Tarihin en uzak devirlerinden günümüze kadar hakikat adına sayısız insan ve dolayısı ile sayısız görüş ortaya çıkmıştır. Tarih bir bakıma, fikir adamlarının görüşleri etrafında şekillenmiştir. Her devir, yeni fikir akımlarına yataklık etmiştir. Her fikrin kendi içinde tarihi bir gerçekliği vardır. Tarihi süreç içinde ruhçu ve maddeci dünya görüşü ikileminde, fert ve toplum arasındaki muvazene kimi zaman fertten kimi zaman ise toplumdan yana bozulmuştur.

Kadın ve çocukların fabrikalarda çalıştığı, insanların sefillik içinde yaşadığı, çok küçük bir azınlığın zenginleştiği düzende elbette vicdanlar suskun kalamaz. İşte Karl Marks da böyle bir zamanda muhatap olduğu sistemi çözmeye ve iliklerine kadar nüfuz ederek hakikati kendince ortaya sermeye çalışmıştır. Buna mukabil ferdin cemiyeti ezdiği sistemde, sömürüye son vermek adına cemiyetten yana tavır alarak mülkiyeti hırsızlık olarak nitelemiş ve ortadan kaldırmış, bu sefer de ferdin cemiyetin altında ezileceği bir düzenden bahsetmiştir.

Tarihi determinizm

Diyalektik materyalizm, tarihi determinizm ve Marksist felsefe, toplumun değişim sürecinin maddi etkenlere ve insan dışı üretim araçlarına bağlı olarak gerçekleştiğini iddia eder. Toplumsal değişimi, toplumu oluşturan birbirine zıt yapıların ve tarihi determinizmin doğal ve kaçınılmaz bir süreci olarak görür. İnsan iradesini ve düşüncesini, kendi geleceğini ve alınyazısını tayin eden bir etken olarak görmez. Determinizm, insan düşüncesinin ve iradesinin bile insan iradesinin dışında dış faktörlerin etkisiyle şekillendiğini söyler. Bunun aksi bir toplumun duygu ve düşünce yapısını değiştirerek kendini değiştirebileceğini eşya ve hadiselere yön verebileceğini reddeder. Marksist anlayışta madde karşısında insanın duygu, düşünce ve iradesiyle, yani “ben hakikati”yle karşı karşıya olduğu kabul edilmez. Ben hakikatinin karşısında madde insanın imkânına sunulmuş bir alan kabul edilmez. Marksistler bu dünyada “cennet kurma” hayaliyle hareket edip eylemde bulunurken kaderci bir anlayışta kendi dünya görüşlerine tam bir tezat halinde isyankâr davrandıklarının idrakinde değildirler. Madem her şey dış dünya ile belirleniyor, dış dünyanın gerçekleri insanı belirliyorsa harekete ne gerek var. Her şey kendiliğinden kaçınılmaz olarak gerçekleşecektir.

Artı değer

Kapitalizmin temel ekonomik prensibi artı-değer yasasıdır. Kapitalizmi karakterize ederek Marks şöyle söyledi:

“Artı-değer üretimi ya da kazanç elde etme, bu üretim tarzının mutlak yasasıdır. Bu yasa kapitalist üretimin özünü belirler. Ücretli işçinin ödenmeyen emeğinin yarattığı artı değer tüm burjuva sınıfının emekle elde edilmeyen gelirinin kaynağıdır.

İşçi, emek gücünü kapitaliste sattığı için, yarattığı değerin tamamı veya ürünün hepsi, bir süreliğine onun emek gücünün sahibi olan kapitaliste aittir. İşte kapitalist üretim tarzı ve ücret sistemi, sermaye ve emek arasındaki bu değişim türü üzerine kuruludur ve işçiyi işçi olarak kapitalisti de kapitalist olarak yeniden üretmek zorundadır.”

“Klasik burjuva iktisatçıları sermayeyi yalnızca sabit ve döner sermaye diye ikiye ayırıyorlardı. Marks bu konuda önemli bir adım attı, sermayeyi değişmeyen ve değişen sermaye olarak ikiye ayırdı ve artı-değerin üretilmesinde bu kısımların oynadıkları rolü açıkça ortaya koydu. Sermayenin üretim araçlarına (makine, iş araçları, hammaddeler vb.) yatırılan kısmına “değişmeyen sermaye” ve emek gücüne yatırılan kısmına “değişen sermaye” diyordu. Çıkarılan yeni değerin biricik kaynağı canlı emekti ve üretim araçlarının değeri ancak bu emek gücünün aracılığı ile ve bu üretim süreci içinde sırasında hiç değişmeksizin (ya bütünüyle ya parça parça) yeni ürüne aktarılmış oluyordu. Emek gücüne yatırılan değişen sermayenin değeri ise sabit değildi, emek -süreci içerisinde artı- değer yapıyor ve büyüyordu. Marks'ın sermayeyi bu şekilde, değişmeyen ve değişen sermaye diye ayırması, ücretli emeğin nasıl sömürüldüğünün ayrıntılı bir çözümlemesini yapmasına imkân sağladığı gibi; bu sömürünün derecesine nicel olarak belirlemesini işaret etti. Sermayenin emek gücünü sömürmesi derecesini ifade etmek için şimdi artı değer ile yatırılmış bulunan sermayenin tamamı arasında değil, yalnızca bunun değişen kısmı arasında bir orantı kurulması gerekiyordu.”

Teknoloji determinizmin sorunu

Teknolojik determinizm, teknolojinin toplumun dönüşümünün temel başlatıcısı olduğu görüşüdür. Bu teorinin ortaya çıkışı genellikle teknoloji ve toplum arasındaki nedensellik bağını formüle eden Amerikalı Sosyolog Thorstein Vebler’e atfedilir. Teknolojik determinizmin destekçilerine göre, herhangi bir sosyal değişiklik teknoloji, teknolojik gelişme, iletişim teknolojisi ve medya tarafından kontrol edilmektedir. Bunlar da sermaye gücünü elinde bulunduranlardır. Bu kimseler kitleleri maalesef kötü niyetlerine uygun olarak yönlendirmekte, istedikleri değerleri onlara vererek sömürü düzenlerini sürdürmektedirler. Ayartıcı ve insanı kendine cezbedici bu dünya kitleleri kendi dünyalarına hapsetmekte ferdin toplumsal boyutunu yok ederek bu sistem için hazır bir lokma haline getirmektedir. Bu durumda yine Karl Marks’ı haklı çıkarmakta burjuvazinin lehine işleyen toplumu göz ardı eden her düzen, sömürücü bir mahiyet arz etmektedir.

Çare nedir?

Tarihi süreçte bakıldığı zaman dünya görüşlerinin kimi ferdiyetçi kimi ise cemiyetçi anlayışta kendilerini ifade yoluna gitmişlerdir. Kapitalist anlayışın sömürücü yapısını ve ezici ferdiyetçiliği gören Marks cemiyetçi bir dünya görüşü ortaya koymuştur. Kapitalizmin insana zulmeden ve yozlaştıran anlayış ve yapısını derdest ederek değeri ferdin elinden alarak cemiyete aktarmayı yeğlemiştir. Bu durum ise ferdin teşebbüs ruhunu öldürmüş ve toplumu hantallaştırmıştır. Tarihi süreçte kahramanlar, cemiyetin bütünü değil kimi üstün fertleridir. Fikir çilekeşleri ve öncüler cemiyetin kendi değil, cemiyet içinde yoğrulan fertlerdir. Buluşlar, eserler cemiyetlerin bir araya gelip emek vermesi neticesinde değil fertlerin gecesini ve gündüzünü katarak çalışmasıyla ortaya çıkar. Kapitalist düzeni iliklerine kadar çözümlemiş olan Karl Marks liberalizmin kusurlarını ortaya koyarken çareyi yanlış yerde bulmuş, kapitalist dünya da zaman içerisinde kendine çeki düzen vererek Komünist âlemi yenmiştir. Fakat sürekli büyümeye muhtaç olan ve her krizden reformlarla kurtulmaya çalışan kapitalizm de artık doruk noktasına ulaşmış, tarihe gömülmeyi beklemektedir.

Görüş: Bahattin Yeşiloğlu

Baran Dergisi 779. sayı