“Yaş’a Basmak!” - Sinami Orhan 

Neredeyse 150 senelik “siyasi tarihimiz”, “ilmini de alacağız irfanını da” ve “ilmini alacağız, irfanını almayacağız” kayıkçı kavgası ile yazıldı. Kısaca, “abdestsiz İT” ile “abdestli İT” kavgası! İT, İttihat ve Terakki’nin kısaltılmış halidir.

Anadolu 19.03.2021, 17:43
“Yaş’a Basmak!” - Sinami Orhan 

Yanılgıya düşmemek gerekiyor! Düştün mü, elbette ki siyasi/aktüel anlamda, diyalektiklerin çelmesine takılır, bayır aşağı hızlanarak gider ve bunu da bir şey zannedersin. Oysa, fren patlamıştır, hız bundandır ve “az sonra” takla atacak veya bir yere çarpıp darmaduman olacaksındır, kibir bunu göstermez. Fikri anlamda bir diyalektik sahibi değilsen ne halt yediğinden de haberin olmaz!

Neredeyse 150 senelik “siyasi tarihimiz”, “ilmini de alacağız irfanını da” ve “ilmini alacağız, irfanını almayacağız” kayıkçı kavgası ile yazıldı. Kısaca, “abdestsiz İT” ile “abdestli İT” kavgası! İT, İttihat ve Terakki’nin kısaltılmış halidir.

Bu kavgada abdestsiz olanlar daima kazandı. Hatta abdestsiz İT’ler arasındaki kavgalar çok daha önemli ve şekillendirici oldu “siyasi tarih” açısından; böbürlenip durdukları, kavramlaştırdıkları ‘kurucu unsur’ olmalarından kaynaklanıyor elbette bu durum.

Abdestli İT üyeleri, bunlara Abdülhamid düşmanları demek gerekiyor, eh yazmak gerekiyor, abdestsiz İT’lerden darbe üstüne darbe, tokat üstüne tokat yedikçe akılları başlarına gelmiş, “iyiye doğru temayül” gösterenler olmuş. Misal Milli Şair… Milli diyorlar ama “yerli” demiyorlar ve doğru yapıyorlar, eksiktir de, ne yerli ne millidir; çünkü, sümük mendili gibi sefil bir harabe hayatın içine atılmış, Kahire’de, şurada burada gördüğü ve “fikre” istidadı olmadığından, satıhta laf kalabalığıyla pazarlamasını yaptığı “özgürlükçü İslâm”, bildiğiniz mezhepsizlik ile meşgul olmuş biri. Bir diğeri de Said Nursi Efendi; zeki ve eğitimli olduğundan “İslâmî mevzulara” rahatlıkla girmiş, eski Said, yeni Said gibi “düzeltmeler” yapa yapa yürümüş, bu “İslami” yönü ile cepheleşmeyi yani çevresini bir şekilde tutturabilmiş biri. Ömrü vefa etmediğinden düzeltmediği kısımlar üzerinden de nice “rezil Nurcu” gruplar türemiştir ki, “referans” aldıkları yerler oradadır, Nurcudurlar, Gülenistler de Nurcudur; hem Ehli Sünnet hem Şii-sever -eski ve hatta yeni- Hizbullah da Nurcudur; hayatları kapitalist ve liberaldir, Yeni Asya, Yeni Nesil de Nurcudur; Nurculuk budur, düzeltmeye ömür yetmemiştir, düzeltir miydi, fark eder miydi? Belki unutmuştur, yeni haline dalmıştır, bilmiyoruz, Ahbes’e lanet tavrını biliyoruz yalnız, bu tavırdaki “edep dışı” kısımları da biliyoruz, benim ömrümü iki defa sürmüş yaşta olan ve gönül huzuru ile “arkadaşım” dediğim eski MSP milletvekili Vahüdiddin Karaçorlu, Allah ona rahmet etsin, 90’ların en ateşli günlerinde yanımdaydı, yanımızdaydı her şekilde, İbdacıydı rahatça, Nurcuydu, zerre ıskalamasız, tavizsiz Ehli Sünnet idi, böyleleri de vardı, vardır da. Bunların yanında tam bir bukalemun olarak hayat süren Hüseyin Hilmi Işık, Işıkçılar da var ve bunlar aslında çok daha faaller, bukalemun olduklarından ancak teneşir tahtasına geldiklerinde anlaşılabiliyor ve hatta orada da anlaşılmıyor, “yaşadıkları gibi gömülüp” gidiyorlar, Aytaç Yalman şüphelidir, şüphelimdir, kayda değerdir. Yeniden Milli Mücadeleciler kayıt dışıdır, köksüzdür, sonradan imal edilmiştir, transferler ile büyümüş ve transferler ile küçülmüş, Perinçek gibi “aparat” olarak imal edilmiş ve ama onun gibi etkin, yine ve ama istikbali olmayan bir çetedir.

Abdestli İTin bu iki kemik kadrosu, Milli Şairciler ve Nurcular, Özal’a gelene kadar köşede. Özal ile birlikte şaha “kalkış’ma!” Ak Parti devrinde de ilerleme. Her yerdeler. Ama “akbil” gibiler, tam gemi kaçacak son anda yetişmişsin, Akbil’i makineye uzatıyorsun, “dıııt, yetersiz bakiye” diyor ve gemiyi kaçırıyorsunuz ya, öyleler! Her şeyleriyle öyleler. Misal, İT’in içinden geldiler, silahşorlar, en öndeler, mayın eşeği gibiler, cahil cüreti ile “büyük” işler yaptılar “milli mücadele” ve elbette “Yıldız’daki Baykuş” devrinde, Ulu Hakan’ın nefis ve ince ironisidir, tımarhanelik oldular mesela, giderken de oraya “zalimler için yaşasın cehennem” dediler, sonra buna pişman oldular; ama dediler, öyle cüretkardılar, abdestsiz İTler tavuk kümesinde saklanır, kulislerde iş bitirmeye çalışırken bunu yaptılar ama ne oldu?

Ya öleceklerdi ya sürgüne gideceklerdi ya “devir tarikat değil iman kurtarma” diyerek yenilgiyi kabul edip köşeye çekileceklerdi. Öyle yaptılar. Abdestli İT’in temellerini attılar. Başımıza bela çıkardılar.

Rahmetli Üstad’ın bu iki kliğe el uzatma hadisesi de malumdur; Said Nursi efendi hayattayken aralar hoşken, vefatının ardından kurulan Ağabeyler Komitesi, arkalarına aldıkları Nurlu Salamon ile seslerini yükseltmeye çalışmışsa da, Vefa’ya gönderilen “düdüklü tencere” ile sus pus olmuşlardır. Ama mikrobu zerketmeye devam etmişlerdir. Bu iki kliğin ve bahsettiğimiz diğer iki kliğin tüm derdi, Büyük Doğu olmuştur desek, yeridir. Kıyıda köşede sessizce okudukları, adını telaffuzdan dahi çekindikleri “Sırr-ı inna atayna” risalesini, kendilerini yoklamaya giden İbdacılara “basamazsınız bunu” diye vermelerinin haftasında kapakta görmeleri bile onları kibirlerinden alıkoymamıştır. Bu sefer de hep birlikte İbda üzerine çullanmış, “ölüyü dirilttiniz” suflesini vermişlerdir. Vahdidüddin Karaçorlu gibiler ise bunlarla yollarını ayırmıştır.

Bugünlerde oluşan kimi yeni klikler, ismini yazmaya lüzum yok onların, sade suya tirit, kadrolaşma dahi yapamayan, hareket değil ferdi tahakküm kurma derdindeki sabun köpükleridir. Ömürleri uzun değildir, “eğleniyorlar” ve “dünyada mekan” derdiyle hareket ediyorlar. Her şeyleri ama her şeyleri ile “hard disk”lenmiş güruhun “eğlencesi” şimdilik bozulmuyorsa, birilerinin işine gelen işleri yaptıklarındandır.

Abdestli İT’in hali böyledir işte, fazlası yok, eksiği var, Abdülhakim Arvasi Hazretlerine karşı abdestli ve abdestsiz İT’in saldırısı, Necip Fazıl’a da, Salih Mirzabeyoğlu’a da devam etmiştir. Abdestsiz İT’lere ses çıkarmaya cüret edememiş, son senelerde biraz Amerikan rüzgarıyla havlamaya kalksalar da sonradan kuyruklarını bacaklarının arasına almışlardır.

Abdestsiz İT’ler apayrı. Diğerlerinden farkları yok, batı disiplini altında zihinleri kemale veya kamale erdiğinden, taklitçilik kabiliyetleri üstündür, fraksiyon fraksiyon bölünmüşlerdir. Bir kelime veya kavrama yaptıkları yorum farklılaşmasıyla kısım kısım parçalanmışlardır. 67 gençliği denilen, o dönemin “silahlı devrimci sol fraksiyonları” da bunların bir koludur. Mahir Çayan ekibi farklıdır biraz, sahici zannetmiştir her şeyi, İsrail’i hedefe oturtması bundandır, “haddini” bildirmişlerdir. İbrahim “kopuş” yaptı, işkence ile katlederek haddini bildirdiler. Deniz katıksız onlardan olduğu için türküler, ağıtlar yaktılar.

Darbeler de abdestsiz İT’ler arasındaki kavganın tezahürleri. Dünyanın 1920-30’lardaki dünya olmadığını anlayanlar ile öyle olduğunu zannedenler arasındaki kavganın eserleri. Misal 1960 darbesinin geleceğini, albaylar cuntasının faaliyette olduğunu bildiren Albay Samet Kuşçu ibrettir. Darbeyi bildirdi, tek yargılanan ve ordudan “darbeci” diye atılan oldu. Bir sene geçmeden darbe oldu. Abdestli İT’in hali işte buydu ve budur. Abdestsiz İT’ler bu hadiseyi de fraksiyon kavgasında kullandılar. 12 Mart da böyledir. 9 Martçı, “Paris’ten devrim yapmak için gelen” Doğan Avcıoğlu’nun 1930 model darbesi çok kolay engellendi ve 12 Mart ile karşılık verildi. Toprak reformundan bahseden bu ekibe, TÜSİAD’ın çok kısa süre önce kurulmuş olması bile birşey anlatmadı. Süpürülüp sindirildiler. Yok edilemediler. Bunu yapmaya niyetleri de yoktu, kardeştiler çünkü. Büyük Doğu kapatıldı. Esas hedef! Baskı arttırıldı, serseri kardeşin de böylece gönlü alınmış oldu.

12 Eylül de aynı. Cunta değil “silahlı devrimci sol hareketler” ile geldiler bu sefer. Konjonktür değiştiğinden sert tedbirlerle bastırıldı. 1930 modeller Aydınlar Bildirisi ile cevap verdiler 1984’de; “Yerleştik, kök saldık, kültürel hakimiyet bizde!” dediler. Ve gerçekten de öyleydiler. 28 Şubat da böyledir. Süpürülmeyen ekibin hamlesi. Karadayı/Kıvrıkoğlu ekibi, Çetin Doğan cuntasını tasfiye etti; gönül almak için Refah Yol organize şekilde bitirildi.

Hala bu safhada duruyoruz. 15 Temmuz ve sonrası ise çok komplike veya çok basit açıklanmaya çalışılsa da özü budur.

Bir gecede ordunun generallerinin üçte ikisi temizlendi! Kurmaylar da… Hala temizliğe devam. Emniyet teşkilatı da aynı, “yenilendi.” 15 Temmuz ile alakaları olmadığı belli, başka şeylerle alakaları ekseriyetle ispatlanamamış hâkim ve savcılar güruhunun yarıdan fazlası temizlendi. “Temiz sayfa” açıldı yeni “alınan” hâkim ve savcılarla. Ortada 15 Temmuz gecesi dökülen şehit kanları var olduğundan üstüne giden, nedir bu diyen pek çıkmadı, çıkanı ezmeye çalıştılar, birilerinin “kanla kurulan” yeni sistemi budur. Dikkat ama, bu 16 Nisan 2017 referandumu ile milletin onay verdiği ““cumhurbaşkanlığı sistemi” değildir, bu başka bir şeydir, onun arkasına gizlenen ve ondan da gizli ve güçlü bir sistem. İkisini karıştırmak hatadır. Bu sinsice yapılanan sistem, abdestli İT’in Gülenistler hariç diğer kanadının abdestsiz İTin her kanadıyla yaptığı iş birliğinin eseri! Gülenistler hala aktif ve yönlendirici, kendi iç temizliklerini yaparak paralel şekilde devam ediyorlar. Bugün, 15 Temmuz sonrası TSK’nın yeni organizasyonunun altında, şimdi Yurtta Sulh Konseyi üyesi olmaktan yüzlerce ağırlaştırılmış müebbet cezası alan generalin imzası var! 15 Temmuz’dan üç gün sonra bunun brifingini verecekti hükümete; kendi içeriye girdi, organizasyonu ‘‘iktidar” oldu.

Bu yeni organizasyonda ufak bir değişiklik yapıldı sadece. TC Cumhurbaşkanı “ordunun başı”, ilk düzenlemede gerçekten de ordunun başıydı, şimdi bu kağıt üstü kaldı, TSK Genelkurmay Başkanı sadece “başçavuşları” terfi ettirebilecekken, diğer terfi ve atamalar Milli Savunma Bakanına verildi, bakan TSK’nın başı oldu, TC Cumhurbaşkanı ise “olur” veren! Ankara’yı geçen aylarda sarsan “FETÖ’cü komutanlar”ın faturası da, terfileri yapana değil, “paraf” atana kesildi kamuoyunca.

Abdestli İT ile irtibatlı olanların, abdestsiz kardeşleriyle ittifak içinde hareketlerinin “semeresi”, 2021 YAŞ’ıyla belli olur.

Rahmetli Üstad’ın abdestsiz İT’ler eliyle sindirilmiş korkak Kazım Karabekir’e “Erkek ol!” teklifi malumdur; Menderes iktidarı dönemimde üstelik. Erkekliği değil, hadımlığı tercih etti paşa!

Aynı teklifin yapıldığı ‘‘kudretli albay Türkeş” de kabul etmedi. İki teklif, ikisi de darbelerin öncesi. Büyük Doğu’nun teklifi kabul edilmedi ve abdestsiz İTlerin darbeleri geldi.

İbda döneminde de teklif değil uyarılar yapıldı. Kulak asılmadı. Özal’ın suyuna gidenler kibirlendiler, devletin “kurucu”luğunda bulunmayan, ne olduğu belirsiz ama kibirli oldukları kesin “Milli Görüş” rezil bir şekilde tasfiye edildi. Gülenizm heyula gibi dikildi. Asıl aktör oldu. 15 Temmuz, içlerinde bulunan ve kendilerini tek güç gören grubun ve devletin abdestsiz İT’lerden temizliği için kullanıldı; 15 Temmuz’daki hisseleri ayrı mesele.

Şimdi tam buradayız!

Türkiye Başbakanı ve Cumhurbaşkanı tarafından “devletin referansı” haline getirilen “Büyük Doğu’yu kuracağız!” cümlesi “meşru zemindir”, hedef budur. Kararlılık ister. Karşımızda abdestsiz İT’ler yok, bunu bilin. Sadece “kullanışlı aparat” olan abdestli İT’ler ve nev-zuhur çeteler var. Köpek gibi korkuyorlar üstelik bizden. Köpek gibi! Fakat oturdukları mevkiilerin emretme gücünü kullanarak engel olmaya da devam ediyorlar. 15 Temmuz inanın tam budur. Kanlı bir engel! Ve fırsattan istifade revizyon!

Yapacakları budur sadece ve o kadar ahmaklar ki, “YAŞ’a da basabilirler”, çünkü ikmal ettiler kendilerini.

Ne yaparlarsa yapsınlar, Akıncının, Ülkücünün, Müslüman Kürt hareketinin birlikteliğini ve hedefini bozamayacaklar artık. Son kozlarını oynuyorlar. YAŞ’a basmalarını beklemek kadar tabii bir şekilde bekliyoruz. Bekleyin, güçlerinizi ikmal ederek.

Baran Dergisi 740.Sayı

Yorumlar (0)
22
açık
Namaz Vakti 17 Mayıs 2021
İmsak 03:50
Güneş 05:38
Öğle 13:06
İkindi 17:01
Akşam 20:24
Yatsı 22:03
Günün Karikatürü Tümü