Necip Fazıl’ın gelenekte bağlı olduğu kol ve getirdiği yenilik

Necip Fazıl’ın diğer İslâmî düşünürlerden ayırıcı vasfı, İslâmcı düşünceyi sistemli hâle getirmesi ve İslâmcı mücadelenin başlatıcısı oluşudur.

Büyük Doğu-İbda 26.08.2021, 19:00 27.08.2021, 11:11
Necip Fazıl’ın gelenekte bağlı olduğu kol ve getirdiği yenilik

Necip Fazıl, İslâm’ın özünü ortaya çıkaran ve başı sona bağlayarak önemli bir rol üstlenen biridir. Onda, Peygamber merkezli bir İslâm anlayışı esastır. Tasavvufu da peygamber bâtınına ulaştıran bir yol olarak görür, tarikat ve bazı şekillerden ibaret görmez. Onun Başbuğ Velilerden 33 eseri, şeyhi Esseyyid Abdülhakîm Arvasî’den başlayarak Allah Resûlüne kadar varan silsilesini menakıp kitaplarından farklı bir mânâda anlatır. İslâm’ın hakikatini temsil eden Bâtın Yolu Kahramanları’nı kıvılcım kapılacak ölçüler hâlinde takdim eder. Ve hepsinde de şeriata en hassas derecede bağlılık söz konusu. Necip Fazıl, şeriat (fıkıh) ölçülerine bağlılığı esas alırken şeriate uymayan tasavvufu ise reddeder. O, İslâm’ın zâhir-bâtın birlikteliğini savunur, şeriat ile tasavvufu ayırmaz. Bu hususta onun örneği ilk nesil olan sahabîlerdir. Peygamber ve sahabîler onda ayrılmaz bir bütündür, fert ve toplum misali; tesbih tanelerindeki imame gibi. “Peygamber Halkası” kitabı buna dairdir. Asr-ı Saadet, en ileri toplumu temsil eder.

Şeriate (fıkha) bağlı olan Necip Fazıl, itikadda ve amelde Ehl-i Sünnet çizgisinden taviz vermez. “Necip Fazıl, şeriatın zâhirine sımsıkı bağlı olurken, fıkhı nasıl yorumlamış veya hangi gelenek içinde anlamış?” diye sorulabilir. Necip Fazıl, fıkhı, kabuk bilgisi ve katı zâhirci mânâda anlamaya karşı çıkmıştır. İdeolocya Örgüsü’nde ham yobaz ve kaba softa ile sahte sofiler müstakil bahisler olarak yer alır. İlmin zâhirini tek başına yeterli görmemiş, zâhire de de sımsıkı bağlı olarak zâhir-bâtın birlikteliğini esas almıştır. Demek ki Necip Fazıl, şeriatın tek harfinden bile taviz vermez iken, onun bâtın yönünü de ikmal etmeyi esas alır. Ruhsuz bir dinin kuru bir ceset olduğunu vurgular ve dini hayata iman ve aşk boyutu ile canlılık kazandırmak ister. O’nun Toptaşı Cezaevi’nde iken yazdığı ve geleneğin yeni bir ruh ile ifadesi olan ilmihal tarzındaki İman ve İslâm Atlası eserinin alt başlığı onun mezcedici rolüne de işaret eder: “ŞEKİL, RUH-AMEL, HİKMET”. (1)  Kendisi eserin takdiminde bu hususu şöyle ifade eder:

“Şekille ruhu, amelle hikmeti, mezcetmek gayesini güttüğüm bu eserde, hem en emin “ilmihâl”i hem de en şaşmaz tefekkürü, en sağlam müşahhas üstüne en ulvî mücerredi bina edercesine mimarîleştirirken, tebliğci olmaktan ziyade telkinci olmaya gayret ettim.” (Kısakürek, 1981, s. 4)

Üstad Necip Fazıl’ın, zâhiri bâtından ve bâtını zâhirden ayırmaya karşı olduğu, şekil ve ruhu birlikte ele aldığı düşünülürse, onun misyonunun sıla üzerinde “zü’l-cenaheyn-iki kanatlı” olduğunu ifade edebiliriz. Şimdi ilim çevrelerince interdisipliner veya multidisipliner denen durum. Belki de onun yenileyiciliği ve değeri de buradadır. İslâm’a muhatap anlayış davasının nasıl’ını çerçevelemesini de bu noktadan idrak etmek gerekir. Disiplinlerüstü olarak anlayışı yenileyici mütefekkir rolü.

Fıkıh ilmi, âyet ve hadislerden hükümler çıkarma (yorumlama) şeklidir. Her Müslüman ayet ve hadislere mutlak olarak bağlıdır. Ancak herkes müctehid olamayacağı için bir yorumlama şekline (müctehid imama-mezhebe) tâbi olmuştur. Böyle bir tercih ile bütün Müslümanlar karşı karşıya olup herkes samimî olarak Hakka ulaştıran yoruma (mezhep-anlayış) tâbi olmak ister. Müctehid mezhep imamlarımız itikadî ve amelî ölçüleri billurlaştırarak bu ihtiyacı karşılamışlardır. İslâm mütefekkiri ve önderleri ise bu vazifeyi fikir ve siyaset alanında yerine getirirler. İlim sınıfını da himaye edecek fikir ve siyasetten kasdımız, siyaset-i şeriyyedir. Bu saha boş bırakılamayacak kadar önemlidir. Aslında bu bir görev bölümüdür. Şu meseleyi de ifade edelim ki, bu devirde İslâm devleti olmadığı için resmen ulema sınıfı da yoktur. Ancak Müslümanların gayretleriyle oluşacak ilim ehli her devirde vardır ve farz-ı kifaye olan bu vazife her mü’minin boynuna borçtur.

“İslâmın ölçüleri ve kaynakları yerli yerindedir ancak onlara bakacak göz nerededir?” suali mühimdir. Hele hele devrimizde gelenekle bağın kasıtlı koparıldığı (Harf inkılabı ile bir gecede İslâm ilim ve kültür mirası âtıl bırakılmıştır.) düşünülürse işin ciddiyeti daha iyi anlaşılır. Müslümanların yeniden doğuş ve ilim-irfan mirasını ihya ediş çabası içinde olduğunu ve bunun esasen varlık-yokluk meselesine denk geldiğini söylemeliyiz. Büyük Doğu davasını “Doğu’nun doğuşu” olarak niteleyen Necip Fazıl’ın gençliğe hitabesindeki, “iptal edilmiş hislerini iade etmek üzere” ifadeleri çok anlamlıdır ve bu varlık-yokluk meselesine temas etmektedir. Onun için Necip Fazıl, çok kritik bir devirde gelmiş ve bu milletin İslâmî hayatında baş rol oynamıştır. Onu seven ve sevmeyen, dost ve düşman herkesin kabul ettiği bir husustur bu.

Böylece Necip Fazıl’ın İslâm’a muhatap anlayışı yenileyici rolüne işaret ederken, onun “Gazâlî, Rabbânî ve Arvâsî” geleneğine bağlı bir yorumlayış içinde olduğunu ve esasen bu bakış açısının İslâm geleneğinin genelini (Ana Cadde-Sevâd-ı A’zam) ifade ettiğini söyleyebiliriz. Onun tasavvufî bakışı İslâm geleneğinde ziyadesiyle vardır. Necip Fazıl’ın gelenekten çok güzel bir süzme yaptığı ve âhenkli bir bütün meydana getirdiğini söyleyebiliriz. Allah’a ulaştıran mutlak vasıta olarak Peygamber sevgisini başa almıştır. Allah’ın Sevgilisine nasıl bağlanılacağının misali olarak sahabîler vurgusu da Necip Fazıl’da önemlidir. Ondaki imân ve aşkın, sanat ve irfan çabasıyla buluşup bu âhenkli bütünlüğü sağladığını ifade edebiliriz. Ne fıkhı ihmal ediyor, ne tasavvufu, ne zâhiri ihmal ediyor, ne bâtını.

Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü eserinde “ham yobaz, kaba softa” diye bir sınıf ile kaba ve şekilci Müslümanlığı reddederken, “nefsanî tefsirciler” ve “reformcular” sınıfını da aynı eserinde mahkûm eder. (Kısakürek, 2017, s. 171-180) Onun şeriat mihengine zâhir-bâtın bütünlüğü içinde tüm yönleriyle bağlılığı, fikriyatının temelini teşkil eder. O, belki de bu açıdan Müslümanların ruh yuvasında tam mutabakat bulmuş bir Allah dostudur.

Necip Fazıl, yenileyici bir mütefekkir olarak bilhassa Tanzimat’tan beri bozulmaya yüz tutmuş İslâm’a muhatap anlayışı yenilemiş, onu kir ve lekelerden arındırarak özü ve aslıyla tekrar ortaya çıkarmıştır. Birçok düşünürde ve Mehmet Akif’te olduğu gibi “Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.” anlayışı Necip Fazıl’da yoktur, bilakis o, idraki yenileyerek İslâm’a uygun bir anlayış zeminine oturtmuştur. Mehmet Akif’in ifadesini ise, “İslâm idrakine söyletmeliyiz asrımızı...” (Davudoğlu, 1978, Önsöz, s. 4) şeklinde tashih etmiştir. İşte onun kanlı çilelerle ve ağır bedellerle örgüleştirdiği Büyük Doğu İslâm’a muhatap anlayışı bu idrak zeminidir.

Bize zorla dayatılan Batı düşüncesi (modernizm) karşısında İslâmî düşünceyi canlandırmış, ahlâk ve estetik boyutuyla sistemli hâle getirmiştir. Necip Fazıl’ın diğer İslâmî düşünürlerden ayırıcı vasfı, İslâmcı düşünceyi sistemli hâle getirmesi ve İslâmcı mücadelenin başlatıcısı oluşudur. Onun mücadelesi yeni bir toplum düzeni kavgası olup eserlerinde de bu düzenin modelini (Başyücelik sistemi) ortaya koyuyordu. Bugün Müslümanların dinî şuur yanında siyasî şuur kazanmalarında baş âmilin Necip Fazıl olduğunu söyleyebiliriz.

Büyük Doğu’nun misyonunu ve yenileyicilik vizyonunu hülasa eden şu ifadeleri, İdeolocya Örgüsü eserinin ilk sayfalarından verelim:

“Büyük Doğu”, İslâmiyetin emir subaylığı... Büyük Doğu, İslâm içinde ne yeni bir mezhep, ne de yeni bir içtihat kapısı... Sadece “Sünnet ve Cemaat Ehli” tabirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca saffet ve asliyetiyle İslâmiyet’e yol açma geçidi; ve çoktan beri kaybedilmiş bulunan bu saffet ve asliyeti Yirmibirinci Asrın eşiğinde eşya ve hâdiselere tatbik etme işi... Galiba işlerin de en değerli ve pahalısı...” (Kısakürek, 2017, s. 12)

Ortaya koyduğu sistemde zâhir-bâtın uyumunu billurlaştıran Necip Fazıl, fikir ve eylemi birlikte yürütmüş, ideolojisinin bilfiil kavgasını da vermiştir. Batıcı küfür rejimine karşı isyan bayrağı açarken kendi nizamını kurmaya da gayret etmiştir. Aksiyon kelimesi onun sevdiği ve Türkçemize kazandırdığı bir kelime olup şöyle tanımlar: “Aksiyon, sade iş ve fikir değil, üstün işe hâkedilmiş, üstün fikir demektir.” (Kısakürek, 2008, s. 11) Aksiyonun bu tanımından ve Üstad’ın fikrini, sanatını ve aksiyonunu küllî olarak içinde barındırmasından, “NECİP FAZIL BİR AKSİYON ADAMI İDİ” tanımlamasının tek başına onu ifade etmekte yeterli olacağını belirtelim.

Necip Fazıl’ın eserlerini de tercüme eden Mısırlı araştırmacı Dr. Muhammed Harb, Pakistan’ın millî şairi Muhammed İkbal ile İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif’i birçok yönden birbirine benzetirken, Necip Fazıl’ın farkını ise şöyle ifade eder:

“İlk ikisi Müslüman toplumların acısını, derdini sadece dile getirmekle yetinmişler, onları harekete geçirememişlerdir. Necip Fazıl, herkesin bilinen dertlerle ilgilenmesi için, aksiyona girişmiş, büyük gürültüler koparacak yayınlar yapmış, Müslümanları uyandırmıştır. İkbal’in dediği gibi, “uyan” demekle kimse uyanmıyor, onları uyandıracak, sarsacak yayınlar yapmak gerekiyor. İşte Necip Fazıl bunu yapmıştır.” (Miyasoğlu, 2009, s. 20)

Necip Fazıl’da; fikir eylemden ayrılmaz, eylem de fikirden; madde mânâdan ayrılmaz, mânâ da maddeden; ruh bedenden ayrılmaz beden de ruhtan. Fıkh ile tasavvufu da bu mânâda mezceden Necip Fazıl, hikmet-i teşri olarak İdeolocya Örgüsü gibi eserler verirken tasavvufa dâir eserleri de emsalsizdir. Aksiyonun amel demek olduğunu ve onun da fıkhî hüküm mânâsında değerlendirilebileceğini de ifade edelim. Hem de amellerin en üstünü küfre karşı cihaddır. Tasavvufu da ahlâk ve irfan olarak algıladığı ve nefs ile cihadda baş amil olarak gördüğünü vurgulayalım ve işin hikmet boyutunu velilerden devşirdiğini ilave edelim. Yani, içteki cihadın vasıtası tasavvuf ilkeleri olurken dıştaki cihadın vasıtası da şeriat hükümleri olmaktadır. Nefs muhasebesi ve mücadelesi sonunda cemiyet kavgasına atılan bir Allah kuludur Necip Fazıl.

Türkiye’deki Batıcı-İslâmcı kavgası hâlen en şiddetli bir şekilde sürmektedir. 15 Temmuz darbesinin Fetö’nün taşeronlığında bir ABD darbesi olduğu açıktır. Necip Fazıl’ın fikirleri ve mücadelesinin günümüzde de bize referans olduğunu ve aynı kavganın sürdüğünü söyleyebiliriz. Tüm kurum ve kuruluşlarıyla Batıcı düzenle hem yerel hem global ölçekte hesaplaşıp İslâmî düzeni kâim kılmada Necip Fazıl bize istinad noktası olmaktadır. Emperyal dünya sistemine karşı alternatif bir dünya görüşü olan Büyük Doğu sistemi henüz son sözünü söylemiş değildir.

Dipnot

1-Kitabın baskısında yukarıdaki imlâ kullanılmışsa da, bugünkü noktalama işaretleriyle Üstad’ın kastettiği mânânın şu şekilde verileceği kanaatindeyim: “ŞEKİL-RUH, AMEL-HİKMET”. Belki o zamanki imlâ anlayışında aynı mânâ o şekilde veriliyordu. Büyük Doğu yayınlarından son çıkan baskıda bahsettiğimiz imla kullanılmıştır.

Kazım Albay

Makalenin tamamı için TIKLA

Yorumlar (1)
Bekri mustafa 2 ay önce
Necip Fazıl'ı en iyi şekilde Kazım beyden öğrendim. Mukemmel anlatıyor bravo
15
parçalı bulutlu
Namaz Vakti 20 Ekim 2021
İmsak 05:49
Güneş 07:14
Öğle 12:54
İkindi 15:53
Akşam 18:24
Yatsı 19:43
Günün Karikatürü Tümü