Kemalist Yaratıkların Hezeyanları - Hasret Yıldırım

Kemalist Yaratıkların Hezeyanları - Hasret Yıldırım

M. Kemal’e muhabbeti olanları birkaç gruba ayırabiliriz. Birileri, söze “Olmasaydı” diye başlarlar… Devamında “Ezan okunamazdı” ile sizi en hassas yerlerinizden biri ile vururlar. Hâlbuki “o olduğunda” ezan, bin yıl İslâm’ın sancaktarlığını yapanların memleketinde, 18 sene (1932-1950 arası) Türkçe-Uydurukça okunmuştur. Yani “o, oldu da ne oldu?” En kutsî ibadetlerimizden birinin “çağrısı”, aslî lisânı olan (a)RAB-ÇA değil, birilerinin münasip gördüğü kelimelerle okundu... İmam efendiler, müezzinler; “Tanrı Uludur” dedirtilerek, uludular. Eee, Türklük gurur ve şuurunu şiâr edinmiştir Kemalizm! Kurt gibi ulutarak, içlerindeki ölmüş kurdu canlandırdılar…

“O Olmasaydı da Olurduk”
“O olmasaydı, babamız belli olmaz, adımız Yorgo olurdu.” diye çıkan birileri de vardır. Haysiyetsiz, karaktersiz, kendi ninelerinin namusundan şüphe edip ayaklar altına alan namussuzlar… İşgâl İstanbul’unda, parayla veya zorla, gâvurun altına fahişesinin bile yatmadığı bir milletin kadınları, kendilerini üç-beş çapulcuya peşkeş mi çektirecek zannediyordunuz, şeref yoksunları?!. O nineler, namuslarını teslim etmezler, gözlerini kırpmadan canlarını verirlerdi. Günümüzde Batı Trakya’da yaşayan Türklerden Yorgo veya Dimitri isimli birini duydunuz mu? Aslen, “o olmasaydı Yunanların isimleri Ahmed, Mehmed olurdu.” Belki 3-5 sene “esir” kalırdık, lâkin en kısa zamanda devletimizi yine kurardık ve 500 sene bir valiyle idâre ettiğimiz Yunan’ı derdest ederdik. Böylece, kimse üzerimizden silindir ile geçip, 10 yılda 15 milyon genç yaratamazdı. Aslî hüviyetimizle hayatımızı idâme ettirirdik…

Birileri var ki, cin tıynetli tüccarlar… Bunlar, bir yerlerine K. Atatürk dövmesi yaptırıp, ellerinde leblebi-rakı ile “Çıktık açık alınla” türküsü okuyarak; 1 kuruşa mâl ettikleri istismar malzemelerini, 10 kuruşa satan uyanıklardır. M. Kemal bunların geçim kaynağıdır. O olmasaydı, bunlar da olmazdı. 42,79 Lira’ya mâl ettikleri kitabı, 2.500 Lira’ya satacak “keriz” bulamazlardı, aç kalırlardı. Çakmak, anahtarlık, kalem, rozet, biblo, büst gibi yan malzemeler ile malı götürenler de cabasıdır…

Gerici, Yobaz, Betonistler
Hele bir de Ahbesus, Laikus, Demokratus, Çağdaşus isimli; bedenen milenyum asrında, ruhen yontma taş devrinde yaşayan bir grup vardır ki, sormayın gitsin… Heykel fetişisti bu “gericiler”, onun; betondan, bronzdan, tunçtan tuhaf şekillerini yaparak, transa geçerler. Belirli vakitlerde o heykellerin karşısında; nutuk hatmi, andımız resitali, Hindistan stili saygı duruşu yaparak, manevi haz alırlar… Bu cinsten bir Kemalist, mevzuu daha da uç seviyeye taşıyıp, 20 Haziran 1964 tarihli Hürriyet Gazetesi’ne manşet olmuştur. Okuyoruz: “Trafik memurlarına kızan şoför, Atatürk'ün heykeline çıkıp: ‘Ya medet Atam’ diye bağırdı. Taksim'deki abidenin üzerine çıkan şoför Kerim Dinç hakkında ‘Atatürk'e saygısızlıktan’ adlî takibat yapılıyor.” Atası medet etmiş midir bilinmez, lâkin adlî takibat yapılması da ne demek? O “En Büyük Türk” değil mi? Adam, en üst makama nakletmiş derdini, ne yapaydı?

İsrailli Kemalistler
Heykelle “aşk” yaşayanların bir de, “İsrail” isimli terör örgütü teşkilatı vardır. Bunlar silindir şapkaları ile laik vahşetin hâd safhada olduğu yıllarda, entellik-dantellik taslayan görgüsüzler gibi gezerler. Ağladıkları duvarın önünde, tuhaf sesler çıkaran varlıklardır. İşgâl ettikleri topraklardaki en büyük ve tarihi şehirlerden biri olan Yehud'da bulunan; Kemal Paşa heykelinin kaidesindeki yazı kafaları karıştırırken, “acaba” dedirtir… “Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk!. Bütün Türk Milleti ve Türkiye'yi seven İsrail halkı, sana ebediyen minnettar kalacaktır.” İsrail terör örgütü’nün kuruluşu 1948, Kemal Paşa'nın ölümü 1938… Adama demezler mi; M. Kemal size ne yaptı da minnettar kalıyorsunuz, ey İsrail halkı, hem de “ebediyen”!? İfade çok enteresan!.

Bu örgütün Türkiye teşkilatı da vardır… Teşkilatın mensuplarından bir grup örgüt üyesi, evvelki hafta 30 Ağustos vesilesiyle bir kutlama yaptı. İstanbul Büyükada Sinagogu’nda coşan “İsrailli Kemalistler”; Enver Paşa’nın Kafkasya Marşı’ndan aşırma, İzmir Marşı ile kendilerinden geçtiler. Aynı gün, 30 Ağustos ile alâkalı Cuma hutbesinde, M. Kemal’in ismi yâd edilmedi; al sana nur topu gibi bir çocuk… Sanki derdimiz yetmiyor gibi, bir de boş muhabbetler ile gündem dolduruyoruz…

Kraldan çok kralcılar harekete geçtiler. Bunların başını çekenlerden İsmail Saymaz; “Büyükada Sinagogu’nda Musevi vatandaşlarımız 30 Ağustos’u İzmir Marşı okuyarak kutluyor. Var olsunlar. Biz aynı hassasiyeti, 30 Ağustos için cuma hutbesinde Atatürk’ten söz etmeyen Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan göremedik. Size yazıklar olsun...” diyerek militanlık yaptı…

Adama (?) demezler mi, İsmail? Diyanet’e saldırmak yerine, “Acaba M. Kemal Musevi vatandaşlarımız için ne yaptı da, Sinagog’da İzmir Marşı okunarak yâd ediliyor?” Ayrıca M. Kemal Müslüman ise, Kur’ân-ı Kerim ve dualarla adının zikredilmesi gerekmez mi? Musevi vatandaşlarımızın, çalgı-çengi ile 30 Ağustos kutlaması yapması kanına dokunmuyor mu? Neticede bu zafer Müslüman bir cemiyetin, kâfirlere karşı zaferi değil mi? Bir gün aslımıza döndüğümüzde, İzmir Marşı ile geldiğiniz yerlerden; Mehter Marşları ile yer-gök inlerken, kaçacak delik arayacaksınız İsmail… Mevzuyla ne kadar alâkası var bilmiyorum ama, bu şarkı, Grup Vitamin’den sana gelsin İsmail, aklıma geldi… “Kırdığın potlar bini aştı, bak yanlışsın herkes kaçtı… İsmail de buna şaştı… Aklını seveyim Lan İsmail… Lan İsmail, atlı mısın? Yavrum Bağdatlı mısın? Herkes zeka yaşını sorar, lan sen bu kadar tatlı mısın? Ulan İsmail, Ulan İsmail, Ulan İsmail, Ulan İsmail, Ulan İsmail…”

Camilerin İlk Safındaki 6 Okçular
Hazır mevzu da gelmişken, “Hutbede M. Kemal’in ismi okunmadı” tartışması üzerinden, ayrı bir Kemalist cinsinden bahsedelim. Diyanet alenen tavrını koydu ve böyle bir günde, gazi ve şehitler için umumi dua ettirdi, şahıslara takılmadı. Lâkin şunu da hesaba katmadı… M. Kemal’e muhabbeti olanlardan bir grup daha vardır ki, bunlar camileri mesken tutan; Ahbesus, Laikus, Kasketus, Kalbi Temizus isimli yaratıklardır. Umumiyetle Cami kahveleri bunlardan doludur. Bir ajan titizliğinde, olanı biteni tetkik ederler. Din, tarih, edebiyat, felsefe, matematik; hemen hemen her konuda fikirleri vardır. Allâme-i Cihân olsan bunlarla baş edemezsin, her şeyi bilirler. Birinci safı hiç kaçırmazlar. Camiye girerken ellerindeki Cumhuriyet veya Sözcü gazetesini, kasketlerinin üzerine bırakırlar. M. Kemal’in ismi geçen yerlerde, gizli gizli ellerini kalplerinin üzerine götürürler. O esnada bunları bir huşû kaplar, bir huşû kaplar; zannedersin Anıtkabir’de ibadetteler…

İşte bu cinsten birileri, kışkırtma yaparak; diyanetin gönderdiği hutbeyi okuyan imam efendiyi protesto ettiler. Hatta cemaatle de itiş kakış oldu. Hâlbuki bu tartışmalara hiç gerek yok! Camiye girenlere 6 ok rozeti takıp hutbede 10. Yıl Marşı okunduktan sonra namazı da Türkçe kıldıracaksın. Cami çıkışında cemaate M. Kemal heykelcikleri dağıtacaksın, bak daha ses çıkıyor mu? Ondan sonra uzaya çıkmazsak, ben de Amerikalı olayım...


Baran Dergisi 660. Sayı


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.