Araştırmacı-Yazar Murat Akan: Güç ve Zenginlik Doğu'ya Kayıyor!

Araştırmacı-Yazar Murat Akan: Güç ve Zenginlik Doğu'ya Kayıyor!

GÜÇ VE ZENGİNLİK DOĞU’YA KAYIYOR
Kudüs’ü “İsrail’in başkenti” olarak tanımaya yönelik Trump’ın attığı adım sonrası Batı’da, özellikle Evanjelik-siyonist çevrelerde din temelli siyasi söylemlere Türkiye’de de dikkat çekilmeye başlandı. “Armageddon, Tanrıyı kıyamete, Mesihi inişe zorlamak…” gibi. ABD’nin bölgemize saldırıya geçtiği 90’ların başından beri dile getirilen bu iddialar “seküler Batı” öne alınarak ciddiye alınmıyordu. Bu noktadaki değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet. Biz bu söylem ve iddiaları dile getirdiğimizde “komplo teorisi” diyorlardı. Şimdi her yerde konuşuluyor. Aslında buna “komplo teorisi” diyen insanlar da bu komplonun bir parçası… Aklı başında insanlar fakat bunu bilerek yapıp ortaya konan verileri etkisizleştirmekte, itibarsızlaştırmaktalar. Türkiye’de ayağı taşa takılsa Yahudilerden bilenler olduğu gibi, Yahudilerin küresel projelerde aldıkları rolleri dile getirdiğimizde buna karşı gelen insanlar da var. Bunlar zamanında uyarmış, yazmış, konuşmuşlar zamanında. İtibarsızlaştıranlarsa, gerçeklerin halka ulaşması noktasında engelleme çabasında oldular, bu “görev”i üstlendiler. Burada anlaşılan sekülarizm ile Batı’daki sekülarizme yüklenen anlam aynı değil. Şöyle ki, Batıda, 1600’lü yıllarda Kilisenin Batılı imparatorluk üzerinde etkisi ve hükmü sürüyordu. Bunu kırmaya yönelik kalkışmalar olmuş. Giderek kilise hakimiyeti zayıfladı. Fakat Batılılar Hristiyanlığı siyasete taşıma hissiyatını özde korudular. Hayat tarzları buydu zaten. Batı’da da kilise müdavimi var, kiliseye uğramayanı var. Batı politikalarına Hristiyanlık pek alet olmuş gibi görünmüyor ancak Hristiyanlığın değerlerini bütün dünyaya yaymak misyonu hep yaşatıldı. Burada asıl tehlike arzeden şey Evanjelizmdir.
 
SİYONİST HRİSTİYANLAR: EVANJELİKLER
Evanjelizm nedir? Siyonizmle nasıl bir bağı ve ilgisi var?
Evanjelizm, Hristiyanlığın Protestan kolunda gelişen, Yahudilerin “seçilmiş millet-üstün ırk” inanışını paylaşan bir akımdır. Bu Protestanlar, Yahudilerin “üstün ırk” olduğuna inanıyorlar; dünyayı yönetecek seçilmiş ırk olduklarını kabul ediyorlar. Mesih inanışında Yahudilerle aralarında farklılıklar olsa da, “kıyamet savaşı”nın Kudüs’te yaşanacağını onlar da kabul ediyor. ABD’yi kuranlar, İngiltere’den gelen püritenlerdi. Bunlar da Protestanlığın bir kolu… ABD’de Yahudilerle birlikte bir inanç sistemi geliştiriyorlar. Askında bu inanç sistemini geliştirenler Yahudiler. Neden Yahudiler? Bugün dünya geneline baktığımızda yaklaşık 14 milyon yahudiden bahsediliyor. 14 milyon yahudiyle “tek dünya devleti”nin kurulamayacağını biliyorlar. Hayatın gerçeklerine aykırı bir durum. Nüfusu 7 milyarı bulan dünyayı yönetmek için daha fazla kitleye ihtiyaç duyuyorlar. 14 milyonu yeryüzüne stratejik olarak yaymaları mümkün değil. Bunu sağlayamadıklarından Hristiyanlarla ortak bir din anlayışı geliştirerek amaçlarına ulaşmak istiyorlar. Bu yeni bir şey değil. 1820’lerden itibaren Osmanlı topraklarına gelen evanjelist Hristiyanlar var. Amerikan “board misyonerler” dediğimiz bu misyonerler Osmanlı’ya geldikleri zaman Yahudilerle birlikte faaliyette bulunuyorlar. Bunların bir kısmı Anadolu’dayken, bir kısmı da Suriye, Filistin ve Arap topraklarında çalışıyor. Yani İsrail adını verdikleri, işgal altındaki topraklarda ve çevresinde.

“Vaad edilmiş topraklar”…
Evet. Bir de Armageddon kavramları var. Yahudiler, “Süleyman Tapınağı” denilen yapının yıkılışına da şahit oldukları Kudüs bölgesinden çıkışlarını “sürgün” olarak kabul ediyorlar. İşte Yahudiler Kudüs’ü “başkent” yapmakla bu “sürgün”ün sona ereceğine inanıyorlar. Mescid-i Aksa’nın yakınlarında da şimdiye kadar süren kazı çalışmalarında oldukça mesafe aldılar. Mescid-i Aksa’nın altını oyuyorlar. Bir müddet sonra kaza süsü verilerek “yıkıldı” diyecekler. Buradaki arkadaşlardan aldığım bilgilere göre bu kazılar devam ediyor. Kudüs merkezli “tek dünya devleti”ne adım atmak istiyorlar. Hristiyanlar da İsa’nın Kudüs’te çarmıha gerildiğine inandıklarından İsa’nın kıyamete doğru burada ortaya çıkacağını ve burada çok büyük bir savaşın olacağına inanıyorlar. Bu savaşı İsa’ya inananların kazanacağını söylüyorlar. Yahudiler de büyük savaşın burada gerçekleşeceğine inanıyorlar. “Tanrıyı kıyamete zorlamak” dedikleri şey. Bazılarına “komplo” gelse de, dünyayı yönetmek isteyen bu güç şu an faaliyette ve bunlara “küresel para oligarkları” diyorum. Bu projenin başında onlar var. Yahudilerin bir buçuk milyar insanı karşılarına alması mümkün değil. Trump’ı öne sürerek bu engeli aşmanın peşindeler. Bir oldubittiye getirerek Kudüs’ü ele geçirmeyi planlıyorlar. Bakın Odet Yinon’un 1982’de yaptığı bir plân var. Yinon, İsrail’li bir diplomattır. Emekli olduktan sonra 80’li yıllarda “İsrail için Strateji” diye bir rapor yazıyor. Raporda Irak’ın üçe bölüneceğini, Suriye’nin parçalanacağını söylüyor. Aynı raporda çıkaracakları savaşın mezhepler üzerinden yürütüleceğini de söylüyor. Irak bölündü, Suriye bölündü. Bunlar aşama aşama gerçekleşti. IŞİD mesela? Bu örgütün işgal ettiği yerlere bakın İsrail’in “vaadedilmiş topraklar” dediği bölgeye tekabül ediyor. Bu bir tesadüf olamaz. Ne oldu IŞİD? Dün, 40 bin kilometrekarelik yer alan bu örgüt şimdi nerede? Taşıdılar.
 
TRUMP SIKIŞTIRILDI
Trump’ın bir Hristiyan ancak evanjelistlerden olmadığı başkanlık seçimlerinde gösterdiği tutumdan da anlaşılıyordu. Şu anda bir evanjelist çizgiye getirildiği görülüyor. Gizlisi saklısı kalmadı. Şu aşamada ABD’yi Siyonistlerin ve evanjelistlerin pozisyonu nedir?
Trump politikadan gelen bir isim değil. O bir işadamı. Onun Kudüs’le ilgili imzasında da yardımcısı Mike Pence’in etkisi olduğu söyleniyor. Yahudi damadından da önce… ABD’de başkan kim olursa olsun Amerika’yı yerleşik düzen yönetiyor. Bizim tabirimizle “derin devlet”… ABD’de çok güçlü olan bu yapılar lobi usulü yapılar. Mesela AIPAC. Siyonist bir yapı. ABD’nin FETÖ’sü gibi düşünün. Yani Beyaz Saray’da, yargıda, bürokrasini tüm aşamalarında varlar. Tüm kritik noktalara adam yetiştiriyor, yerleştiriyorlar. ABD’de Yahudi nüfusu, ülke nüfusunun yüzde 2.5’luk kısmını yönetiyor. Nasıl? Küresel para oligarklarının desteğiyle. STK’lar, think-thank dedikleri düşünce kuruluşları vs. ABD’yi tamamen İsrail yönetiyor diyemeyiz ama Yahudilerin dünyayı yönetmesini meşru bulan ciddi ölçekte bir Hristiyan kitle var.

Bu yapı uluslararası sahada nasıl beliriyor? Güç dengeleri içinde nasıl başediyor?
Para oligarkları, mesela Rockefeller’in 40 ülkenin toplamından daha güçlü olduğu söyleniyor. Bütün ülkelerde büyük şirketler bulundukları ülkenin hükümetleri, kurumları üzerinde baskı unsurudur. Mesela British Petrol küresel çapta bir baskı unsurudur. Shell? Devleti temsil eder. Kriz bölgelerinde silah almaya zorluyorlar. Terörü finanse ederken de, “teröre karşı mücadele” ederken de, savaşın tarafları arasında silah anlaşmalarına gidilerken de onlar var. Mesela ABD’nin yönetimine gelirken kesinlikle Siyonist lobilerin desteğini almanız gerekiyor. Bu bir teamül olmuş, oturmuş ilişki tarzıdır. Mike Pompeo Hristiyan biridir ama Amerikan senatosunda Siyonist üyelerin desteğini alarak CİA’nin başına geçmiştir. Bürokrasiyi de onların rızasına göre şekillendirip yönetiyor. Dengeyi gözetmek için politikalar uyguluyor. Amerika’da bu Siyonist lobiye rağmen hiç bir şey yapamıyorsunuz. Trump’ın Kudüs kararının arkasındaki sebeplerden biri de Trump’ın Amerika’da köşeye sıkışması. Trump niçin sıkıştı? Çünkü o lobi, istihbarat ağı, Rusya ile alakalı ilişkiler ağı dolayısıyla bir dava açıldı.
 
NEOCONLAR ETKİLİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan da “bu işin arkasında Evanjelistler var” diye açık açık söylemişti.
Kesinlikle. Bu taraftan sıkıştırdılar. “Eğer iktidarda kalmak istiyorsan ya bizim dediklerinizi yapacaksın, ya da bu açıklarının izini süreceğiz” dediler. Türkiye’deki FETÖ şantajları gibi. Amerika’daki AİPAC ve Anti Defamation Leauge (ADL) gibi örgütler kampı bu kararı almaya zorladı. Bu bir seçim vaadiydi; fakat Trump icraya geçirmeyi şimdilik istemiyordu. Son dönemlerde gördü ki Amerikan derin devleti dediğimiz yapı harekete geçti ve Trump’ı sıkıştırdı. Hatırlayın, Trump, seçilmeden evvel “Ortadoğu’daki Amerikan askerlerini çekeceğim” dedi ve ilk seçildiğinde “NATO gereksiz bir kuruluştur, masraftan başka bir şey değildir” dedi. Oysa Ortadoğu’ya daha fazla girdi ve NATO’yu daha fazla büyütmek istedi. Bir insan seçim vaadinde söylediklerinin tam tersini yapıyorsa, onu el almış ve yöneten bir yapının olduğunu net bir şekilde anlarsınız. Bir noktada da Neo-Conlara değinmemiz gerekiyor. Esasında Evanjelizm’in küresel politikalarını izleyenler Neo-Conlardır. Yeni muhafazakârlar 1960’lardan beri etkinler. En önemli temsilcisi Leo Strauss’tur. Bu düşünce akımı, Amerika’nın küresel bir jandarma olması için elinden gelen her şeyi yapar.

Siyonizmle barışık bir ideoloji mi?
Kesinlikle... Hıristiyanlığın Protestan kolu ile Siyonistlerin ideallerini birleştiren ve küresel anlamdaki siyasetini güden kişiler Neo-Conlardır. Bunlar Bush döneminde çok etkindi ve şimdi de Trump döneminde çok etkinler. Şu anda Ortadoğu’da Amerikan siyasetini yönlendirenler Neo-Conlardır. Devlete tamamen hakimler, kendi adamlarını yerleştirdiler. Kendi adamları olmasa bile Trump’ın yardımcısı Mike Pence gibi adamlarla işlerini yürütüyorlar. Kudüs meselesinde de Trump’a ciddi baskılar yapanlar bunlar.
 
BÖLGEDE İKİ GÜÇ KALDI TÜRKİYE VE İRAN
İsrail istihbarat yetkilisi bir ismin geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklama vardı; “Mısır ve Suudi Arabistan, Amerika’nın korumasına muhtaç olduğu için İsrail’in yanında bulunuyor” diyordu.
Ortadoğu’da iki tane güçlü devlet kaldı; Türkiye ve İran... Diğerlerini ya parçaladılar, ya güçsüzleştirdiler. Mesela Mısır’ın başına bir kukla getirdiler ve Mısır şu anda muhtaç olduğu için sesini çıkaramıyor. Suudi Arabistan’ı “seni de karıştırırım” tehdidiyle ne hâle getirdiler. Birleşik Arap Emirlikleri gibi devletler zaten avuçlarının içinde, devlet geleneği olmayan, karşı duramayacak küçücük devletçikler bunlar. Şu anda hedefte İran ve Türkiye var. Dikkat edin; Amerikalılar, Büyük Ortadoğu Projesi’ni hayata geçirebilmek için öncelikle İran’la birlikte iş yaptılar; anlaştılar. Nükleer enerji meselesinde anlaşma ve İsrail ile barışma karşılığında İran’a “seni Ortadoğu’nun yıldızı yapacağım” dediler. Bu konuda anlaştılar; ama sonra baktılar ki Türkiye’yi de gerilettikleri için İran bir Şii hilâli oluşturuyor ve Ortadoğu’yu çeviriyor. Şimdi ise İran’ı geriletmeye çalışıyorlar; zaman kazanmak için de Türkiye’yle yeni bir işbirliği zemini arıyorlar. Elbette bunda samimî değiller; açık açık görüyoruz ki Türkiye’nin güney sınırında PYD’ye tırlar dolusu silah yardımı yaptılar. Esasında bu silah yardımları Amerika’nın menfaati için değil, “vaadedilmiş topraklar”da büyük İsrail’i kurmak için yapılmaktadır. Kuzey Irak’taki referandumda, Barzanî’nin nasıl desteklendiğini ve sonra da ortada bırakıldığını net bir şekilde gördük. Barzani’ye İsrail tarafından verilen destek 1960’larda başlıyor. Bölgede bunu tetkik ettim; İsrail’e karşı sempatileri olduğunu hayretle gözlemledim. İsrail, bu bölgede inanılmaz çalışıyor. Bölgeye yayılmak istiyor.

Bölgede uzun yıllar geçirmiş Çakal Carlos (Salim Muhammed), geçtiğimiz haftalarda Baran’da yayınlanan bir yazısında, “Müslümanlar arasında iki çeşit insana rastlarsınız, İsrail’i kabul edenler ve ona karşı duranlar” demişti.
Evet... İsrail’i kabul eden ve sempati duyanlar Türk de olabiliyor, Kürt de olabiliyor, Arap da olabiliyor. İnsanları kullanırken ırkına bakmıyorlar; kim kullanışlıysa onunla iş görüyorlar. “Ortadoğu’da Suriye’siz savaş, Mısır’sız barış olmaz” diye bir laf vardır. İkisini de etkisiz hâle getirdiler. Suriye’yi parçalayıp, Mısır’ı ses çıkaramaz hâle soktular. Şimdi Suudi Arabistan’a İslâm dünyasının liderliği rolünü veriyorlar. “İsrail’in varlığını tanı ve politikalarına uygun davran, seni Ortadoğu’nun yıldızı yapalım” diyorlar. Burada istedikleri şey zayıf ve küçük devletçikler oluşturup daha sonra da bu devletleri kolayca yutmak.
 
GÜÇ VE ZENGİNLİK DOĞU’YA KAYIYOR
Bu gelişmelere karşı Doğu dünyasında şekillenen güç dengesi ne durumda?
Her ne kadar Amerika’nın ve İsrail’in projelerinden bahsetsek de, yeni bir dünya düzeni kuruluyor. Bunu, ABD’nin eskisi gibi her istediğini yaptıramamasından anlıyoruz. Aslında ABD’nin öfkesi biraz da bundan. Güç Batı’dan Doğu’ya kayıyor; Çin, Rusya, Hindistan, İran, Türkiye... Yeni bir oluşum aşamasındayız. Zenginlikler de Batı’dan Doğu’ya kayıyor. Çin’in tarihî İpek Yolu’nu yeniden canlandırması, yumuşak gücünü kullanarak Afrika’ya kadar uzanması. Amerika sert bir güçtür; Çin öyle değil. Herkesle ilişkilerini geliştiriyor ve yeni bir dünya devi oluşuyor; böylece yeni bir pakt da ortaya çıkıyor. ABD, bu pakta karşı istediklerini yaptırmaya çalışıyor; ama bence yaptıramayacak. Çünkü Ortadoğu’daki İran-Türkiye-Rusya ortaklığıyla ABD’nin plânlarının önüne geçildi. Dikkat ederseniz; geçtiğimiz günlerde ABD’nin hem Avrupa komutanı, hem de merkez kuvvetler komutanı Türkiye’ye geldi. Bu meseleleri görüşmek için geldiler. Şangay Beşlisi’nin gelişmekte olan ekonomisi ve askerî gücü Neo-Conları oldukça tedirgin ediyor. Bu sebeple Kuzey Kore’ye savaş açarak bir üçüncü dünya savaşı çıkarma plânlarının olduğu dahî söyleniyor. Neo-Conlar 2000 yılında “Yeni Amerikan Yüzyılı” diye bir plân hazırladılar. 11 Eylül olaylarından bir yıl önce yayınlandı bu. Raporda, “ABD’nin dünya jandarmalığını sürdürebilmesi için olağanüstü olaylara ihtiyaç var” diyordu. Bu plânı uygulamaya çalışıyorlar; fakat Türkiye, Rusya, Çin ve İran’a karşı da bu projeyi gerçekleştiremiyorlar. Öte yandan ABD dünyanın en büyük askerî gücü ve müthiş bir nükleer silah cephanesine sahipler. Ayrıca İsrail’in de nükleer kapasitesinden dolayı böyle bir cesarete sahip olduğu, hatta şehirleri yıkmadan sadece insanları ortadan kaldırabilecek bir silah ürettiği iddia ediliyor. Ciddiye almak lazım; zira devletler elinde bulundurduğu askerî güç oranında güçlüdür. Ekonomik güç de önemlidir; ama hâkimiyeti sağlayan askerî güçtür.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Ben de teşekkür ediyorum.


Röportaj: Cumali Dalkılıç


Baran Dergisi 571. Sayı

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
kemal - 11 ay önce
müthiş olmuş röportaj.