Provokasyon Nedir, Provokatör Kime Denir?


Gülçin Şenel

Gülçin Şenel

16 Kasım 2018, 14:56

Yaklaşık 30 yıldır İslamcı camianın dilinden düşürmediği, kurulu düzenlerini bozacak, rahatlarını kaçıracak her hareketi yaftaladıkları “provokasyon” kelimesini biraz inceleyelim. Neden Türkçesini değil de Fransızcasını kullanmayı tercih ettiklerini anlayalım…

Kısa ve öz anlatalım. Provokasyon nedir? Türkçede “tahrik etmek” anlamıyla karşılanan kelime, köken itibariyle, Latinceden köken alır “provocare”… Provocare de, “meydan okumak” anlamındadır. Türkçeye Fransızca’dan geçen “provoquer” ise “tahrik etmek, kışkırtmak” anlamına gelir. Ayrıca Fransızca’da sivil itaatsizlik olarak da anlam verilir.

“Provokasyon” kelimesi Türkçe’de 1939 yılında yazılı olarak ilk kez şöyle kullanılmış: “Ruhları biraz daha karıştıran, sinirleri biraz daha germeğe çalışan bir provokasyon mu?”

Provokatör ise 1953 yılında şu şekilde kullanılmış: “17 Haziran hadiselerinde "faşist provokatörleri" meydana çıkarmakta başarı gösteremeyen emniyet polisleri…”

Lakin provokasyon her zaman olumsuz olarak algılanmamalıdır. Bazen olumsuz görünen bir “kışkırtma” aslında olumlu bir netice için yapılır.

Mevcut dengeyi bozacak bir unsurun sisteme dâhil edilmesi provokasyondur. 

Bir annenin çocuğuna derslerinde başarılı olması çeşitli yollara başvurarak tuzaklar kurması provokasyondur. Burada çocuğun provokasyona gelmesi beklenir.

Bir çocuğun futbol maçında arkadaşına küfür etmesi provokasyondur. Provokatör sonunda dayak yiyebilir. Veya aşırı sinirleri bozulan rakibi hata yaparak yenilebilir.

Bir boks maşında güç gösterisi için tarafların birbirlerine bağırması, göğsünü yumruklaması, çeşitli hareketlerle rakibini sinirlendirmesi provokasyondur. Rakibi provokasyona gelmemelidir.

Seyircinin futbolcuya tezahüratı provokasyondur. Futbolcu provokasyona gelmelidir.

Velhasıl Michel Foucault, şöyle demiştir: "Provokasyon kelimesi beni hep rahatsız etmiştir zira kışkırtılmamış (provoke edilmemiş) hiçbir eylem-hareket yoktur." 

Daha geniş alalım: Alışılmışın dışında hareket ederek toplumda “infiale” neden olan hareketler provokasyondur.

Fransız ihtilali bir provokasyondur, Mirabeau, Danton, Robespierre, gibi provokatörler tarafından gerçekleştirilmiştir.

Filistinliler’in İsrail’e attığı her taş, her füze provokasyondur. Mescidi Aksa’ya giden her ziyaretçi provokatördür.

Bazı ressamlar provokatördür. Mevcut sistemi bozucu ve yıkıcı resimler yaparak infiale sebeb olurlar. Picasso bir provokatördür. Ressamları bugün dahi ile resimleri provoke etmektedir. Kubizm, Sürrealizm, empresyonizm gibi akımlar bu tür ressamların provakasyonları sonucunda teşekkül etmiştir.

Bazı felsefeciler provokatördür. “Provokatif bir düşünür olarak Gadamer” diye tez yazan adam, bunu Gadamer’i suçlamak için yazmamıştır. Takdirini göstermek için yazmıştır.

Sokrat Atina sokaklarında milleti tek tek durdurup hesaba çekerken, bugünkü anlamda tam bir provokasyon yapmıştır. Hâkimler onu bu provokasyonu sebebiyle cezalandırsa da, provokasyona gelen Eflatun gibi pek çok felsefeci onun yolunu takip etmiştir. 

“Kuramsal terörist ve nihilist” olarak tarif edilen Fransız düşünür Baudrillard, gelmiş geçmiş en provokatör felsefecidir. "Ne estetik ne cinsel bir inancımız var ama hala bunlara sahip olmayı öğreniyoruz ve gerçek bir felaket olmayacak çünkü sanal felaket koşullarında yaşıyoruz. Hızla çoğalan aşırı şişen ama doğuramayan bir dünyanın bulantısı bu." demiştir.

Provokasyon kelimesinin içini boşalttınız madem, biz de böyle dolduralım dedik. Bu anlamda:

21. yüzyılın kurulu düzeninden rahatsız olmayanlar provokasyona gelmez.

21. yüzyılın kurulu düzeninden nemalananlar her sıradışı hareketi provokasyon olarak niteler ve boğar.

21. yüzyılın vahşi kapitalizmden, dünyayı kana bulayan vahşi stratejisinden, yaptığı zulümlerden rahatsız olan her normal insanın, bu sisteme karşı yaptığı her eleştiri, her eylem, her hareket, attığı her slogan, yazdığı her makale, kitap, çizdiği her resim, söylediği her söz provokasyondur.

Her olayda “Provokasyona gelmeyelim” diyenler, mevcut düzeni, sistemi, yanlışlıkları, kötülükleri sineye çekelim diyenler, “aman ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza bey” diyen Hayriye Hanım’dır.


Baran Dergisi 618. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.