“Ramazan Müjdesi” Horoz Borcu-XVIII
Yuda Nesebi ve Buğday Ambarında Aç Tavuk Olmak

 
Yahudi Kabala öğretisinde horoz bilgi ve ışığın, dolayısıyla da aydınlanmanın habercisidir. Horoz ötüşüyle gecenin kötü cinlerini kovduğuna inanılır.

Yahudi inancında, dolayısıyla da tüm Yahudi topluluklarında günahların kefareti için duaların edildiği ve oruçların tutulduğu Yom Kippur, Cuma akşamından itibaren başlar. Tavukların “adak” olarak kurban edildiği, çok eskilere dayanan “kaparot” geleneği ise Yılbaşı ile Yom Kippur arasındaki herhangi bir günde yerine getirilir. Kaparot ritüeli çerçevesinde, genellikle erkekler beyaz bir horoz, kadınlar ise beyaz bir tavuk adarlar. Adaklar, kişinin başı üzerinde dua okunarak döndürülür ve daha sonra kesilerek yoksul Yahudilere dağıtılır. Kümes hayvanlarının baş üzerinde döndürülmesiyle günahların hayvana geçtiği kabul edilmektedir. Yahudilerin çoğu kaparotta bugün artık hayvan yerine para kullanmakta ve bu para da yine yoksul Yahudilere dağıtılmaktadır. Hala hayvan adayanlar genelde aşırı dindar Yahudiler olarak biliniyor. Kaparot sırasında okunan özel duada ise adağın kişinin kefareti olduğu söylenerek, Tanrı’dan uzun ve bolluk içinde bir ömür tüketmesi isteniyor. Kaparot geleneği nedeniyle bugün işgal altında tutulan Kudüs’ün belli başlı bölgelerinde pek çok kesimhane açılmıştır. Meselâ Filistin’in başkenti olan Kudüs’ün ünlü pazar yeri ve çevresini işgal eden Yahudiler, oluşturdukları pek çok kesim yerlerinde hahamlar eşliğinde çeşitli dualar okuyarak, hayvanları, adak veren kişinin başının üzerinde döndürdükten sonra, bir çırpıda kesip, kanını akıtmak üzere önlerinde içinde bir tavuğun sığacağı büyüklükte koniler bulunan metal masalara bırakırlar. Halihazırda, işgal altındaki Kudüs’te, fanatik Yahudilerin yaşadığı mahallelerde, yol kenarlarına kurulan çadırlarda “kaparot” uygulamasına yol verilmektedir.(1)

Tekili kapara(2) olan kaparot(3) bazı Yahudilerce Yom Kippur arefesinde uygulanan bir Yahudi ayinidir. Yahudilikte günde üç vakit ibadet etmek mecburiyeti vardır ve bunlar sabah (şahrit), öğlen (minha) ve akşam (arvit) bölümleridir. (Namaz vakitlerini üçe indirmek isteyen Yahudi şeyleri hatırda!). Hafta arası ve hafta sonları için okunan bu bölümler Sidur adı verilen yaklaşık 500 sayfalık bir dua kitabında bulunur. Kitabın yarısı yaklaşık 300 sayfa olmak üzere sabah, öğlen ve akşam üç defada okunurmuş.

Bir Yahudi, tavuğu veya bir tutam demir parayı bir başkasının kafasının üzerinde üç kere çevirerek o kişinin günahlarını sembolik olarak tavuğa veya paraya geçirdiğine inanır. Ardından tavuk kesilir ve oruç öncesi öğün olarak servis edilir. Eğer kapara için kullanılan nesne paraysa, bu para fakir Yahudilere dağıtılır.

Yahudilik inancına göre, Kaparot’ta, dini ve kutsal bir kase görevi gören horoz, kişinin kafası üzerinde kısa bir süre sallandırıldıktan sonra, Kefaret Günü kabul edilen Yom Kippur öncesinde akşamüstü kurban edilir. Sembolik olarak tavuk kullanılan bu uygulamadan maksad günahlardan arınmaktır. Bu uygulamanın Eski Ahit(4) baz alınarak yapıldığı rivayet edilir.

Kaparot’tan ilk olarak Babil’deki Sura Akademisi’nin gaonu(5) Natronay Ben Hilay tarafından bahsedilmiştir (M.Ö. 853). Ben Hilay, kaparot’un Babil Yahudileri ve Pers Yahudileri tarafından uygulandığından bahseder.

9.yy Yahudi din adamları, İbranice bir kelime olan Gever’in(6) hem “adam” ve hem de “horoz” anlamına geldiğini, dolayısıyla da horozun insanoğlu yerine dinî ve ruhanî uygulamalarda ikame edilebileceğine hükmetmişlerdir.
Genelde Haredi(7) cemaatlerinde olmak üzere, modern zamanlarda kaparot, erkekler için canlı horoz ve kadınlar için canlı tavuk kesilerek uygulanmaktadır. Diğer cemaatlerde ise tavuk yerine para da kullanılmaktadır. Kaparot öncesi ayin yapılır ve dua kabilinden belirli bir metin okunur. Tavuk veya para baş üzerinde sallandırılırken aşağıdaki metin üç kere okunur:

“Bu benim takasımdır, bu benim bedelimdir, bu benim kefaretimdir. (Bu horoz veya tavuk ölüme giderken / bu para bağışa giderken), ben iyi ve uzun bir hayata ve huzura girip gideceğim.”(8)

Yukarıda, 9.yüzyıl Yahudi kocabaşları tarafından, İbranice bir kelime olan Gever kelimesinin hem “adam” ve hem de “horoz” anlamından hareketle horozun insan yerine dinî ve ruhanî uygulamalarda ikame edilebileceğine dair bir bilgiye yer verdik. Burada şöyle bir not düşmek veya soru sormak icab eder. İbranice Gever kelimesinin hem “adam” ve hem de “horoz” mânâsından hareketle, Kaparot’ta horoz kurban etmek, Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm’ın bir rüyası üzerine oğlu İsmail (veya İshak) Aleyhisselâmı kurban etmek istemesinden mülhem bir uygulama olmuş olabilir mi? Yahudinin iflah olmaz ve sapık bir mizaç üzere olduğu düşünüldüğünde bu soruya evet demek mümkündür. Yahudi lietratüründe, Allah yolunda ölmek mânâsını mündemiç herhangi bir cihad kavramına rastlanmaz. Çünkü Yahudi ölmeyi değil, ebediyen hayatta kalmayı ve dünyada yaşamayı arzular. Dünyada cenneti aramak teşebbüslerini de bu psikoloji ile izah edebiliriz ancak. Hâlbuki biz Müslümanlar, bir yanda bedene kelimesinin “kurbanlık deve; kurbanlık nefs” mânâsından mülhem nefsi temsilen büyük baş ve küçükbaş hayvanları kurban ederken, diğer bir yandan da “şehidlik şuuru” çerçevesinde cihad etmeyi ve Allah yolunda bizzat bedenimizi feda etmeyi isteriz. Kısacası, Yahudinin hayatta kalmak istemesinden daha çok, ölmeyi isteyen bir Müslüman var bu dünyada. Hal böyle olunca da, el mi yaman, bey mi yaman görülecek!
Meşhur atasözü: “Aç tavuk (düşünde) kendini buğday (arpa, darı) ambarında sanır (görür).”

Yukarıdaki söz, iki türlü mânâlanlandırılmıştır. Birincisi; yoksul kişi, kendini bolluğa kavuşma hayaline kaptırır. O zaman yapacağı işleri şimdiden tasarlar. İkincisi ise; aşırı açlık halisünasyona neden olur.

Aşağıda yer verdiğimiz Yahudinin horoz hikâyesi her iki mânâyı da mündemiçtir. Zevkle takdim ediyoruz.

Zamanın Tiranı, bir Yahudi’ye:

“Mesihin bir gün geleceğini söylüyorsunuz, fakat nasıl? Siz aciz küçük bir milletsiniz”, der.

Yahudi ezik, fakat yine de sinsice bir cevap verir: “Bugün bile toplamda sayımız 6 milyondur, etrafımızda 1,3 milyar düşmanımız var. Kendimizi kandırmayalım, küçük aciz bir milletiz, gerçekçi olalım. O zamanlarda sürgün edilmiş bir millettik.”

Tiran daha da ezici bir tonda: “Kocaman Prüs, Rus, Fransız, İngiliz orduları var, bu kocaman ordulara karşı sizin Mesihiniz nasıl baş edecek?”

Yahudi kendince ders mahiyetinde bir plan kurgular ve Tirana söylenir: “Anlatayım mı? Siz gidin diğer Tiranlara deyin ki 3 gün sonra horoz dövüşü müsabakaları var, ve herkes kendi horozunu getirsin, benimki sizinkileri nasıl alt edecek görün.”

Tiran: “Oldu bakalım!”, der.

Tiran diğer Tiranlara haber veriyor, ve 3 gün sonra yarışma günü gelip çatıyor. Tiran oturmuş vaziyette görüyor ki herkes güçlü heybetli horozlar getirmiş. Yahudi’de çantasından küçük zayıf aciz bir horoz çıkarıyor. Bütün Tiranlar Yahudi’nin horozuna hor bakıp gülüyorlar. Trompetler çalıyor ve dövüş başlıyor. Heybetli horozlar birbirlerine çetin bir şekilde girişiyorlar, diğer taraftan Yahudi’nin horozu bir köşede saklanmış korku içinde bekliyor. Dövüş sonunda bütün horozlar ölüyor ve Yahudi’nin aciz horozu meydana çıkıyor.

Bu arada hemen şunu da söylemek gerekir ki, Yahudi kaynaklarına göre; dünyanın sonuna yakın, Doğu ile Batı arasında büyük bir savaş çıkacaktır: Armageddon!

Zamane bir Yahudi Haham aynen şöyle der: “Devletler arasında çok büyük bir savaş çıkacak ve sadece İsrail’e bundan kar kalacak.”

Hikâyeci hikâyesini şu cümlelerle bitiriyor: “Devletler savaş çıkmasın diye çaba sarfedecekler. Ama yazılanlara göre, saçlarından sürüklenerek savaşa zorla dahil edileceklerdir.(9)

Hikâye burada bitiyor. Ve; bugün Ortadoğu’da yaşananlar bunu teyid edecek mahiyette seyrediyor. Ancak; habercilerin habercisi ve doğru söyleyenlerin en doğru söyleyeni olan Allah Resûlü, kıyamet öncesi yaşanacaklardan bahsederken, Peygamberler yatağı olan Ortadoğu’da, Yahudilerle Müslümanlar arasında yaşanacak büyük bir savaştan bahsediyorlar. Adına Melheme-i Kübra denilen bu büyük savaşın galibinin Müslümanlar olacağını da müjdeliyorlar. Yukarıdaki hikâyeye bitişik olarak aç tavuk esprisine niçin yer verdiğimiz anlaşılmıştır sanırım.

Hadîs meâli: “Müslümanlarla Yahudiler harb etmedikçe kıyâmet kopmayacaktır. O harpte Müslümanlar (gâlip gelerek) Yahudileri öldürecekler. Öyle ki, Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da, taş veya ağaç; “Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu, şu arkamdaki Yahudidir, hemen gel de öldür onu!” diye haber verecektir. Sadece Garkad ağacı müstesna, çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır.”(10)

Halihazırda Reis-i Cumhur, “Bugün kendilerini Kudüs’ün sahibi sananlar, yarın arkasına saklanacak ağaç dahi bulamayacaklarını bilmelidirler” derken esasında bilinen ve inanılan bir mutlak hakikati ifadelendiriyorlardı.
Hazret-i Cabir (R.A)’dan rivayet edilen bir hadîs meâli: “Ümmetimden bir grup, hak için muzaffer şekilde mücadeleye kıyamet gününe kadar devam edecektir. O zaman İsa İbnu Meryem de iner. Bu Müslümanların reisi: “Gel bize namaz kıldır!” der. Fakat Hazret-i İsa Aleyhisselam: “Hayır! Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emîrsiniz!” der.”(11)

Evet; Büyük Savaş’tan galib çıkan Müslümanların Reisi Hazret-i Mehdî Aleyhisselâm, gökyüzünden, 5. felek olan Güneş feleğinden yeryüzüne teşrif eden Hazret-i İsa Aleyhisselâm’a hitaben: “Gel bize namaz kıldır!”, diyecek. Devamı ise yukarıdaki hadîste anlatıldığı gibidir.

“Gel bize namaz kıldır” ifadesine dikkat! “Horoz’a Sövmeyiniz, çünkü o namaza çağırır” hadîs meâli hatırda!
Not: Anadolu’da yapılan kazı çalışmalarında horoz sembolünün Mühr-ü Süleyman(12) olarak bilinen Davut Yıldızı’nın (hegzagram veya altı köşeli yıldız) içinde yer aldığını gösteren bulgulara ulaşılmıştır. Davud Yıldızının içinde yer alan horoz sembolü çok etkileyici ve anlamlı olsa gerektir. Bu arada hemen şunu da belirtelim ki, Davud Yıldızı’nda ucu aşağı dönük olan üçgen yukardan aşağıya doğru inişe; tersi de aşağıdan yukarıya doğru yükselişe bir işarettir. Tedaisi, Üstad Necip Fazıl’ın Çile isimli şiirinden:

“Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.”

Davud Yıldızı ile ilgili söylenenler, Üstad Necip Fazıl’ın Çile isimli şiirinde söyledikleriyle yeni bir okumaya tabi tutulduğunda, sözkonusu altıgenin sadece kar taneleri ve metadron küpünde değil, bizzat insanın içinde aranması gerektiğini de ihtar etmektedir, düşündürmektedir. İnsandan muradın Allah Resûlü olduğu mutlak hakikati başta olmak üzere, Büyük Doğu-İBDA’nın insan mânâsı dikkate alındığında, Davud Yıldızının tam orta noktasına yerleştirilmiş olan horoz sembolünün mânâsı daha bir anlamlı olmaktadır.

Bütün bunlardan sonra, aç tavuğun kendisini buğday ambarında zannetmesi misâlinde olduğu gibi, varsın Yahudi kendi cılız horozunun kazanacağı bir zaman diliminde yaşadığına inansın. Dün denizin orta yerinden kopan fırtınanın oluşturduğu dalgalar bugün sahille buluşmuş ve sahil kenarında ne kadar çer-çöp veya pislik varsa hemen hepsini temizlemeye başlamıştır. Mevzuun ruhunu ele veren bir şiirle yazının bu bölümünü sonlandıralım. İBDA Mimarı, kendi misyonuna yataklık ediyor olması hasebiyle, Said-i Nursi Hazretleri’nin şakirdi olan Topal Şükrü Efendi’den alıntıladığı bir şiiri büyük bir zevkle kullanır: 

“Âferin çarha ki çattırdı kuduzu kuduza.”
 
Dipnotlar
1)http://www.haber7.com/saglik/haber/269630-yahudilerin-hayvanseverleri-kizdiran-gelenegi
2)Kapara, kaparotun tekil hali olup kefaret anlamına gelir. Nitekim İbranice k-p-r kökünden meydana gelen kelime “kefaret etmek” anlamını taşır. Kapara, yerel Türkçe’de, “balık pulu” ve “başı yarım küre şeklinde olan bir çeşit ayakkabı ve sandık çivisi” mânâsınadır… Kaparo, (İtalyanca lûgatte caparra) “alışverişe mahsuben yapılan ön ödeme, pey akçesi” mânâsınadır. Yine İtalyanca lûgatte capo “baş, ön” mânâsınadır. Latince’de ise caput “baş” mânâsınadır.  Diğer taraftan, İtalyanca arrabo kelimesi ise “kap” mânâsına gelir.
3)Kapar: Akıl. Ruh.
4)Eski Ahit (Tevrat), Eski Antlaşma ya da Ahd-i Atîk, Yeni Ahit’le (İncil) birlikte Kitab-ı Mukaddes’i oluşturan, Hristiyanlarca da kutsal sayılan kitap. Yahudilerin Tanah isimli kutsal kitabıyla büyük oranda aynı olduğu söylenir. Hristiyanların metni yorumlayış biçimleri farklı teolojik temellere sahip olduğundan, yine de Yahudilikle büyük ölçüde farklılık arz eder.
5)İbranice’de gaon “dahi, din alimi” anlamına gelir.
6)Yüksekova’nın Kürtçe ve yerel adıdır. Azeriler tarafından “cever” şeklinde kullanılır… Yerel Türkçe’deki anlamı: Bahçe ve tarla sulamak için açılan ince su yolu, ark… Teknik terim anlamı: Arklardan tarlaya su ulaştıran küçük su yolları. Bir su ölçüsü: Bir gever su ver. Bahçe ve bostanlara arıktan su salıverecek delik, gedik. (http://nedir.ileilgili.org/gever-nedirnedemek-ileilgili-bilgiler.html)
7)Aşırı dinci anti-siyonist gruplara verilen isim. Dinci siyonistlerle anlaşamadıkları nokta İsrail devletinin meşruiyetini kabul edip etmeme konusundadır… Yahudiliğin en uç noktası. Ultra-ortodoks Yahudi diye de geçer. Dinle kafayı bozmuşlardır… Askere gitmezler. Bunlarin işleri güçleri dua etmektir, devletten bu iş için para alırlar. Modern İsraillilerle araları iyi değildir.
8)https://www.turkcebilgi.com/kaparot
9)https://www.youtube.com/watch?v=M9zskKox5TY
10)Müslim, Fiten, 82
11)Müslim, İman 247)
12)Bu mührün bulunduğu yüzüğü ilkin Hazret-i Adem Aleyhisselâm’ın kullandığı ve dünyaya gelirken cennette bıraktığı, daha sonra Hazret-i Cebrail Aleyhisselâm tarafından Allah’ın izniyle Hazret-i Davud Aleyhisselâm’a getirildiği ve en nihayet, liyakat çerçevesinde Oğlu Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm verildiği rivayet edilmiştir… Allah Azze ve Celle’nin Celal ve Cemal sıfatlarını sembolize eden bu yıldız veya mühür, her şeyden evvel Rahmanî bir sembol veya remzdir. Ayrıca birçok mefhumu da temsil etmektedir. Bu mühr-ü sembolün Allah’tan olduğuna en büyük delil, herhalde her bir kar tanesinde nakşedilmiş olmasıdır. MetAdron küpü formunda dahi bu mühür sembolizedir. Hakeza, hücrelerde ve atomlarda dahi varlığı mevcuttur. Metatron küpü denilen şey, platonik cisimlerin hepsini ihtiva eden bir mega şablondur. Yaradılışın kutsal geometrisini tutan ve koruyan melek olduğuna da inanılan Metadron’un, ruhu bedenine galib gelip gökyüzüne, yani 5. felek olan güneş feleğine çekilen Hazret-i İdris Aleyhisselâm’ın (Hanok) olduğuna da sıkça vurgu yapılır. Mühr-ü Süleyman veya Davud Yıldızı altıgen bir yıldızdır. Her bir köşesinin manen bazı peygamberleri temsil ettiği söylenir. Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm’dan sonra dünyada birçok millet bu sembolü kutsal sayarak kullanmışlardır. Günümüzde ise Yahudiler bu mührü paçavralarına monte etmişlerdir. Ancak MÜHR-Ü SÜLEYMAN VEYA DAVUD YILDIZI BİR YAHUDİ SEMBOLÜ DEĞİLDİR, AKSİNE MÜSLÜMANLARIN KUTSAL SEMBOLÜDÜR. Nitekim İBDA Mimarı Mütefekkir Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, bu yazının muhtevasının ortaya çıkmasına vesile olan “Ramazan Müjdesi” (“Ölüm Odası B-Yedi”, Baran Dergisi, sayı: 546) isimli yazısında bu mevzua değinir ve bu mührün Yahudiler tarafından daha fazla istismar edilmesinin önüne geçer. İBDA Mimarı’nın 2014 yılının son gününde farkına vardığı “Derviş Muhammed 332” mührünün Davud Yıldızı mânâsını mündemiç olduğu pekâla düşünülebilir. Evet; mühr-ü Süleyman yüzüğünde yüce Allah’tan başka meleklerin ve bazı insanların bildiği İsm-i A’zam remz edilmiştir. Bu arada Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm’ın Kur’ân ve hadîs kaynaklarında geçen dokuz mucizesinin ne olduğunu da söyleyelim: 1) Sebe’ suresi 12. Ayetinde bildirildiği üzere, rüzgarlar emri altındaydı. 2) Süleyman a.s denizi geçmek istediği zaman, suyu çekilerek yol açılır, geçtikten sonra yine kapanırdı. 3) Ayet-i kerimede bildirildiği üzere, bütün cinler emrindeydi. Ne zaman istese, kendisine, büyük köşkler, suretler, çanaklar, sabit çömlekler, tencereler yaparlardı. 4) Süleyman a.s bir mührü vardı. Üzerinde İsm-i Azam duası yazılıydı. O dua ile her isteği kolay olurdu. 5) Karıncalara varıncaya kadar her hayvanın sesini işitir, dillerini anlardı. 6) Nereye gitmek istese, rüzgar emrinde olduğundan, kürsüsünü kaldırır, kürsüsünü beraberinde götürürdü. 7) Cinler vasıtasıyla denizlerdeki incileri, cevherleri yerde bulunan defineleri bilirdi. Kendine Allahü teala tarafından bildirilmeyen bir şey yoktu. 8) Neml Vadisinde, maiyetiyle beraber bir dağ üzerine konup, kaldığı esnada o dağın yeşillik, çimenlik olması için, mübarek ellerine bir miktar su alıp, avucuyla o dağa serpti. Derhal dağın üzeri çayırlık çimenlik oluverdi. 9) Süleyman a.s yere gittiği vakit, beraberinde duvarlar da giderdi.
 
Baran Dergisi 572. Sayı