Ramazan Geldi Yavaşla –III-


Bahattin Yeşiloğlu

Bahattin Yeşiloğlu

16 Haziran 2017, 14:49

Yavaş yavaş Ramazanın ortasına doğru geldik. Çevremde gördüğüm insanlardan aldığım intiba, havaların serin gitmesinden dolayı orucu rahat tuttukları… Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem kapılarının kapanması olarak Rabbimiz tarafından mahiyeti belirtilen bu mübarek ayda artık mübarek kapının önüne gelip diz çökerek bol bol tövbe etmeliyiz. Tövbenin ilk aşaması biliyorsunuz pişmanlık duymaktır. Evet, pişmanlık duyarak, canı gönülden nedamet getirerek gözyaşı selinde tövbe edelim. Ağlayamıyorsak ağlar gibi yapalım. Elverir ki ağlar gibi yaptığımız ağlamaya çıkar ve Rabbimizin rahmetine vesile olur. Bu kapıda ağlar gibi yapmamız ikiyüzlülük olmaz Rabbim kalbimizi bilmiyor mu? Başkasının yanında ondan menfaat elde etmek için kendimizi acındırarak numaradan ağlamak riyakârlıktır. Ama Rabbimizin karşısında ağlamaya gidecek olan ağlar gibi yapmak asla ikiyüzlülük değildir. Hedef samimiyet tüten, acziyetimizi haykıran, kalbimizi köz haline getiren ağlamaya çıksın. Rivayete göre Âdem (a.s) yeryüzüne indirildiği zaman günahı sebebiyle vücudu simsiyah kesilmişti. Tevbe edip tevbesi Hak nezdinde makbul olunca, Allah Teâla kendisine eyyam-ı biyz orucunu tutmasını emretti. Her gün vücudunun üçte biri beyazlayarak eyyam-ı biyz’in üçüncü günü bütün vücudu bembeyaz oldu. Sanırım muradımız tamamen anlaşılmıştır.

Ramazan ayında insanı en çok üzen görüntülerden biri de ortalıkta bol bol dilencinin olması… Suriye olaylarından itibaren daha da artarak her kavşakta, her market önünde, her cami bahçesinde özellikle küçük çocukların yanımıza gelip dilenmeleri... Teravih çıkışında örtüye bürünmüş, kucaklarında çocuk, kadınların içli içli seslenerek Allah adını da anarak para dilenmeleri. Çoğu zaman bu kadınları izlediğimizde örtülerini çıkarıp bir arabaya binip hızla uzaklaştıklarına şahit oluyoruz. Yine bir gönüldaşın evinin karşısında bir market ve bir banka. Her Ramazan ayında aynı kadın sırtına minik bir bebeği alarak marketin önünde çöpü karıştırma ameliyesinde. Marketten çıkanların ve bankadan para çekenlerin bu manzara karşısında his galeyanına gelerek kadına para vermeleri. Kadın belli bir süre sonra çöpten ayırdığı meyve ve sebzeleri almayarak aşağı doğru yürüyüp lüks bir araçla uzaklaşıyor.

Bizce tembelliğin doğurduğu içtimaî belaların başında “dilenmek” gelir. Bunlar çalışmadan kazananlar, omuzlarında cemiyet yükünü taşımadan herkesin vardığı neticeye varmak isteyenlerdir. Dilenmek, içtimaî değerleri çiğnemek, işe ve insanlığa saygı göstermemek, kütlenin emekle elde ettiği neticeye yorulmadan, zahmet çekmeden varmaktır. Dilenmek, yaşamak için savaş gücünü ve insanlık şerefini kaybetmektir. Bütün insanlık vasıflarını bırakarak düşükçe kazanmayı en ufak emek sarf etmeğe tercih etmektir. Dilenmek yalnız kendi şahsiyetine kendi şerefine değil, asıl cemiyetin şeref ve haysiyetine tecavüz etmektir ve bu yüzden, dilenmek ne kadar büyük noksanlıksa, onu korumak ve ona cesaret vermek de o derece büyük bir kusurdur. Dilenen cemiyete hakaret ediyorsa, ona cüret veren bu hakareti desteklemekte daha büyük bir tecavüzü yapmaktadır. Sokaklarında dilencilerin sakatlık ve kusurlarını teşhir ederek dolaşmalarına, düşükçe sızlanmalarına, her an insanlık şeref ve haysiyetine tecavüz etmelerine izin veren cemiyet düşüklüğü kabul etmiştir. Hakikaten dilenciler kadar aşağılanmaya layıktır.

Dilenmek sanmayın ki her zaman sefaletin çocuğudur ve hayat buhranı insanları dilenmeğe sürüklemiştir. Hayır, o bir zaman fazilet ve değer zannedilmişti. Orta Çağın dilenci tarikatları, Allah için para isteyenler, benliği öldürmek için alçalma yolundan geçenler, Hak âşıkları altında dua ile ekmek satın alanlar ve tekkelerde imaret kazanında emeksiz yaşayanlardır; ruhun tembelliğini, cidal önündeki korku ve zaafı Allah adına merhamet ve şefkat dilenmekle örtmek isteyenler sefaletin değil, ruh güçsüzlüğünün eseridirler. Ve yine kütleler açlık tehlikesi karşısında kaldığı zaman işçiler işini bırakmağa, esnaf dükkânlarını kapayıp buhranın önünde ezilmeğe mahkûm olduğu zamanlar, içinde cevher olan insan hadiselere karşı koymuş, devre isyan etmiş, beynine kurşun sıkmış, dilenmemiştir.

Dilenmek her zaman sefaletin eseri değildir. Onu koynunda besleyen tembelliktir; beden ve ruhun güçsüzlüğüdür. Çalışma gücünden, iş bulma ve iş vermeyenle savaşma gücünden mahrum olmasıdır. Cemiyetin bütün insanlara verdiği iş yüküne katlanmayarak şerefsiz, haysiyetsiz, düşüklük içinde yaşamaya razı olmasıdır. Dilenciler Hakka giden yolu görmemişler, haktan ve halktan ayrılmışlardır. Dilenen, insan şerefini ayaklar altına alan, olgunlaşma dileğini öldüren, noksanlık ve zayıflık içinde kalmaya mahkûmdur. İnsan, kendinde dünyayı tamamlayan bir kudret gördüğü, işi sevdiği, içindeki ihtiras ve aşk ile muhtar kişilik haline geldiği zaman, kul için ve ekmek için asla alçalma kabul edemez. Varlığını sultana borçlu olan, sultan için ve sultana karşı alçalmayı elbette kabul edecektir. Varlığını Allah’a borçlu olan Allah uğrunda ve Allah karşısında alçalmada ahlâk tecavüzü görmeyecektir. Fakat ruh ve bedeninde yaşama gücü olan ve varlığını sonsuz varlığın sevgisinden çıkaran, hiçbir şey karşısında boyu eğmeyecek, dilenmektense ölmeği tercih edecektir.”

Yazımıza Üstadımızın: “Bu eser, benim bütün varlığım, vücut hikmetim, her şeyim... Ben, arının peteğini hendeseleştirmeye memur bulunması gibi, bu eseri örgüleştirmek için yaratıldım…” dediği eserin son kısmında, ithaf bölümünde belirttiği İdeolocya Örgüsü adlı eserde bu bahisle münasebetli başlıkla son verelim.

Başyücelik Emirler-Parazitler

*Dilenme ve dilencilik, şahit olunmuş ve olunmamış bütün nev’ileri ve tarzlarıyla yasaktır.

*Gerçekten aciz ve çaresiz bir insanın, mahrem planda ve Allah için birinden isteyeceği yardım müstesna olarak, umumi ve içtimai plana akseden her türlü dilenme ve dilencilik, dinin kat’iyetle yasak ettiği bir fiil halinde en şiddetli takibe uğrayacaktır.

*Dilenci, fiilini, izhar ettiği her yerde derhal yakalanacak, tecrit edilecek, en ağır muameleye hedef tutulacak ve cemiyeti bütün parazitlerden tasfiyeye, parazitleri ıslaha ve faaliyet sahibi kılmaya memur hususi devlet teşkilatının emrine suçlu olarak teslim edilecektir. Her ferdi çalıştırmak ve çalışmayana bakmakla mükellef olan bu teşkilata suçsuz olarak teslim olmanın şartı, parazitliğin herhangi bir fiilini irtikâp (kötü bir iş işleme; yiyicilik, rüşvet yeme) etmeden devlete başvurmaktadır. Bu takdirde müracaat sahibi ağır ve cebri muameleden kurtulur ve yalnız şefkat ve yardım görür. Onun içindir ki, cemiyetimizde, herhangi bir parazite yer yoktur. 

*Dilenmeyi ve dilenciliği peçelemek için yapılan sahte öteberi satıcılığı, vesaire (kamuflaj) tedbirleri, dilencilik bahsinde takip ve cezayı şiddetlendirici sebeptir.

*Parazitlerin başka sınıflarını teşkil eden işsizler, serseriler ve mekansızlar, derhal ve en küçük delalet (iş, işaret) ve emareyle hemen yakalanır ve aynı alakalı devlet teşkilatına teslim edilirler.

*Çocuklarını ve aile kadrolarının masum örneklerini dilenme ve dilencilik içinde ökse gibi kullanan ana ve babalar, öz çocuklarının hayatına kasdetmiş olmak derecesinde cezalandırılacakladır.

*Herhangi bir sefalet ve serseri kılığı bile, fiili bahis mevzuu olmaksızın, parazitliğin bir delilidir ve takip mevzuudur.

*Sahipsiz çocuk, murakabesiz genç ve mesleksiz şahıs, herhangi uzak ve yakın bir delaletle derhal tesbit ve tecrit olunur ve hemen devlet sahabet (sahip çıkma, koruma, yardım etme), murakabe ve meslek emrine tabi tutulur. 

*Büyük Doğu mefkûresinin örgüleştirdiği cemiyet, cihanda ve kokmuş cemiyetlerdeki örnekleriyle tip tip ve çizgi çizgi şahit olduğumuz parazit nevilerinden hiçbirine, hiçbir köşesinde yer vermeyecektir.

 

Baran Dergisi 544. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.