Atilla Özdür ile Gazetecilik Üzerine…

Atilla ağabey Cağaloğlu’nun, eski adıyla “Babıali”nin son müdavimlerinden… Sevilen sayılan gazeteci-yazar büyüklerimizden… 1960’lı yılların ortasından bu yana yazıyor. Şimdiyse, sekseni aşan yaşıyla gördüğü gazetecilik âlemini “iğrendirici” buluyor. Doğrusu haksız değil. Atilla Özdür’le düşünce haysiyeti, gazetecilik ilkeleri üzerine kısa bir söyleşi yapma fırsatımız oldu.

Atilla Özdür ile Gazetecilik Üzerine…

Sizin dönemle günümüz gazeteciliği arasında gözünüze çarpan ilk fark nedir ağabey? 
O zamanlar işi matbuat olan patronlar vardı. Daha sonra büyük sermaye sahipleri “gazete patronu” olunca işler değişti. Gazeteler hükümetlerden bir şeyler koparmak için şantaj ve yaltaklanma aleti haline geldi. Kalem sahipleri de ona göre şekillendi, eğilip bükülmeye başladı. “Delikli demir çıktı mertlik bozuldu” misali yalan-dolanla holdinglerin çıkarına, karşılığında bol para, konforlu yalılarda yaşamak normalleşti. 

Aralarında PKK vs. açıktan destekleyenler de var?
Hepsi var. Mertlik yok. “Doğru yazayım, doğruyu söyleyeyim, kötülüğü göreyim, iyilikleri tebrik ve teşekkürle ifade edeyim” yok. Bu gitti. Bundan sonra düzelmesi zor. 

Hangi gazetede başlamıştınız ağabey?
Yeni İstiklal… O dönemin yaygın yaftasıyla “İrticai, gerici” bir gazeteydi. Askerlik mesleğim gereği aldığım eğitimin de etkisiyle Müslümanları dışlayan bir zihniyetle iç içeydim daha önceleri. Ne zaman ki namaza başladım, orada da yazmaya başladım. O dönem sol propaganda baskın olduğundan, buna karşı basında rol almak istiyoruz. Mehmet Şevket Eygi’nin yönetiminde Yeni İstiklal. Mehmet Bey’in daha sonra çıkardığı Bugün gazetesinde “Fazıl Erdem” mahlasıyla köşe ayrıldı ve ilk yazılarım yayımlanmaya başladı. Mehmet Bey, 69 yılındaki olaylardan dolayı Almanya’ya kaçıncaya kadar aynı isimle yazılarım sürdü. Gazete ise darbe dönemi duman oldu. 

O dönem “sağ basın” olarak ifade ediliyor?
Eskiden Müslümanlar için sağcı ifadesi kullanılıyordu. Karşılarına çıkan kesim kendisini solcu olarak adlandırınca buna duydukları tepkiyi sağcılık olarak adlandırdılar. Sol, CHP çatısı altında din karşıtlığı yapınca, Müslümanlar da sağcı kampta yer aldı. “Sağdaki melekler hayrı, solcular şerri yazar” diye Vakıa suresinde bir ayet geçer. Müslümanların böyle tuhaf, düşünceyle alakasız kendini böyle ifade ve teselli yolları da oldu. Şimdi sağcı-solcu kalmadı. Şahsiyet aranıyor. Ortaya bir şahsiyet koyulmalı. Samimi ve güçlü duracak şahsiyetler.



İslamcı siyaset ve propagandanın ilk dönemlerine şahitsiniz?
Büyük Doğu ile rahmetli babam sayesinde tanışmıştım. 40’lı yıllarda Büyük Doğu’yu alırdı. Ben de 27 Mayıs’tan sonra almaya başladım. Gerici deyip duruyorlar. Büyük Doğu’dan sonra bu işlere cesaret edildi. Milli Selamet Partisi kuruldu. Birkaç yıl sonra Mehmet Şevki Eygi geldi. 70’lerde Milli Gazete çıkınca “Sağduyu” adlı bir köşe açıldı bana… Bir ara bir “çivi” attım (sözlü olarak sataşma anlamında C.D.) “Abdestli Kapitalist…” diye yazmıştım. Bu ifadem birilerini yaralamış. Erbakan dönemi… Gazetenin patronları yazılarıma son vermemi istediler fakat herhangi bir gerekçe göstermediler. İtiraz etmiştim, töhmet altında kalabilirdim. Gösterilen gerekçede ise tuhaf bir biçimde “gazetenin makinelerini kendi menfaatine kullanmak”la suçlandım. Oysa ben gazetede, öğlen paydoslarında daha önce aldığım bir daktiloyu kullanmaya başlamıştım. Kitap tercüme ederdim onunla… “Bu makine kimin?” deyince cevap verememişlerdi.

İslamcı yayınlar sınırlı…
Mustafa Karahasanoğlu Milli Gazete’nin yönetimine gelince tekrar orada yazmaya başladım. Hasan Karakaya ile beraber… Dönemin basınında sol çevre yaygın tabiî. Ülkücülerin Bizim Anadolu, “Nurcular”ın gazeteleri, M. Şevket Eygi’nin Sabah, Bugün gazetesi vardı. Tercüman da var ama yalakalığıyla malum bir gazeteydi. Sonra Türkiye gazetesi geldi. Zaten o dönem solculuk modaydı. 68’ler rüzgarı esiyor, sendikal hareketler vs…  Müslümanlar sakal, tespihle karikatürize ediliyor. Erbakan da hedef olurdu ama aldırmazdı. Yalnız karikatürlüğe müsait söylemler kolay bulunurdu.

28 Şubat dönemini de gördünüz, yazdınız?
Evet, Akit gazetesinde yazdım, hâlâ yazıyorum. Merhum Salih Mirzabeyoğlu’nun haksız yere hapsedilişi hakkında… (Atilla ağabeye Mirzabeyoğlu’nun, Üstad Necip Fazıl’ın Eyüp’te bulunan kabrinin birkaç metre yakınına defnedildiğini söyledim. Bir an durdu, gözleri yaşla doldu, “bu da Erdoğan’ın tesiriyle olmuştur” dedi.)

“Allah Dostu Mirzabeyoğlu”
Salih Bey ile (Mirzabeyoğlu) beni Yalçın Turgut tanıştırmıştı. Turgut bir gün, “gel” dedi “seni Kumandan’la tanıştırayım”. Rahmetli de gıyaben bizi okumuş, tanımış daha önce. 70’lerin sonu… Gölge dergisi o sıralar çıkmaya başlamıştı. Arada bir sohbetlerinde bulunurdum. Hatta Gölge’nin bir sayısının kapağında top namlusu vardı. Bayılmıştım o kapağa… Mirzabeyoğlu’nun fikirleri hakkında yorum yapmak haddimi aşar. Yolunu, yordamını bilen, İslâm’a karşı oynanan şeytani oyunları iyi bilen bir Allah dostu… Ona yapılan Telegram saldırısı ise şeytanlığın daniskasıdır.
Söyleşi: C. Dalkılıç

Baran Dergisi 596. Sayı

 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.