Baran Dergisi 379. Sayı Çıktı...

Tüm Turkuvaz Bayilerinde...

Baran Dergisi 379. Sayı Çıktı...

         Selâm ve Duâ ile…

Türkiye’deki “İslâmcı” aydınlara bakacak olursak, Türkiye’nin gerçek problemleri ve bu problemlerin çözümü noktasında maalesef “deve kuşu” gibi davrandıklarını görürüz. Türkiye’deki birçok hâdisede, meselede, kaskatı vâkıalarda çıtını çıkartmayan, hakikatli ve meşakkatli sahalara hiç ama hiç el atmayan, içeride bin beteri bulunan bahsettiğimiz hususlarda illâ sessiz kalan ama dışarıda olduğu için kendi nefsine dokunmayacak meselelerde kıyameti kopartan fikirsiz, çilesiz, içinde bulunduğu zamandan habersiz, popülist “İslâmcı” aydınlar…

Yukarıda tarifini yapmaya çalıştığımız “İslâmcı” aydının, bir diğer özelliği de İBDA gibi sahteliklerini meydana çıkartıcı, esaslı fikir sistemleri karşısında yine aynı şekilde sessiz kalmayı tercih etmeleridir. Aydın Sorumluluğu’nun başında gelen tefekkür, yâni hem fikir hem de fikri harekete geçirmek noktasında da maalesef “İslâmcı” “aydın”ı hiçbir ciddî fikir ve aksiyon planında göremeyiz.

İslâmcı aydının temel meselesi olması gereken “İslâm’ın Hâkimiyeti Dâvâsı”nda da, bu davanın güdülmesinin şartlarından olan insan ve toplum meselelerine çözüm getirici dünya görüşü olan İBDA hakkında, müsbet yahut menfî tek satır yazacak kudreti olmayan, yönünü kaybetmiş gençliği avlamak adına ise seküler ve popüler her boş işte başı çekenler! Bunlar, bugün harcana harcana bitirilemeyen gençliğin, sarfede sarfede tüketilemeyen mânâların katilidirler.

Biz bu meselede, başta kendi nefislerimizi de bu söz ve mevzuun hasrı içinde görürken, şahıs, teşekkül ve şu ve bu diye ayırdetmeden herkesin, kendi nefsinin şu suâl karşısında ne durumda olduğunu hesâb etmesini istiyoruz: “Mukaddes Emaneti Ne Yaptınız?”

Bugün, mukaddesat adına çiğnenen ne varsa ona sahip çıkma iddiasındaki ve kendini öyle pazarlayan tipler eliyle olması fecaatin daniskasıdır. Kelimenin, hakaret için kullandığımız kelimelerin bile, argo bir tâbirle “yalama”ya döndüğü ve bu dönüş içerisinde insanların bizzat o kelimede şahsiyetini bulduğu bir yamyamlar diyarına döndük. Artık, insanî olan herşeyin yerini bıraktığı bu “hayvâni insiyâk”ın sanırız son raddesine geldik. Sıradan insanların (halkımızın) bu dehşetvâri manzara karşısındaki suskunluğu ve düzenin pisliği karşısında kendini koruyacak hiçbir takâti bulamadığı bu demde, aydınların kendinden menkûl hâlleri, ancak ve ancak onların ölü olduğunun bir göstergesidir. Bu cenazeyi kaldıracak ve yerine ne kadar sahtelik varsa gerçeğini getirecek yeni münevverlerimiz, aydınlarımız gelmeyecekse, adına “yaşam” denilen bu alışkanlıklar silsilesine “paydos” ihtârı verip koca memleket hep birden intihar etmemizin vakti gelmiştir; çünkü, burada kendini imhâ eden bir “varlık” olmayacak, ne kadar hakikat varsa kıymış ve zaten intihar etmiş bir ceset olacak! Bu cesedi “insan”a çevirecek bir ibda cehdine girilmeksizin, ruhumuza ulaşmadan geçen her gün zaten hayat’a dâir değil yokluğa dâirdir, yaşanmasa da olur!

Yazarımız Ömer Emre Akcebe “İBDA Fikriyatı ve “İslâmcı” Aydın” başlıklı yazısıyla kapak mevzuumuzu kaleme aldı.

Hüseyin Meriç bu hafta “Bandırma Davası Vesilesiyle Hukuk ve Adalet” başlıklı bir yazı kaleme aldı ve geçen hafta kapakta işlediğimiz ve İBDA’cılara verilen cezaların davasının mâhiyetini ve onun etrafında bugün hukuk ve adaletin nasıl delik deşik bir vaziyette olduğunu anlattı .

Nazif Keskin “1999 Yeni Bir Çağın Başlangıcı ve Zamanın Sahibi Kumandan Salih Mirzabeyoğlu” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Alâka ile okuyacağınızı umuyoruz.

Sezâi Kırlangıç bu hafta “Ermeni Katliamının Baş Mimarı Yahudi” yazısı ile Siyonizmin siyasi etkilerini değerlendiriyor.

Şuan Fransa’da cezaevinde bulunan yazarımız Salim Muhammed (Carlos), “Mısır’daki İdam Cezaları Korkutma Amaçlı” yazısı ile dergimizde.

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun kaleme aldığı ve her hafta dergimizde tefrika edilen Ölüm Odası B/YEDİ’nin bu haftaki alt başlığı “Kalb Saati”.

Fatih Turplu, şu an Bolu F Tipi Cezaevi’nde mahkûm bulunan Sarp Kuray’ın “İsyan ve Tevekkül” isimli kitabını siz okurlarımız için değerlendirdi. Bu yazıyı da dergimizde bulabilirsiniz.

Gülçin Şenel “Cumhuriyet Tarihi: Edebiyat, Sanat ve Tefekküre Hapis!” başlıklı yazısı ile bu sayımızda.

Gündeme dâir haber-yorumlarımızla birlikte bu haftanın muhtevası böyle. Gelecek sayımızda görüşmek üzere, Allaha emanet olun.


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.