Aydınlık Savaşçıları - Moro Destanı / Salih Mirzabeyoğlu

1979’da basılan Aydınlık Savaşçıları, o günden bugüne gençleri ayağa kaldırmış, yürekleri dimdik ayakta tutmuş, vatanı düşmanlara karşı iplik iplik, dalga dalga ayağa kaldırmıştır ve dağın taşın ak öfke kesileceğini her inançlının bir kıvılcım taşıyacağını göstermiştir Salih Mirzabeyoğlu…

Aydınlık Savaşçıları - Moro Destanı / Salih Mirzabeyoğlu

Osmanlı'dan geriye kalan topraklarsa emperyalistler tarafından yağma ve talan edilirken, öz devletlerini yitiren "Mutlak Fikir" bağlıları, lokma lokma bölünen öz vatanları üzerine kurulan emperyalist güdümlü zalim devletçiklerin yönetiminde paylaştılar...

Yakın geçmişe kadar bu hale ağıtlar yakılıyor, gözyaşları dökülüyordu, "Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik" gibi yaklaşımlarla mazinin büyüklüğü ile avunulmaya çalışılıyordu... Şimdilerdeyse, "Mutlak Fikir" bağlıları", yitirdiklerini devrimci bir atılımla kurşun menzilinde aramaktalar, yeniden kurmaya karar verdikleri devletlerinin temel harcını mübarek kanlarıyla yoğurmaktalar...
"İşte Moro..." Dünyanın öbür ucunda bir ülke... Ve Marcos... Moro'lu "Mutlak Fikir" bağlılarına zulmeden bir Amerikan kuyrukçusu eli kanlı diktatör... Ve Moro'lu Akıncı, emperyalizme ve onun yerli uşağı Marcos'a karşı inancının ve insanının kavgasını yılmadan sürdüren...

"Moro Destanı", Moro'lunun soylu başkaldırısından yola çıkarak tüm "Mutlak Fikir" bağlılarının yitirdikleri devletlerini "kan pahası", "can pahası" yeniden kurma kavgalarının destanı. Türkiye edebiyatının "Mutlak Fikir" cephesinde bir indifa!.. Sesi ve tesiri Edirne'den Kars'a kadar yayılan...




BİR



"Yeni biten savaş ertesi
beraber geçen bir günün batımında

-henüz silahları çatmadan
sessizliği duyamadan orman
çocuk sarılamadan babaya
baba yiğidine kavuşamadan
kadın erini karşılamadan
yavuklular göremeden birbirini
çiçeği burnunda delikanlıların
analar sırtını sıvazlayamadan-



Kurtuluş Savaşıyla kurtardıklarımız
birlik oldu birlikte savştıklarımızla
-bedeli ihanet oldu kanımızın-
kara bir bulut gibi
kapkara düşünceyle
-kiralık düşünceleriyle-
"giydiler çıkardıkları çizmeleri"
emperyalistlerin.
-efendi olma hevesiyle
silahları bize döndü-
(gözardı olurken
çürüten, iyiyi, doğruyu, güzeli
çelik örgülü canavar çenesi.)



canavar ki engizisyon kültürlü
-dişleri çağımı dişleyen
-dişleri birbirini dişleyen
-dişleri MORO'yu dişleyen
kendi için kendi benzerine
-çağdaş uygar- Marcos'a bıraktı
çizmelerini.
(farketmez zaman ve yer
ismi ister Ferdinant Marcos
ister TATÜR olsun
köpekler birbirine benzer)



böyle başladı anlatmaya
-unutulmuş sesizliği dinlerken- 
kurşunların türküsünü. 

böyle başladı anlatmaya 
bağımsızlık için savaşın 
-bir uçtan bir uca örnek 
kükreyen yüreklerin- 
destansı öyküsünü. 



...Ferdinant Marcos
"Mutlak Fikir" düşmanı
Ferdinant Marcos
celladı insanımın
-ülkemin hali ayna-
yüzünü gör gerçeğin:
-Bangsa Mora'da kanlı kırım
...şen kahkahalar
-Amerikan emperyalizminin
...kayıtsız bakışlar
-dökülen kanı kardeşimin
...ahmak tebessüm
işi var fahişe yüzlü devlerin
-birleşmiş milletler toplantıları
silahsızlanma konferansları
ve anlatmak barış masalları-
cücelerse kuyrukçusu devlerin.



sandılar yanlızlığımız
suskunluğumuz olacak
suskunluğumuzun bahanesi olacak
yalnızlık.
sandılar sesi soluğu çıkmaz
kolu kanadı kırık insanımın.



bilemediler dağın, taşın
açan tomurcuk, uçan kuşun
ak öfke kesileceğini...



bilemediler her inançlı
bir kıvılcım taşır
böyle günlere...

bilemediler yalnız "mutlak hakim"e
bağlılığımızı
-yalnız ona kul ona eğileceğimizi-
bilemediler oy
kadın, ihtiyar
genç, çocuk
her can bir siper olup
burç burç
direneceğimizi!..



uşaklık eskimedi eskimesine
kölelik eskimedi eskimesine
"aşkta", "bağlılıkta", "yiğitlikte"...

sürüyor; sürecek zaman sahnesinde
iyi ve kötünün başlayan savaşı
ve zafer mutlak iyinin
bu dünmya ve ötesinde



sigara dumanı... kelimeler... Hayal
tekrar canlanan canlar 
diken döşeli yollar 
ve imkanın ihanetinde 
moroda savaşanlar. 



sigara dumanı... hayal... kelimeler 
hayali aşkın gerçek 
gerçeğe ayna haber 
ışıyor elçinin dilinden 



çözüyor bilinen kördüğümü 
korkunun kurduğu kördüğümü: 
sabır ve savaş... 
savaşla zafer 
korkağa kaçıştır sabır 
AKINCI'ya savaşta sabır 
ve yürekler arındı mı pastan 
kılıçlar arındı mı pastan 
kördüğümler çözülür. 
savaş ve sabır 
sabır ve umut 
umut ve zafer 
savaşla zafer 
duman... hayal... kelimeler... 



düşmanın üstüne gidemiyorsan eğer
eğer "yaradandan" çok korkuyorsan ondan
kölece de olsa yaşama tutkun
aşkınsa yaradana sevginden


ve fikir dediğin eğer
kaçanın can simidi
kuş tüyünden bir yataksa
öfkeden ıraksa
sığınaksa
ve inanç dediğin
yürüyeni durdurmaksa

sen! kötü kadından beter
git kuyruk salla düşmanına
yaran, zararsızlığını göster
ve seyret elde silah döğüşeni



ülkeme utanç... ülkeme işaretler
savaşın sıcağından, sıcağına bir haber



heberde canlar 
kardeşim canlar 
sondan başa doğru 
baştan sona doğru: 



...yeni başlıyor savaş
-hem dünya akıncılarına katkı-
yeni başlıyor savaş
-bir günün doğumunda-



tohum çatladı çürümeden
kıvılcım tutuştu sönmeden
-bakış aşka döndü-
inanç eyleme döndü
mindanao adasından

-başladı ölümsüzlük sınavımız-



geç kalmışlığımız olmayacak
ne yaldızlı tasmalar; kul sistemleri

-ne doğrusu doğru 
ne iyisi iyi
ne güzel güzeli
köstebek tünelleri-olmayacak
geleceğe mirasımız...

onlar yükselecekler
eylem birikimimizden



işte

çekildi 

isyan 

bayrağı 

"gemileri yakmışız isteyerek 
mümkünü yok dönüşümüzün 
çizgimize gelen gelsin" 
köy köy
dağ dağ
ve şehir şehir

yankı gelir
bu kutsal çağrıya.



akınlarda besteliyor,
-tellerde ses
dudaklarda söz gibi-
kula kulluğa karşı
silahlı isyanını.



bilen geldi "aşkına"
ölesiye savaşmaya
"bilen" bildi suskunluğun
kurtuluş olmadığını
bir yürek, bir bilek, bir seste
BİRleşti BİRler...



artık ne gam yeryüzünün
şeytana utanç zebanilerinden
ateş de olsa yürüyecekler.
ateş de olsa yürüyecekler
ateşe kalmamak için;
insan olma bedeli için,
iyi için, doğru için, güzel için
yeni bir dünya, yeni insan için
yüzlerinde aydınlığı kurtulmuşluğun.



"sonsuzluk kazancı çileden"
bir taze havayla ürperdi orman
açtı kucağını yüreklere,
nasırdan arınmış yüreklere,
ve gök sardı sarmaladı
hayat bağrına aldı
gelenleri.


doğru ve yanlış arasında

-insan-
hayat va gaye?!..
karanlık zıddına gebe kaldı!.
haykırmak kurşun gibi
haykırmak inançla:



ey karaya bulanmış çağ
ey marcoslar doğuran çağ
palet yürekli yaratıkların
artık çiğneyemeyecek
insan onurumuzu

çiğneyemeyecek

yabancı adam

toprağımızı
çiğneyemeyecek yabancılaşmış adam...


ey karaya bulanmış çağ
ey marcoslar doğuran çağ
-insanı gerçeğe yaban kılınmış-
tutuşturduk
buradan da
meş'alemizi
yüzün ağartmaya geldik.



çiçekler açıyor unutulmuş bahar
ilk aşka benzer ilk heyecan
ilk duyar gibi toprağın kokusunu
ilk gider gibi ilk savaşa
alevleniyor damarlarda kan
bu incecik kız gelinlik yaşta
bu desen oyun yaşında çocuk
bu ihtiyar-delikanlı.
ateş önü çatılmış tüfekler
ve ölüme hazır binler:
çiğneyemeyecek yabancı adam
toprağımızı
çiğneyemeyecek yabancılaşmış
adam.



bu ses
kan ter ve gözyaşı içinde
-en son nefese kadar-
yüzyıllardır
durmadan duraksamadan savaşanların
-öz akıncının-

(ingiltere, hollanda, ispanya
en son amerikayı
dize getiren
kuyrukçularına
baş eğmeyen)





bu ses
çağa vurulmuş mührü taşıyan
bin tufan yaşamış
bin engel aşanların
bu ses
-insanı kobay- dünyaya
kafa tutuş
hesap soruşun
bu ses o mana:
inançtan işlemez kurşun.



bu ses gönül gönül
ülke ülke
yayılsın



her cephesi bir vatan
-başağa gelişen tohum-
her cephesi bir bütün

bu ses
moro akıncısının
-aydınlık savaşçısının-



...aydınlık savşçısı
-önderin seriyyesi-
gelen bir iz pembe şafaktan
-altın nesilden-
(her biri bir gökkubbeydi
kutba güneş
çöle vaha taşıyan)



akıncı o zaman bu zamandır
-bu zamandır-
zulmün dumanı tüten yerde
akıncı o zaman bu zamandır
-bu zamandır-


"ne uzlaşma, ne teslim 
ne hiçlik 
yalnız mutlak fikirde birlik 
yalnız mutlak fikrin iktidarı" 



dehşetin soluğu er ya geç
silinir hıncın gökgürültüsünde
ışık sütunlarından kurulur hayat
bilinir "yaşanmaya değer hayat"
sönük kalır deyişler:
ufuk açan leyla
dağlar delen ferhat...
ve silinir ne varsa
unutulmuş insanlıktan.
kanım yoluna... harcına kanım



moro dağları başkaldıranlar
bu manayı yaşatanlar:
bırak haksıza boyun eğeni
sıcak odalardan seyretsin
soğuktan ciğeri delinenleri
açları, çıplakları
unutsun ipe çekilenleri
kurşunlananları...

malı azalmasın onun
teni incinmesin tek.



bırak karışmayıp seyredeni
candan geçen gelsin safımıza
kavga kaçkını
fistan giysin dolaşsın...

gizli inançsız için değil
kılıçların gölgesindeki yer.



moro dağları gibi dik 
moro dağlarında başkaldıranlar
onlar, bu manayı yaşatanlar:

çölde susuz nasıl yürürse suya
öylesine bir akıştır bizimki 

kararlı 
inançlı 
inatçı 

ister bozkır olsun ister çöl 
ister yemyeşil vadi 
senin vatanın benim vatanım özüm 



sen oradan kıracaksın zinciri 
ben buradan 
bir gün mutlaka kavuşacak 
ellerimiz 


her şey 
aydınlığa çıkmak için 
her şey 
"mutlak bir" için... 



bu yol
bu uğurda

ne yasası, ne ilkesi
ne polis, ne askeri
ne topu-tüfeği marcosun

ne zulüm ne işkencesi
durduramadı onları
ne onu oynatan eller...



onlar
-mutlak hakimin hükmüyle
hükmetmeyene itaat
etmeyenler-

onlar -zafere kadar- savaşın
sabır heykeli.

onlar hıncını savaşta bileyenler
nefsini yenen
savaştan dönmeyenler-


işte jolo
işte mindanao
işte bajlban
-adaları-



onlar -her biri- cesaretin rengini giyinmiş
onlar şehitler safında yer arayan

onlar tek kalsamda
dönmem diyenler
(dönmemek için
tek kalmayı
bekleyenler değil)

kaçkınların -seyredenin- tersine
savaş alanında gösterenler
-ölüm pahası-
dönmeyeceklerini.



moro dağları
başkaldıranlar
gerçeğe esirler
onlar gerçeği iletenler
çelik dişliler arası
dünyaya

(ki manzarası
varlıkta açlık
toklukta açlık
açlığa çözüm
çözümde can sıkıntısı
sürünenlerle sürüngenler arası
bir dünya.-)



dur demeli bu gidişe
herşey "mutlak bir" için
herşey "mutlak fikir"le

sen oradan kıracaksın zinciri
ben buradan
işte jolo
işte mindanao
işte bajlban.



bir yudum su
kısa bir durak 
sürüyor kükreyen yüreklerin 
öyküsü... 
sürüyor hayali aşkın gerçek 
gerçeğe ayna haber 
elçinin dilinden 

heberde canlar 
kardeşim canlar... 



- gelecek aydınlık ellerinde
aydınlık savşçılarının
geleceğe ışık tutuyor
bacalod grande de
dökülen kanlarımız.

yas tutanımız yok, akıncıyız
yok içimizde sızlayanımız

"oyuncak tanımadan tüfeği tanıdı
kurşunu tanıdı
gerçek dostu
düşmanı tanıdı
konuşamadan öğrendi
özgürlüğün ne olduğunu
yürümeden daha ölümü tanıdı
çocuklarımız.



öğrendiler onlar için olmadığını
insan hakları beyannamesinin
öğrendiler birleşmiş milletler
domuzlar diktatoryasını
ve tanıdılar parçalanmış göğüslerinde
annelerinin
çağdaş uygarlığın sırtlan yüzünü



filipin ordusu
amerikan uydusu
ya moskof ayısı
ya çin

işi var fahişe yüzlü devlerin.




AYDINLIK SAVAŞÇILARI, İBDA YAYINLARI (1.bölüm)

 

Salih Mirzabeyoğlu


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.