Rapor Hakkı Yok, Kılıç Hakkı Var!


Ömer Emre Akcebe

Ömer Emre Akcebe

23 Ağustos 2017, 21:02

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı’nın, Demokrasi, İnsan Hakları ve Emek Bürosu tarafından her yıl yayımlanan “Uluslararası Dinî Özgürlükler” raporunun 2016 tarihli nüshası yayımlandı. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bu raporu, dünyada yaklaşık 200 ülkenin durumunu inceliyor, hükümetler, terör örgütleri ya da bireyler tarafından yapılan din özgürlüğü ihlâllerini ortaya koyuyor. Aslına bakacak olursanız, ABD istihbaratı, 199 ülkenin iç meselelerine ayrı ayrı burnunu sokuyor, elde ettiği verileri istihbarat servisi titizliğiyle raporluyor ve ardından da “dinî özgürlükler” kisvesi altında bu rapor üzerinden kamuoyu baskısı meydana getirerek yeni dizaynlar peşinde koşuyor. Nihayetinde “özgürlük” kelimesi, içi boşaltıldığından beri toplum mühendisliği açısından hâlen en çok kullanılan kelime olmayı sürdürüyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin fiilî “özgürlük” getirdiği Afganistan ve Irak’ın özgür bir şekilde nasıl yok edildiğini yakinen biliyoruz.

Amerikan Raporları

Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyadaki neredeyse her devlet için ayrı ayrı masalarının olması, günlük tutulması ve ardından bunların çeşitli vesilelerle –dinî özgürlük, insan hakları gibi- rapor hâline getirilerek Amerikalı bürokrat, siyasetçi ve işadamlarının bilgisine sunuluyor olmasına kızacak bir şey yok elbet. İçinde bulunduğumuz global dünyada, benzeri çalışmalar yapacak sebebi olmayan devletlere yazık. Tabiî bürokratlar ve siyasetçiler, bu raporları sanki Edmondo De Amicis’in İstanbul ile alâkalı gezisi dolayısıyla kaleme aldığı hatıratı okur gibi okumuyorlar muhakkak. Bu tip raporlarda elde edilen veriler ışığında çeşitli analizler yapıyor ve bunun üzerinden de siyaset belirliyorlar. Kimi ülkelerde, tek başına bu tip raporlar bile, içerideki kuyrukçular vasıtasıyla bir baskı unsuru olarak kullanılıyor ve bu ülkelerin Amerikan menfaatine uygun bir şekilde kendilerine çeki düzen vermelerine kâfi geliyor. Geçmiş yıllara şöyle bir dönüp bakacak olursak, bunu en iyi biz biliyoruzdur herhâlde. Ama yok, kuyrukçuların gücü yetmiyor, siyasî iktidarlar üzerinde bu tip raporlar tek başına tahakküm aracı olarak kullanılamıyorsa; o zaman Amerika bu tip raporlardan elde ettiği veriler ışığında bundan sonraki hamlelerini planlıyor ve iç dengeleri altüst etmek suretiyle yeni yeni dizaynlar peşinde koşuyor. Bir diğer taraftan, Amerika’nın bu tip raporlarında çeşitli eleştirilere maruz kalan şahsiyetini yitirmiş siyasî iktidarlar da, Amerika’nın kırmızı çizgilerine göre hareket etmek suretiyle, nebatî hayata girmiş, makineye bağlı olarak yaşayan siyasî iktidarını uzatmaya bakıyorlar.

Dinî Özgürlükler Raporunda Türkiye

Amerika Birlik Devletleri’nin 2016 senesi “Dinî Özgürlükler” raporunda Türkiye için 22 sayfalık bir bölüm ayrılmış. Bu bölümde Ayasofya’nın statüsünden kiliselere, azınlıklardan Alevîlere dek pek çok mesele işlenmiş. Raporun bütününe baktığımızda, aklımıza ilk gelen bunların 15 Temmuz darbe girişiminde niçin başarısız olduklarıydı açıkçası. Çünkü raporda yer alan somut veriler doğru olmakla beraber, hakkında yapılan yorumlar safsatadan ileri gitmiyor. E, bürokrasi yahut siyasîler için siyaset belirlemekte kullanılan böylesi belgelerdeki hatalar, elbette ki bu raporlara dayanan politikalara da yansıyor. Bu bakımdan bizim için bu raporun en önemli tarafı, Amerika’nın veri toplamaktaki yeteneğini koruduğu; fakat bu verileri analiz edecek kabiliyette olmadığıdır. Dolayısıyla ilerleyen günlerde de Amerika’nın birçok saçma sapan ve başarısız girişimde bulunacağını, kendisini daha fazla rezil edeceğini peşinen söyleyebiliriz.

Raporda Teslim Tutanağı Lozan’a Atıflar

Raporun Türkiye ile alâkalı olan bölümüne dönecek olursak...

İlk dikkat çeken Lozan Anlaşmasına yönelik olarak yapılan bir atıf. Türkiye’nin teslim tutanağı hüviyetindeki anlaşma, bugün hâlen gayr-ı Müslim azınlıklar ile raporun her bölümünde onlarla bir kefeye konan diğer bir azınlık Alevîlerin yasal hak ve özgürlüklerinin ihtar edilmesinde referans olarak kullanılıyor. Halbuki Lozan’da Alevilere herhangi bir atıf olmadığı gibi, ABD halen Lozan’ı resmen kabul etmiş değil! Nereden tutarsan elinde kalıyor kısacası rapor…

Rapora işlenen bir diğer mesele de Diyarbakır Sur ilçesinde yaşanan çatışmalardan sonra enkaz hâline dönen bölgede yer alan ve zarar gören kiliselerin kamulaştırılması hakkında. Amerika bu kiliselerin iadesini istiyor.

Alevîler ile Gayr-ı Müslimler Raporda Bir Kefede

Bir diğer mesele de gayr-ı Müslimler ve raporda her seferinde onlarla bir değerlendirilen Alevîlerin ibadet yerleri ve din adamlarının maaşları hakkında. Cami yapılması ile kilise ve raporda kilise ile bir tutulan cemevi yapılmasının kriterleri örtüşmediği için eleştiri getirilmiş.

15 Temmuz darbe girişimi sonra atmosfer de Amerikalıların eleştirilerinden nasibini almış tabiî. Fetullah Gülen’i bir din adamı olarak değerlendiren raporda, darbecilere cenaze hizmeti verilmemiş olması, darbede Yahudi parmağı olduğu şeklinde yayın yapan basın eleştirilmiş. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun Fetullah Gülen için “ABD’de ölüp gidecek ve Yahudi mezarlığına gömülecek.” Beyanatı da eleştirilen hususlar arasında. (Alındıkları şeye bak... Ne mezarlığına gömerseniz gömün canım, toprak kabul ettikten sonra bize ne...) Bir diğer eleştiri de, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında tutuklanan Batılı ajanların dinî kimliği üzerinden yapılmış. Sanki bu adamlar ajanlıktan değil de, inandıkları din dolayısıyla tutuklanmış gibi bir hava estirilmeye çalışılmış.

Din adamlarının eğitimi, Ekümenik Patriği’nin tanınmaması hakkındaki tenkitler ve CHP’nin Hristiyan Milletvekili Selin Sayek Böke’nin Amerika’nın kanatları altına alınması da raporun diğer bölümlerinden.

Tüm bunlarla beraber bir diğer mesele de İmam Hatipler... Lâiklik üzerinden de Amerika İmam Hatiplerin kapatılmasını buyuruyor.

Ayasofya

Amerikalıları geren bir diğer gelişme de, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açılması hakkındaki kamuoyu baskısı... Demokrat Beyefendiler, Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılmasını istemiyorlarmış. Bu konu hakkında da İstanbul Başkonsolosu başta olmak üzere çeşitli girişimlerde bulunmuşlar. Ayasofya birlikte yaşamanın sembolüymüş... Kimin kimle birlikte yaşamasının sembolü olduğunu biz anlayamadık. Ülkemizde ne kadar Hristiyan var ki, birlikte yaşama sembolü olsun…

Öte taraftan asıl olan şu: Diplomasi hakkı, rapor hakkı, bilmem ne hakkı falan onu geçeceksin. Ayasofya kılıç hakkıdır. Burada devşirdiğiniz neidüğü belirsiz üç beş kuyrukçu sarhoş eliyle değiştirilen statünün artık korunamayacağını kafanıza kazıyın. Bizim kılıç hakkı olarak camiye çevirdiğimiz ve Müslümanların hizmetin tahsis ettiğimiz Ayasofya’yı, Lozan gibi teslim tutanaklarıyla Müze yapmanız, onu öyle tutmaya devam edeceğiniz anlamına gelmez. İş gelir öyle bir noktaya dayanır ki, yine kılıç hakkı devreye girer ve biz Ayasofya’yı bir kez daha cami olarak Müslümanların hizmetine açarız. Bize kalırsa siz şimdiden kendinizi bu yeniliğe hazırlayın ki, travmanız sizi başka hatalara da sevk etmesin.

Tarikat ve Cemaat Yasağı Hatırlatması

Raporda yer alan ve bize göre en önemli başlık ise tarikat ve cemaatlere yönelik resmi yasağın zorlanmıyor oluşu. Rapora göre tarikatlar ve cemaatler aktif olmayı sürdürüyormuş ve devlet hukukî olarak gereğini yapmıyormuş. Bu ifâde, ülkemizdeki iç ihanet şebekesinin açıktan İslâm düşmanlığı yapan kadroları ile gizli İslâm düşmanı mezhebsizlerin ağzından düşmediği için ne kadar da tanıdık değil mi? Demek ki emir tek elden, Amerika’dan çıkıyor ve bunlar da “Yes,sir.” deyip hemen icraata geçiyorlar. Amerikan Cemaati FETÖ’de etkisini yitirdiği için, geri kalanlar zaten Amerikan düşmanı olduklarından, bu sefer kanun yoluyla gereğinin yapılması dayatılıyor raporda. Öyleyse hükümete düşen, tıpkı şapka kanunu garabeti gibi lâiklik ile tarikat ve cemaatlere yönelik kanunları düzenlemesidir. Bu kanunlar milletimize göre düzenlensin ki, Amerika bizim kanun maddelerimiz arasına sıkıştırılmış teslim hükümlerini artık kaşıyamasın, değil mi?

Rapor Türkiye’ye Ne Diyor?

Hasılı kelâm, bu rapor ve satır araları bir toplam hâlinde diyor ki; devlet bürokrasisi eskiden olduğu gibi yeniden Alevilere teslim edilsin, Alevîler ve gayr-ı Müslimler ne istiyorlarsa yapsınlar. Buna mukabil Anadolu’yu bunca operasyona rağmen hâlâ ayakta tutan Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat insanımızın, hele ki bilhassa Nakşîlerin ne kadar hakkı varsa elinden alınsın, tıpkı İstiklâl Mahkemelerindeki gibi darağaçlarında sallandırılsın ki, biz 15 Temmuz’da yarım kalan işimizi becerebilelim. Rapor özetle böyle diyor...

***

Raporun bir bölümündeki gayr-ı Müslim nüfus hakkında da bilgi verilmiş. Toplamına baktığımızda, Türkiye’de 200 bin civarı gayr-ı Müslim azınlık ikâmet ediyor. Amerika’nın matematiğine göre 200 bin, 80 milyondan büyük olduğu için de bizim azınlığa uymamız emrediliyor. Tek kelimeyle rapor hakkındaki yorumumuz şudur: Yersen!

Yersek tamam da, peki ya yemezsek? Hem oradaki ve hem de buradaki ahmak “thinktank”lerinize söyleyin, biraz da bunun hakkında saçmalasınlar. Saçmalasınlar ki, siz de bu safsatalara dayanarak yanlış politikalar üretmeye ve izlemeye devam edin.

Baran Dergisi 554. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.