ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Ortadoğu’da Kazanan Yeni Dünya Düzeninin Adını Koyacak

ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Ortadoğu’da Kazanan Yeni Dünya Düzeninin Adını Koyacak

ABD ile uzaklaşan Türkiye son bir kaç senedir Rusya ile iyi ilişkiler geliştiriyor. Bu çerçevede soracak olursak; Türkiye ve Rusya merkezli Avrasya ekseni mümkün mü? Türkiye, Rusya’ya ne kadar güvenebilir?
“Mümkün mü” sorusunu sadece biz değil, Ruslar da soruyor. Dolayısıyla yazdığım bir yazıda da altını çizdiğim birtakım hususlar var. Rusya’nın misyon anlayışıyla Türkiye’nin misyon anlayışları nerede çakışacak, nerede birleşecek? Bu çok önemli. Rusya ve Türkiye ilişkilerini hangi ideolojinin üzerine inşa edecek? İttifak sadece ortak askerî meseleler ya da güvenlik endişeleri üzerine inşa edilebilir; ama uzun soluklu olmaz. Türk-Rus ilişkilerinde de temel sıkıntı bu. Misal, Milli Mücadele dönemine bakıldığında aramızdaki ilişki ortak tehdit algısı üzerine inşa edilmişti. 1945’te bu yerle bir oldu ve çok daha farklı bir eksen oluştu. Neden? Çünkü iki tarafta da birbirine karşı bir kuşku vardı. Bunun sebebi ise ortak misyon sorunu. Rusya’nın güneye doğru inme politikasıyla Türkiye’nin misyonu çatışıyor. Güneye inen üç güzergahın ikisinde Türkiye var. Bizde olmayan üçüncü güzergah da yine bizi ilgilendiriyor. Pakistan, Afganistan, İran üzerinden bir yol. Burası da bizim tarihî coğrafyamız. Türkiye’nin Osmanlı-Selçuklu coğrafyası bir anlamda Rusya’nın güneye doğru iniş güzergahını oluşturuyor. 

Bir diğer husus ise; Rus coğrafyasına bakıldığında hep Türkler ve Müslümanlar var. Bu nüfus Türkiye ve Rusya ile bir ortak uzlaşı noktası mı olacak, yoksa bir ayrıma mı yol açacak? Bu soru da cevabını bekliyor. Dolayısıyla kısa vadede bakıldığında Türkiye ve Rusya açısından Astana ile temelleri atılan, Asya’da işbirliği ile devam eden bir ittifak arayışı var. 16 Kasım 2001’deki Avrasya’da işbirliği planı da bu açıdan önemli. 17 senedir taraflar hâlâ bir arayış içinde. Avrasya eylem planı birkaç yerde sınava tabi tutuldu ve kırılgan olduğu görüldü. Mesela 2008 Rusya-Gürcistan savaşında bir kriz ortaya çıkmadı, taraflar bunu atlatabildi. Fakat, 24 Kasım 2015’te yaşanan uçak krizinde savaşın eşiğine gelindi. 

17 yıllık kırılgan bir ittifak arayışı var. Şu an bunun test edildiği yer İdlip. Ortak tehdit karşısında bir ittifak arayışı bu. 27 Haziran 2016’da tarafların bir araya gelmesinin en büyük nedeni bu. Çünkü Türkiye ve Rusya arasındaki kriz diğer üçüncü ülkelerin işini kolaylaştırıyordu. Ondan dolayı bu krize son verilmesi ve daha büyük çevrelerde bir sorun olmaması için işbirliğine gidildi.

Şimdi, Türkiye ile Rusya ilişkilerini nasıl bir geleceğe taşırız sorusunun cevabını arıyorlar. Bunun da S400’lerle, belki önümüzdeki günlerde Suriyeli mültecilerle veya daha başka stratejik alandaki sektörlerle yapılması planlanıyor. Şu an her iki ülke de Amerika’nın yaptırımlarıyla karşı karşıya kalmış durumda. Bu yaptırımlar iki ülkeyi sadece savunma anlamında değil; ekonomik anlamda da işbirliğine itiyor.

"Rusya’nın Geleceği Açısından Türkiye Bir Sigorta"
İdlib konusunda Türkiye’nin pozisyonunu nasıl buluyorsunuz? İdlip’te Rusya ile bir menfaat çatışması var mı? 
Ben tam olarak öyle görmüyorum. Az önce de ifade ettiğim gibi İdlib, Türkiye ve Rusya arasında bir test alanı. Bu sadece Türk-Rus ilişkileri değil, Astana sürecinin geleceği açısından önemli. Ben iki tarafın da bu sürecin bozulmasına ya da Türk-Rus ilişkilerinde ciddi bir krize müsaade edeceklerini sanmıyorum. Bu, en başta Rusya’nın bölgedeki varlığını ciddi anlamda riske sokar. Çünkü Rusya bunun ne anlama geldiğini en iyi bilen ülke. Hem 24 Kasım’da yaşanan krizle Türkiye’nin kırmızı çizgilerini, hem de Türkiye-Amerika ilişkilerinde yaşanan krizle Türkiye’nin hiçbir şekilde taviz vermediğini gördü. Türkiye hem Kuzey Irak, hem de Kuzey Suriye bağlamında en ufak bir tavize yaklaşmaz. Kuzey Irak ve Kuzey Suriye, Türkiye’nin bundan sonraki ittifaklaşma süreçlerini ve dış politikasını büyük ölçüde belirlemeye devam edecek. Ondan dolayı Rusya, Türkiye ile olan ilişkilerini zarara sokacak bir girişimde bulunamaz. Türkiye’nin İdlib’deki varlığı zaten en temelde Türkiye ve Rusya arasındaki mutabakata ve Soçi’deki Astana Zirvesi’ne yansıdı. Şu an İdlib’deki bütün süreç Türkiye ve Rusya’nın arasındaki mutabakata bağlı olarak gerçekleşiyor. 

Yani Türkiye ve Rusya’nın yakınlaşmasını menfaatler bağlamında Amerika’ya karşı bir ehven-i şer ittifakı olarak görebilir miyiz?
Kaçınılmaz. Az önce söylediğim gibi Amerika’nın mevcut politikaları İsrail’in bölgedeki mevcut tutumu devam ettiği sürece Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkiler şu anki tutumunu devam ettirir. Yani burada belirleyici olan Amerika’nın takındığı tavır. Rusya’nın geleceği açısından Türkiye bir sigorta. Onun için Rusya, Türkiye’nin önemini en iyi kavramış ülkelerden. 

"Ortadoğu’da Kazanan Yeni Dünya Düzeninin Adını Koyacak"
Bugün global olarak bir güç mücadelesi yaşanıyor. Avrupa da işin içinde, Asya da, Amerika da. Buna mukabil en çok konuşulan saha Ortadoğu. Ortadoğu’nun bu kadar konuşulmasının ardında yatan temel saik ne?
Birincisi şu anki kriz alanı. İkincisi Ortadoğu, ABD’nin en başından beri ortaya koyduğu genişletilmiş Ortadoğu, genişletilmiş Orta Asya yahut Büyük Ortadoğu Projesi adına ne derseniz deyin, projenin merkez üssü. ABD şu an güç boşluğu yaşanan sahada hakimiyeti tesis etmeye çalışıyor. Mevzu sadece petrol değil, Ortadoğu’nun sahip olduğu jeopolitik konum. Ortadoğu ve Ortadoğu’nun sahip olduğu kaynaklar üzerinden oluşturulmuş olan kurumlar. Örneğin OPEC, şöyle düşünün, ABD Irak’a yüklendi, Suudi Arabistan’a da yüklendi. Böylelikle, Amerika sadece güzergahları değil, petrol fiyatlarını da belirlemeye çalışıyor. İran da bu anlamda Amerika’nın istediği konuma gelirse Çin için her şey daha zor hale gelecek. Rusya bir şey yapamayacak. AB, tamamen Amerika’nın güdümüne girecek. Ortadoğu’da kazanan yeni dünya düzeninin adını koyacak. 

Dünya düzeninin kurumsal yapıları işlevini kaybetmiş vaziyette. Ortadoğu’nun merkezde olduğu kaotik bir kriz süreci devam ediyor. Almanya özelinde Avrupa yarım yüzyıldır hegemonyasında olduğu Amerika’ya karşı sesini yükseltiyor. Hülasa yeni bir döneme giriliyor. Bu dönemin anahtar kelimesi ne olacak?
Birincisi liderlik. Şu an en temel sorun küresel anlamda liderlik sorunu. Amerika küresel anlamda hegemon bir güç mü, diye tartışılıyor. Zira artık Almanya’nın kendisi bile Amerika’nın Batı’nın lideri olmadığını söylüyor. İkincisi, bu liderliğe bağlı olarak ortaya konulmuş bütün kurumlar ve kuruluşlar tartışmaya açılmış vaziyette. Amerika’nın ortaya koyduğu, Batının değerleri olarak lanse edilen, bütün dünyaya dikte etmeye çalışılan bütün kavramlar bizzat Amerika tarafından hedef haline getirilmiş vaziyette. İslamafobi, ırkçılık, yabancı düşmanlığı vs. temelde sürekli dile getirilen “insan hakları”na aykırı. Bugüne kadar Amerikan gücüne bağlı olarak varolan kurumlar da Amerika’nın gücünün zayıflamasıyla sorgulanmaya başlıyor. 

Soğuk Savaş döneminden kalan bütün kurumların varlığının tartışılmaya başlanılması ve bu kurumların yerine yeni kurumlar oluşturulmaya çalışılması... Bütün bunlar şuna işaret ediyor, Amerika mevcut konumunda yeni bir yapılanmaya ve liderliğini yeniden inşa etmeye çalışan bir politika izliyor. Bu da bütün dünyayı derinden sarsacak. ABD dahil olmak üzere. Çünkü bütün kurumlar, değerler, anlayışlar altüst.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.
Rica ederim.
Söyleşi: Faruk Hanedar

Baran Dergisi 608. Sayı

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.