Kaya Balaban'ın Son Röportajı

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun dava arkadaşı, Gölge ile Akıncı Güç dergilerinde aktif rol alan Kaya Balaban 15 Ekim Pazartesi günü Hakk’ın rahmetine kavuştu. 16 Ekim Salı günü İstanbul Ataşehir Camii’nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından Ihlamurkuyu Kabristanı’na defnedildi. Dergimizin 12 ve 13. sayfasında Kaya Balaban ile Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun şehadetinin ardından yapmış olduğumuz, daha önce hiç bir yerde yayınlanmayan söyleşiyi okuyabileceksiniz. Bu vesileyle Kaya Balaban’a Allah’tan rahmet, ailesine ve gönüldaşlara sabırlar diliyoruz.

Kaya Balaban'ın Son Röportajı

Başta röportaj vermek istemiyor ve ısrar sonrasında şöyle söylüyor:
Kaya vefat etmeden 20 sene evvelki son röportajı dersiniz, ben kolay kolay gitmem; daha 20 sene buradayım (tebessüm ediyor).

Kumandan için ne demiştiniz tekrarlar mısınız?
Bütün ümmet şahitlik eder! Adam olan O’ydu, biz ise adam olmaya çalışıyorduk...

Kumandan’ın hiç hasis hesaplar yaptığını gördünüz mü? Nefsini ön plana çıkardığı oldu mu?
Görmedim. Hep Müslümanlar için yaptı ne yaptıysa, hep Müslümanlar için... Bütün Müslümanların tek damla kanı çok değerliydi O’nun için... Hani hep derler ya “Bunlar şiddet yanlısı” falan... Daha evvel de söylemiştim; en emin yer O’nun yanıydı, adam harcamazdı çünkü... Dava için de olsa bunu yapmazdı; tamam işte gerekirse git öl ama şan olsun nam olsun diye adam harcamazdı.

Gerekirse öl derken, Müslümanların kanının akmasına mani olmak için herhalde?
Tabii ki. Dünyalık hesabı gütmedi hiçbir zaman. “Allah’ın muradını kestirmek” derdi hep; Allah’ın muradını kestirdiğin an çözdün işi... Yani hayatını Allah’ın muradını kestirmek üzerine kuracaksın diyordu ve öyle yaşadı. Baran Dergisi’yle yaptığım son röportajda da demiştim ya “Allah rızası için yaptığımız hiçbir işte canımız yanmadı” diye, bunu açmak lazım. Yani “Nasıl yanmadı; işkence gördün” deseler cevap olarak derim ki “Bedenim yandı” buna can yanması denemez. Canının yanması demek yaptığın bir işten pişmanlık duymaktır; biz hiçbir zaman pişmanlık duymadık elhamdülillah. Bizim tenimiz acıdı ama canımız yanmadı. Vicdanımız kanamadı. Başkalarını gördük acıdık, halimize şükrettik; bunlar boşu boşuna ıstırap çekiyorlar dedik. Ben şunu hatırlıyorum, sen hatırlıyor musun bilmiyorum: (12 Eylül sonrası, Samandra Askeri Kışlası’ndan bahsediyor) İkimizi aynı koğuşa koydular herkesi boşaltıp koğuştan, hani perişan halde koğuşa geliyorduk. Koğuşta artık dayanamaz hale gelmişiz, ne yapalım diye düşünürken “Ulan bari bir tane üstlenelim de şuradan kurtulalım” diye düşünmeye başlamıştık. Yollasınlar yani, şuradan çıkalım da... Onların yüklediği eylemlerden beğeniyoruz, bari şunu kabul edelim falan... Acılar geçmeye başladıkça “Oğlum niye kabul edelim” diye aklımız başımıza geliyordu (Gülüyor). Gece yarısı geldiğinde “İyi bari bir gün daha dayanalım” diyorduk.

Neler sormuşlardı orada? Akıncı Güç...
Ben 38 tane madde yazmıştım sigara paketine ama kaybettim. Bazı şeylerin kıymetini bilmiyoruz işte... Yaptığımız şeylerin yanında ortada olmayan bir sürü şey de sordular. Adam bana neler diyor ya! Diyor ki: “Haydarpaşa’dan trene biniyorsun, yanında şu var biri daha bindi yanına...”

Evvela genel çerçeveyi çizsek...
Biz Akıncı Güç’ten alındık. İKP-C sorgusu... Akıncı Güç sorgusu ile başlamıştı. Adam “Sen buraya neden geldin” diye sorduğunda “Müslüman olduğum için geldim” dedim. O da “Oğlum biz de Müslümanız” diyor. Ben de “Müslümansan bırak beni” diyorum. Sinirlenmeye başlıyor “Oğlum sen nesin” diyor ben de “Müslümanım” diyorum, “Bak Akıncı yazacağım” diyor (Gülüyor). Esasında biliyor benim neden geldiğimi de benim ağzımdan da duymaya çalışıyor.

İsrail’e karşı yapılan eylemler de var mıydı o zaman, hatırlıyor musunuz?
Gölge kadrosu olarak Akıncılar İstanbul İl Yönetimi’ndeyiz. Eylemlerde gözle görülür bir artış var. Hatta bu husus genel merkezi tedirgin ediyor. Neyse, İsrail Konsolosluğu’na doğru yola çıkılıyor. Bizim rehber, Konsolosluk diye bizi İsrail Hava Yolları’na Harbiye’ye götürüyor. Hazır gelmişken İsrail Hava Yolları’nın camı çerçevesi indiriliyor. (Gülüyor) Körfez Savaşı eylemleri vardı... Pardon o sonraydı, onu o zaman sordular, Saddam’ın casusu musun diye... 91’de gözaltına alınmadan kurtulduk... Savcıyla pazarlık yaptık; gözaltına almayacağına söz verirse ifade veririm dedim.

Kumandan’ın vefatı henüz taze, 15 gün oldu, ne söylemek istersiniz?
Canımız ciğerimiz gitti... O üstüne düşeni yaptı, eksik kalmadı. Allah sonunu da görmeyi nasip etseydi keşke O’na... Hep derdi: “Kapışacaksak elim ayağım tutuyorken kapışalım.” Beni dövecekti, fırsat kalmadı dövmeye; “Seni çok fena döveceğim” dedi, en son lafı oydu bana...

İdeolojik eğitim açısından dedi herhalde?
Tabii... Oradan birkaç kişi atladı hemen “Efendim siz zahmet etmeyin biz döveriz.” diye, dedi ki: “Siz beceremezsiniz, ben döverim”. En son ki konuşmamız buydu yani...

Tabii bu uyarı hepimize aslında...
Asıl işkence anlaşılamamak zaten. Cevherler var bir sürü görüyorum yani... Şimdi ortalık belki karışacak falan ama onda da bir hayır vardır diye düşünüyorum. Öyle bir dönemden geçtik ki, Müslümanlar insan içine çıkamıyordu yahu, şimdi herkes rahatlıkla “Müslümanım” diyebiliyor ya!.. Hatta “Şeriatçıyım” da diyebiliyorlar daha da keskinler... Zamanında “Müslüman Türkiye” diye bağırdık diye yaşlı amcanın biri hüngür hüngür ağlamaya başladı “Çocuklar bağırmayın şimdi polis gelecek” diye... 1969, Eskişehir’de... O kadar ezilmiş, bastırılmış bir toplumduk; Allah razı olsun O’ndan...


Baran Dergisi 614. Sayı


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.