Bizim Rönesansımızın "Hâmîleri" Kim?


Gülçin Şenel

Gülçin Şenel

23 Temmuz 2015, 16:20

“Yönetim, gözetim, koruyuculuk” anlamlarına karşılık gelen hâmîlik kavramı, fikir, ilim ve sanat adamlarının, devlet adamları veya zengin sanatseverler tarafından maddî olarak desteklenmesi anlamına geliyor. Rönesans dönemi Avrupasında oldukça önemli olan hâmîlik, Rönesans’ın gerçekleşmesinde de çok önemli bir rol oynadı. Meselâ İtalyan Medici ailesi, bugün hâlâ Rönesans sanatçılarının hâmîsi olarak saygıyla anılmaktadır. Tabiî ki bu sadece Batı’ya ve Rönesans’a has bir durum değildi, çok daha önce Abbasî devletinde, Selçuklularda ve Osmanlılarda da devlet adamlarının veya bizzat sultanın, fikir ve sanat adamlarına hâmîlik yaptığı bilinmektedir.
“II. Selim Dönemi Sonuna Kadar Osmanlı Edebî Hâmîlik Geleneği” başlıklı doktora tezinde şöyle söylüyor Tuba Işınsu Durmuş:
- “Devlet yöneticileri; sanatçıları, yaptıkları işleri sonraki çağlara aktaracak ve adlarını ölümsüzleştirecek kişiler olarak görürken, sanatçı da bu yolla sanatını rahatça icrâ edebileceği bir ortam bulacaktır. Söz konusu devlet-sanat ilişkisinin hem Doğu hem de Batı dünyasında benzeri yapılanmalarına özellikle imparatorluk dönemlerinde sıklıkla rastlanır. Doğu geleneğinde bunun da ötesinde saltanat mensuplarının sanatı desteklemeleri yanında kendilerinin de bizzat sanatın çeşitli dalları ile uğraşmaları bir farklılık olarak değerlendirilebilir.” (1)
- “Avrupa tarihinde de bu ilişkiyi kanıtlayan pek çok örnek vardır. Örneğin, sanat dünyasının yıldızları olarak addedilen Michelangelo, Raphael, Titian, Da Vinci, Holbein, Shakespeare, Mozart, Bach gibi sanatkârlar ya doğrudan krala bağlı olarak saray için çalışmış yahut devrin siyasetinde söz sahibi olan yönetici konumdaki ailelerin himâyesinde mesleklerini icra etmişlerdir.” (2)
- “Rönesans Floransa’sında sanat koruyuculuğu, aristokrat aileler tarafından sağlanıyordu. Aristokratlar, sadece sanatı desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda aktif olarak şehrin kültürel hayatının içinde yer alıyorlardı. Strozzi, Corbinelli, Rossi, Medici, Davanzati ve Alessandri gibi dönemin seçkin aileleri, özellikle 15. yüzyılın ortalarından itibaren, önemli patronlar [hâmîler] olarak tanınıyorlardı. Hatta Batı düşüncesinde bu işlem, mesen (fr. mecene) olarak tanımlanmaktaydı. İmparator Augustus’un gözde adamı, yakın arkadaşı ve danışmanı olan Maecenas; edebiyatçıları, bilginleri ve sanatçıları koruyan, onlara büyük maddî yardımda bulunan, bir anlamda sanat hâmîliğinin sistemini kuran kişidir. Şâir ve yazarları himâye eden ve kendisi de aynı zamanda bir şâir olan Maecenas, sanatçıların eserlerini ona hitâb etmeleri yahut ona olan övgülerini dile getirmeleri sebebiyle ünlü olmuş ve adı “aydınların koruyucusu” anlamına gelmeye başlamıştır. Bundan dolayıdır ki, onun adı daha sonra sanat koruyuculuğunun simgesi haline gelmiş ve bu uygulama Batıda mesen olarak adlandırılmıştır.” (3)
- “Brian Richardson, Rönesans İtalyası’ndaki hâmîlik sistemini incelediği Rönesans İtalya’sında “Yayım, Yazar ve Okuyucu” adlı çalışmasında, yazarların, çalışmalarını ithaf ettikleri soylu aileler tarafından desteklenmelerinin bir gelenek olduğundan söz etmektedir. Dustin Griffin, İngiltere’de “Edebî Patronaj” adlı çalışmasında ise, geleneksel toplumlardaki zengin ve güçlü olmanın desteklemek için bir “zorunluluk” olduğunu ve bu zorunluluk durumunun, sadece dinin hükmü değil, aynı zamanda ahlakî bir gereklilik olduğunu ifade etmektedir.” (4)
Osmanlı’da fikir ve sanatın hâmîleri genellikle padişahlar olmuşlardır. İlk dönemlerinde Osmanlı, yeni kurulan devletini tahkim etmekle geçirmiş, II. Murad’a kadar kayda değer bir fikir-sanat faaliyeti veya geleneği henüz oluşmamıştır. Kendisi de bir şair olan II. Murad ise her hafta ilim adamları ve şairlerden oluşan bir meclis toplayarak, buradaki sanatçılara ve ilim adamlarına destek vererek Osmanlı’da hâmîliğin gelenekleşmesini sağlamıştır. Şairlere bağladığı maaşlar, Kanunî devrine kadar bir gelenek olarak ödenmeye devam etmiştir. Fatih Sultan Mehmed’in ise sadece ülkesindeki sanatçıları değil, Batılı sanatçıları dahi desteklediği bilinmektedir. Onun kütübhânesinde pek çok benzersiz eser bulunmasının sebebi de budur.
 
YENİ DÜNYA DÜZENİ’NDE –GÜNÜMÜZDE- HÂMÎLİK
Bugün Batı’da ve ülkemizde fikir ve sanat hâmîliği hâlen devam ediyor, fakat bir farkla: Sanata yatırım yapan büyük ve zengin aileler, daha fazla para kazanmayı amaçlıyor. Kapitalizmin sanat hâmîliği de diyebiliriz buna. Mesela, ülkemizde Eczacıbaşı, Koç, Sabancı gibi ailelerin, Batı’da ise Rothschild, Rockefeller gibi ailelerin bu alandaki tahakkümü malûm: Dünyayı kendi amaçları doğrultusunda şekillendirirken, “Yeni Dünya Düzeni”nin hâmîleri sanatı da elbette boş geçmeyeceklerdi.
İstikbâlin “Yeni Dünya Düzeni”ne talib bizlere gelince: bir konuşmasında şöyle diyor Salih Mirzabeyoğlu:
- “Ölüm Odası”nda ne yapmaya çalışıyoruz?.. Aslında sadece bu esere mahsus değil, bütün eserlerimizi de içine katarak söyleyebilirim; bir bakıma kendi (Rönesansımızı) başlatmanın heyecanını duyurmaya çalışıyoruz… Bu da kendi değerlerimizi yenilemek anlamına gelir… Beş yüz yıllık çöküş ve çürümeyi tersine çevirmek gibi, zorların zoru bir iş… En genel anlamda Batı karşısında “Doğu” diye anlayın. Mücadeleyi, dava ahlâkını, hep verici olmayı, başını bir gayeye adamayı, ilme, fikre, ideolojiye dayalı bir hareket tarzını yaşamak, yaşatmak, aşılamak… “Olması gerekeni” hayâl ettirebilmek, hissettirebilmek… Batı’nın (Rönesans’ta) yakaladığı ışığı, aşkı, şevki, kendi tarih ve değerlerimiz içinde yakalamak… Bunu yapmaya çalışıyor, yapılması gerekenin bu olduğunu göstermeye uğraşıyoruz. İşte aydınların, sanatçıların, ilim adamı, fikir adamı, akademisyenlerin temel alması gereken zemin bu… Bu da ancak bir ideolocya-sistem temelinde gerçekleştirilebilecek bir şey. Büyük Doğu-İbda Külliyatı bunun için... Dünyada bugünkü ruhî, fikrî, siyasî çöküşü bütün sebeb ve sonuçlarıyla tartarak, tarayarak, anlayarak… Kendi nefs muhasebemizi dibine kadar yapmış, bütün zaaf ve kuvvetlerimizi tesbit etmiş olarak, yepyeni bir ruh ve nizâm yekpâreliği içinde yeniden doğmak…” (6)
Bunları duyduktan sonra düşünmeden edemiyoruz: Peki bugün, Eczacıbaşılar, Sabancılar, Koçlar gibi “sanatsever ailelerin”(!) dışında, fikir, ilim ve sanat alanında faaliyet gösteren Müslüman gençleri destekleyen, yetenekleri keşfeden, cesaretlendiren, onları gerekli maddî imkânı sağlayan, yani kendi Rönesansımızı gerçekleştirmemize destek olacak kişi, kurum, kuruluş ve aileler var mıdır?..
 
DİPNOTLAR:
5) Şükrü Sak, “Salih Mirzabeyoğlu ile Sohbet ve İntibalar: Dünya Bir İnkılap Bekliyor”, Milli Gazete, 16 Şubat 2014.

 Baran Dergisi 445. Sayı
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.