Geçtiğimiz hafta Amerika’da başkanlık seçimi yapıldı ve gelen ilk sonuçlara göre demokratların adayı Joe Biden kazandı. Kazananın kim olduğunun yanı sıra, bu seçimlerde çok farklı hadiselere de şahitlik edildi. Amerikan basını hâlen Başkanlık koltuğunda oturan Donald Trump’ın yapmış olduğu basın açıklamalarını “yalan söylediği” gerekçesiyle sansürledi. Bunun yanı sıra, Twitter gibi sosyal medya platformları da Amerikan Başkanı Donald Trump’ın seçim ve sayım sürecinde yapmış olduğu paylaşımları “yanıltıcı” kelimesiyle etiketleyerek paylaştı.

Yargı Kimin Elinde?

Amerikan medyası ve Amerika menşeili sosyal medya platformlarının Amerikan Başkanlık seçimleri ve sayım müddetince sergilemiş olduğu tavır, bize kalırsa Amerika için de, dünyanın geri kalanı için de seçimlerin önüne geçmiş bulunmaktadır. Medya kuruluşları ile sosyal medya sağlayıcıları, Amerikan seçimleri süresinde kendilerini “yargı” makamı yerine koymuş, Amerikan Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını “incelemiş”, bu açıklamaların “yalan” olduğu hakkında hüküm vermiş ve ardından da açıklamalara direkt sansür uygulamış yahut “yanıltıcı” gibi etiketler iliştirerek yayınlamak suretiyle yargının elinde olması gereken bir yetkiyi gasp etmiştir.

2016 seçimleri sürecinde Rusya’nın sahte sosyal medya hesapları kullanarak Amerikan seçmenini manipüle ettiği iddiası o günden beri hâlen gündemdeki yerini korurken, Donald Trump 2020 seçimlerinde bile hâlen bununla suçlanırken, bugün Amerikan ana akım medyası ile sosyal medya platformlarının başkan adaylarından birini “yalancı” ilân etmesi ve sansür uygulaması hangi hukuk düzeni ile izah edilebilir?

Son yıllarda adlî yargının vereceği kararlarda bile gitgide söz sahibi olan medya ve sosyal medyanın, Amerikan seçimlerinde kendisini “demokrasi” ile beraber halkın iradesinin ve verdiği hüküm ile uyguladığı yaptırımlarla beraber “yargı” müesseselerinin üzerinde konumlandırması ve bunun sanki sıradan bir işmiş gibi kabul görmesi hem dünya kamu düzeninin ve hem de mahalli kamu düzenlerinin iflası anlamına gelmektedir.

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, “Adalet Mutlak’a” başlıklı konferansında bu hususa dikkat çekmiş ve ikaz etmişti:

- “Teknolojinin geliştiği sürat içinde örf olmuyor, âdet olmuyor, ahlâk olmuyor ve fikir de doğrudan doğruya teknoloji üzerinden işliyor. Baştan şöyle koyalım; yâni ahlâk oluşmuyor, ki ahlâk müesseselerin daha lâtif şeklidir, sonra yaptırım hâline getirirsin müesseseler oluşur.”

Son bir asırdır hem dünya kamu hukuku ve hem de mahallî hukuklar üzerinde teshir edici rolde bulunan Batı hukukunun, herhangi bir ahlâkın pıhtılaşmış hâlinden ziyade “üstün”lerin çıkarını muhafaza etmek üzere şekillendiği zaten malûmdu. Ne var ki teknolojide meydana gelen terakkinin sürati dolayısıyla Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun dikkat çektiği üzere bir ahlâk oluşmadığı gibi, kamu hukuku, tepeden inme kanunların bile kontrol dairesinden çıkmış bulunmaktadır.

Ne kadar idrak ediliyor bilmiyoruz; fakat demokratik ülkelerde “siyasî temsil”le ifâde edilen iktidar müessesesi halkların iradesinin bir yansıması olmaktan tamamen çıkmış ve medya ile sosyal medyanın iradesi hâline dönüşmüş bulunmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’nı demokrasilerin kazanmasından beri zamanla dünya çapında kendisini empoze eden “demokrasi” anlayışı bu vesileyle tam mânâsıyla iflâs etmiş bulunmaktadır.

Dikkat ediyorsanız, mesele yalnız Amerikan seçimlerini kimin kazandığı yahut kaybettiği değil, bunun ötesinde, zaten zafiyetiyle malûl, tartışmalı bir anlayışın mahsulü olan “demokratik siyasî denetim” hakkı, bu son seçimlerle beraber halkın elinden tamamen alınmış ve onun yerine sermayenin elinde tuttuğu medya ve sosyal medya patronlarının eline geçmiş bulunmaktadır.

Böyle konuşunca, sanki demokrasi iyi bir şeymiş de böyle olunca kötü olmuş, demokrasiyi bunların elinden kurtarmaya çalışıyormuşuz gibi anlaşılmıyordur umarım. Demokrasi zaten yanlış bir yönetim sistemiydi ve şimdi Amerikan seçimlerine medya ve sosyal medyanın dahliyle beraber artık eskisinden de yanlış bir idare sistemi hâline gelmiş vaziyette.

Türkiye eğer ki “demokrasi” isimli yönetim sisteminde ısrar edecekse, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine üç sene varken, Amerikan seçimlerine bakarak, seçmen iradesini sosyal medya ile medya patronlarının iradesi karşısında korumak için bu işin hukukî altyapısını kurmak ve işletmek zorundadır.

Amerikan Seçmeni

Tüm bu şartlar altında gerçekleşen seçimlerden sonra, Joe Biden bu seçimin galibi olarak çıkacaksa, bize kalırsa olması gereken, Amerikan halkının ipotek konulan iradesine sahip çıkmasıdır; bunu da mümkünse silahlı bir şekilde yaparsa ayrıca memnun olacağımızı ve iş nihayetinde bir iç savaşa dönüşecek olursa, her iki tarafı da sonuna kadar destekleyeceğimizi de buradan duyurmuş olalım. Amerika’nın eyaletlerini Bağdat’a, Musul’a çevirmekten hiç ama hiç çekinmesinler. Maddî olmasa bile manevî desteğimizi yanlarında bulacaklarından hiç şüphe duymasınlar.

Amerikan Seçimleri

Amerikan seçimlerine dönecek olursak… Gelen ilk sonuçlara göre Donald Trump seçimleri kaybetti ve Joe Biden kazandı.

Donald Trump, izlediği Yahudi siyaseti çerçevesinde Müslüman ülkelerinde ne kadar gayr-ı meşru lider varsa hepsinin maskesinin düşürülmesi ve bunların aslında ne kadar alçak insanlar olduğunun bütün bir İslâm âlemi nazarında aşikâr olması noktasında, bizim açımızdan son derece başarılı bir başkanlık dönemi geçirdi. Senelerce uğraşsak belki de gerçek yüzünü anlatamayacağımız hainler, onun başkanlık döneminde hainliklerini mutlu mesut bir şekilde kendi kendilerine açık ettiler. Donald Trump, diğer Amerikan başkanlarının senelerdir izlediği sinsi siyaset anlayışını terk ettiği için Amerika’nın gerçek yüzünün de Müslümanlar tarafından görülmesinin vesilesi oldu. Bu bakımdan kendisinden memnunduk, yoksa İslâm’ın yahut Müslümanların hayrına bir işi olmadı, zaten olmasını da beklemediğimiz için bizi hiç de hayal kırıklığına uğratmadı.

Donald Trump döneminde hem Amerika’nın ve hem de Müslüman ülkelerin başına çöreklenmiş Yahudiler ile Yahudi tıynetlilerin maskeleri bir sefer düştü ya, artık ister o ister Biden, bu saatten sonra kim seçilirse seçilsin bu gerçekliği değiştiremeyecek ve unutturamayacak. Yoksa seçilen başkanlarla Amerikan siyasetinin istikameti değil, usulü değişiyor, yine öyle olacak.

***

Seçilen başkan dolayısıyla “Batı cebhesi”nde değişen bir şey yok; fakat seçim sürecinde yaşananlar dolayısıyla demokrasi isimli yönetim şeklinin ve dünya kamu hukukunun kayıtsız şartsız iflâs bayrağını çekmiş olması son derece ehemmiyetli bir gelişmedir. Balık baştan kokar hesabı, kendisini demokrasyaların başı olarak konumlandıran, modern hukukun banisi olmak iddiasındaki Amerika’da yaşananlar, demokrasiyi ve Batı hukukunu benimsemiş diğer ülkeler için ibret teşkil etmelidir; ibret almayanın ibretlik olacağı unutulmadan!

Baran Dergisi 722.Sayı