Sultan Abdülhamid Han Tugayı Komutanı Ömer Abdullah ile söyleşi...

Sultan Abdülhamid Han Tugayı Komutanı Ömer Abdullah ile söyleşi...

Sultan Abdülhamid Han Tugayı Komutanı Ömer Abdullah ile söyleşi...



05 Şubat 2015, 19:56

Suriye Türkmenleri Sultan Abdülhamid Han Tugayı Komutanı Ömer Abdullah ile Yeni kurulan Sultan Abdülhamid Han Tugayı ve Suriye meselesini konuştuk. 

Sultan Abdülhamid Han Tugayı mücahidleri kimdir?
Üç bölükten oluşuyor ve hepsi Türkmen… Osmanlı’nın, dedelerimizin bize emanet ettiği bu toprakları son damla kanımıza kadar müdafaa ediyoruz. Osman Gazi Birliği, Ömer Muhtar ve Ömer bin Gazi Birliği’nden oluşmaktadır. Mücahidlerimiz de buranın yerlileri… Dedelerimizin bize emaneti, dinimiz ve bu topraklar. Nasıl ki dedelerimiz İslâm’a hizmet ettiyse, Allah bu hizmeti bize de nasip etti. Hiçbir yerden destek olmasa da dişlerimizle, tırnaklarımızla kazıyarak mücadelemizi devam ettireceğiz. Biz burada bu mücadelenin içerisinde olmaktan mutluluk duyuyoruz. Yolumuza sonuna kadar devam edeceğiz. 
Esed döneminde Türkmenler burada neler yaşıyordu da böyle bir mücadelenin içine girdiniz?
Osmanlı’nın burada kurduğu sistemde Türkmen köyleri hacca giden Müslümanların nöbetçiliğini yapmaktaydı, güvenliğini sağlıyordu. Osmanlı’dan sonra Türkmenlerin mallarına el koyuldu ve zor durumda bırakıldı. Her şeye rağmen biz Türkiye’nin Suriye’deki gözüyüz, nöbetçileriyiz. Türkmenler senelerce Türkiye’nin ajanı olmakla suçlandı, baskı altında tutuldu. Biz hadiselerin en başında aktif rol almadık, katılmadık; fakat bir süre sonra Şebbihalar köylerimize baskınlar düzenlemeye başladı. Biz dünyada dini ve namusu için yaşayan insanlarız. Bizlere hayvan gibi muamele edilince, biz de bu zulme dayanamadık. Bu yolu bu şekilde seçtik. İlk olarak 50 kişi pompalı tüfeklerle Türkmen Dağı’ndaki karakolu bastık.
Esed döneminde Türkmenler eğitim, ekonomi gibi alanlarda dışlanıyor muydu? Dilinizi rahat konuşabiliyor, camiye rahatça gidebiliyor muydunuz?
Camilerde hocamız minbere çıktığı zaman cemaatin içinde bulunan muhaberat mensupları baskı ile istedikleri gibi konuştururlardı. Eğitim alanında da Türkmenlerin eğitim almaması için her şey yapılırdı. Küçük ve izbe yerlerdi okullar. Gönderilen öğretmenlerin de çoğu Nusayri’ydi ve okula bile uğramazlardı. Kısacası eğitim verilmiyordu. 
Bu mücadeleye nasıl başladınız ve 4 yıldır bu mücadeleyi nasıl yürütüyorsunuz?
Elbette bir Müslüman, Müslüman kardeşlerinin desteğini bekliyor; fakat biz destek alsak da almasak da bu mücadeleye devam ediyoruz. Maalesef Arap kardeşlerimiz, yanlarına gidip onlarla omuz omuza çarpışmamıza rağmen, bize hiçbir şekilde destek olmadılar. Türk halkından da şahsî olarak gelip giden, yardım edenler var; ama Türkiye devlet olarak bize hiçbir yardımda bulunmuyor. 
Siz de ilk yapılan protesto gösterilerine katılmış mıydınız?
Hayır, biz gösterilere katılmadık. Biz şebbihaların baskısından sonra direk silaha davrandık. Çünkü hiçbir şeye karışmamamıza rağmen evlerimize saldırmışlardı. İşkenceler yaptılar ve dayanamadık. 
Türkmen Dağı’nda ilk hadiseleri siz başlatmışsınız. Nasıl oldu?
Muhaberat’tan on araba evimize baskına geldi. Muhalif göstericilere destek verdiğimiz yönünde rapor yazılmış ve bu sebeple iki kardeşimi aldılar. Aşırı derecede işkence gördüler. Öyle görünce dayanamıyor insan. Kendi imkânlarımızla yedi adet silah, 4300 mermi aldık. Silahları ve mermileri sakladık ve bir süre kardeşlerimin dönmesini bekledik. Döndüler. Her gün evimize baskın düzenlenmeye devam etti. Babamla konuştuk, bunun çekilecek dert olmadığını ve kadınları ve çocukları Türkiye’ye götürmesini istedik. Sınırdaki iki karakolu bastık, ganimetleri topladık. Sonra başka kardeşlerimiz de gelip bize katıldılar. Daha sonra kaymakamlığı bastık. Mermilerimiz bitti geri çekilmek zorunda kaldık. Üç gün sonra Arap kardeşlerimizle beraber bir baskın daha düzenledik; ama yine alamadık. Üçüncü baskında sonunda ele geçirdik.
Türk kamuoyunda Türkmenlere karşı yanlış bir algı var. Irak’taki Şiiler ile karıştırıyorlar, Ehl-i sünnet olduğunuzu bilmiyorlar. Bunun hakkında ne demek istersiniz?
Tanımadıkları için böyle bir yorumda bulunuyorlardır. Tanımadan bu tür yorumlarda bulunmak da yanlış... Dedelerimiz de, babalarımız da İslâm’a hizmet ettiler. Müslüman doğduk, Müslüman ölürüz inşallah. 
Türk halkından ve devletinden beklentileriniz nelerdir?
Bir insan babasından, ağabeyinden, büyüğünden ne beklerse biz de onu bekliyoruz. Yardım edilse de edilmese de umut içinde yaşıyoruz. 
Sınırdan girer girmez bir kontrol noktası var. Bu kontrolü size bağlı bir birlik sağlıyor. Bu birliği niçin kurdunuz?
Türk askeri sınırda nöbet tutuyor ve biz de bu kontrol noktası ile bu taraftan Türkiye’ye geçişleri kontrol altında tutuyor, buradan oraya herhangi bir saldırı olmaması için nöbet tutuyor, onların emniyetini sağlıyoruz. O kontrol noktası da Türkiye devleti ve Türk halkının güvenliği için var. Burada biz Türkiye’nin gözüyüz. 
Türkiye’nin Türkmenlerle bir kader birliği olduğu yönünde bir değerlendirme yapması gerekmiyor mu? Daha sıkı bağlar kurması gerekmiyor mu?
Bizim de acayibimize giden o. Biz neden yetim bırakıldık? Müslüman değil miyiz? Niye başkalarına her türlü yardım yapılıyor da bize yapılmıyor? Burası Türkiye açısından stratejik bir yer aslına bakarsanız. Burada Türkmenlere bir şey olsa Türkiye sınırı tehlikeye girer. Bu sebeple bütün cephelerin gözü burada ve burayı ele geçirmeye çalışıyorlar. Buna rağmen Türkiye önemsemiyor, keşke biz de neden yetim bırakıldığımızı bilsek. Birçok şehid verdik. Kimse burayı bırakıp gitmiyor, çünkü toprağına tutkun. 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.