Hesabı kapatan biz olacağız! Siyasetin, menfaatin, ikiyüzlülüğün hâkim olduğu, gerçeklerin değil zan ve yalanların işlediği oyunun tezgahına gelmeyeceğiz! Biz, milletiz! Aldananlar aldansın, aldanmaya devam etsin saf saf, aldatan, buna menfaat sebebiyle işbirlikçilik yapan bürokrasinin, vekillerin hiçbirine inanmıyoruz!

*

2017 senesinin YAŞ kararları belirlendikten kısa bir süre sonra, Ağustos ayının 25’inde gazetelerde bir haber yayınlanmıştı. GKB Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Tuğgeneral Ertuğrulgazi Özkürkçü "zehir zemberek veda mektubu" yayınlamış ve basına vererek veda etmişti. GKB'nda 2011'de şube başkanı, 2012'den itibaren de daire başkanı olan Özkürkçü, 15 Temmuz'da rehin alınıp darp edilmiş ve Akıncı Üssüne götürülmüş idi. Mektubunda şunları yazıyordu: "15 Temmuz hain darbe girişimi gecesi GKB karargahında asker elbisesi giyen şerefsizlerce derdest edildim, direndim, mücadele ettim, iki hainden şiddetli darplar aldım. O anda şahsım için zerre korku hissetmedim, ama devletim için çok endişe ettim. Yerimi, makamımı kaybederim korkusuyla zinhar yalana, dolana başvurmadım, hep doğruları söyledim, üstlerimden azar işitme pahasına. Bu çok uzun süreçte maruz kaldığım haksız ithamları, yalanları ve vefasızlıkları artık bir kenara koyarak son sözümü söylüyorum; devlet, anamdır, babamdır, eşimdir, kızlarımdır, namusumdur."

General eskisi Özkürkçü üzerine kısa bir "açık kaynak" taraması yapıldığında 15 Temmuz gecesi GKB karargahında kendisinin nasıl hareket ettiğine dair birçok beyanını bulursunuz. Mahkemelerde de, rehin alınarak Akıncı’ya götürülüş kayıtları olduğundan tanık olarak dinlenmiştir.

Abdulkadir Selvi'nin Hürriyet gazetesinde 19 Temmuz 2016'da, darbeden üç gün sonra "Komutanların başlarına torba geçirdiler" başlıklı yazısında, rehin alınan 17 kişinin başına gelenler anlatıldığı gibi, Özkürkçü'nun savcılık ifadesinden bölümler yer alıyor; bugün hadisenin soğuduğu bir zamanda bilhassa Selvi'nin, bu ve diğer yazılarına tekrar bakmak gerekir, diye bir tavsiyede bulunuyoruz.

Tanık olarak verdiği ifadede şöyle konuşuyor, Özkürkçü:

"- (Özel kuvvet timinin komuta katını çıktığını görünce peşlerinden gidiyor, sonra da Hulusi Akar’ın (komutan) odasının kapısının aralık olması sebebiyle gördüğünü anlatıyor) Komutanın zaten üstüne çökmüş hainler, adam debeleniyor, içeriden sesler geliyor, kalkmaya çalışıyor şimdi ben duyuyorum onları oradan. Komutanım iyi misiniz derken komutanın beni duysa bile cevap verecek hali yok. Adamlar üstüne çıkmış komutanın, onları görmüyorum, yuvarlak veya kare masa var."

Duruşmaların ilerleyen safhalarında yapılan savunmalarda, Özkürkçü'nun anlatımının video görüntüleri ile sanık ve tanık ifadeleriyle karşılaştırılması yapıldığında anlaşılıyor ki bu anlatımın iddia ettiği saat aralığında olmasına imkan yok! Hulusi Akar'ın, iki farklı zamanda verilen iki farklı ifadesinde de "yerde üstüme çöktüler" gibi bir beyanı da yok! Bir başka gerçek daha çıkıyor bu esnada, kendisi alt katta "rehin" alınıyor ve bir müddet sonra da komuta katının karşısındaki bölümde yeralan odaya kitleniyor. "Rehin" alınma hadisesinden, Selvi de bahsetmektedir ilgili yazısında, "Yere yatırdılar, ayaklarımı plastik kelepçe ile bağladılar, kaldırıp sandalyeye oturttular, ellerimi ters kelepçe ile bağladılar, ağzıma paçavra soktular, kafama çuval geçirdiler!" olarak yazıyor onun ağzından. Düzeltme gönderiyor general eskisi Özkürkçü, "Çuval değil, bandana gibi bir şeyle başımı gözümü kapattılar!" diyor. Sonra yaptığı bir başka tanıklıkta ilaveten başına silahlı bir asker bırakıldığını, silahın da başına dayalı tutulduğunu anlatıyor. Anlatımın hemen devamında da, ağzında paçavra olmasına rağmen, bağırarak yardım istediğini... Bu "bağlanma" hadisesini ise başka kimse görmemiştir! Özkürkçü "Helikoptere dalton yürüyüşü ile götürüldük (eller öndekinin omzu ve belinde yürüyüş), helikopterin önüne geldiğimizde ayaklarımızı kelepçelediler, patates çuvalı gibi içine attılar." diye defalarca söylemesine rağmen helikopterlere dair video kayıtlarında görülen normal bir yürüyüş ile gelip aynı şekilde bindiğidir! Özkürkçü tanıklıklarında anlattığına göre, dipçik darbeleri ile yere yatırılmış, elleri ayakları sert ve sıkı olarak kelepçelenmiş, kafasına defalarca silahın namlusu ve dipçiğiyle vurulmuş.

Darbeden hemen sonraki (ihraç kararlarının çıktığı) YAŞ toplantısında görevine devam kararı çıkmış. İlginçtir, "muvazzaf subay" haliyle (başka örneği yok) resmi olarak başvurup "15 Temmuz gazisi" unvanını da alıyor; yukarıda bahsettiğimiz dipçik darbeleri üzerinden. Peki, yaralı Özkürkçü'nün aldığı sağlık raporunda ne yazıyor? Öncelikle raporun 16 Temmuz'da değil, 18 Temmuz akşam üstü alındığını kaydedelim. Raporda onca kelepçeleme, itilip kakılma, patates çuvalı gibi atılma, sayısız dipçik darbesine rağmen yazan, "çizgisel kızarıklık, yüzeysel yara". Sırtta kafada bir şey yok! Kendisinin de beyin tomografi çekimi talebi yok! Bu "raporla" da "15 Temmuz gazisi" oldu! Ardından da hemen YAŞ kararı ile 2017'de "kadrosuzluk"dan emekli edildi.

*

Ertuğrulgazi Özkürkçü 15 Temmuz genelkurmay davası ve dolayısıyla tüm darbe davaları açısından önemli bir tanık; anlatımları diğer sanık ve tanıkların anlatımları ile çarpışıyor olsa da! Hulusi Akar’ın odası üzerine yaptığı tanıklık Mehmet Dişli, Mehmet Partigöç ve Levent Türkkan için bağlayıcı. Levent Türkkan’ın (daha önce kaleme aldığımız bir yazıda bahsettik) işkence görerek verdiği emniyet, savcılık ve tutuklandıktan sonra cezaevinden alınarak götürüldüğü adliyelerde verdiği ifadeleri, Akıncı Üssü ve GKB Çatı davalarında savcılık tarafından "samimi ifadesi" olarak kayda geçmiş, Türkkan ise çıktığı ilk mahkemede önceki tüm ifadelerini reddetmiş, "O ifadelerin nasıl alındığı tüm dünyaya yayılan sargılı, yüzüm gözüm patlak, şişik fotoğrafımdan bellidir." demiştir. Levent Türkkan’ın ilk mahkemede yaptığı açıklama ile Ertuğrulgazi Özkürkçü'nun darbenin hemen ardından çıkartıldığı savcılık ve ileride tanık olarak katıldığı mahkemelerde verdiği ifadeler çok daha önem kazanıyor; sanıklar için "Örgütsel tavır içinde tüm ifadelerini reddediyorlar." standart lafları da her tarafa yayılmaya başlıyor tabii.

GKB Hulusi Akar’ın odasında "ne olduğu", polis ifadelerindeki "samimi itiraflar!" ve Akar'ın iki farklı ifadesiyle az çok bilinip failleri tespit edilmişken, Levent Türkkan'ın reddedişi (odada olduğu söylenenlerin de reddedişi) ile bu "bilinirlik" ister inanın ister inanmayın sadece Ertuğrulgazi Özkürkçü'nün açıklamalarına kalıyor. Oysa video kayıtları ve sanık (ve hatta tanıkların) ifadelerinden ortaya çıkan bir başka gerçek, Özkürkçü'nün Akar'ın odasını görmesinin mümkün olmadığı, anlattığı "adamın üzerine çıkmış hainler" durumundan en az on dakika önce "rehin" alındığı ve bir odaya tıkıldığıdır!

Şuraya dikkat ediniz: O gece GKB karargahında bir şeyler oldu, birileri birilerini rehin aldı, "odalardan çıkmayın" diyerek havaya ateş açtı, ilk an itibariyle nizamiye önünde askerler arasında çatışma gerçekleşti, ölüm ve yaralanmalar oldu, meşhur olan zat hariç, 17 kişinin (iddianamede 18 geçiyor ama kayıtlarda 17 tespiti var) helikopterle Akıncı Üssü'ne götürüldüğü zorla götürüldükleri anlaşılır halde. Bunların hepsi gerçek! Hiç kuşku yok. Ama zor kullananlar kim, darbeyi başlatanlar kim, işte orası belli olmuyor! Çünkü görüntü olmakla birlikte ses kaydı yok. Görüntülerde birileri bir yerlere girip çıkıyor ama tanık ve sanıklar farklı şeyler söylüyor.

Burada denilebilir, "Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın ifadesi yeterlidir." elbette "Genelkurmay Başkanı kurtarıldı." türü yazılar ile ilk günden başlayan psikolojik harp taktiklerinin kurbanı değilseniz, hukukta "itiraf"ın dahi delillerle ispatlanması gerektiğine inananlardansanız, Akar'ın iki ayrı savcılık ifadesi verdiğini, aralarında farklar olduğunu, darbeden günler sonra GKB tarafından yapılmış iki ayrı açıklama olduğunu da göz önüne getirirseniz... Akar'ın beyanı yetse de yetmez! "Doğru"nun da hukuken ispatı gerekir ve bu ispat Levent Türkkan’ın o işkenceden geçirilerek alınmış ifadeleri gibi beyanlar ile olamaz! Türkkan’ın işkenceli beyanları Akar’ın ifadesini doğrular ve üstüne başka bilinmeyen detaylar eklerken, reddediş ve ardından yaptığı savunmalar iddianamelerin "gerçeği yansıtmadığını" ortaya koymaktadır. Türkkan ve sanıklar gerçekten de yalan söylüyorlar, bunun da ispatı hukukî yol ile yapılmak zorundadır!

*

Bunun üzerinde niye duruyoruz?

15 Temmuz'da, Çengelköy'de din ve vatan için toprağa düşen Halil Kantarcı'nın katili kim, tek derdimiz bunun kesin delillerle ortaya çıkması, üzerinde durma sebep ve ısrarımız bundan!

İddianamelere bakarsanız "her şey net!" Sanıkların ve tanıkların açıklamalarına, video kayıtlarına bakarsanız "hadi canım sen de!" Yalan söylüyorlar ("örgütsel reddediş tavrı") desek, sıcağı sıcağına, olay yerinde ve anlatılanların tersine askeri savcılığın gelmesiyle birlikte hiç zor kullanılmadan teslim olan asker ve subaylara yapılan, belgeli işkence raporları ortada, "işkence neden?" sorusu ortada! Gerçekten, olay yerinde ve ister gönüllü ister zor ile teslim alınmış insanlara günlerce niye işkence yapılır, buna dair videolar tüm televizyonlarda niçin yayınlanır? Neden?

Sanıkların gerçekten de ciddi iddia ve tutarlılık ile hazırladıkları savunmaları bulup okumak, iddianame ve diğer sanık ve tanık beyanlarıyla karşılaştırmak, "medya bombalarının" tesirlerinden ayrı durmak... Ve böylece Halil'imizin katillerini bulmak! Tek derdimiz, bu!

*

Tüm hadisenin başlangıcı olan komuta katındaki olayların nasıl ve kimler tarafından gerçekleştirildiğini, dolayısıyla 15 Temmuz darbesinin nasıl ve kimler tarafından başlatıldığı sorusu, Akar’ın beyanı olmasına rağmen, muallak! Bundan emin olunuz! Akar’ın beyanı doğru kabul edilse bile, hukuken doğru olması için delillerle desteklenmesi gerekiyor, o da yok! Odada veya katta olanlar farklı anlatıyor, tüm davaların dayandığı Levent Türkkan, mahkemenin ilk günü bağıra çağıra eski ifadelerinin hepsini reddediyor!

Ve Ertuğrulgazi Özkürkçü beyanları ile bulunmaz hint kumaşı oluyor böylece! Çünkü Hulusi Akar’ın iki ifadesini de hem destekliyor hem de "patates çuvalı gibi atılma" ilaveleriyle üzerine başka bilgiler de ekliyor. Ve beyanlarının çürüklüğü, olmadığı yerde olmuş gibi anlattığı video kayıtları ve tanık ifadeleriyle ortaya çıkıyor!

Hem "kamuoyunun" hem de kolluk ve adliye unsurlarının karıştırdığı durum: 15 Temmuz darbecisi olmak ayrı bir husus, FETÖ'cü olmak ayrı bir husus! İddianameler ise "hain FETÖ tarafından yapılan 15 Temmuz darbesi" diye başlayarak, KESİN İFADE ortaya koyuyor! Yanlış da buradan başlıyor! Yargılananların hepsi FETÖ'cü değil! İki grubun içinde de "başka dini ve siyasi yapılarla ilişkili" olanlar var.

FETÖ! FETÖ mensubu, irtibatlı, iltisaklı olan da "darbeci!" Kilit tanık Ertuğrulgazi Özkürkçü de "FETÖ düşmanı!" İfadelerindeki vurgu, bu!

Pek bilinmeyen bir gerçek şu: GKB Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Tuğgeneral Ertuğrulgazi Özkürkçü, 28 Şubat Darbesi Davasında yargılanan 103 darbeci sanıktan biridir. 28 Şubat sürecinde Genelkurmay Plan Prensipler Başkanlığı temsilcisi olarak Batı Çalışma Grubu toplantılarına katılan, kurulan kriz masasına girme izni olan biridir. Yaptığı çalışmalar sebebiyle Batı Çalışma Grubu tarafından kendisine takdir belgesi verilmiştir. Bahsettiğimiz ifadeleri verirken komedi gibi ama hem görevi başındaydı hem de "28 Şubat darbecisi" olarak yargılanıyor idi! Görevinden el çektirilmemiş, kızak göreve de alınmamıştır. Tutuklanmayan tek sanık üstelik! YAŞ kararıyla darbeden bir yıl sonra Ağustos ayında "kadrosuzluk"dan emekli ediliyor ve yukarıdaki "devlet benim anam, babam vs" mektubunu basına göndererek "veda" ediyor, sekiz ay sonra, 13 Nisan 2018'de de 28 Şubat Darbesi davasında "hakkında isnat edilen suçu işlediğine dair delil olmadığından" beraat eden 68 kişiden biri oluyor! Takdir belgesi "delilden" sayılmıyor mahkemece! Şu anda tutuklu bulunan "acayip gazeteci" Müyesser Yıldız (Oda TV) ile de irtibatlı diyelim. Sümeyye Erdoğan'in nikahına kimlerin katılıp katılmayacağını, nikâh şahidinin kim olduğunu soran M. Yıldız'a hemen cevap veriyor mesela telefon ile.

Bu tuğgeneral eskisi Özkürkçü'nun bir yönü!

Darbe davasında yargılanan Mehmet Partigöç'un odasındaki kasadan çıkan evraklar arasında Özkürkçü'nun "Çocuklarını FETÖ okullarına, dershanelerine gönderdiği, bazı çocuklara yardım ettiği, banka ile havale yaptığı, hava harp okulunda bölük komutanı olduğu dönemde FETÖ (cemaat) iddiasıyla ilişkisi kesilme raporu bulunan öğrencileri koruduğu" iddialarının yazıldığı evrak ele geçirilmiş. Ankara savcılığına ifade veren "Kadir isimli gizli tanık", (darbeden önce veriyor ifadeyi) "TSK içindeki gizli Fetullahçılar" arasında bunun da ismini veriyor! Tanıklık yaptığı dava dosyasının "384 numaralı YAŞ Çalışmaları" isimli ek delil klasöründe de aynı ve daha fazla iddialar yer alıyor!

Bu da Özkürkçü'nun diğer yönü! Hem ETÖ hem FETÖ "irtibat ve iltisaklı!" ve bu arkadaş, ister inanın ister inanmayın verdiği (dozajı her seferinde artan) ifadeler ile 15 Temmuz davalarının kilidi!

*

Mahkemelerde verdiği ifadelere sanık ve tanıkların karşı beyanlarını "Tabii inkar edecek, FETÖ'cü darbeciler" diyerek bir kenara koyalım. Her dediği doğru olsun Özkürkçü'nün. Ortadaki durum yine gariptir!

Hakkında raporlar olan, "gizli kripto FETÖ'cü" olduğunu söyleyen raporlar bulunan bir isim... Hadi bu da "kuru iftira" olsun.

Peki, 28 Şubat darbecisi olarak yargılanması? Bu da "kupkuru FETÖ iftirası" olsun.

Yargılanırken hala görev başında olmasına ne diyeceğiz? "Astına, üstüne ağzına geleni söylemek, tekme tokat girişmekten yargılanmıyor", bilhassa 17/25 sonrası raporların havada uçuştuğu, gık diyenin ihraç edildiği, bunun da üç sene üst üste terfi edemediği (2012-2015) bir dönemde darbeci olduğu iddiasıyla yargılanıyor bu unsur! Sadece bu "detay" dahi garip değil mi?

Adil yargılanma diyoruz. Başkaları gibi bunu sadece kendimiz için değil, aramızda kan olan 15 Temmuz-28 Şubat darbecileri için de istiyoruz. Çünkü ancak bu şekilde gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar, fiilden faile erişilir. Daha Genelkurmay Başkanının "rehin alınmasını" hiçbir kuşkuya yer olmadan açıklayamayan, ne’idügü belirsiz fırıldaklarla yürümeye çalışan davalardan hiçbir netice ortaya çıkmaz! Üstü örtülüdür! Ama biz müsaade etmeyeceğiz Allah'ın izniyle! Halil'imizin kanını yerde bırakmayacağız, faillerini biz tespit edeceğiz. Millet olarak yargılayacağız!

Bu arada, "hey profesör!" seni seçseler bile o "kurul"a, söz sana, indireceğiz seni oradan!

Baran Dergisi 717.Sayı