Boğaziçi’nde Neler Oluyor? - Taner Beydilli

Taner Beydilli, “Boğaziçi’nde Neler Oluyor?” başlıklı yazısında üniversitede yaşanan hadiseleri aktarırken bir öğrencisi olarak mevzu bahis okulun nasıl bir şer yuvası olduğunu anlatıyor.

Boğaziçi’nde Neler Oluyor? - Taner Beydilli

Yılbaşındaki rektör atamasından bugüne CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun, emperyalizmin kuklası hâline gelen bazı sözde sol örgütlerin, sürekli yeni bir “Gezi” rüyâsı görenlerin, Müslümanların zulüm gördüğü Kemalist dikta dönemlerini düşleyen birçok oluşumun ve hiçbir zaman bu vatanın evladı olamamışların desteğini alan Boğaziçi’ndeki bir kısım öğrenciler üniversitede protesto yapıyor… Rektörü, atamayı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da hedef alan sloganlarla, eylemlerini sürdürüyorlar. Protestocular arasındaki öğrenci olmayanlar teker teker ayıklandıktan sonra gerçek Boğaziçili öğrenciler eylemlerine devam ediyorlar diyecektik ki, “metalci” kılığıyla, hayâsızca tepinen, sapkın ve sapık oluşum LGBTİ paçavralarını sallayan bu hedonist güruhun görüntülerini medyada seyredince bir kez daha anladık ki, bunlar hakikaten iflah olmaz. Zaten bu düzende olmasını beklemek de safdilliktir. Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu geçtiğimiz haftalarda “Üniversitelerin etrafının çevresi fuhuş evleriyle dolu…” demişti. Akabinde İbrahim Kalın ve Fahrettin Altun gibi devlet yetkilileri Sofuoğlu’na yüklenen açıklamalarda bulunmuş, hocaya ise Sakarya Üniversitesi tarafından soruşturma açılmıştı. Ben bir üniversite öğrencisi olarak, üniversitelerin bizzat merkezinde bir genç olarak söylüyorum: “Evet, üniversiteler ve çevresi fuhuş yuvası olmuştur! Eğer önlem alınmaz ise veled-i zinaların, eşcinselliğin de önünü alamayız!” Bu vaziyetin olmadığını iddia edenler yalnızca kendi kariyerini düşünürse; iffetli, namuslu gençliğin itibarını kim düşünecek?

Dönelim Boğaziçi’ne… Protestolar devam ederken “okulda sergi açalım” diye konuşmalar işittik. Mâlûm olduğu üzere, sözümona “sanat, eser, sanatçı” maskeleriyle iki milyara yakın Müslüman’ın ortak kıblesi, ibadet rotamız, şaşmaz istikametimiz Kâbe-i Muazzama’ya çirkin, aşağılık, rezalet bir saldırı yapıldı ve yapanlar LGBTİ kulübü üyeleri ile destekçileri... Bu hayâsızlar ve destekçileri her fırsatta İslâm’a, mukaddes değerlerimize ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki Müslüman Anadolu’nun çocuklarına saldırmanın, aşağılamanın, tahkir etmenin peşinde olmuştur. Bu güruh, Afrin zaferi sonrası okulda zafer lokumu dağıtmak isteyen Müslüman öğrencilere saldırmış, tükürmek, küfretmek gibi en âdice hâl ve hareketlerden, hanım kardeşlerimize bile saldırmaya yeltenmekten geri durmamışlardır. Biz de gücümüz nisbetinde, elimizle ve dilimizle bu hadsizlere haddini bildirdik.

Lafa gelince insan haklarını savunan bu güruhun zerre insanlığından bahsedilemeyeceğini anlamak isteyenler bir haftalığına Boğaziçi’ne gelebilir. Boğaziçi Kültürsüzlüğü dedikleri tam olarak budur! Boğaziçili akademisyenlerce de hep söylenegelen bir peri masalı vardır: “Boğaziçi, 28 Şubat’ta hiçbir okul başörtülüleri okula alamaz, buna cesaret edemezken başörtülüleri kabul etti; öğrencilerimiz arasında ayrım yapmadık.” Bu anlatılan masal değilse ancak bir halüsinasyondur! Olayın gerçeğini ise bir iki dakika araştırmayla öğrenebilirsiniz. 28 Şubat zulmü şöyle dursun, 2012-2013 yıllarında bile “Benim dersime başörtünüzle gelemezsiniz!” diyen ve bizlere hadsiz Ecevit’in “Bu kadına haddini bildirin!” kelamını hatırlatan “hoca”lar oldu. Bazı “hoca”larca hâlâ daha devam ettirilen başörtülülere kem gözlerle bakma, onları ödev ve not konusunda daha çok zorlama gibi alışkanlıklar var. Daha geçen sene, 2020’de bile, Cuma namazı saatine ders ve/veya sınav koyup bizleri âdeta bir tercihe zorlayan akademisyenlerin varlığı da bir hakikattir. (Boğaziçi İslâm Araştırmaları Kulübü ile yoğun baskılarımız sonucu ders ve sınav saatini öne alabildik hamd olsun geçen yıl.) Söylediklerimiz sadece mâlûmun îlanıdır.

Yaşanan son hâdiselere gelecek olursak Kâbe’miz üzerinden yapılan bu alçaklığı asla kabul etmedik ve gerekli tepkilerimizi her fırsatta dile getirdik. Kâbe’ye yâni İslâm’a kinli bu güruh 28 Şubat zihniyetini iyi araştırıp benimsemiş olacak ki, tıpkı o dönemdeki ikna odalarına benzer bir çalışma örneğiyle Kâbe rezaletine karşı dimdik duran (bir avuç) öğrenciyi fişlemiş, listeler hazırlayıp ifşâ etmişler. Bunun yanında 2015’te Sudan’a giden, imam hatipten Boğaziçili olmuş bir arkadaşımızı her mecrada rezil etmeye çalıştılar… Neden? Kâbe’yi savundu diye… Bu arkadaşımızı ders-bölüm WhatsApp gruplarında rencide ve tahkir etmeyi denediler. Bazı hocalara baskı yapıp, arkadaşımızı okuldan attırmaya çalıştılar. Sırf haksızlığa karşı durdu diye! 130 kişilik sınıfta bir arkadaşım ve ben, sadece ikimiz, bu ahlâksızlığa karşı çıkıp, bunu yapmaya haklarının olmadığını, Kâbe olayını unutmadığımızı ve LGBT denen sapıklığa karşı olduğumuza dâir itirazlarımızı dile getirince de, WhatsApp grubundan atıldık. İslâm’ın emirlerini dile getirdiğim için zaten benden dolayı huzursuz olduğunu dile getirenler de olmuş sınıfta, arkamızdan da “faşist” diyerek hakaret etmiş “faşist”in mânâsını sorsan bilemeyecek şuursuzlar.

Şunu gördük ki, Müslümanlar hâlâ pısırık, korkak ve çekingen bir tavır sergilemeye devam ediyor. Belhum adal güruh, her fırsatta birlik olabiliyor, iki kişiye kalabalıklarla fütursuzca saldırabiliyor fakat bu sırada “bizimkiler” de ancak izliyor! Esasında bizim için pek de ehemmiyeti yok, iman öfkesi olan üç-beş samimi kişi yeter. Hakk ve hakikat dâvâsını güdenlerin korkusu olamaz, olmamalı! Mevcud eğitim sisteminde iyi ezber yapan, çok soru çözen sınavda dereceye giriyor ve tüm dünya da o kişi ahmak da olsa onu “zeki” zannediyor, el üstünde tutuyor. “Boğaziçi bizim göz bebeğimiz, en zeki öğrencilerimizin olduğu okul” açıklamaları yapılıyor ve onlara söz söyletmiyor kimse. Ben içlerinde olan, bizzat bu insanlarla münazara eden bir genç olarak şunu iyi gördüm ki, zeki değiller, akıl ve vicdanları kör olmuş, hiçbir fikirleri ve dolayısıyla fikirlerini savunacakları argüman da yok. Biz fikirlerimizi öne sürerek, gelin zekâlarımızı konuşturalım dedikçe, İslâmî kâideleri hatırlattıkça; değerlerimizle, cümlelerimizle alçakça ve aşağı bir şekilde alay etme teşebbüsünde bulunmakla yetindiler. Tabiî zekâları nisbetinde buna da kabiliyetleri yok. Büyüklerimden dinlediğim kadarıyla söylüyorum ki, “Eski seküler solculara hasret kaldık, en azından kitap okuyup, argüman sunuyorlardı!”

Hülâsa edecek olursak, Boğaziçi hiçbir zaman eşitlikçi özgür bir okul olmamıştır. Bu okulun târihî bağlamda incelenmesi başka bir yazı konusu; fakat tâ Robert Koleji’nden bu yana bu okul, batıcı, zihnini ve kalbini koşulsuz şartsız batıya satmış, kökü batıda olan köksüzlerin ve bu ülkeye en ufak faydası olamayan nesillerin yetiştirildiği bir okul olagelmiştir. Hafızalarımızı bir yoklarsak Boğaziçi’nden bu ülkeye zarar verenlerin mebzul miktarda yetiştirildiğini fark edeceğiz! Şimdi ise Coca-Cola’ya, PNG’ye, McKinsey’e yani demem o ki olanca haysiyetsizliğiyle insanların kanını emen kapitalist nizamın ağabeylerine eleman yetiştirme yuvası olmuştur burası. Bizlere hâlâ daha derslerde LGBTİ ve Feminizm propagandası yapıyor akademisyenler. Yapmayanlar da destekliyor veya susuyor. Ders materyallerinde, sunumlarda kadının kadınla öpüştüğü çirkin, aşağı görselleri izletiyor, bizlere Toplumsal Cinsiyet ve Biyolojik Cinsiyet kavramlarının farklı olduğuna dâir iddiaları ihtiva eden safsataları ders diye okutuyorlar. “İnsan erkek doğup kendini kadın hissedebilir, kadın doğup erkek hissedebilir, biyolojik cinsiyet değil hissî-Toplumsal Cinsiyet algısına bakmak gereklidir.” tipi zırvalara maruz kalmak Boğaziçi’nin rutini… Sınavda çıkan soruları da bu ahlâksız ve mesnetsiz minvalde cevaplamazsan puanın düşüyor, cevaplarsan kendinden utanıyorsun!

Son söz olarak, devlet slogan atmaz, icraat yapar, birkaç rektör atamasıyla da olacak iş değildir bu. Maarif, bizim öksüz dâvâmız, yetim meselemiz... Eğer batının istediği yargı reformlarını bırakıp bir an önce eğitime el atmazsak, iki nesil sonrasında Boğaziçi’nde LGBTİ’ye karşı duran birkaç genci de mumla ararız. Geç kalıyoruz!..

Son söz olarak İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun meşhur ifadesi kulağımıza küpe olsun: “Müslümanlar dik durun, karşınızda leşler var!”

Baran Dergisi 734.Sayı


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.