Muhammed İkbal Köseoğlu: Sisi Batı İçin İdeal Bir Aktör Değil!

Muhammed İkbal Köseoğlu:  Sisi Batı İçin İdeal Bir Aktör Değil!

Muhammed İkbal Köseoğlu Kimdir?
Muhammed İkbal Köseoğlu İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Hâlâ Medeniyet Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler alanında akademik eğitimini sürdürmektedir. İslâm coğrafyasındaki insanî yardım faaliyetleri ve saha çalışmalarına katılarak araştırmalar yapan Köseoğlu; televizyon ve radyo programlarında gözlemlerini paylaşmakta, çeşitli programlarda dersler ve konferanslar vermekte, yaptığı dosyalar ve röportajlar çeşitli haber platformlarında yayınlanmaktadır.

Birkaç gün önce, M. Ali isminde bir iş adamı Mısır halkını Sisi’ye karşı protestolar yapmak üzere sokağa çağırdı. Mısır halkını ayaklandıran M. Ali kimdir?
Mısır halkını sokağa çağıran M. Ali, İspanya’da yaşayan bir iş adamı, müteahhit olduğu söyleniyor, aynı zamanda eski aktör. M. Ali Mısır halkına bir çağrı yaptı ve onları sokaklara çağırdı. Aynı zamanda Sisi’nin yolsuzluklarını paylaştı yayınladığı bir videoda. M. Ali, Savunma Bakanı M. Zeki’ye de sesleniyor. “Hem halkın parasını iç ettiniz, hem de benim paramı vermediniz.” diyor, fakat şu var ki; bu olaylar M. Ali ile başlamadı. M. Ali denen şahıs bir tür sembol gibi gözüküyor şu anda...

Mısır’da başlayan bu Sisi karşıtı protestolar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Mısır’daki bu hadiseler, şu anda gösterilerde bulunanlar ve bu gösterileri organize eden yapıların çoğunluğu sol-liberal yapılar. İhvan henüz sokakta yok. İhvan’ın kolay kolay sokağa çıkacağını da zannetmiyorum. Çünkü daha önce bu yapılar; yani şu an Sisi karşıtı eylem yapanlar, Sisi’nin Mursi’ye karşı olan darbesinde de Sisi’yi desteklemişlerdi veya en azından önemli bir kısmı sessiz kalmıştı. Dolayısıyla sokaklarda boy gösteren bu protestolar, sol-liberal yapıların gösterileri. Her ne kadar Sisi’nin yakın çevresi, Sisi’nin kontrolündeki medya organları, İhvan’la işbirliği yapmanın çok ağır bir suç olduğunu sürekli ifade ediyor son günlerde; hatta solcuların İhvan’la işbirliği içerisinde olduğunu ifade eden Sisi yanlısı çevreler var, sosyal medya hesapları var. Sisi bunlardan muhtemelen haberdardı; çünkü bu bahsettiğimiz eylemleri organize eden solcu yapılardan bazılarının müntesiplerine yönelik  tutuklama kampanyası başlamıştı bundan yaklaşık on gün önce.  Olaylar henüz bu boyuta gelmemişti; fakat açıklama yapmışlardı bu hususta. Dolayısıyla şu an, Batı medyasında bu hadiselere karşı gösterilen tavırdan iki şey çıkartabiliriz:

Birincisi; sokağa dökülenlerle ilgili “İhvancılar, asiler sokağa döküldü.” demiyorlar. Bu da demektir ki; Mısır sokaklarının farkında Batı medyası, kimlerin eylem yaptığının farkında.

İkincisi; gerçekten çok ciddi bir ekonomik kriz var Mısır’da. Sisi iktidara geldikten sonra IMF’den çok ciddi bir kredi almıştı; 12 milyar dolardı sanıyorum. Ve IMF’den aldığı bu paradan dolayı ciddi bir kemer sıkma politikasına gitmişti. 

Mısır’da her üç kişiden birisi yoksul. Mısır halkı çok ciddi bir ekonomik dar boğazda. Gösteriler diktatör bir elitin Mısır’ın kaynaklarını eline geçirip paylaştığı bir düzene karşı. Aslında bu gösterilerin temel sebebi de şu; halk, seçimle iktidara gelinebilecek özgür bir ortam, özgür basın, özgür medya, özgür sosyal medya ve refahın adil dağılımını talep ediyor. Gösteriler bu çerçevede ortaya çıktı. 

Daha önce Hüsnü Mübarek’e karşı olan devrimde de İhvan yine bir süre sonra çıkmıştı sokaklara o zaman. Orada da ilk başta yine solcular, liberaller sokaklardaydı. İktidardan beslenen güç kanallarının yönlendirdiği yapıları saymazsak eğer Mısır halkının kâhir ekserisi, İhvan dahil değişen bir Mısır istiyor. Gelişen ve değişen dünyada ve çağda Mısır’ın da müreffeh bir hâle gelmesini, özgürleşmesini istiyor. 

Amerika kendisinin iktidara getirdiği Sisi’nin indirilmesine razı gelir mi? 
Aslında Sisi, Amerika için çok iyi bir seçenek değil. Hiçbir zaman da öyle değerlendirilmemeli. Bunu şu şekilde ifade edelim; normalde Arap Baharı sürecinden almak lazım aslında meseleyi. Arap Baharı dediğimiz hadisenin başlangıcında Batı’nın, hususen Amerika’nın parmağı olduğu bir gerçek. Fakat süreç neyi gösterdi? Amerika, dolayısıyla Batı, belli ülkelerde; ki bunlar karşımıza Libya, Tunus, Mısır, Suriye olarak çıktı. Bu ülkelerde başlayan bir isyan dalgasının domino etkisi yaparak, Batı’nın kurguladığı, Batı’nın dizayn ettiği eski diktatörlük sistemlerinin yıkılıp yerine yine Batı’nın dizayn ettiği demokratik bir sistem, özgürlükçü bir ülke ve gelir seviyesinin paylaşıldığı, toplumun refahının arttığı bir şey istiyor. Bunun temel sebebi de şu: Küreselleşen bir dünyadan bahsediyoruz. Dolayısıyla siz ne kadar çok elektronik cihaz üretirseniz üretin, bütün bu ürettiğiniz cihazları satacak pazarlara ihtiyacınız var. Eski zamanlarda bu diktatör sistemler Batı’nın işine geliyordu. Ülkenin değerlerini, kaynaklarını bunlar sömürüyorlardı, bunlar üzerinden Batı alacağı payı alıyordu, geriye kalan önemli kısmı da o diktatör yapının çevresinde oluşan gücün eline kalıyordu. Halka ise bir şey gitmiyordu. Şimdi pastanın büyütülmesi için halka inmesi lazım bunların; yani halkın alım gücünün artması gerekiyor ki daha çok LCD ekran satılsın, daha çok elektronik cihaz satılsın, daha çok şu-bu vesaire satılsın... Bu mânâda bir tasarruf var. Çünkü kuzeyle güney arasında ekonomik makas gittikçe açılıyor. Ve bu, uzun vadede kapitalist dünya için iyi bir şey değil. Dolayısıyla Sisi onlar için bir aparattı. 

Sisi, Mursi’nin getirdiği ordu komutanıydı. Mısır’da ordunun gücü çok önemlidir, çok etkilidir. O anda Sisi bu işlevi gördü; ama Sisi ideal bir aktör değil Batı için. Çünkü Sisi, az önce bahsettiğim, Batı’nın istediği değişimi sağlayabilecek bir adam değil. Batı en nihayetinde gerçekten kendi çıkarlarını, Batı değerler dünyasını, uluslararası sistemi rahatsız etmeyecek,  kendi istediği gibi bir partner olduktan sonra demokratik bir yapıyı tercih eder, sivil yapıların iktidarda olmasını tercih eder. 

Başlangıçta, Obama döneminde Mursi’ye de bu yeşil ışık yakılmıştı tabiri caizse. Mursi’den böyle bir beklenti içerisindeydiler. Fakat Mursi iç politikada olmasa bile dış politikadaki bazı hamleleriyle Batı’nın dümen suyunda gitmeyeceğinin sinyallerini verdi o dönemde. Türkiye ile, Adalet ve Kalkınma Partisi ile yakın ilişkilere girilmesi, hemen akabinde gerçekleştirilen İran ziyareti gibi hususlar İsrail’i rahatsız etti ve İsrail’in baskısıyla, Amerika’nın bizzat yönetmenliğiyle Mısır devrim süreci geriye doğru döndürülmeye çalışıldı ve başarıldı da... Hatta o dönemle ilgili bir anektod hatırlıyorum. İşlerin karışmaya başladığı dönemde, Amerika’ya gittiğinde Mursi, Obama ile görüşememişti; ama Sisi görüşmüştü mesela... O aslında bir sinyaldi Mısır’da bazı şeylerin değişeceğine dair. Buradan şuraya bağlayalım; Mısır halkını sokağa çağıran M. Ali’nin, Savunma Bakanı M. Zeki’ye seslenmesinde aslında şöyle bir mesaj yatıyor: Mısır’da ordu her şeyi belirler. Temel aktör ordudur. 

Savunma Bakanı M. Zeki, Sisi Mursi’ye darbe yapıp başa geçtikten sonra Sisi’nin kendi yerine getirdiği kişi. Onun da Mısır hukukuna aykırı bir şekilde göreve getirildiği tartışmaları sürüyor. M. Ali mesajı, Savunma Bakanı M. Zeki üzerinden orduya veriyor. Ordunun Mısır’da ne anlam ifade ettiğini söylemeye çalışıyor aslında. Dolayısıyla Sisi’nin vaktinin dolduğunu, Sisi’yle bu işin olmayacağını söylüyor; ama Sisi yönetimi çok ağır karşılık verdi, hiç geri adım atmadılar. Şu an resmî rakamlara göre üç yüz küsûr, gayrıresmî rakamlara göre ise bine yakın tutuklu var. Gösteriler daha şiddetlenir mi? Nereye doğru gider? Onu zaman gösterecek. 

Bu protestolar Mısır ve dünya kamuoyunda sıklıkla gündeme gelen ve kamuoyunu rahatsız eden Sisi’nin indirilip, yerine kamuoyunu rahatlatmak için yine Amerikan destekli; fakat halk tarafından da kabul görecek birini getirmek gibi bir planın parçası olabilir mi? 
Mısır’daki bu asker-polis oyunu önemli. Genelde Mısır’da gösterilere müdahaleyi polise yaptırırlar. Bir mânâda asker, halkı karşısına almaz. Çünkü asker halkın nabzını ölçerek, gerektiği taktirde yönetime el koyar, devirir ve yerine yine Mısır’ın kendi derin devlet yapısının süreceği yeni aktörleri getirir. Bu Mısır’da bir döngüdür her zaman. Bu hep bu şekilde olmuştur. Bunun bazı istisnaları var tarihte Enver Sedat suikastı gibi. Mısır ordusunun hemen sokağa çıkacağını, göstericilere bir müdahalede bulunacağını beklemiyoruz. Batı’nın buradaki pozisyonu burada önemli olacak Sisi’nin kalması ve gitmesiyle ilgili. Eğer Batı, Sisi’yi gözden çıkardıysa, daha farklı bir alternatif belirlediyse, bu alternatifi sahaya sürmek için sokaklardaki hareketliliğe göreceli bir şekilde destek verir, Mısır’da yeteri kadar iç baskı oluştuğunda da ordu bir şekilde Sisi’yi görevden alıp yönetime el koyabilir. Sisi de bunun farkında. O yüzden Sisi orduyla beraber olduğunu, ne kadar güçlü olduğunu ve ordunun arkasında olduğunu ifade eden birtakım açıklamalar yapıyor son günlerde. Bakalım süreç neyi gösterecek...
 
Sisi Batı için ideal bir aktör değil demiştiniz...
Evet, Sisi gerçekten doğru bir aktör değil. Amerika Ortadoğu başta olmak üzere Arap coğrafyasında; hatta Afrika’da artık eski zamanlardaki gibi diktatörlerin yönettiği bir dünya istemiyor. Çünkü o diktatörler, bir ülkenin oluşturduğu gelirin çok önemli bir kısmını, azamî çoğunluğunu kendilerine ve yandaşlarına alıyorlar. Dolayısıyla halk fakirlik içerisinde yüzüyor. Teknolojinin gelişmesiyle, özellikle son otuz yılda geldiğimiz dünya, bu kadar fazla fakir halkın bir anlam ifade etmediği bir dünya. İşe yaramıyor yani bu fakir halk. Kapitalizm için bu zararlı bir şey. Onun yerine orta direğin çoğaltıldığı, gelir seviyesinin arttığı bir halk lazım ki daha çok tüketim yapılabilsin. Dolayısıyla Sisi’yi indirmek ister. Sisi yerine başka birini getirmek ister; ama tıpkı Arap Baharı sürecinde olduğu gibi... O zaman da bu işin arkasında ABD başta olmak üzere Batı vardı. Fakat halklar, Müslümanlarla beraber İslâmcıların arkasında durarak, Arap Baharı’nın olduğu yerlerde süreci Batı’nın aleyhinde bir yere doğru çevirdi, ellerinden aldı Batı’nın.  O yüzden de Batı Mısır’da da, Libya’da da, Suriye’de de süreci başka yerlere taşıdı. Bir tek Tunus bunun istisnası. Başka bir mevzunun konusu; ama Tunus’taki İslâmî muhalefetin, Nahta’nın ve Nahta lideri Gannuşi’nin hem fikirleri, hem de bakış açısı orada durumu biraz daha farklı bir yere götürdü. Orada Mısır’da, Libya’da ve Suriye’de yaşanan şeylerle karşılaşmadık. 

Batı için çok daha uygun bir aparat olduğunda, Batı o aparatı getirecektir. Halk da buna razı zaten; ama temel motivasyonu unutmamak lazım. Fakirlik, yoksulluk... Ciddi mânâda bir ekonomik sıkıntı var. Temel motivasyon bu. Sisi yönetimi bu temel motivasyonu görmezden geliyor ve onun elinde tuttuğu merkez medya da “Bu işin arkasında İhvan var.” paylaşımları yapıyor. Medyada bu tşp ifadeler var. Medyaya karşı inanılmaz bir baskı var bu arada, tutuklanan bir sürü gazeteci var. Bunların çoğunluğu ünlü gazeteciler. Aynı zamanda Arapça yayın yapan bazı medya organlarının yayınlarını kapattılar. Sisi idaresi Whatsapp dahil tüm sosyal medyayı kontrol altında tutmaya çalışıyor şu anda. Sosyal platformlara karşı ciddi bir kontrol süreci başlatıldı. 

Kral Selman, Trump ve Sisi bir dünya küresinin üzerine ellerini koyarak poz vermişlerdi ve bir koalisyon oluşturmuşlardı. Bu koalisyon “Küre Koalisyonu” olarak da anıldı. Bununla neyi hedefliyorlardı? Süreç nereye evriliyor? Bu protestolar, bu koalisyonun çatırdama sesleri mi?
Hayır, bu koalisyon çatırdamıyor. Bu koalisyonda isimler çok önemli değil. Orada Trump’ın olması da çok önemli değil. Trump gider, yarın yerine başkası gelir. Kral Selman ve Sisi de değişebilir. Önemli olan bu bahsettiğimiz koalisyon üzerinden ne tasarlanıyordu? Ve o tasarlanan şey devam ediyor mu?
Evet, devam ediyor. Kral Selman’ın hâlâ güçlü bir aktör olarak varlığını sürdürdüğünün farkındayız. Sisi değişebilir; fakat bu koalisyon bahsettiğimiz isimlerden ibaret değil. Mesela Birleşik Arap Emirlikleri burada çok önemli bir aktör. Birleşik Arap Emirlikleri şu anda Haliç Bölgesi’nde, körfez ülkeleri içerisinde “dinler arası diyalog”u aktif bir şekilde sürdüren bir yapı. Yakın bir zamanda ortak bir alanda Cami-Kilise-Sinagog projesinden de bahsediyorlar. Bununla alâkalı bir çalışma da başlattılar. Dolayısıyla bu koalisyonun mantığı da aslında aynı. Mesela Suud veliahtının, Suudi Arabistan’ın deniz kıyısında bir yerinde bir tür eğlence şehri inşa etme projesi, Suudi Arabistan’da yapılan birtakım reformlar, kadınların araba kullanması meselesi gibi... 

Bölgenin de değişmesini istiyor Batı. Batı, o bölgenin de kendi kültürel kodlarının değişmesini istiyor. Aslında o koalisyon buydu ve varlığını sürdürüyor. Birleşik Arap Emirlikleri çok etkin rol alıyor burada. Veliaht Prens çok etkin rol alıyor. Ben koalisyon konusunda bir sıkıntı olduğunu düşünmüyorum. Mısır her zaman bu koalisyonun bir parçası olabilir. Sisi gider başkası gelir. Bu parça devam eder... Bu protestolar, bu koalisyonun çatırdaması olarak algılanmamalı. Mısır’daki protestoların bu koalisyon ile doğrudan bağlantısı olmaz. Sisi eğer inerse ve Batı’nın istediği başka birisi gelirse koalisyonun aktörü olarak artık onu görürüz...

Teşekkür ederiz.
Rica ederim.   
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.