Hüsamettin Aslan: ABD Latin Amerika’da Hristiyan DAİŞ Hazırlıyor

Hüsamettin Aslan: ABD Latin Amerika’da Hristiyan DAİŞ Hazırlıyor

Bugünkü Venezüella’yı anlamak açısından Chavez döneminden başlayarak kısaca olan biteni anlatabilir misiniz?
1999’da Venezüella’da iktidarı ele alan Chavez, göreve gelir gelmez ülkenin en büyük petrol şirketi Petrolium Venezuella (PDVSA)’yı millîleştirme kararı aldı. Bu karara en büyük tepkiyi Venezüella petrolünün % 50’sinden fazlasını elinde bulunduran ABD gösterdi. Bunun dışında Chavez, petrolden elde ettiği geliri halkına gıda yardımı, konut projeleri desteklerinde kullandı. Chavez ABD’yi karşısına aldı; diğer taraftan Rusya, İran ve Çin ile daha yakınlaştı. Petrol geliriyle Latin Amerika ülkelerini yöneten sol hükümetlere sosyal politikalar hususunda büyük destekte bulundu. Mesela Brezilya’nın İMF kıskacından kurtulması noktasında Chavez’in nakdî yardım yaptığını biliyoruz. Bu dönemde Venezüella’da 2005 yılında ABD’nin yaptığı darbe sonrası Chavez 48 saatliğine bir adadaki üste esir tutuldu. Darbeyi yapan askerler ABD’nin Miami eyaletine kaçtı. Chavez bunlarla ilgili herhangi bir işlem yapmadı. Ancak Venezüella ordusundaki bütün Amerikan yanlısı askerleri görevden aldı, seçtiği isimleri atadı. Tabiî Chavez’in bu siyaseti Latin Amerika’daki diğer hükümetler için örnek teşkil ediyordu. Bunun dışında Chavez Küba’nın efsanevî lideri Fidel Castro ile de yakın ilişkisini sürdürerek devrimci sol ideolojiyi canlı tutuyordu. 2013 yılında kimlerine göre kanser hastalığından, bana göre “kanser silahı” dediğimiz mikrobik bir silahla düzenlenen suikast sonucu hayatını kaybetti. Görev süresi boyunca diktatörlükle, otoriterlikle Batı ülkeleri tarafından eleştirildi. Ancak Maduro hükümetiyle karşılaştırılacak olursa yapmış olduğu sosyal icraatlarla ciddi takdir topladı.
 
“Bolivarcı Burjuvazi”
 
Chavez, Maduro’nun elini güçlendiren hangi iktidar unsurlarını oluşturdu?
Chavez 2013’te vefatından önce dönemin dışişleri bakanı Maduro’yu halefi ilan etti. Tabiî Chavez döneminde ABD’nin ülkeye uyguladığı ambargo Maduro döneminde de artarak devam etti. Tabiî bu uzun süreli ambargo ülkede ciddi huzursuzlukların kaynağı haline geldi. Özellikle İspanyol kökenli olanların elindeki süper marketler ve hijyenik ürünlerin elde edildiği mekânların da bu ambargoya maruz kalıp yaşanan istikrarsızlığı büyüttü. Hatta Chavez son seçimlerde çok az bir farkla iktidar olabilmişti. Bu tablo Maduro döneminde yüzde 1,5 gibi bir farkla devam ederken Maduro 2014’teki seçimleri kazandı. Bu küçük fark Venezüella’daki muhalefeti iştahlandırdığı gibi, ülkedeki zengin tabaka bilinen İspanyolların torunlarını yönlendiren CIA ve öğrencilerin de tekrar öne çıkmasına yol açtı. Ülke ekonomisi Chavez dönemine göre daha da bozulmaya başladı.

Siyasi bunalım ekonomik bunalımlarla iç içe yani?
Evet... Yalnız objektif olmak gerek. Buradan Venezuella’ya bakınca ülkedeki bütün sorunlar “dış müdahale” veya operasyonlar sonucu yaşanmıyor. Yönetimin de ciddi hataları var. Maduro iktidarı ele alınca bürokrasiyi askeri kadrolara bıraktığı gibi onlar da maaş veya rüşvetlerle ciddi paralar kazanmaya başladılar. Halkın büyük bir kesimi sefalet içindeyken elit kesim ve burjuvalaşan solcu kesim yatırımlarını Miami’de lüks villalar inşa ederek gösterince halkta homurdanmalara yol açtı.

Bu da muhalefetin tepkisine güç katıyor, öyle mi?
Muhalefetin haklı olduğu kadar haksız olduğu taraflar da var. Muhalefette homojen bir yapı söz konusu değil. Dolayısıyla oradaki tabloyu “Bolivarcı burjuvazizm” şeklinde adlandırıyoruz. Simon Bolivar, Venezüella’nın kurucusu. Lüks ve sefaletin bir arada yaşandığı ülkede haliyle asabiyet söz konusu. Her ne kadar Venezüella’da 19 yıllık sol iktidardan bahsedilebilirse de zamanla toplumundan kopan bir elit kesimi gözlemleyebiliyoruz. Bunun yanında Maduro’nun İran, Çin ve Rusya ile yakın ilişkileri her geçen gün kapitalist Batı’dan kopuşu gösterdiği kadar ülkenin gitgide daha izole bir vaziyete girdiğini de gösteriyor. 2015’te Latin Amerika’da büyük bir kırılma gerçekleşti. Kıtadaki sol iktidarlar yerini sağ iktidarlara terk etmeye başladı. Önce Arjantin, 2016’da Brezilya; solcular iktidarlarını tek tek kaybetmeye başlayınca Maduro’nun siyaseti Latin Amerika’da tecrit edilmeye başlandı. 2016’da Maduro, parlamento seçimlerinde çok ciddi bir darbe alarak Amerikan destekli muhalefet karşısında ciddi kayıplar yaşadı. Özellikle Venezüella ordusunda sık sık darbe kalkışmaları, suikastler, suikast teşebbüsleri gerçekleşmeye başladı. Buna karşılık Maduro bu süreçte Rusya, Çin, İran dışında Hindistan ve Türkiye ile yakın ilişkiler kurmaya başladı. Özellikle Türkiye’nin gıda kolileri dediğimiz ticaret ve altın ile petrol ticaretiyle ülke dışında yeni alanlar açılmaya başladı. Önemli bir kırılma noktası da, Brezilya’da 2018 yılında aşırı sağcı Bolsonaro’nun hükümeti ele geçirmesiyle birlikte başta Kolombiya ve Brezilya’nın sert tepkilerine maruz kalmasıyla yaşandı. Şu an ülkede hâlâ askerî darbe ihtimali konuşuluyor.
 
Dünyanın En Büyük Petrol Rezervi
 
Kıta ülkeleri arasında bu tırmanışın sebepleri ne olabilir?
Bunu beş madde halinde sıralayabiliriz. Birincisi; Meksika, Kolombiya ve Venezüella arasında gerçekleşen uyuşturucu madde ticaretinin hacmi 1,5 trilyon dolar. Bu, bölgenin GSYİH’sının üçte bir oranına tekabül ediyor. Uyuşturucu pazarının en büyükleri Kuzey Amerika kıtasında ABD, Güney Amerika’da ise Brezilya’dır. Venezüella’daki uyuşturucu madde ticaretinin hacmi 400 milyar dolarla 650 milyar dolar arasında... Meksika ve Kolombiya’daki uyuşturucu kartelleri Venezüella’daki uyuşturucu pazarından da pay almak istiyor. Bu yüzden bir dönem Venezüella’daki askerî darbeyi destekleyen eski sağcı Meksika hükümeti ve Kolombiya, bu ülkedeki muhalefete uzun süre arka çıkmıştı. Bahsettiğim ülkelerdeki karteller, bulundukları devletlerin hükümetlerini yönlendirme faaliyetini sürdürüyor. İkinci husus, Venezüella’nın kuzeyinde keşfedilen petrol rezerviyle birlikte Suudî Arabistan’ın 70 yıldır elinde bulunan “dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülke” konumunu ele geçirilmesi. Bu, Türkiye’nin 1.200 yıllık petrol ihtiyacına cevap verebilecek bir rakama tekabül ediyor. 300 milyar varillik bir petrol rezervi keşfedildi.Özellikle Rockefeller’e bağlı şirketlerin ve eski CEO ve eski ABD’li bakan Tillerson’ın bu hususta agresif tavırları söz konusuydu hatırlarsanız. Üçüncü başlık, ABD’nin Rusya-Çin ikilisiyle Latin Amerika’da sürdürdüğü rekabet... Çin, Venezüella’ya 67 milyar dolar borç verdi. Rusya aynı şekilde Venezüella petrol ticaretine destekte bulunarak yönlendirmeye başladı. ABD’nin korkusu, Venezüella petrol ticaretinin Rusya’nın eline geçmesi. Çin ayrıca ülkenin otoyol, altyapı, kalkınma yatırımları için önemli harcamalarda bulunmuştur. Geçtiğimiz ay Rusya iki adet nükleer başlık taşıyan uçağı Venezüella’ya göndererek gövde gösterisinde bulunmuştu. Geçen Cuma Rusya bu uçakları geri çekti. Dördüncü husus, yine bu krizin başında Venezüella bürokrasisi İspanyolların torunları tarafından yönetilirken bugün Venezüella yerlileri tarafından yönetilmekte... Ancak bu yerliler ve kırsal çevre yoksulları sol siyaset içerisinde 19 yıldır ciddi biçimde zenginleştiler. Bunların arasında ordu mensupları da var. Kazandıkları paraları Miami’de, ABD ve Avrupa’daki önemli bankalarda bulunduran bu kesim, haliyle alt tabaka tarafından tepki görüyor. Son olarak Venezüella kabinesinden bahsetmek gerek. Maduro, Chavez’in kurduğu kabinedeki bütün üyeleri değiştirdi. Ancak bu kabinedeki Ortadoğulu bir “turko” olan El Ashim (El Haşim) ve kabinedeki birkaç üye ABD’nin yasaklılar listesinde. Dolayısıyla kabinede ve yüksek bürokraside ciddi bir hoşnutsuzluk söz konusu.
 
Latin Amerika’daki İsrail
 
Brezilya hükümetinin yaptığı yeni açıklamada, bundan sonra atacakları adımlar sıralandı. Bunlar arasında Kudüs’ü “İsrail’in başkenti” kabul eden büyükelçi tayini, ABD’ye gelin topraklarımızda üs açın çağrısı da var. Bu çerçevede İsrail’in Latin Amerika’daki etkisinin boyutlarından bahsedebilir misiniz?
ABD, Evanjelik örgütlenmesiyle Latin Amerika’daki hükümetlere ortak olmasından dolayı üst düzeyde müttefik kabul ediliyor. Ortadoğu’da olduğu gibi belli başlı kavramlar eşliğinde propagandasını sürdürerek bölge ülkelerini hareketlendirip Venezüella’ya yapılması muhtemel darbenin meşru zeminini kurma peşinde. Bundan sonuç alamadığı takdirde müttefikleri Kolombiya ve Brezilya üzerinden askerî bir darbede bulunmayı meşru gösterebilir. Ortadoğu’da DAİŞ üzerinden üretmeye çalıştığı meşruiyetin bir benzerini Latin Amerika’da bu yolla yapmaktadır. Yani ABD Latin Amerika’da “Hristiyan bir DAİŞ” hazırlıyor. 13+1, “Lima Grubu” dediğimiz, 2015 yılında Latin Amerika’da iktidarı ele alan sağcı hükümetler, Brezilya’da olduğu gibi Evanjelik lobilerin etkisi altındalar. Şili, Paraguay gibi. Meksika’daki hükümetin ortaklarından biri Evanjelik partiler. Peru ve Kolombiya’da Evanjeliklerin yönetiminde askerî darbe, Venezüella için yakın ve yıkıcı bir tehdit olarak bekliyor. Bu, Venezüella ordusunu kriminalize etmek yoluyla orduyu içeriden bölüp darbenin yolunu açmak şeklinde daha önce benzerleri görülen bir plân dâhilinde gündemde. Bu plan, ABD’nin DAİŞ bahanesiyle uluslararası koalisyon kurup Ortadoğu’ya askerî müdahale edişi gibi, Venezüella ordusunu bahane gösterip Latin Amerika hükümetlerini harekete geçirmek şeklinde de özetlenebilir. İsrail’in Güney Amerika’ya girişi 1492’ye kadar geri götürülebilir. O yıllarda İspanya’dan sürülenler arasında Yahudilerden bir kısmı Osmanlı topraklarına bir kısmı Güney Amerika’ya göçüyor. Bunlara “Seferad Yahudileri” deniliyor. Ben Latin Amerika’daki bütün ülkeleri gezdim. Latin Amerika’da İsrailli veya “Yahudi olmak” demek, o ülkenin sermayesini, politikasını, medyasını yönetmek demektir. İsrail’in Latin Amerika’da sol hükümetlerle başı hep derde girmiş. Latin Amerika’da da ABD destekli misyoner çalışmaları özellikle Evanjelikler üzerinden yani Yahudilerin Tevrat’ına da İncil gibi inanan eden Hristiyanlar tarafından yürütülüyor. ABD’deki en büyük Protestan hareketi olan Evanjelikler üzerinden dünyaya din ihracı yapılıyor. Latin Amerika’daki bu harekete dair çok sayıda örnek vaka var. Bu ülkelerin çoğunda kiliseleriyle ve vakıflarıyla faal durumdalar. “Mentörlük” dedikleri akıl hocalığı veya “koçluk” yapmaktalar. İsrailliler başta Arjantin olmak üzere etkililer. Venezuella’da, Bolivya’da, Peru’da o kadar etkili olmasalar da büyük ülkelerde etkililer. 
 
Latin Amerika’da Evanjelikler
 
Bir örnekle açıklayabilir misiniz?
Mesela, Brezilya’nın yüzde 20’si Evanjeliklere çok sempatik bakıyor. Orta ve üst kesim birkaç yıl aralıklarla Telaviv’e “dinî ziyaret”ler yapıyorlar. Oradaki Ürdün veya diğer adıyla Barı Şeria nehrinde vaftizlerini yaptırıyorlar. Evanjelik cemaati, mezhebi, grubu daha çok Brezilya'nın güney-orta, yani ülkenin büyük eyaletlerinde yoğunlaşmış ve 2.200 civarında kilisesi ve 22.5 milyon mensubu var. (2010 yılı itibariyle) Bu rakamlar genelde tüm Protestan mezhebini tanımlasa da, Evanjelikler bu rakamların çok büyük bir kısmına tekabül eder. Zira 2014 rakamları ülkede yaklaşık % 30 Protestan, ortalama 60 milyon kişiyi tanımlarken, büyüme hızı % 50'in altında değildir. Bu bağlamda, Katolik Kilisesi'nin etkisi her geçen gün gerilemektedir. Data Folha Enstitüsü’nün çalışmasına göre 2022 yılında 106 Milyon Evanjelik, 575.000 kilise olması tahmin edilmektedir. Ekonomik ve siyasi nüfuzlarının gücünü tahmin bile edemiyorum. Latin Amerika’da solcu hükümetler gidip sağcı hükümetler iktidara gelince, bu iktidarları Ortadoğu’ya yönlendiren İsrail ve İsrailci kuruluşlar, bu ülkelerin BM’deki oylamalarında da İsrail lehine oy kullanmışlar veya tarafsız kalmışlar. Brezilya’daki seçimleri kazanan Bolsonaro’nun karısı Evanjelisttir.

Venezüella’nın Türkiye dahil bazı Asya ülkeleriyle olan ittifakı veya dayanışması karşı blokun hücum veya operasyonlarını hangi seviyede etkisizleştirebilir?
Türkiye, altın, petrol ve sosyal politika yardımında rol sahibi, Çin, askerî ve sosyal politikalarda var. Hindistan sosyal ve eğitim politikalarda, Rusya askerî ilişki ve petrol ticaretinde var. Kazan-Kazan dediğimiz politika uygulanırken Rusya ve Çin verdikleri borçları garantiye alıp ABD ile de sürtüşmemek için iş yapıyor. ABD’nin yoğun siyasi-ekonomik baskıları sürerken Türkiye ve Katar dahil ilişkiler devam ediyor. Türkiye-Venezüella ilişkileri özellikle 15 Temmuz’da sıkılaştı. Ticaret hacmi yüzde 300 artmış durumda ve 2018 rakamıyla 1 milyar doları aştı. THY uçuşları arttı. Venezüella’da FETÖ’ye ait iki okul Maarif Vakfı’na devredildi ki hem Kuzey hem Güney Amerika’da görülmüş ilk ciddi sonuçtur. Maduro’nun İsrail karşıtı söylemleri birçok Ortadoğu ülkesinden daha cevval. Uluslararası sahada psikolojik takviye sağlıyor. ABD’nin İran’a ambargo uygulamasına geçişinde Türkiye dahil İran’la ticaret yapan 8 ülkeye imtiyaz tanındı. Türkiye’nin petrol ithalatından bu yüzden yüzde 30 azalan ham petrol ihtiyacında Venezüella çok önemli bir yer teşkil ediyor. 

Baran Dergisi 627. Sayı
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.