Ölüm Odası B/Yedi: Yevmiye: Takdim, Zihin Kontrolü - 27

Ölüm Odası B-Yedi (27)

Ölüm Odası B/Yedi: Yevmiye: Takdim, Zihin Kontrolü - 27

(TELEGRAM - zihin kontrolü bahsinin ana malzemesi behîmîliğin, 12 Mayıs 1983 tarihinde işaretlenmişi niyetine de):
— “Üstadım, Danimarkalı bir kadın gazetecinin, BİZİ AŞKTAN KORU diye bir kitabı çevrildi... Melânette öyle uç noktalara gidiyor ki, söylediği lâflardan neye ihtiyaç duyulduğu anlaşılıyor...”
— “Ne diyor?”
— “Efendim, söylediklerinin tesiriyle anlaşılıyor ki, peygamberler olmasa insan cinsiyet bahsinde bile bir ölçü sahibi olamazdı...”
— “Peygamberler olmasa medeniyet olmazdı, bizim tezimiz. Ama insanda bir de FITRAT var...”
— “Efendim, insandaki istidadın, peygamberlerin bildirmesiyle şuurlaşması... Zaten İlk İnsan - İlk Peygamber’di!”
— “Evet, şuur çekirdeğindeki görünüyor...”
— “Eğer gaye HAZ ise, ne ise o...”
— “İşte, Kur’ân’da HAYVANDAN AŞAĞI diye sıfatlananlar!”
— “Efendim, zannediyorum İsviçre’de, ana-oğul, baba-kız evlenmeleri için kanun teklifi yapıldı...”
— “Olur şey değil! Ama onların ahlâkı da müsaade etmez ki! Kilise, şu, bu...”
— “Efendim, artık eskisi gibi hiçbir şey tepki görmüyor, kanıksandı... Artık ıstırabı kalmadı!” — “Ne güzel söylüyorsun, ıstırabı kalmadı. Adam gazete okurken, şöminenin ateşinden ayağı yanıyor... Bir hastalık var, yanmasına rağmen duymuyor! Yazdım... Istırab bile İlâhî bir lütûf, şifâ yerine geçiyor! Allah Allah, ne hâldir bu! Ne korkunç hâle geldi! Hiçbir devir böyle bomboş kalmadı, hiçbir devir...”

*

Avrat: Kadınlar. Gizli yerler. Mahrem zamanlar: 677. Telegram: 1676= 677.
Mehdî Sabrî Mirzabeyoğlu: 62+302+1312= 1676= 677. Huva’: Tembel olmak. (Küst: Sahil.): 677.

*

Takdim: Arzetmek. Sunmak. Bir küçüğü büyükle tanıştırmak. Öne geçirmek, bir şeyi başka bir şeyden önde tutmak. Bir büyüğün önüne geçip birşey vermek: 554= 1553.
Zihin Kontrolü: 1553.
Mehdî Salih İzzet Mirzabeyoğlu: 553.

*

Ensest. (Ensestet): Aile ve akraba arasında, nikâh düşmeyen kimselerin cinsî münasebeti. Bu ölçü, Adem Aleyhisselâm’dan başlayan ve Allah Sevgilisine gelen silsile boyunca, yekpare bir vahid belirten ve Peygamber Efendimiz’de tamamlanan İslâm’ındır. (NYMPHALAR’ın, diline doladıkları ve Müslümanlar’da zayıf buldukları izâhlardan çıkardıkları meşreblerine uygun alay ve tahrikleri bakımından, burada sadece neye karşı ve ne diye ebced tevafuklarını vereceğim bu mevzu, “Adem ve Havva’nın Çocukları” başlığı altında ayrıca görülebilecek şekilde işlendi; bu süreçte, alay ve tahriklerin üzerimdeki teşvik rolü, NYMPHALAR’ın da açık sapıklıklarına mukabil örtülü iyiliklerinin muzipliklerle yer yer görünmesine vesile oldu... ENSESTET kelimesinin lûgat mânâsı: Şiddet ifâde eden EN ön eki, İslâm’dan yansıyan bir mânânın aksi hâlinde, hemen gelmiş geçmiş bütün toplum dillerinden de anlaşılacağı üzere, bir yasak ve kınamayı göstermektedir. Bu çerçevede, günümüzde “Aile içi şiddet” diye bahsedilen durum
içinde mustakil “bir hâlet” olarak anılması edeblice bir ifâde ediştir veya edeblice olur. Sestet, “sekstet”, yâni “seks” ile ilgili bir kelime. Seks: 6 rakamı. Eşey, yâni kadında erkek ve erkekte kadın özelliklerini belirtiyor... “En” kelimesinin İngilizcede “N” harfi demek olması, yâni bizdeki “NUN” harfi ve kelimesi, Allah’ın “Nur” ismine tekabül eder ve lûgat mânâsı da BALIK... “Şeriat zâhirî akıldır, akıl ise dahilî şeriat”; şer’i ölçüler, cinsî münasebetin ölçüsünü koymuştur. Hem duyu hasselerine bakan, hem de ruh ifâde eder mânâsıyla AKIL, dünyayı idrake dönük yönüyle, ölçü dışı olan işleri nefyetmek mükellefiyetindedir; bunu gerçekleştirdiği kadar, dahilî şeriat hâli içine girer... SURET OLMADAN, MÂNÂLAR ASLA TECELLİYE GELMEZ. Suret mevkiinde, kemiyetler de olabilir, keyfiyetler de. En başa, “âlemde kendi zâtıyla iyi veya kötü yoktur; iyi ve kötü değer ölçüsü, Allah’ın bildirdikleridir” ölçülendirmesini koyduktan sonra, surette iyi ve kötülüğün olmadığını, bunun ayrışan suretlerde tecelli eden bir mânâ olduğunu, bizzat İYİ ve KÖTÜ kelime klişelerinde görebiliriz. İYİ ve KÖTÜ harflerden müteşekkil klişede değil, o klişeye hamlolunmuş mânâda. Merkezinde ALLAH’a RESÛL’ünün gösterdiği yoldan bağlı olma ölçüsü çerçevesinde, KESRET ÂLEMİ’nden VAHDET ÂLEMİ’ne (Çokluk âlemi dünya’dan, Birlik âlemine) doğru ruhî seyirde, herşey iyi - doğru - güzel’e irca olarak CEM olur. Dünya mekânı, insan için takva sahibi olma şartlarında (İBADET için) yaratılmıştır; CEM’den kinaye CİMA’nın HAKİKATİ ve gayeliliği de burada. “Doğrulayıcılık” usûlüyle kavranması ve yaşanması gereken mânânın dış yüz şartları, Şeriat tarafından belirlenendir. Şu ânda biz de, kavrama ve yaşamanın izâhı çerçevesinde, “doğrulayıcılık usûlü ve yaşamanın” mânâsı içindeyiz. Ölçü ve marifet rejimi bir arada, cinsî faaliyeti gaye ve ulviyete doğru vesile hükmünde idrake arzedebilen, İslâm’dan başka bir “hayat tarzı” mevcut değil.): 571. Misâl: Bir şeyin benzer hâli. Örnek. Müz. Rit. Rüyâ. Kıssa, masal, hikâye; bunlardan çıkan ders: 571.
Itak: Hürriyet. Kuvvet. Şiddet: 571.
Şair: (Amije: Karışmış, karışık... Amige: Karışık. Hakikat. Doğrunun sırrı. Çiftleşme.): 571. Şiar: İz, belirti, nişân, ayırd edici âdet. Üstünlük veren işaret. İnsanın gömleği. İnsanın sıfatı. Ölüm. Kıllar: 571.
Âtık(a): Azad edilmiş. Serbest bırakılmış kimse. Yaşlı. Genç kız. Temiz soylu. Eski. Yavru kuş: 571.
Şaar: Ağaç. Şecer: 571.
Sıfat: Vasıf. Nitelik. İlim: 571.

ADEM VE HAVVA’NIN ÇOCUKLARI

Adem Aleyhisselâm ve Havva anamızın kendilerinden doğan çocuklarının durumu, bu çocuklardan doğanların durumundan farklıdır.
Adem Aleyhisselâm, babasız hak Peygamber ve O’nun eyeği kemiğinden yaratılan Havva anamız da, O’nun parçası olmakla babasız.
Adem Aleyhisselâm, YÜCE KALEM, Havva anamız onunla ZÂHİR olan LEVH gibi.
Ruha nisbetle, beden ve her iki yöne de bakan nefs, dişi hükmündedir. Erkek veya kadın, nefs dişi hükmündedir.
Adem Aleyhisselâm, hem nefsi ile, hem de kendinden olan HAVVA dolayısıyla, iki dişi hükmündedir.
Adem Aleyhisselâm’a nisbetle Havva anamız, zamana nisbetle mekân gibidir ki, kendisinden doğan çocuklarla varlık olarak O’nu ayrıştırmaktadır.
ERKEK ve KADIN’ın, ruh ve beden olarak birbirine ilgisi, sanki Adem’in Havva’nın yaratılmasıyla kendinde meydana gelen BOŞLUK’u doldurma isteği olarak, Havva’nın
kendinden olma bir nefs olması dolayısıyla, neticede kendi nefsine olan sevgi; Havva anamız bakımından ise, Adem Aleyhisselâm’daki yerine doğru - vatan tutmaya doğru bir mânâ ifâde eder. Demek ki erkek, doldurması gereken bir DİŞİ BOŞLUK’a sahib iken, kadın doldurulması gereken bir ERKEK BOŞLUK’a maliktir.
Allah, bir şeye OL der, o şey de olur: Allah OL der –bir şeye– o şey de - OLUR... Aynı bunun gibi; EMR (Ruh) Allah’tan, Adem Aleyhisselâm iki dişi, Havva anamız. Mukaddime’deki “iki dişi”, yâni tekrar, yâni yaratılış gözönünde tutulursa, Havva anamızda Hakkın görünüşü daha tamam oldu.
Allah’ın ZÂTI, O’nun iradesi ve “Ol” emri, nasıl üçlü bir birlik oluşturuyorsa, Allah - Adem Aleyhisselâm - Havva anamız da, İNSAN’ın görünüşü bakımından bir üçlü birlikte, OL ve OLUR olarak birleşti. Adem Aleyhisselâm(ın) “iki dişi” hükmünde olması dikkate alınırsa, İNSAN’ın erkek ve dişi olarak yaratılışında, varlık sayısının 4 olduğu anlaşılır.
ADEM kelimesinin sonundaki “Mim” harfi, O’nun varlık sebebi olarak Allah Sevgilisi’nin ismine hamledilebilir. Havva’nın “Ha” harfi de, Mim harfinin Ha’ya bitişmesi olarak, Adem’in A (Elif) harfinin Allah’a işaret olmasıyla, ELİF-MİM-HA şeklinde, Allah’tan başlayan ve Hakk’ın Hakk’a - VAHÎD’in VAHİD’e, Allah’tan gelen insanoğlunun yine Allah’a döneceğine yorulabilir. Allah Resûlü, topyekûn insanoğlu ve varlığın KADERİ’dir; hepimizin kaderi, “zat sırrı neyse o” olarak, O’ndan.

*

MUKADDER: Kader. Kaza - Hakk’ın hükmünün yerine gelmesi. LÂFZEN SÖYLENMEDİĞİ HÂLDE, LÂFIN GELİŞİNDEN MÂNEN MURAD EDİLEN MÂNÂ.
Kadim: Başlangıcı olmayan. Evveli bilinmeyen hâl. (Sırrı ezelde)... Adem Aleyhisselâm, anasız babasız YARADILIŞ’ı ile benzersizken, Hazret-i Havva da O’ndan olmak ve anasız babasız meydana gelmek bakımından, O’ndan farklı bir benzersiz YARADILIŞ’ta.
Milt: Nesebi bilinmeyen... Miltat: Deniz kenarı. Sahil. (Kusto. Fikir adamı)... Nesebi bilinmeyen, bir mânâda “anne babasının veya babasının kim olduğu meçhul”ün karşılığıdır ki, meşhur olanı budur; diğer mânâsı ise, ana babasının veya babasının yok olması bakımından meçhullüktür. Neseb mevzuunun olmaması.
“Adem” kelimesindeki MİM harfinin mânâsı, zamanın maksatlılığı yönünden bakılırsa, ÇOCUK’un, Adem Aleyhisselâm ve Havva Anamız’ın bir araya gelişindeki SEBEB olduğu anlaşılır. Her insanın KADER sırrı da, bu mânâdan.
CEDD: Babanın babası veya ananın babası... Cedde: Büyük vâlide. Nine. Annâne. YENİ OLMAK... Sonu başa bitiştiren bir mânâ olarak, YENİ, yâni ÇOCUK, üçüncü nesilde NESEB bahsine giriyor. CEDD: NESEB... Bu çerçevede, her batında ikiz doğan Adem ve Havva’nın çocukları, onlarla kendi çocukları arasında bir geçit olurken, Ana ve Babaları’nın bahsi edilen özelliklerine nazaran, sonraki insanlardan farklı durumdadırlar; ceddi olmayan.
Nesl: Soy sop. Zürriyet... Nesl: Peteksiz bal... Havv: Bal... Havva anamızdan doğanlar, onun özelliği dikkate alındığında, zamanın ayrışması olan mekânın, bu ayrışma - varlıklarla varlığı bilinir, aslıyla yokluk hükmündeki mekânın durumunda, erkek ve dişi olarak, sanki Adem ve Havva gibidirler. Hazret-i İsâ’nın babasız olmasına karşılık, onlar sanki anasız; babanın ayrışması varlıklar. Havva da, Adem’den ayrılma. Ayrılma olarak Havva özelliklerini alırlarken, menşe olarak Adem özelliklerini alıyorlar; neslin, ileriye doğru intikal ederken mânâsı budur. Kısacası; akrabalık ilişkisinde, erkeklerin durumu Adem’e, kızlarınki Havva’ya benzemektedir.
Havva anamızın mânâsını, “yalan dünya” deyişi içinde, ruhun kökünden gelen bir keyfiyet olan lisân mânâsı çerçevesinde de görebiliriz. Havva: Yalancı... Burada yalancı kelimesi, menfî bir mânâyı kastetmez. Kendisinde Hakk’ın görünüşü tam ve erkek için “nefsini bilen Rabbini de bilir!” hikmetinden olarak maddî-mânevî meyil sebebi olan kadın, mecazî bir mabud (mabude),
bir İlâh (İlâhe)dir. Asla nisbetle yalan dünya, yalancı Havva... Hava’: Hali’ olmak. Boş olmak. NESİL, Adem ve Havva’nın çocukları ile gerçekleşmiş bir mânâ iken, NESEB torunlarıyla tamam olan bir mânâ.
Her insanın Allah’ın bir kelimesi olması hikmeti çerçevesinde, NEVADE: Torun. (Nevad: Dil): 66... Allah: 66... Heyakil: Heykeller. (Kâfir putlarda ne aradığını bilseydi, kâfir olmazdı.): 66.

*

Nikâh: Evlenme: 79.
Mübalâğa: Haddini aşma: 79.
Vahdanî: Allah’ın birliği ile alâkalı: 79.
Zelzele: (Racife: Dünyayı yerinden oynatan vakıa. Şiddetle sarsan sarsıntı. İlk nefha.): 79.
İnkâh: “Lâ İlâhe İllallah” demek: 80. Sehaya: Beyin zarları: 80.
Kes: İNSAN. Kişi: 80.

*


İlm-i Ledün: (İndî, zâtî, nev-i şahsına münhasır ilim... İlmin “vasıf ve nefs” mânâsı, nefsimizin bir hakikati olduğunu gösterir. NEFS birdir, İMÂN birdir; ama nasıl bir bütün olarak vücut hakikatini meydana getirirken vücut azalarının birbirine nisbetle farkı vardır, bunun gibi her insanın nefsinin bir hakikati vardır. Bu çerçevede, Adem Aleyhisselâm ve çocuklarının durumu dikkate alınmalıdır. İçiçe mânâlar: İlim, hayat, nur, nefs.

*

Hazret-i Havva, bir batında her defa ikiz doğurmakta ve İlâhî yasak icabı, aynı batından iki kardeş birbirini alamamaktadır.

*

KARDEŞLİK, bâtının işlerinin dünya işlerine zıd ve nefsin ruha tâbî edilmesi zaruretine binaen, dünya ölçüsünden ayrıdır. Hadîs: “Müminler kardeştirler!”... Burada mânânın mecaz oluşu, dünya ölçüsüyledir, asıl olarak değil. Kardeşlik, ünsiyet, insanda asıl olmak ve bu aslın VAHİD olan Allah Sevgilisi’ne aidiyeti çerçevesinde, O’ndan uzak düşmeyenlerin dünyadaki hissesindendir. Demek ki ahirette de. Müminin imânı açık, küfrü gizli, kâfirin küfrü açık imânı gizli. Aynı bâtından gelmekle beraber, kardeş ve kardeş olmayanlar... Üstadım’ın, manzum olarak ifâde ettiği, iki kutubta bulunanlara âit bir hadîs:
— “Ruh ve nefs iki saf asker, kin ve aşkı bölüşür; — Bir olanlar elele, olmayanlar döğüşür!”

*

Tenasuh (reenkarnasyon), öldükten sonra, çeşidli nevilerden veya insan bedeniyle yeniden dünyaya dönme inanışı. Demek ki, yeniden bedenlenmeden önce durumuna bağlı da olsa, o süre için bir ölümden sonra yaşamaya inanıyor. Kuantum fiziğinin önemli isimlerinden olduğu söylenen Fred Alan Wolf, bedenden ayrı bir zihin varlığını fizik açısından kabulden sonra, bu bakımdan tenasuha ihtimal verdiğini söylüyor. Kendisiyle yapılan bir röportaj’da, bu ŞAMAN inancına nisbetle ve ŞAMAN marifeti niyetine, “peki, ölen babamla görüşebilir miyim?” sorusuna da şu güzel cevabı veriyor:
Çapraz: 214.
Muakid: Birbiriyle akid yapan: 215= 1214. Cevher: Varlığı kendinden olan: 214. Ravh: Rahmet ve kolaylık: 214.
Perdaz: Tertib eden, düzenleyen: 214. Hukuk: 214.
— “Oradan bakılınca akrabalık münasebetleri, burada olduğu gibi olmayabilir; ve seninle görüşmek istemeyebilir!”
Mücerret bir idrak olarak, maddî taraftaki akrabalıkların, mânâda öyle olmayabileceğini gösteren güzel bir cevab. Maddî çerçevedeki akrabalıkların, mânâ ile birlikte ne olduğunu da, İslâmî bir dünya görüşüne göre biz anlattık. İnşallah!

İLK İNSAN - SON RESÛL VE...

Adem Baba ve Havva Anamız’ın, bilmem kaç bin nesil sonrası, BEN... “Kendinden Zuhur” hâlinde, Üstadım’ın “hiç kimseye hiçbir şey borçlu değilsin!” ve “gelişi gidişi muamma olanlardan” diye nitelendirdiği... Kökü Halid bin Velid Hazretlerine dayanan!

*

Miltat: Deniz kenarı. Dimağa ermiş baş yarası: 89.
Hımam: Ölüm. Mevt: 89.
Latîm: Babası ve annesi olmayan. Yüzünün bir tarafı beyaz olan at. Yarış atlarının dokuzuncusu. (Dokuz, tek sayıların sonuncusudur.): 89.
Faiz: Dilediğine eren. Başaran. Korktuğundan kurtulan. Üstün gelen: 89.
Mümehhid: Döşeyen, yayan. Düzenleyen. (Mehdî): 89.

*

(Habibullah: Allah’ın Sevgilisi, Allah Resûlü: 88.)
(Nâzil: Nüzul eden, inen, yukarıdan aşağıya inen, bir yere konan: 88.) (Lahn: Fehmeylemek. Mânâ. Lisân. Lûgat. Mefhum. Fetva: 88.) (Melih: Sâhib-i melâhat: 88.)
(Lehan: Akıllılık: 88.)
(Vefa: Sözünde durma. Sevgi ve dostlukta sebat: 88.)
(Nahl: Bal arısı. Bedelsiz birşey vermek veya bedelsiz verilen şey: 88.)

*

Kaptan Gusto Müslîman: 485.
Kaptan Mirzabeyoğlu: 485.
Müt’eme: İkiz doğma: 486= 1485.
Mermare: Yumuşak vücutlu kadın. (Yevmiye: Marmara’nın-Haliç’in neresinden bir bardak su alsanız, aynı çıkar.): 486= 1485.
Tekvin: Var etmek. Meydana getirmek. Yaratmak: 486= 1485. Tedaî: Birbirini bir iş için davet etmek. Bir şeyi hatıra getirmek: 485.

*

Kadim: Başlangıcı olmayan. Evveli bilinmeyen hâl ve keyfiyet: 154.
Mehdî Muhammed: 154.
Semend: Çevik ve güzel at. (Sahil. Küst. At kişnemesi... Aşiha: At kişnemesi: 321.): 154. Lakita: Doğunca sokağa atılmış çocuk: 154.

*

Adan: Deniz kenarı. (Adn: Vatan tutmak... Adine: Cuma günü. Adem’in yaratıldığı gün.): 125. Ma’(b)ude: Kadın heykeli ve emsali put: 125.
Müske: Her şeyin artığı. Akıl, kâmil zihin. Müracaat olunacak hayır ve fayda: 125.
Mu’cize: Kerametten yüksek, fevkalâde hadise: 125.
Fehem: Anlayış: 125.
Fidam: Süzgeç: 125.
Sine: Kalb. Göğüs. Sadr: 125.
Tuful: Çocuklar. Güneşin batmaya yaklaşması: 125.

*

Mirzabeyoğlu: 322= 1321.
Kurtubî: Halid bin Velid Hazretleri’nin kılıcı: 321. Aşiha: At kişnemesi. (Sahil: At kişnemesi): 321.

*

Mürre bin Ka’b: (Allah Sevgilisi ve Halid bin Velid Hazretleri, geriye doğru 6. babada, bu zât’ta birleşiyorlar... Allah Sevgilisi Neseb silsilesi: Abdullah, Abdülmuttalib, Haşim, Abd-i Menaf, Külab, MÜRRE BİN KA’B... Hâlid bin Velîd Hazretleri’nin silsilesi: Müğire, Abdullah, Amr, Mahzum, (..... kimliği bilinmeyen), MÜRRE BİN KA’B... Mürr-Mürre; “acı” demek, Ka’b ise “tahta çanak”... Mürre’nin babası Ka’b: Cuma günleri toplanmak ve bir araya gelmek an’anesi onunla başlıyor. Kureyşlileri toplar ve kendilerine hutbe okurdu. Allah Resûlü’nün Kureyş’ten ve kendi neslinden geleceğini söyler ve Kureyş’ten O’na yetişecekleri kendisine baş eğmeye davet ederdi.): 389.
Fahiş: Mübalâğalı. Haddini tecavüz eden. İfrat eden: 389.

*

Ka’b bin Mürr: 384.
Mehdî Mirzabeyoğlu: 384.
Kalender: Felyesof. Mütefekkir. Dünya tamahından uzak: 384.

*

Ka’b bin Mürr: 384.
Naka-i Salih: (Naka: Dişi deve. Bir YILDIZ ismi... Salih Aleyhisselâm’ın bir mucize eseri olarak kayanın yarılmasıyla çıkan devesi): 285= 1284.
(Son iki rakam tevafuk etmektedir.)
Naka-i Salih: 285= 1284. Mehd(î) Muhammed - İsâ: 284.


Baran Dergisi 201. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.