuvlarına mahsus, üreme organlarıdır. Birinci durumda bedenin besin sindirim posasının atılması, ikinci durumda insiyak-içgüdü’nün emrinde harekete geçen. İhsaslar bir şey yollamadan uzuvların hissedici olamamaları, nefste tecelli eden ruhun insiyaklarla ilgisi şeklinde, insana mahsus “seks-cimâ”nın, hayvan cinsinden farkıdır; kalb ve beynin dahil oluşu, tahayyülün işin içine girmesi. Herşey gibi, meşruiyeti çeşitli kültürlere dağınıkken, herşeyin herşeyle alâkasının mutlak ölçüsü İslâm’da, GAÎ illete perçinlidir.  Umumî cemiyet hayatı içinde kâfi olan husus, Üstadım’ın verdiği misâlin bu hususa tatbiki, “bir el düşer böyle, sahibini görmesen de tanırsın!” çerçevesindedir; onun deyişiyle, “yanak yanağa bir ahenk içinde” sürmesi gereken hayatın mahremiyeti paylaşımına âit: 1020: SEKS-İngilizce, cimâ… Haya-Hayat’tan ve hicab’tan: 21: Havz-Cem’etmek. Birşey ilâve etmek): 62: MEHDÎ.
 
RÜYA’DA AŞİNA
             
MATLA’ Beyt: Ey çeşm-i mesti kûşe-i mihrâb-aşina / Gamzen ne hastedir ki olur hâb âşinâ — (Şeyh Gâlib)… “Ey mihrab bildiğimiz mest olmuş göz — Gamzen ne istenendir ki olur rüyâda bilinen!”
*
ÇEŞM-İ Mest: 843= 1842: GAMIZ-Anlaşılması güç. Kapalı ve karışık söz. Gamıza, herkesin anlayamayacağı ince mesele. Çukur yer. Zayıf kişi… DABGAM-Aslan, esed. (Aslan Burcu, yıldızı Güneş): 843: İSTİŞFA’-Şifa istemek… DACEM-Eğrilik. (Kec-Eğri, çarpık: 23: Keç- Geçip gitmek, ayrılmak… Keç-Gecikmek: 23: Güneş batmak, kaybolmak. Tıfl, çocuk… Keç-Geç kalmak. Son. “Üstadım’dan bir mısra: Ey genç adam yolumu adım adım bilirsin, — Erken gel, beni evde bulamayabilirsin!”: 23: Keçe-Gece… Keç-Geçerli olmak: 23: Keç-Ölmek. “Akl. İp”… Keçe-Aba, elbise: 24: Keçe-Geç… Keçi-Cedî: 33: Keçi-Geçit… Hepsi Kıpçak Lûgatı’ndan!): 843= 1842: MİRZAZ-Havan eli, havan tokmağı. (MİRZAZ: MİRZA-Z… Z: Ebcedi 7 olan harf, Allah’ın “El-Hayy” ismine, “Hava-Boş” mertebesine, Ay menzillerinden “Sa’du’z zabih-Kurban kesen, boğazlayan”a işaret eder… Sâbi’-Yedi, yedinci: Razze-Ezen, ezici… Cedd-Dede. Kat’ edip geçmek. Talihli olmak: 7: Hebb-Galib olmak. Uykudan uyanmak)… ZAMA’-Susuzluk. (Zaman: Zama-n… Nun: Kalem. Balık. Nur. Varlık… Zaman: Susuz varlık… Hikemiyatta, ruha zaman, mekâna madde izafe olunur… Gayn: Susuzluk… Gayn harfi, Allah’ın “Ez-Zâhir” ismine “Küllî Cisim” mertebesine, Ay menzillerinden “Re’sul Cevza-İkizler, iki rey sahibi”ne işaret eder… İkizler Burcu, unsuru Hava, Simya’da “Sabitleme” safhası): 842: RUHAM-Mermer. (Fransızca Mer, deniz demek… Mer-Mer: İki deniz.)
*
MATLA’ Beyt’in Birinci Mısraı: 1789: MUHTEŞEM-Hârika… MÜSTATRAF-Nâdide sayılmış: 789: İZZET Mirzabeyoğlu… MATLA’ Beyt’in İkici Mısraı: 3625: İHAKE-Kesme. Tesir etme… HAREKET-Kımıldama. Sarsıntı. Davranış. Bir cismin sabit bir noktaya göre yerinin ve durumunun değişmesi. (Hareketin izâfî oluşu: Uzaktan bakılınca, bir otomobilin hareke[te] geçtikten sonra gittikçe kalkış noktasında uzaklaştığı görülür. Şayet otomobilin içinde, onun önüne ve arkasına bakarsak, sabit nokta bizden uzaklaşır bir harekette gibi, görünürken, bir hedef nokta önümüzde bize doğru gelmektedir. Hepimizin hissettiğ[i] birşey: Sanki araba hareket ederken yol altından kaymakta ve o ân sanki araba sabittir de, hareket eden “yürüme bandı” gibi yoldur.): 628: HABİDE-Uykuya dalmış, uyumuş. (Hab: Uyku. Rüyâ… Habb: Denizin kabarması, denizde dalga olması. Hilekâr, aldatıcı. Gammazlık yapan kadın… Habbe: Yol, tarik… Habab: Son derece muhabbet. Su üzerindeki kabarcık… KEF: Köpük. Kabarcık. “Kürsî”… Kef: Avuç içi. Tabanın altı… Tağy: Taşkın. Pabuç. İnleyen. Ökçe. Topuk… Kıpçak Lûgatı’nda KÖBÜK: Köpek… Kelbü’l Ekber: Sema’nın güney yarımküresinde bulunan yıldızların en parlağını ihtiva eden bir yıldız kümesi: 254: Mürid… İmruz-Bu gün: 254: Mihver-Merkez… Kelbü’l Asgar-Sema’nın Kuzey yarımküresinde görülen bir yıldız kümesi: 1343: Asgaran-Kalb ve dil… Çeşm-Göz. Ayn: 1343: Ferzane-Hakîm. Mütefekkir)… MATLA’ Beyt’in toplam ebcedi: 5414: Hut-Büyük balık. Güneş’in Şubat ayında girdiği Burç… MUSA Mirzabeyoğlu: 1418: NECİP Fazıl Kısakürek… NA’Ş-İçinde ölü olan tabut. Kova: 420: FERENGÎS-Zühre yıldızı. (Boğa Burcu’nda sabit, Terazi Burcu’nda “önemli” olarak görülür!)


Baran Dergisi 342. Sayı

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.