Sovyet Edebiyatının Muhalif Sesi: Mihail Bulgakov


Gülçin Şenel

Gülçin Şenel

14 Eylül 2018, 10:44

Mihail Bulgakov, 1891 yılında Rus İmparatorluğu topraklarında, Kiev’de doğdu. Tıp okudu fakat bir süre sonra hekimliği bırakarak, edebiyata yöneldi. Romanlarında ve hikâyelerinde fantastik ve gerçekçi öğeleri, tuhaf ve garip durumları alaycı ve mizahi bir üslupla harmanlayarak, kara mizahın en başarılı örneklerini verdi. 

İlk hikâyesi 20 yaşında yayımlandı. Gogol, Puşkin, Dostoyevski ve Dickens’tan etkilendi. Tiyatro ve operayla ilgilendi. Birçok tiyatro oyunu yazdı. Yazıları Sovyet rejimini çok rahatsız eden Bulgakov’un birçok eseri yasaklandı. Stalin yönetimi altında 1930'da tüm yapıtlarının yayımlanması yasaklandı.

Devrim öncesi değerlerin devrim sonrasında yerle bir edilmesini, trajikomik bir üslupla eleştirdi. Döneminin devrim yandaşı edebiyatçıları tarafından dışlandı ve alay edildi. Ülkesinden ve rejimden kaçanların yaşadıkları travmaları anlattığı eserleri aslında yaşananı ifade etmekten öte ideolojik bir muhtevaya sahip değildi. Evine baskınlar düzenlendi, yazdığı eserlerin elyazmalarına el kondu, yoğun bir baskı içinde yaşadı, fakat yazmaktan vazgeçmedi. Aslında onun hayatı, Sovyet Rusya’sının sanatçıları için bir prototipti.

Eserleri acımasızca eleştirilip yasaklanınca tiyatroya yöneldi. Pek çok oyunu sahnelendi. Bulgakov’u eleştiren Sovyet yazarlarına, “benim seyircilerim ve okuyucularım var, beni yargılayacak olan onlardır,  siz değilsiniz!” demiştir. Oyunları büyük ilgi görmesine rağmen, büyük kısmının sahnelenmesi yine yasaklanmıştır. Bu durumdan rahatsız olan Maksim Gorki Bulgakov'a sahip çıkarak, oyunlarda rejim düşmanlığı olmadığını, tamamen sanatsal olduğunu savunmuştur. Hatta Stalin’e bir mektup yazarak, bir yazarın kendine has düşünme yöntemi ile kendi gözleri ile gördüğünü yazmaya hakkının olduğunu, bunun engellenmesinin yazar için hayatın anlamsızlaşması demek olduğunu anlattı. Bunun üzerine Stalin bazı tiyatro oyunlarının sahnelenmesine yeniden izin verdi.

Bulgakov’un asıl şaheseri ve onun ismiyle birlikte anılacak olan “Usta ile Margarita” isimli eseridir. Henüz 1926 yılında dostuna yazdığı bir mektupta bu kitabın kafasında şekillenmeye başladığından bahseder.

Bütün hayatı boyunca sahnelenmesine çalıştığı tiyatro oyunlarının yanı sıra, arkadaşlarına “şeytana dair bir kitap“ diye eserinden söz eder. Kimi arkadaşlarına “günbatımı romanım“ olarak nitelediği, bizim ise “Usta ile Margarita“ olarak bildiğimiz roman üzerinde on yıldan fazla çalışır. 

Bu süreçte oyunları yasaklanmaya, parasızlık çekmeye, açlık sınırında yaşamaya başlar. Bir kriz anında tüm notlarını sobaya atarak yakar. Hatta Stalin’e kendisini sürgüne göndermesi için mektuplar yazar. Fakat sürgüne gönderilmez. 

1932 yılında ara verdiği romanına yeniden başlar. 1936 yılında yıllar evvel yazdığı Molier isimli oyunu sergilenir. Oyun 300 provadan sonra seyirci önüne çıkar. Ancak oyun Pravda’da çıkan olumsuz bir eleştirinin hemen ardından tiyatronun programından çıkarılır. Bunun ardından “Ivan Vasilyeviç” oyunu da aynı şekilde programdan çıkarılır. Bulgakov Moskova Sanat Tiyatrosu’ndaki işini bırakır ve Bolşoy’a geçer. Bu esnada yani 1939 yılında Usta ve Margarita isimli romanını tamamlar. 1940 yılının başında hastalanır. Mart 1940’da, 49 yaşındayken ölür.

Romanı “Usta ile Margarita” ancak ölümünden 26 yıl sonra 1966’da yayımlanabilmiştir. Tabii romanın basılması da ayrı bir macera olarak karşımıza çıkar. “Usta ile Margarita”  ilk kez 1966-67 yıllarında, Sovyetler Birliği’nde, “Moskova“ dergisinde yayınlanır. Ancak çok geçmeden romanın sansürlenmiş olduğu ortaya çıkar ve bu sansürlenmiş bölümler yurtdışına ulaştırılarak, tam olduğu düşünülen iki yeni baskı daha yapılır. Birincisi 1967’de Bern’de yapılan ve sansürlenmiş olan bölümlerin ek olarak verildiği baskı, ikincisi ise 1969’da Frankfurt’ta yayımlanan ve eksik bölümlerin metinle bütünleştirilerek italik olarak basıldığı “Possev” baskısıdır. Aslında romanını tam anlamıyla bitirmeden ölen Bulgakov, kitabın son hali diyeceğimiz karısı tarafından onaylanan baskısı ile bugüne kadar ulaşır.

“Usta ile Margarita” yazarının ölümünden 26 yıl sonra yayınlanınca şöyle karşılanır:

- “Usta ile Margarita”nın ilk basımı ile birlikte edebiyat dünyasına hâkim olan ilk durum “şaşkınlık” olarak nitelenebilir. Eleştirmenlerin önünde duran, sadece yazılmasından 26 yıl sonra günışığına çıkan bir roman değil, yepyeni bir tarz, yepyeni bir anlatım, kısacası yepyeni bir şeydi. Bulgakov’un sanki bir şişeye koyup da geleceğe gönderdiği bu metne; hicivden romansa, büyülü gerçekçilikten tarihi romana kadar birçok janrı adeta iç içe geçirmis bu hetorojen yapıya önce bilinen raflarda bir yer arandı. Ancak “monist” olarak tanımlanabilecek bu arayışların her birisi, başka bir yorum tarafından “geçersiz” kılınmaya mahkûm gibiydi. Bugün birçok edebiyat eleştirmeninin “Usta ile Margarita” konusunda paylaştıkları temel ortak payda bu romanın “tek bir yorumunun” olamayacağıdır, “elimizde bu Gordiyon düğümünü kesecek sadece bir tek kılıç yoktur.” *

Roman Moskova ve Kudüs’te geçen iki hikâyenin birleşmesi gibidir. Yani paralel iki hikâye anlatılır. Romanda Goethe’nin Faust’una, çeşitli edebiyat ve sanat adamlarına, Hazreti İsa’ya göndermeler vardır. 

Kitabın kurgusu üç ayrı tema ile ilerler denilebilir. Birinci tema Şeytan Woland ve çetesinin çıkardığı olaylar, ikinci tema Hazreti İsa’nın çarmıha gerilişi ve Vali Pontius Pilate’nin durumu, üçüncü tema da romanını yazan “Usta” ve onun aşkı Margarita’dır:

- “Bulgakov,  İncilin temalarını ve Faust’un kaynaklarını, grotesk romanı için bir esin kaynağı olarak kullanmıştır. Margarita sevgilisini kurtarmak için Şeytan’ın balosunda evsahipliği etmeyi kabul ederken, aşkını kurtarmak için, Faust’ta olduğu gibi, bir anlamda ruhunu şeytana satmaktadır Usta ile Margarita’nın öndeyişi, Faust’tan alınmıştır.  

“Söyle kimsin sen?”  diye sorulduğunda Şeytan, “Sonsuza dek kötülüğü isteyen ama sonsuza dek iyilik yapan bu gücün bir parçasıyım.” Diye yanıt verir.   İsa’nın müriti Matta Levi ile konuşmasında Şeytan “Kötülük olmadan iyilik nasıl var olur? Gölgeler kaybolduğunda yeryüzü nasıl görünür?.” diyerek  bu ahlâkî dualizmin yeryüzünün en önemli gerçeği olduğunu vurgular.” **

Mihail Bulgakov, pek çok oyun yazmış, pek çok hikâyeye imza atmış olsa da, “Usta ve Margarita” romanı ile edebiyat dünyasının önemli isimli arasına girmiştir. Her ne kadar çağdaşı Gorki kadar Türkiye’deki edebiyat okurları için “meşhur” bir isim olmasa da, kısa ömründe bir nevi “yazmak için yaratıldığı” eseri ile kendini var etmeyi başarmış, muhalif bir Sovyet edebiyatçısı olarak tarihe geçmiştir.
 
Notlar:
*https://rusedebiyatiarsivi.org/2016/08/25/hayat-ile-mucizenin-bulusma-umudu-usta-ile-margarita/
* http://dipnotkitap.net/ROMAN/Usta_ile_Margarita.htm


Baran Dergisi 609. Sayı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.